Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son zamanlarda sıklaşan bazı atamaları kıyasıya eleştiriliyor. Bunlardan birisi Milli Güreşçi Hamza Yerlikaya’nın Vakıfbank Yönetim Kurulu Üyeliğine atanması.

Eski AKP milletvekili olan Yerlikaya, ‘Spor Bakan Yardımcısı’,Cumhurbaşkanı Başdanışmanı’, ‘Vakıfbank Yönetim Kurulu üyesi’ ve ‘Sporcu Şeref Madalyası’ aylığı alıyor. İddiaya göre Hamza Yerlikaya’nın eline bu 4 ayrı maaşın toplamı olarak ayda 100 bin ile 110 bin Türk Lirası geçiyor.

Şimdi, bir Hamza Yerlikaya’nın durumuna, bir de Kurtdereli Mehmet Pehlivan’ın duruşuna bakalım:

‘Yıl 1931… Atatürk, yurtdışında Türkiye’yi layıkıyla temsil ettiğini duyduğu Kurtdereli Mehmet Pehlivanla tanışır. Ve o günün gece yarısı, kendisine bir mektup yazar. Mektubunda, “Çoluk çocuğun için sana ufak bir armağan gönderiyorum. O, bu mektubumla beraberdir. Pehlivan ömrünün tam sağlıkla uzun sürmesini dilerim” der. .

Gece yarısı mektubu, Salih Bozok’a vererek Otelde kalmakta olan Kurtdereli’ye yollar. Mektubun içinde, 1000 Liralık da bir İş Bankası çeki vardır. Çekin üzerinde, “Kurtdereli Mehmet Pehlivan’a 1000 T. Lira veriniz. Bu para, Aralık ayı aylığımdan faiziyle kesilecektir” diye yazmaktadır.

Kurtdereli, bankaya gider. 1000 Lira kendisine ödenir ama Kurtdereli bankadan ayrılmaz. Niçin beklediği sorulunca,

-“Çeki vermenizi bekliyorum,” der. Banka müdürü,

-“Parayı aldın, çek bizde kalacak. Usul böyledir,” deyince de Kurtdereli,

-“O halde alın bu 1000 lirayı, benim çekimi geri verin,” diye karşılık verir. Şaşırır müdür, “Neden?” diye sorar.

İşte Kurtdereli’nin cevabı:

-“Orada Mustafa Kemal’in resmi ve altında da imzası vardır.” Alır çeki ve çıkar gider.

Kurtdereli saklar o çeki ömür boyu ve bir demecinde konu açılınca, “Parayı ne yapayım ki? Bana dünyanın en büyük adamı, ömrümün en büyük mükâfatını verdi” der.

İşte, bir tarafta, Atatürk’ün kendi maaşından keserek uygun gördüğü ödülü, Atatürk’ün el yazısı ve imzası bulunan o çeki ömür boyu saklayabilmek için reddeden bir pehlivan, diğer yanda da günümüzün pehlivanı. (Alıntıdır)

MUSTAFA NECATİ'Yİ SİLEMEZSİNİZ

Atatürk’ün devrimci Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin yaşadığı, Ankara Mithatpaşa Caddesi üzerindeki evi sessiz sedasız “Nuri Pakdil Edebiyat Müzesi” yapıldı. Bu ev, Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim Bakanlığı döneminde de kuru fasulyeci yapılmak istenmiş, kamuoyunun tepkisi sonucunda bundan vazgeçilmişti.

CHP milletvekili Uğur Bayraktutan, Mustafa Necati’nin kendi evinden adının silinmesi üzerine arkadaşlarıyla verdiği Meclis Araştırması Önergesinde, Nuri Pakdil’in 1923’te Cumhuriyetin ilanını “değerlerimizden kopma dönemi” olarak nitelendirdiğini belirtiyor.

Atatürk’ü ‘firavun’ diye nitelediği, ‘cumhuriyet okulları ve öğretmenleri emperyalist işbirlikçisi yetiştiriyor’ dediği öne sürülen Nuri Pakdil’i, dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan’ın, evine giderek ziyaret ettiğine de dikkat çekiliyor.

Mustafa Necati’yi ise, eğitimci-yazar Erdal Atıcı, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısında özetle şöyle anlatıyor:

Bir kere Mustafa Necati ateşli bir Kuvayı Milliyecidir. “Ateşi ve ihaneti görmüş” Yunan’a karşı savaşmış, iyi bir örgütçü... Yunanların İzmir’i işgal etmeye hazırlandıkları gün, kendisi gibi vatanseverlerle birlikte ortaya çıkıp hiç çekincesiz, kapı kapı dolaşarak halkı örgütlemişlerdir. İşgalden bir gün önce de halkı ‘maşatlık’ta toplayıp, silahlı direnişe çağıranlar, yine Mustafa Necati ve arkadaşlarıdır…

Yunanlar İzmir’e çıktıktan sonra ilk aradıkları adamlardan biri Mustafa Necati’dir...İzmir’de yakalanacağını anlayınca İstanbul’a kaçmış, orada rahat çalışamayacağını anlayınca da Balıkesir’e gelip Balıkesir Müdafaa-i Hukuk grubuna katılmıştır.

