Kibir, insanın kendisini herkesten üstün tutması, büyüklenmesidir. Bu sebeple kibir varlığının dayanağı olarak bütün kötü vasıfların merkezidir. Hem kötü vasıfların kaynağıdır hem de kötü vasıflarla beslenerek büyür.

Kibir için, aşırı kişilik bozukluğu, kendini merkez olarak görmek, öfkeli, kindar ve insanların eşitliğine inanmamak, kendi dışında hiçbir şeye değer vermemek halidir demek doğru tanımdır. Kibirli bireylerde, ben en güzelim, benim dediğim olur, en doğruyu ben bilirim, kimseden özür dilemem, kimse bana akıl veremez, benim mutluluğum her şeyden önce gelir düşünceleri hakimdir. Kibirli bireyler, kibir özelliklerini taşıdıkları ve kibir sadece kendisini haklı gördüğü için genelde kibirli olduklarını bilmeden kendilerini mutlu etmek pahasına önce kendilerine sonra etraflarına zulmederler. Kibir insandaki ben merkezliliktir ve kişisel bir kayıptır. Kibirli olmak, mevki, makam meslek ya da ne iş yapıldığıyla alakalı değildir. İnsanda olmaması gereken ama diğer canlılarda bulunmayıp yalnız insana ait olan kibir, insanın olduğu her yerde bulunur. İnsan varsa orada kibir de vardır. Kibir sahibi insanlar, kendilerini her şeyin üstünde gördüklerinden dolayı bu üstün görme hali insana ait tüm vasıflar için de geçerlidir. Akıl insana ait özellik olup kibir sahibi insanlar kendilerini en akıllı sanırlar. Düşünce insana ait değer olduğundan kibirli insanlar kendilerini en düşünceli sanırlar. Sevgi için de bu böyledir. Ama tüm bunlar kibirli insanlar için sadece kendileri öyle sandığında geçerlidir ve sanmak gerçek değil olmayanı varmış gibi düşünüp söylemektir. Gerçekte, kibirli insanlar akıllarını da düşüncelerini de sevgilerini de sadece çok dar kalıplar içinde kendi kibirleri için kullanırlar ve kibirleri gözlerini kör ettiğinden aslında akılsız, düşüncesiz ve sevgisiz olduklarını göremezler.

Kibir, insanın kendi hakikati ve insanî yaşamının önündeki en büyük duvardır. Kibir, tüm kötü kokuların ve her türlü hastalık saçan parazitler ile sineklerin kaynağı olan bataklık gibidir. Bir insan kendisini içinde bulunduğu kendisine ve etrafına zarar veren durumdan kurtarıp huzura ermek istiyorsa kibirli olmayı terk etmelidir. Kibir, iman üzerine yaşam sürüp Allah’a kulluk yapmaya engeldir. İman üzerine Allah’a kul olmayanın yaşamı mahlûk yaşamından farksız hatta mahluktan daha da düşük seviyede sürdürülen yaşamdır. Kibir, aklı örter, vicdanı köreltir, gözleri perdeler, kulakları tıkar, dili keser, kalbi kendi elleriyle yaptığı putlarla doldurup fikredemez hale getirir. Cenab-ı Allah, Araf suresi 179. Ayeti kerimede,

Andolsun ki biz, cinlerin ve insanların çoğunu cehennem için yarattık; onların kalpleri vardır, fikretmezler onunla; gözleri vardır, görmezler o gözlerle; kulakları vardır, duymazlar o kulaklarla. Onlar dört ayaklı hayvanlar gibidir hatta daha da aşağıdadır. Onlardır gaflette kalanların ta kendileri.

buyurarak bu gerçeği beyan etmektedir. Kalbimizin Allah’ın istediği gibi İslam olan tevhit üzerine fikretmesi, gözümüzün görmesi, kulağımızın işitmesi için kibir halinin terki farzdır. Araf suresi 206. Ayeti kerimede bu gerçeklik,

Rabbine yakın olanlar, O'na kulluk etmekten asla kibirlenmezler; O'nu tesbih ederler ve O'na secde ederler.

