"Ey bu ülkeyi yönetenler, bir ayrılık sonrasında ya da bir aşk acısı çektiğinizde hiç mi bir şarkımız size teselli olmadı, bir ağıtla, bir bozlakla hiç mi hüzünlenmediniz, bir düğünde hiç mi halay başı olmadınız, 'Dağ Başını Duman Almış' marşını da mı okumadınız?

İşte böyle sesleniyordu yetkililere, Müzik Yorumcuları Meslek Birliği (MÜYORBİR) Başkanı, sanatçı Burhan ŞEŞEN..

Ve ‘Dünyanın gelişmiş ülkelerinde ya da salgın sürecini iyi yönetebilen ülkelerde, sanatçılar devletten aldıkları desteklerle, evinden dışarı çıkmasa bile üreterek ve ürettiklerini çeşitli yöntemlerle paylaşarak bu ağır koşulları aşabilmesine’ karşın, Türkiye’nin bunu başaramamasına kahırlanıyordu.

Bu arada, ‘Sanat ve sanatçıların normalleşmenin dışında tutulması, tam ya da yarı kapanmalarda içki satışının yasaklanması, eğlence yerlerinin açılmamasının yanı sıra Atatürk’e hakaret edenlere sessiz kalınması tesadüf mü, yoksa ideolojik mi? soruları havalarda uçuşuyordu.

SANATTA HAK İHLALLERİ RAPORU

Gezi sürecinde kurulan Sanat Meclisi tarafından, yıllardan beri her ay “Sanatta Hak İhlalleri” başlıklı bir rapor hazırlanıyor.

Hayatımızı müziğiyle zenginleştiren sanatçıların söylediklerinin de yer aldığı rapor, müzisyenlerin yaşadığı ağır koşulları en gerçekçi biçimde ortaya koyuyor.

CHP İstanbul Kültür ve Sanattan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı, gazeteci Saniye Yurdakul’un haberinde özetlenen raporda, sanatçıların “Pandemi bizleri daha önce hiç tecrübe etmediğimiz, olumsuz ve telafisi neredeyse mümkün olmayan büyük sorunlarla baş başa bıraktı. enstrümanını satan, intihar eden (50 bin sanatçı işsiz, 130 sanatçı intihar etti) sanatçı dostlarımız oldu. Sosyal devlet anlayışının da olmaması ne yazık ki birçok sektör gibi bu sektörü de sahipsiz bıraktı” görüşlerine yer veriliyor.

MÜYORBİR Yönetim Kurulu Üyesi Belkıs Akkale de şu bilgileri aktarıyor: “Kültür Bakanlığı her ay 1000 TL olmak üzere 4 ay destek verdi. Müzisyenler sazlarını, evlerindeki eşyaları sattılar. Çok zor durumdalar. 2 bin 300’e yakın üyemiz var. Biz meslek birliği olarak üyelerimizle görüşüp belli bir yüzde alıp fon ayıracağız, zorda kalan müzisyenlerimize dağıtmak için. Ama biz bunu sadece kendi üyelerimiz için yapabiliriz. O kadar çok müzisyen var ki. Ülkemizde maalesef çok fazla değer görmüyoruz. Devlet bu süreçte maalesef ki sınıfta kaldı. Dört ay 1000 TL ile bu sorunlar çözülmez.”

Sanatçıları, sanat emekçilerinin yaşadığı bu zorlu sürecin sosyo-ekonomik sonuçlarını ve olması gerekeni Vergi Uzmanı Ozan Bingöl ise şu cümlelerle açıklıyor:

“Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca; üretilen, ithal veya ihraç edilen kaset, cd, dvd, matbaa makinesi, fotokopi makinesi gibi ürünlerden yüzde 3 oranında yapılan kesinti ‘özel kopyalama harcı’ adı altında bir fonda toplanıyor.

2017 yılı itibarıyla fon büyüklüğünün 320 milyon liraya ulaştığı biliniyor. Bu paranın kültür ve sanatsal faaliyetlerin yürütülmesi amacıyla kullanılmakta olduğu belirtiliyor. Oysa olağanüstü bir dönem yaşanıyor. Bu fon şimdi kullanılmayacaksa ne zaman kullanılacak?

...

ATATÜRK’E HAKARET SAPKINLIKTIR

Ne diyor büyük önder?

Sanatsız Kalan Bir Milletin Hayat Damarlarından Biri Kopmuş Demektir’

Yaklaşık 20 yıldır sanata saldıran, tüküren zihniyet, onun en büyük savunucusu ve uygulayıcısı Mustafa Kemal Atatürk ile devrim ve ilkelerine de saldırmaktan geri kalmıyor.

En son iki saldırı Ayasofya’da gerçekleştirilince, ‘Ayasofya, kimi Atatürk düşmanları için saldırı zemini’ olarak görülmeye başlandı.

İlahiyatçı / yazar Cem Kılıç, ilk saldırıyı yapan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın açıklamasını, ‘Erbaş, Atatürk’ü Ayasofya vakıf belgesindeki şartları çiğnemekle suçladı ve lanete uğrayacağını söylemek istedi, aslında söyledi de’ diye yorumluyor.

Cem Kılıç, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısına şöyle devam ediyor:

Ama Erbaş, İstanbul’daki yüzlerce caminin ve Ayasofya’nın yaklaşık 5 yıl boyunca İngiliz işgali altında kalmış olmasını umursamadı. İşgal altındaki bir beldede Cuma namazı kılınamayacağı şeklindeki Sünni itikadı da umursamadı.

Ayasofya müze yapılıncaya, 1934’e değin cami olarak işlev gördü. Müze yapıldığında bile tapuda cami olarak gösterildi. Dönemin uluslararası ilişkileri bağlamında Ayasofya’nın müze yapılması o günün hükümetinin, yurt ve ulus yararına gerçekleştirdiği bir tasarruftu. Atatürk olmasa ve işgal devam etse belki de Ayasofya yeniden kilise olacaktı.

İKİNCİ SALDIRI DAHA VAHİM

İkinci saldırı birincisinden daha vahim... Çünkü ikinci saldırıda bir Kur'an ayeti kullanıldı. Mustafa Demirkan adlı meczup, Allah’ın ayetini Atatürk’e hakaret için açıkça istismar etti.

Bakara Suresi 114. ayeti okuyup ad vermeden Atatürk’e zalim ve kâfir dedi.

Bu apaçık bir SAPKINLIKTIR!..

Peki ne deniliyor ayette: “Allah’ın mescitlerinde onun adının anılmasına engel olan ve onların harap olması için çalışandan daha zalim kim vardır?..”

Tefsir kitaplarında bu ayet ile Beytül Makdis’i tahrip eden Romalıların yahut Müslümanların Kâbe’de ibadet etmesine engel olan Mekkeli müşriklerin kastedildiği açıklanmaktadır. Hiçbir tefsir kitabında Ayasofya’dan bahis yoktur.

Atatürk on binlerce camiyi düşman işgalinden kurtarıp özgürce ezan okunmasını sağlamış, düşmanın tahrip ettiği onlarca camiyi devlet bütçesinden sağlanan ödeneklerle onartmıştır.

Atatürk Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurmuş, binlerce din görevlisini camilerde istihdam etmiştir. Kuranı Kerim’in meal ve tefsirini yaptırmış ayrıca hadis derlemelerini de Türkçeye tercüme ettirmiştir.

Böyleyken onu din karşıtı gibi göstermeye çalışmak hem dine hem gerçeğe hem de büyük Türk Milletine ihanet etmektir.’

---

İYİ HAFTALAR

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.