Şehrin ışıkları / Yanarken birer birer / Açılır kanatlarım / Kör uçuşu dalarım geceye / Anladım sevgilim / Sen artık benim değilsin / Bitmez savaşlarım / Sürerken yavaş yavaş / Çekerim kılıçları / Saplarım kara yüreğine / Anladım sevgilim / Sen artık benim değilsin.

İktidar partisi ve yandaşları ile Anayasa Mahkemesi arasındaki çatışmayı zirveye çıkaran ‘ışıklar yanıyor’‘ışıklarımız hiç sönmedi’ atışması, sözleri Yeşim Salkım’a ait ‘Şehrin Işıkları’ şarkısındaki bu dizeleri aklıma getirdi.

Anayasa Değişikliği Referandumundan sonra yapısı değişen, 13 üyesi Cumhurbaşkanı ve AKP Meclis Grubu tarafından atanan Anayasa Mahkemesi’ne bugünkü iktidar ve yandaşları, bazı kararları nedeniyle ‘Sen artık benim değilsin’ diyor bence..

Hatırlayacak olursak, Anayasa Mahkemesi, şehirler arası yollarda toplantı ve gösterileri yasaklayan yasa hükmünü iptal edince İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ‘Bakalım, yanına koruma almadan bisikletle evine gidebiliyor musun’ diye Anayasa Mahkemesi Başkanı’na çıkışmıştı. Ardından Anayasa Mahkemesi Üyesi Engin Yıldırım da, bisikletli fotoğrafını paylaşmıştı.

Işıklar yanıyor – Işıklar sönmüyor şeklindeki son tartışmanın aktörü de yine Engin Yıldırım idi…

Eski CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun kesinleşen cezası nedeniyle milletvekilliği düşürülmüştü. Yapılan kişisel başvurusu üzerine Enis Berberoğlu dosyasını görüşen Anayasa Mahkemesi 'Hak ihlali' kararı verdi. Bunun üzerine gözler, dosyanın gönderildiği İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne çevrildi. Mahkeme ise, hak ihlali kararını dikkate almadı ve Enis Berberoğlu'nun yeniden yargılanmasına gerek olmadığına hükmetti.

İşte tam da, bu kararın verildiği 13 Ekim (2020) Salı günü akşamı Anayasa Mahkemesi Üyesi Prof. Engin Yıldırım “Işıklar yanıyor” notunu yazarak AYM binasının fotoğrafını sosyal medyada paylaştı. Hemen ardından İçişleri Bakanlığı binasının ışıklandırılmış fotoğrafının, ‘ışıklarımız hiç sönmüyor’ notuyla paylaşılmasıyla büyük bir tartışma başladı.

İKTİDARIN DİLİNİN ALTINDAKİ BAKLA

Bütün bu gelişmeler suyun yüzünde görünenler… Asıl mesele ise suyun altındaki niyetler.

Bakın, önce İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, daha sonra da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Anayasa Mahkemesi’ne bakışlarını nasıl dile getiriyorlar:

27 Mayıs darbecilerinin, 12 Haziran 1960 tarihinde çıkardığı ‘1’ numaralı geçici kanun ile hem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hak ve yetkileri hem de Türk milleti adına yapılan yargılama yetkisi ‘Yüksek Adalet Divanı’ adı verilen icazetli ve boyunduruk altındaki yapı tarafından gasp edilmiştir. Yassıada’da millet iradesini yargılayan ve dönemin bakanları ile başbakanına idam kararı veren de bizzat bu gayrimeşru lekeli yapı olmuştur. Bahse konu Yüksek Adalet Divanı’nın birçok üyesi ise maalesef o dönemde kurulan Anayasa Mahkemesi’nin kurucu üyeleri olmuş, bu mahkemenin ana iskeletini oluşturmuşlardır. Kaldı ki Yüksek Adalet Divanı Başkanlığı sıfatıyla 27 Mayıs darbesinin tetikçiliğini yapan Salim Başol, ilerleyen yıllarda Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine seçilmiştir. Mahkeme’nin Anayasa’ya uygun kararlar vermesi beklenirken siyasi ve ideolojik saplantılara kapılması millet vicdanında derin yaralar açmıştır.”