İşgal günlerinde, Ege ve Marmara Bölgesi’nde bir Kuvayı Milliye müfreze komutanı olarak; “kalemi, süngüsü ve inancı” ile canla başla savaşmıştır. Hem okumuş yazmış aydın hem de çarıklıdır yani...

Ankara’da açılan TBMM’ye Mustafa Necati, Saruhan Milletvekili olarak girmiş, bu arada yeni devlet de kurulmuştu. İçte yeni kurulan devlete karşı isyan edenler için Samsun ve Kastamonu çevresine bakan İstiklal Mahkemesi’ne başkan oldu. Ateşten gömlek giydi ve hiç çekinmeden de bu görevi yaptı.

1923’te İskân Bakanı, 1924’te Adalet Bakanı oldu. 1925’te Milli Eğitim Bakanlığı’na getirildi.

Milli Eğitim Bakanı olarak neler yaptı onu da kısaca özetleyelim: Talim Terbiye ve Teftiş Kurulları’nı kurdu. İlkokul müfredat programını yaparak ulusal bilince dayalı Milli Eğitimi başlattı. Milli Eğitim kadrolarından gerici, tutucu, yobaz kesimleri uzaklaştırdı.

“Yeni Türk Abacesi”ni kabul ettirdi. “Millet Mektepleri”ni açtı. “Gazi Eğitim Enstitüsü”nü, “Köy Öğretmen Okulları”nı açtı. Karma eğitime geçildi. Öğretmenliğe yeni başlayanlara her bir öğretmene mektup yazarak onları özendirdi.

Eğitimcilerden seçilen 133 kişiyi yurtdışına uzmanlık için gönderdi. Öğretmenlere rehberlik yapmak için bilimsel bir dergi çıkarmaya başladı…

Bütün bunları 35 yıl gibi kısacık bir ömre sığdırdı. Mustafa Necati; 1 Ocak 1929’da apandisit patlaması gibi şimdilerde basit bir sağlık sorunundan dolayı bu dünyadan ayrıldı.

AVUKATLAR AYAKTA

İktidarın baroların yapısını ve seçim sistemini değiştirme girişimini etmek amacıyla yaklaşık 60 ilden yola çıkarak Ankara’ya yürüyen Baro Başkanları polis engeline takıldı. Barikat kuran polis ile Baro Başkanları arasında zaman zaman arbede yaşandı. Aynı saatlerde Türkiye Barolar Birliği (TTB) Başkanı Metin Feyzioğlu ise, (şehre sokulmayan avukatlarla ilgilenmek yerine), 15 Baro Başkanı ile birlikte Anıtkabir‘i ziyaret etti. Feyzioğlu daha sonra Adalet ve İçişleri Bakanlarıyla telefonla görüştü, ardından TBMM Başkanını ziyaret ederek, polis engelinin kaldırılmasını istedi. Ancak, gündüz güneşin altında kavrulan, akşam yağmurla ıslanan, sandalye, yemek, çay ve su temin etmeleri yasaklanan Baro Başkanlarının geceyi yol kenarındaki boş bir alanda geçirmelerinin önüne geçilemedi.

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, sadece üye sayısı 5 bini aşan İstanbul, Ankara ve İzmir’de nispi seçim sistemi getirerek çoklu baronun önünü açacak düzenleme yapmayı amaçladıklarını açıklarken, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ise, ‘Henüz taslağın bile hazır olmadığını’ söyledi.

Bütün bunlar yaşanırken CHP milletvekillerinin olay yerinde görülmemeleri dikkat çekti. Bu durum, ‘Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2017 yılı Haziran ayında Ankara’dan İstanbul’a gerçekleştirdiği ‘Adalet Yürüyüşü’ne Türkiye Barolar Birliği’nin kurum olarak katılmaması nedeniyle baroların bu yürüyüşte yalnız bırakıldığı’ diye yorumlandı.

***

İşin özeti şu ki; AKP iktidarı, sistematik olarak yürürlüğe koyduğu bazı uygulamalarla Cumhuriyetin temellerini aşındırırken, başta barolar olmak üzere, meslek kuruluşlarını emri altına alma ve kıdem tazminatını fona devretme gibi girişimlerle de toplumun sinir uçlarıyla oynuyor.

İYİ HAFTALAR

[email protected]

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
A. Şahiner 9 ay önce

Syın yazar, toplumun oynanmadık yeri kalmadı ki. Çok iyi anlatmişsınız, teşekkür ederim, saygıyla.