Kader, bütün olayların önceden ve değişmeyecek biçimde düzenlediğine inanılan ezeli takdir. Alın yazısı, yazgı veya mukadderat olarak da anılır. Allah’ın yaratıklarına ilişkin planını ve tabiatın işleyişini gerçekleştirmesini tanımlamak için kullanılır. Sözlükte, gücü yetmek, planlamak, ölçü ile yapmak, bir şeyin şeklini ve niteliğini belirlemek gibi manalara gelen kader, Allah’ın bütün nesne ve olayları ezelî ilmiyle bilip belirlemesi diye tarif edilir. Allah'a iman, meleklere iman, kitaplara iman, peygamberlere iman, ahirete iman ve kadere iman olarak belirlenmiş imanın şartlarında da iman edilmesi gereken kutsî değer olarak belirtilmiştir.

İnsanların tanımında ise kader, insanın var oluşundan yok oluşuna kadar hem suret yönüyle hem de yaptıkları yönüyle her an her iş için önceden belirlenmiş olması demektir. Kısaca bizler, doğduğumuz andan itibaren ne yaparsak yapalım o yaptığımız iş önceden öyle yapmamız istendiği için yapmaktayız şeklinde bir kader anlayışı olup bu düşüncenin arkasında farklı gayeler saklıdır. Buna klasik kabulleniş içeren kader anlayışı dememiz en doğru tanım olacaktır. Bu anlayış, “Kaderimde ne varsa onu yaşadım, yaşamaktayım, yaşayacağım” düşüncesi kişinin her yaptığının sorumluluğunu üstünden atıp kendisini aklama çabasından başka bir şey değildir. Size yapılan kötülük için “Ne yapalım, benim kaderim bu kötülüğü yaşamak, yapanın kaderi de bana bu kötülüğü yapmakmış” deyip kabulleniyor musunuz? İşte, kendisine gelince, “Yaptığım iş bize böyle takdir edilmiş, biz yazılanı okuduk” diyenin, kendisine kötülük yapılınca adalet isterken anlayışındaki çarpık kader yorumunu devre dışı bırakmasından daha büyük münafıklık olabilir mi? Kendimizden yana klasik kabulleniş içeren kader anlayışı, Araf suresi 16. Ayeti kerimede,

İblis, beni azdıran sensin dedi, onun için ben de andolsun ki onları senin doğru yolundan çıkarmak için pusu kurup oturacağım.

denilerek işaret edildiği gibi, İblislik yapmaktır, münafıklıktır. Yok öyle, işimize geldiği şekliyle kader kutsiyetinin arkasına saklanarak kaderi pisliğimizi gizlemek için üzerine serdiğimiz örtü yapmak! Cenab-ı Allah’ın İsra suresi 13. Ayeti kerimede,

Her insanın sorumluluğunu omuzuna yükledik. Kıyamet gününde insana, açılmış vaziyette önüne konulacak olan bir kitap çıkaracağız.

vurgusu idrakimize sunulmuşken, yine yüce Kur’an’ı kerimde Allah’a iman edenlerin neler yapıp nelerden uzak durması gerektiği belirlenmişken, yasaklar ve uyarılar açık bir şekilde tanımlanmışken, yoruma gerek duyulmayan kesin emirler verilmişken ve bilinçli varlık olarak yaratılan insan, bilincinden mesul tutularak Allah’a kul olmaya davet edilirken, nefsanî menfaat için işimize öyle geldiğinden tümünü devre dışı bırakmak olan klasik kader anlayışı hükümsüz bir yanılgıdır. Evet, klasik kader anlayışı kişilerin işlerine öyle geldiği için özellikle kendilerini aklamak adına uydurdukları bir tanımdır ve Allah’ı, Peygamberi, Kur’an’ı, insanı devre dışı bırakır!

O halde nedir kader?

Âlem, kendisi ve içinde mevcut bulunan her şey genel tanımıyla cemadat, nebadat, mahlûkat ve insan olarak var olmuştur ve bu süreç bir seyir halidir. Her şey bir üstüne doğru ilerleyerek varlığını tamamlar ki bu maddesel anlamda insana ulaşmak olup insanın kemâli de Rabbine ulaşmaktır. Cemadat, cansız varlıklar olarak kullanılan bir kavram olup tüm cansız varlıklar, madenler, mineraller, dağlar, taşlar olarak anlayabiliriz. Nebadat, tüm ağaçlar, meyveler, bitkilerdir. Mahlûkat, tüm hayvan türleri olup insan ise bilinçli varlıktır. Kamer suresi 49. Ayeti kerimede,