Yazılı basında ve televizyonlardaki tartışma programlarında açıklama yapan iktidar partisi temsilcileri ve yandaşları daha da ileri giderek, ‘Anayasa Mahkemesi’nin siyasetin önünü tıkadığını, atanmış üyelerden oluşan bu mahkemenin seçilmiş siyasileri hizaya sokamayacağını’ söylüyor.

Söylemem şu ki, iktidarın dilinin altındaki bakla, Anayasa Mahkemesi’ni tümüyle ortadan kaldırıp, yerine başka bir yapı inşa etmek.

KIBRIS’TA NELER OLUYOR ?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) 11 Ekim (2020) Pazar günü yapılan Cumhurbaşkanı seçiminde AKP iktidarının desteklediği, mevcut Başbakan Ersin Tatar ile Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı önde yarıştı. Ne Tatar ne de Akıncı oyların yüzde 50’sini alamayınca seçim ikinci tura kaldı.

Tatar’ın başında bulunduğu Ulusal Birlik Partisi, ‘Kıbrıs’ta iki ayrı devletli çözümden başka yol kalmadığını’ savunuyor.

24 Nisan 2004’te BM Genel Sekreteri’nin adını taşıyan Annan Planı’na, Denktaş ‘hayır’ derken AKP ‘evet’ için her şeyi yapmıştı. Şimdi ise tam tersini, ‘iki devletli’ çözümü destekliyor. Buna karşı çıkan Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı ise dışlıyor.

Akıncı, “Türkiye’den tehdit aldığını’ iddia ediyor.

İktidar yanlısı basın – yayın organları ve sosyal medyada ise, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, ‘Kıbrıs’ta çözüm istiyorsak bizim Rumlardan aldığımız topraklardan, hepsi de değil bir miktarını iade etmemiz lazım’ şeklindeki sözleri nedeniyle dışlandığı öne sürüyor.

Oysa ‘toprak verme’ konusunu dile getiren sadece Akıncı değil ki…

- Erdoğan taze Başbakanken Harvard Üniversitesi'nde verdiği konferansta, "Adanın şu an yüzde 36'sı KKTC'nin yaşam alanıdır. Belli bir oranda toprağı verebiliriz” demişti.

- 12 Eylül 1980 darbesini yapan Kenan Evren, 1974 yılında, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı iken yapılan Kıbrıs Barış Harekátı sırasında yaşananları CNN Türk’te, merhum Mehmet Ali Birand’ın programında şöyle anlatıyordu:

‘‘Çıkarma kuvvetleri önceden saptanan sınırdan daha ileri gitti. Hatta, bizim planımızda Maraş yoktu, ama Maraş da boşalmış bir vaziyetteydi. 'Ne yapalım Maraş'ı?' dediler. 'Girin' dendi. 'İlerde masaya oturulduğu zaman toprak tavizi vermek zorunda kalabiliriz, işte burada da tavizi verebiliriz' denildi… O nedenle ben toprak konusunda katı değilim.”

- Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile yürütülen 30’uncu tur görüşmelerden sonra açıklama yapan dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Biz, en baştan yüzde 29 artıyı kabul ettiğimiz için toprak vermek zorundayız’ diyordu.

İKİNCİ TAYFUR SÖKMEN OLMAYACAĞIM

Bence Mustafa Akıncı, toprak tavizine ilişkin açıklamasından ötürü değil, ‘İkinci Tayfur Sökmen olmayacağım’ sözleri nedeniyle Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin hışmına uğradı.

Akıncı, 6 Şubat'ta (2020) The Guardian gazetesine verdiği röportajda, ‘Kıbrıs’ta çözüm federasyondur. Aksi halde KKTC bölümünü Türkiye ilhak edebilir. Bu korkunç bir şey olur. İkinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım’ demişti.

Suriye'deki Fransız mandasına bağlı Hatay Cumhuriyeti'nin 1939'da referandumla Türkiye'ye bağlanmasında büyük hizmetleri olan Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen'e atıfta bulunan Mustafa Akıncı’ya, Sökmenoğlu ailesi de tepki göstermişti.

Sözün özü olarak diyorum ki, ‘Kıbrıs’ta KKTC’nin yerine KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ kurulmasını isteyen Cumhur İttifakı’nın dilinin altında ikinci bir bakla daha var.’

---

İYİ HAFTALAR

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.