denilerek anlatılmaktadır. Kibirli insanlar, kibirleri içinde adeta karanlık bir zindanda esaret altında yaşarken yine kibirlerinin kendilerine telkin edip izin verdiği oranda, gerçeklikten kopuk ve uzak olarak kendi zanlarınca Allah’a inanırlar, namaz kılarlar, oruç tutarlar, hacca giderler ve dil ile kelimeyi şehadet getirirler ama dediğimiz gibi tüm bunları kibirlerinin olmasını istediği kadar zan üzerine, hakikatten, tevhitten uzak yaparlar. Bunun için inançları da ibadetleri de yapmacık, göstermelik ve içinde kibir olduğundan şirk halindedir ve İslam’a göre küfürdür. Peygamberimiz Hz. Muhammed Efendimizden öncede insanlar Allah’a inanıp, namaz kılıp, oruç tutup Kâbe’yi tavaf ediyorlardı ama şirk ehliydiler çünkü kibir sahibiydiler. İşte peygamber kibir sahibi insanları kibirlerinden kurtarmaya gelip yolu olan içinde kibir bulunmayan İslam’ı tebliğ etmiştir. Bugün peygamber ümmeti olduğunu söyleyen ve ibadet eden birisi eğer kibrinden geçmediyse ve kibir üzerine yaşıyorsa tevhit eri olamayacağından henüz ona peygamber gelmemiştir, henüz İslam olmamıştır. Tevhidin olduğu yerde kibir olamaz. Tevhidin olduğu yerde iman, imanın olduğu yerde secde vardır ve secde alnımızı halıya koymak değil kalben kendimiz dışında her şeyi kendimizden üstün görüp en aşağıya alçalabilmektir. Secde, secde edileni her yüzde görülür kılan kalp ibadetidir. Nahl suresi 49. Ayeti kerimede,

Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.

denilerek, kibirden geçerek şirkten ve küfürden arınma sonucu tevhide dahil olup tevhit idrakiyle kalben secde edenler anlatılmaktadır.

Bilmemiz gereken gerçek şudur ki, bugün bizlere Kur’an’da ibret alalım diye ismi zikredilerek anlatılan Firavun, Nemrut, Tağut, Lehep ve daha birçoklarından herhangi birisi olmak ister misiniz diye sorsalar vereceğimiz cevap, “Hayır istemeyiz çünkü onlar Allah’ın lanetledikleridir” diye cevap veririz. Evet, bu doğru cevaptır ve olması gerekendir ama yine bilmeliyiz ki ismini saydıklarımız asla kendileri gibi olmak istemediklerimiz de birer ismi olan canlılardı, bizden farksızdılar. Onların lanetlenmesinin sebebi isimleri değildi! Lanetlenmelerinin sebebi, kibirleriydi. Bu yüzden kibirli olmak bizi onlardan birisi yapar. İsmimizin Firavun ya da Lehep olmaması önemli değildir. Önemli olan kibirli olup olmadığımızdır.

Bir yere gelmiş olmak, bir makama ulaşmış olmak, dünyevî zenginliğe sahip olmak ya da çok hizmet edip ibadet ediyor olmak, çok yardım etmek gibi imana ait değerlerle ziynetlenmek bize bahşedilen lütuftur. Şükrü ise tevazuya bürünüp alçak gönüllü olmaktır. Tüm bunlar bizim kibirli olmamız için bahane oluyorsa ve kibirli olmayı hak görüyorsak şu gerçeği fark edelim ki iblis de Âdem As’a kadar tüm dünyevî ve imanî değerlere en üstünüyle sahip olandı ama kibri Âdem’e secde etmesine engel olduğundan yani tevhide bürünmesini engelleyip dilinde ve aklında olanı kalbine almasına izin vermediğinden Âdem’e secde edemedi. Kalp ibadeti olan secdesi olmadığından dolayı da sahibi olduğu değerlerin önemi kalmadı, huzurdan kovuldu, lanetlendi. Kibri sayesinde secdesi olmayanın gözü kapalı, kulağı tıkalı, kalbi mühürlü olur. Göz tevhide kör, kulak sağır, kalp mühürlü olunca da Allah’a imanın göstergesi olan kendimizde ve tüm yaratılmışlıkta Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet asla ve asla gerçekleşemez. Şehadetsiz yaşayıp şehadetsiz olmayla lanetlenmiş olarak ömrü Hak katında hiçbir değeri ve karşılığı olmayan bir kibir uğruna heba etmiş oluruz. Şehadet ehli olabilmek için kalbi mühürleyen, gözü perdeleyen, kulağı tıkayan kibirden bir an önce tövbe edip kurtulmalıyız.

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mahir 2 yıl önce

Bu güzel yazıyı devlet Adamlarımız da mutlaka okumalı. Büyük ibret var. Sağolun.

Avatar
A. Şahiner 2 yıl önce

Çok aydınlatıcı, teşekkl