Hafta sonunda sevindirici haberler peş peşe geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kitap ve süreli yayınlara uygulanan yüzde 18 KDV oranının sıfıra indirileceğini açıkladı.

Hatırlanacağı gibi, Mal ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Cumhurbaşkanı Kararı, 19 Aralık 2018’de Resmi Gazete'de yayımlanmıştı. Kararla, e-kitapta yüzde 8, e-gazete ve e-dergide yüzde 1 olan KDV oranı yüzde 18'e çıkarılmıştı. Karar, 1 Ocak'ta yürürlüğe girmişti.

Erdoğan, Pazar günü İstanbul’da, Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) temel atma töreninde yaptığı konuşmada, “Bu hafta kitapta ve süreli yayınlarda KDV oranını 0'a düşürme uygulaması genişletiliyor. Artık kitapta, dergide, gazetede KDV olmayacak. Böylece dijitalleşmeyle birlikte dezavantajlı duruma düşen yayıncılara destek sağlıyoruz dedi.

Zararın neresinden dönülürse kârdır’ diye düşünerek bu açıklamaya sevinirken, kültür-sanat alanından da bir beklentiyi aktarmak istiyorum.

TBMM’de kabul edilen ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Saray’da, sanatçıların önünde onaylanan,‘5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkındaki Kanun’da yapılan değişiklikler sinema sektörünü sevindirmişti. Bunun ardından gözler bu kez müzik sektörünün içinde bulunduğu sıkıntılara çevrildi.

Uzun zamandır dijitalleşmenin getirdiği sorunlarla boğuşan müzik yorumcuları, benzer bir yasanın müzik sektörü için de çıkarılmasını istiyor.

Yönetim koltuğunda müziğin usta isimlerinden Burhan Şeşen, Belkıs Akkale, Edip Akbayram, Onur Akın, Metin Özülkü, Suzan Kardeş, Hüseyin Turan, Tolga Sağ ve Suavi’nin oturduğu Müzik Yorumcuları Meslek Birliği (MÜYORBİR), konuyla ilgili olarak “Sanatta üretimin ve çeşitliliğin artması için sanata ve sanatçıya devlet desteği şart” açıklaması yaptı.

***

Gelelim sevindiren (!) ikinci (!) habere.

Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, 5 ildeki sebze halleri’nde yapılan denetimlerde yüzde 800'lere varan fahiş fiyat artışları tespit edildiğini, 88 firma hakkında 2 milyon liranın üzerinde idari para cezası uygulanması başlatıldığını söyledi. Bakan Pekcan, sisteme bildirim yapılmadan kayıt dışı ürün satışı gerçekleştiren ve ürünlerin künyesi ile satış faturalarında yanıltıcı bilgilere yer veren 76 firmaya yaklaşık 810 bin lira tutarında para cezai kesildiğini de belirtti..

Bunun yanı sıra, hem Erdoğan, hem de Ticaret Bakanı Pekcan, sebze ve meyve fiyatlarını düşürmek için İstanbul’da 51, Ankara’da 15 tanzim satış noktasının hayata geçirileceğini duyurdu. Nitekim bunlardan bazıları hafta başını beklemeden Pazar günü satışa başladı.

Peki, bu tedbirler fiyat artışını durdurur, fiyatları aşağı çeker mi? Uzmanlar bu tip geçici tedbirlerin çare olmadığını söylüyor. Ancak gene de biz, bekleyip görmekten yanayız.

***

Son zamanlarda domates, biber ve patlıcan fiyatlarının ‘kurşun parası’yla yan yana anılması ise tartışmaların bir başka boyutunu oluşturuyor. Sivas mitinginde, KİT’lere kadro isteyen taşeron işçilere çıkışan Erdoğan, ardından sebze-meyve fiyatlarını eleştirenlere yöneldi:

"Ne diyorlar domates, ne diyorlar patlıcan, ne diyorlar sivri biber. Yahu düşünün be, bir merminin fiyatı nedir düşünün. Düşünün benim Mehmedimin giyinip kuşanıp bu teröristlere karşı verdiği mücadelenin bedeli nedir bir düşünün.”

‘Reis’ böyle söyler de el oğlu durur mu. Örneğin, bir gazetede yer alan haberde, ‘’2019’un tasarruf yılı olacağını söyleyen hükümet, tasarruf tedbirlerinin dışında tutulan Cumhurbaşkanlığı ve TBMM için -sürücüleriyle birlikte- 35 yeni araç kiralayacak. Saray için kiralanacak araçların altısının yabancı menşeli olması istendi’ iddiasına yer veriliyor.