Şüphesiz biz her şeyi belli bir ölçüye, düzene ve plana göre yarattık.

denildiği gibi cemadat olsun, nebadat olsun, mahlukat olsun, insan olsun her şey bir gaye için o gayeyi yerine getirecek özelliklerde ve fizik kuralları içinde yaratılmıştır. Konumuz insan olduğu için insan için kader, anne ve babasının kim olacağı, nerede dünyaya geleceği, şeklinin nasıl olacağı, uzuvları ve nerede ne zaman nasıl öleceği yani bilinciyle müdahale edemediği ne varsa kaderidir. Ali İmran suresi 145. Ayeti kerimede,

Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır. Kim dünyanın yararını isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz.

denilerek vurgu yapılan hakikat, bize bunu göstermektedir. Biz mi seçtik cinsiyetimizi, anne ve babamızı, nerede ve hangi milletten dünyaya geleceğimizi. Eğer biz seçseydik kim şimdiki halinden memnun olurdu? İşte bu kaderdir. Ayrıca kader, biz insanların Allah’ın kulu olabilmemiz için gerekli olan özelliklere sahip olarak yaratılışımızdır. Allah bizleri, cemadat olarak yaratabilirdi ve ona göre özellik verirdi. Nebadat olarak yaratabilirdi ve ona göre özellik verirdi. Mahlûkat olarak yaratabilirdi ve ona göre özellik verebilirdi ama bizleri insan olarak yaratmış ve ona göre özellikler olan bilinç, düşünme, akletme, sorgulama, araştırma, öğrenme, fikretme değerleri vermiş. İşte insan olmaklık ve bu özellikleri kullanabiliyor olmaklık klasik kader anlayışını devre dışı bırakıp insana insan olmanın sorumluklarını yükler! Tövbe suresi 51. Ayeti kerimede,

De ki, “Allah bizim için ne yazdıysa, başımıza gelecek ancak odur. O bizim Mevla’mızdır. Müminler, yalnızca Allah’a güvenip dayansınlar.”

denilişini iyi anlamak lazım! Şimdi, Allah’ın her şeyi yaratmasını, her yarattığını bir gaye için var kılmasını, her şeyi bilen oluşunu, her şeyi gözeten oluşunu yani kısaca Allah’ın tüm sıfatlarıyla varlık âleminde tecelli ediyor oluşunu alıp bunu klasik kadar anlayışına temel yapıp insanî ve imanî tüm gerçekleri devre dışı bırakmak yersiz bir kaçıştır. Allah bizim için ne yazdıysa başımıza o gelir ancak. Evet, başımıza o gelir çünkü Allah tarafından yolun kendisi ve yolun sonu tanımlanmıştır! Yüzlerce ayeti kerimede bizlerin nasıl olması gerektiği, nelere dikkat edilmesi gerektiği, yaşamın içinde nasıl bulunmamız gerektiği, neleri seçip yaparsak sonuçlarının ne olacağı hep belirtilmiştir. İnsandan sorumluluğu alırsak geriye kalana insan denilmez. Çocuğuna “Sobayı tutma elin yanar” dediğinde artık sobayı tutunca elinin yanacağını yazmış olursun. Bu, sobayı tutup elimizi yakmak zorunluluğunu doğurmaz bilakis yapma diye uyarıdır. Çocuk sobayı tutup eli yanınca, “Bunu babam, annem söylemişti oldu bak kaderimmiş” diyemez çünkü bu kader değildir. Kader olsaydı uyarı gelmezdi.

İslam’a, Allah’a kulluğa davet, davet edilmenin kendisi ve edilenin edilme sebepleri bize gösteriyor ki insan Allah’ın insan özellikleriyle yarattığı bilinçli varlıktır ve mesuldür. Mesuliyeti olanın seçimsiz olması birbirine zıttır. Bizlerin kaderi yani bilinçli varlık özelliği, Allah’tan başka ilah olmadığı gerçeğine dünyada yaşarken kendimizde ve her yüzde şehadet için giydirilmiş mesuliyettir ve bizlerden istenen de budur.

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Özkan Günal 8 ay önce

Saniye A. Bu yazı sorunuza cevap olmuş aslında. Çekiç çivi çakmak içindir. Çekiçle tahta kesmeye kalkmak zulümdür hem çekice hem kesmeye kalkana. Kader çekicin var oluşudur. Cehalet kaderi kötü gösterir!

Avatar
Samiye A. 8 ay önce

bazan kötü kader diye kahırlanıyoruz, böyle deyince günaha girermiyiz. hocam kısaca cevap verirseniz Allah razı olsun.