Cuma namazının, Er olmak, Hür olmak, Akılbalik olmak, Kör olmamak gibi şartları vardır. Bu şartların birkaçı veya bir tanesi bile uygun değilse Cuma namazı kılınamaz. Bir insan er değilse, hür değilse, aklı başında değilse ve körse, gözleri görmüyorsa o insan Cuma namazı kılamaz! Cenab-ı Allah, Cuma suresi 9. Ayeti kerimede,

Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

buyurarak, Kendisine inanan bizlere Cuma namazı kılmayı emretmektedir. Er, hür, akılbalik ve gören göze sahip olmadan Allah’ın emri yerine gelemeyeceğine göre bu emir, tüm şartlar üzerine olmayı içermektedir yani Allah bizlere Cuma namazını emrederken, er olmayı, hür olmayı, akılbalik ve gören göze sahip olmayı emretmektedir. Gözler görme özelliğine sahip değilse bu emir nasıl yerine gelecek? Allah yapmamızın mümkün olmayacağı bir şeyi emretmeyeceğine göre gözün görmesi farklı bir anlam içeriyor olmalı! İşte konumuz olan Hür olmak da tıpkı gözün görebilir hale gelmesi gibi ele alınmalıdır.

Hür olmak, herhangi bir şeyin ya da başka birisinin kölesi olmamak, özgür ve bağımsız olabilmek anlamında kullanılan kavramdır. Cuma namazının şartlarından birisi olduğu için yerine getirmemiz zorunlu olduğundan iyi anlaşılması da zorunludur. Hadisenin genel boyutuna bakarsak, bizler Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan, herhangi başka bir devletin himayesinde olmayan, esir düşmüş, hapse girmiş, prangalı değiliz. Kendi kültürümüzü, dilimizi, inancımızı özgürce yaşayan bireyleriz ve bu bizleri hür yapmaktadır lakin âmâ olmayan gözün görür hale getirilmesi şartı gibi hadiseye iç boyutuyla bakmadan ve hürleşmeden asla gerçek anlamda hür olamayız! Nedir hür olmanın içsel boyutu?

Hür olmanın içsel boyutu öz tanımıyla, Allah’tan başka diğer her şeyi sevmek, zikretmek, hizmet etmek, değer vermek, öncelik yapmak, güvenmek yani gayrılara kulluk yapmak sonucu işte o gayrıların kölesi olmaktan kurtulup Allah’ın kulu olabilmektir. İnsan, kul olandır ve bu kulluğunu ya gayrılara ya da Allah’a kulluk yaparak yerine getirir ki bu insanın mecburiyetidir çünkü kul özelliğinde yaratılmıştır. Şimdi bakalım kendimize, Hür müyüz?

Bizler, yaratılış hikmeti gereği yaratılışımızdan gelen ihtiyaç sahibi bireyleriz. Dünyevî yaşamsallığımızın devamlılığı için mecbur olduğumuz ihtiyaçlarımızı temin etme sorumluğuna da sahibiz çünkü insan yani bilinçli varlık oluşumuz bunu gerektirmektedir. Eğer bizler bilinçli varlık olarak yaratılmamış olsaydık, sorumluluk taşımazdık lakin bilincimizin oluşu sorumluluğumuzu beraberinde getirmektedir. İşte bu sorumluk içinde zorunlu olan ihtiyaçlıklarımızı temin etme mecburiyeti, eşyaya düşkünlüğe dönüşürse, amaç Allah’ın kulu olarak yaşayabilmek için yaşamsallığın devamlılığını sağlayacak olandan geçip, eşyaya kul olmaya dönüşür. İnsan, nefs-i emmaresinin kölesi olarak dünyevî nimetlerin hiç ölmeyecekmiş gibi en iyisine, en güzeline, en pahalısına sahip olma hırsıyla her geçen gün zulmanî vasıfların pençesinde kendisine zulmeder ki bu onu eşyaya, emmareye köle yapmaktadır ve asla içsel anlamıyla hür değildir. Cenab-ı Allah bu konuda, İsra suresi 11. Ayeti kerimede,

İnsan, iyiliği ve güzelliği istercesine kötülüğü ister. Çünkü insan, çok acelecidir.

buyurarak bizleri uyarmakta ve hürlüğümüzü kaybetmemek adına, gayrılara köle olmamak adına uyarmaktadır. İnsan neden kötülüğü isteyerek hürlüğünü kaybedip eşyaya köle olmayı ister ve bunu farkında olmadan nasıl yapar?