Yazar Engin Aydın da, konuya şöyle yaklaşıyor:

‘Ha bire pazardaki yangından söz ediyor, patates, soğan, domates filan diyorsak bir merminin fiyatını bilmediğimizden değil, tersine iyi, hem de çok iyi bildiğimizdendir... Bir ülkede eğer tüfek mermisi, top mermisi, tank mermisi, roket mermisi sayısı, bir savaş hazırlığı yüzünden ha bire artırılıyorsa o ülkede patatesin de, domatesin de, soğanın da fiyatı el yakar. Fakir fukara bir kilo alacağına iki yüz elli gramla yetinir, kimilerinin parası o kadarına da çıkışmaz, patatesten, soğandan bile vazgeçmek zorunda kalır ve buna sebep olanlara "hayır dua" eder...’

***

Kurşunun fiyatı, daha doğrusu ülkenin güvenliği için alınan önlemlerin ve bu kapsamda yapılan operasyonların maliyetini hiçbir yurtsever eleştiri konusu yapmaz. Ancak, iktidarın da, uyguladığı ekonomik politikaların sonucu hayat pahalılığının had safhaya geldiğini bile bile, ‘güvenlik ve savunma harcamaları’nı buna gerekçe göstermesi hakkaniyetle bağdaşmaz. Bu tartışmaların, karşılıklı atışmaların önünü kesmenin tek yolu ise ‘şeffaf olmak’tan geçer.

Bunu niçin mi söylüyorum?

Gazi Üniversitesi’inden Akademisyen Mehmet Güneş, ‘ETKİN BİR KAMU YÖNETİMİ İÇİN ARTAN SAVUNMA HARCAMALARININ DENETİMİ VE HESAP VEREBİLİRLİĞİN ROLÜ’ adını taşıyan raporunda konuyu çok güzel özetliyor.

Devlet Denetleme Kurulu ve Sayıştay’ın savunma harcamalarını denetleme yetkisinin sınırlandırıldığına işaret eden Güneş, şöyle devam ediyor:1

Savunma harcamalarının büyüklüğü ve hassas yönleri sebebiyle denetlenmesinde gecikme ve endişe duyulmasının gelişmiş demokratik batı ülkelerindeki çağdaş uygulamalar gözetildiğinde yersiz olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle savunma harcamalarında denetim yapacak yeterli uzman personelin bu sebeple yetiştirilmemesi de önemli bir sorun oluşturmuştur. Türkiye’nin, uzun yıllardır bir NATO ülkesi olarak bu Paktta yer alan diğer ülkeler gibi savunma harcamalarını uzman ve bağımsız bir dış denetçi olarak Sayıştay tarafından etraflıca denetlenmesi ve sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması yolunda attığı adımları daha hızlandırması beklenmektedir.’

Lale Kemal tarafından kaleme alınan ve ‘Zayıf Kalan Meclis İradesi:

Yeni Sayıştay Yasası’nda Askerî Harcamaların Denetimi Sorunu’ başlığını taşıyan TESEV Raporunda da denetimin önemine vurgu yapılıyor:

Türkiye’de, Bilgi Üniversitesi ve TESEV gibi sivil toplum kuruluşlarının bilimsel araştırmaları, askerî harcamaların bir bölümünün vekillerden bile gizlendiğini ortaya koymaktadır. Teşhis edilen bu sorunun giderilmesi için doğru reçetenin uygulanmasında asli görev, Meclis ve siyasi iradeye

düşmektedir. Diğer yandan, kamuoyunun da bu yönde bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi ve bu süreci takiben, Meclis ve siyasi irade üzerinde sorunun çözümü yolunda toplumsal bir baskı oluşturması da büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de askerî harcamalar, gizlilik zırhının arkasına saklandığı sürece istikrar ve güvenliğin sağlanmasındaki ciddi zaafiyet devam edecektir. Tam da bu nedenle, ülke çıkarları adına TBMM, savunma ve güvenlik alanına ayrılan kaynakların denetimi için sahip olduğu yetkiyi Sayıştay yoluyla kullanmak zorundadır.’

---

İYİ HAFTALAR

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.