Bursa Arena İnternet Gazetesindeki bu 212’nci yazımı, hak ve yükümlülükleri 212 Sayılı Basın Kanunu ile düzenlenen ‘Gazeteci’liğe ayırmaya karar verdim.

Bilindiği gibi, Mayıs ayı başından bu yana Türkiye’nin gündemi organize suç örgütü liderliğinden hükümlü Sedat Peker’in iddialarıyla şekilleniyor.

Bu kişinin iddiaları arasında, ‘(mesleğini halkın yararına değil, gün geçtikçe yoksullaşmasına neden olan çarpık çıkar yumağına alet eden) bazı medya mensuplarının neler yaptığı da yer alıyor.

Sedat Peker ayrıca, aydınlanmamış gazeteci ölümleriyle ilgili şüpheleri ve soru işaretlerini yeniden gündeme taşıyor.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, Cemiyetin Özgürlük için Basın (ÖiB) Programı kapsamında yayınlanan Mayıs 2021 Raporuna ilişkin yaptığı açıklamada, konuyla ilgili olarak şunları söylüyor:

Uğur Mumcu’nun 24 Ocak 1993’de öldürülmesinin yanı sıra KKTC’de 6 Temmuz 1996’da Kutlu Adalı’nın katledilmesinin aydınlatılması ve tüm faillerin ortaya çıkatılıp adalet önünde hesap vermeleri adalete inananların ortak talebidir. Sedat Peker bir yandan, derdi halkın gerçekleri öğrenmesi olan Mumcu, Adalı gibi isimlere ilişkin karanlık dosyaları kurcalarken, bir yandan da medya sektöründe kimi isimler ile ilgili rahatsız edici ilişkiler ağını ortaya dökecek süreci tetikliyor.

Türkiye’nin medya yapısında ‘havuz’ olarak adlandırılan, çok seslilikten uzak yayıncılık bünyesinde görev verilenlerin gazetecilik değil maddi çıkar elde etmeye yönelik faaliyetleri de ifşa ediliyor. Kuruluşu itibariyle ‘çiftçi dostu’, dolayısıyla ihtiyaç sahibi halk kesimlerini desteklemesi gerekli bir kamu bankasıyla ilgili bu zehirli medya ortamını oluşturan kredi konusunda da ciddi soru işaretleri oluştuğu ortaya konuluyor.

Türkiye’nin sadece medya sektörüyle değil siyaset, yargı gibi tüm kurumlarıyla şeffaf şekilde üzerindeki şüphe gölgelerinden silkelenmeye ihtiyacı vardır.”

KISITLAMALAR, SINIRLAMALAR DİZ BOYU

Mayıs ayında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın Basın Kartı Yönetmeliği’nde yaptığı değişikliğe basın meslek örgütlerin ortak tavır alınmıştı.

Gazeteciler Cemiyeti’nin yanı sıra Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, DİSK Basın-İş Sendikası, İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın aralarında bulunduğu Medya Dayanışma Grubu, yönetmelik değişikliğini ‘basın özgürlüğüne darbe’ olarak nitelendirdi ve konuyu yargıya taşıdı.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 27 Nisan 2021 tarihli genelgesi doğrultusunda 1 Mayıs’tan itibaren kamusal alanda görüntü alma yasağı getirilmesiyle birlikte sahada basın mensuplarına dönük engellemeler ve müdahalelerin sertleştiği gözleniyordu. Genelge Haziran ayı başında ‘yürütmeyi durdurma’ talebiyle Danıştay’a götürdü.

ANAYASA MAHKEMESİ’NDEN BEKLENMEYEN ADIM

Temel Hak ve Özgürlüklerle ilgili bir olumsuz adım da Anayasa Mahkemesi’nden geldi.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına, ‘kişisel verilerle ilgili gerekli gördüğü tüm bilgileri kamu kurum ve kuruluşlarından isteme’ yetkisi veren kararnamenin iptali yönünde yapılan başvuruyu reddetti.

Gazeteciler Cemiyeti, kararnamenin Anayasa’ya uygun görülmesini bir ‘hukuki garabet’ olarak tanımladı.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, ‘AYM’nin bu kararıyla tüm Türkiye halkının ciddi tehlikelerle karşılaşabileceği’ uyarısında bulundu. Bilgin, ‘kişisel verilerin keyfi biçimde İletişim Başkanlığı eline geçmesiyle bir yandan fişleme uygulamasının hortlayacağı, diğer yandan tüm halkın en temel kişisel verilerinin korumasız kalabileceğini’ vurguladı.

Nazmi Bilgin, kuruluşundan bu yana bir devlet kurumundan ziyade iktidar partisinin propaganda organı gibi görev yapan’ İletişim Başkanlığı’na verilen bu yetkisinin ileride telafisi imkânsız hak gaspına yol açabileceği endişesini taşıdığını da’ belirtti.

AYM Başkanı Zühtü Arslan ve muhalefet şerhi koyan diğer dört üyenin itirazlarına katıldığını belirterek Nazmi Bilgin, “Kanunla düzenlenmesi gereken bir alanda, yani kişisel verilere ulaşma gibi kişi hak ve özgürlüğü ile ilgili bir alanda kararname ile düzenleme yapılması kanımızca hem demokrasi kavramıyla hem de yürürlükteki Anayasaya aykırı bir durumdur” dedi.

Bilgin ayrıca AYM Başkanı Arslan’ın karşı oy yazısındaki “Temel hak ve özgürlüklere yapılacak müdahale alanı genişledikçe, muhtemel keyfi ve ölçüsüz uygulamalara karşı bireylere güvence sağlayan kuralların daha açık ve belirli olması gerekir” ifadesini tümüyle paylaştığını kaydetti.

KARARNAMENİN İPTALİNİ CHP İSTEMİŞTİ

Cumhuriyet Halk Partisi, 24 Temmuz 2018’de çıkarılan 14 Nolu İletişim Başkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 17. Maddesinde düzenlenen İletişim Başkanlığı’na bütün kurumlardan istediği bilgileri alma yetkisinin iptalini istemişti. İptal isteminde yetkinin kapsamının çok geniş olduğu ve kanunla düzenlenmesi gereken bir alanda kararnameyle düzenleme yapıldığı belirtilmişti. Başvuruda, tüm kamu kurumlarının ve tüzel kişilerin ‘gerekli gördüğü bilgileri’ İletişim Başkanlığı’na vermek zorunda oldukları ibaresinin Anayasaya aykırı olduğu, temel hak ve özgürlüklere ilişkin konuların Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle düzenlenemeyeceği vurgulanarak AYM’nin bu hükmü iptal etmesi istenmişti. AYM 5’e karşı 10 oyla iptal talebini reddederken, düzenlemenin ‘İletişim Başkanlığı’nın tüm kişisel bilgileri değil, sadece kendi görevi kapsamındaki bilgileri talep etmesini amaçladığı’ yorumunu yapmıştı.

---

İYİ HAFTALAR

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.