Yaşam, sürekli ileriye doğru akan nehir gibi ilerlemektedir ve bizler içinde! Beşeriyet yönümüz dünyaya tâbî zaman ve mekân içinde ihtiyaç duyduklarımıza bağlıdır. İnsanî değerler olan bilincimizi, sevmemizi, zikrimizi yani kulluğumuzu dünyaya yönelttiğimizde emmare bizi esir alarak zulmaniyetin vasıflarıyla kuşatır. Artık bizim için tek değer dünyevilikler haline dönüştüğünden, elde etmek adına Allah’ın yasakladığı haller içinde bulunmak ve bunu yaşam tarzımız haline getirmek olağan gelmeye başlar. Kıyame suresi. 20-21. Ayeti kerimelerde,

Hayır, siz geçip gideni seversiniz ve ahireti bırakırsınız.

denilerek işaret edildiği gibi göz Allah’a, kulak Allah’a, kalp Allah’a kapanır da dünyanın kölesi olarak hürlüğümüzü gelip geçicilere değişmiş bir halde, yalan söyleriz de söylediğimiz her yalanın kölesi oluruz! Çalarız ve çaldığımız her eşya, emek, düşüncenin kölesi oluruz! Hak yeriz de yediğimiz hakkın kölesi oluruz! Aldatırız ki aldattıklarımızın kölesi oluruz! Makamı kötüye kullanır makamın kölesi oluruz! Haksız kazanç elde eder paranın kölesi oluruz! Oysa tüm bunları yapmak insana, hür kalabilsin de Allah’ın kulu olabilsin diye yasaklanmış köle olma halleridir ve insan ayette belirtildiği gibi bunları yapmayı ister ve yapar! Bir de bu haliyle yani hür olmayan kölelik haliyle Allah’a inandığını söyleyip yine kendisinin uydurduğu içi boş ibadetler içinde olur, çıkarı öyle gerektirdiği için! Hac suresi 11. Ayeti kerimede,

Ve insanlardan, Allah'a kalbiyle değil de diliyle kulluk eden de var; ona bir hayır isabet ederse kalbi yatışır o hayır yüzünden, fakat bir sınamaya uğrarsa yüzü dönüverir; dünyada da ziyan eder, ahirette de işte budur apaçık ziyan.

denilerek bu hakikate dikkat çekilir. Oysa bizler bu dünyaya Elest Bezminde “Yalnız sana kulluk yapacağız” diyerek söz vermiş bir halde, Allah’a kulluğun şartı olan hür ve bilinçli bir varlığın tüm özelliklerinin kullanıcısı olarak geldik. Kalbimizde dünyaya ait hiçbir para putu, mal putu, makam putu gibi putlar yoktu. Tümüne dünyada yönelip kendi isteğimizle putlara tapıp secde eder hale dönüşerek hürlüğümüzü kaybettik ve kölesi olduk! Âdiyat suresi, 6-7. Ayeti kerimelerde,

Ki gerçekten insan Rabbine karşı nankörlük yapmaktadır ve kendisi de buna şahittir.

denilerek anlatılan gerçeklik gözümüzün önündeyken, nasıl hürlüğümüzü kaybettiğimiz ve nasıl tekrar hür olabileceğimiz gösterilirken kölelik halimize, yalan söylemeye devam ederek, çalmaya, gasp etmeye, hak yemeye, makamı kötüye kullanmaya devam ederek, isteyerek ve ısrarla devam etmek yani nankörlüğümüzü sürdürmek, bizi asla Allah’ın kulu yapmayacaktır.

Allah’a kul olmanın şartı, Allah’tan başka ilah olmadığına dünyada yaşarken, kendimizde ve her yüzde şehadet etmektir. Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet eden hürleşmiş ve şehadet üzerine yaşayan da hür olarak yaşıyordur. Henüz şahadeti olmayanlar, kendilerine ilah yaptıklarının kölesi olarak yaşayanlar ve onların kulu olanlardır.

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.