CHP İstanbul Milletvekili, gazeteci Enis Berberoğlu’nun   “MİT TIR’ları görüntülerinin yayınlanması” davasında  25 yıl hapis cezasına çarptırılması, üstelik Yargıtay aşamasını beklemeden tutuklanması siyaseti ısındırdı.  İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu kararı yurt çapında büyük tepki gördü, Cumhuriyet Halk Partisi merkez yönetimi ve örgütlerini harekete geçirdi.
 
Enis Beberoğlu’na bu ceza, “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak” suçunu işlediği gerekçesiyle verilmişti. Oysa, yakın tarihteki benzer 2 ayrı olayda 2 gazeteciye ceza verilmemiş, açıkladıkları “devlet sırları” habercilik sayılmıştı.
 
Söz konusu 2 haberden birinde Cüneyt Arcayürek, “Johnson Mektubu”nu , diğerinde ise Uluç Gürkan, “Özal ile Bush’un görüşme tutanağı” nı yayınlamıştı.
 
Hürriyet’te yayımlanan ‘‘Johnson Mektubu’’ haberi hem siyasal, hem de basın tarihi açısından çok önemliydi. Türkiye’nin, Başbakan İsmet İnönü’nün kararıyla Kıbrıs’a bir çıkarma yapma hazırlığı içinde olduğu günlerde, bundan bir anda vazgeçildi. Bunun nedenini herkes gibi Arcayürek de merak ediyordu.


Merhum Cüneyt Arcayürek, büyük bir gazetecilik başarısı olan haberini nasıl hazırladığını şöyle anlatmıştı:      ‘‘Türkiye Kıbrıs’a bir çıkarma hazırlığı içinde. İsmet Paşa kararlı, Amerikan elçisi Raymond Hare’in çağrılmasını ve kararın bildirilmesini söylüyor. Elçi ‘Bana lütfen üç saat izin verin, bu meseleyi düşüneyim’ diyor. Dönüyor ve içinde ‘Bu çıkarmayı yapamazsınız’ diyen bir mektup getiriyor. Gerekçeleri şu: Silahı bizden alıyorsunuz, bu silahlarla Kıbrıs’a çıkarma yaparsanız müdahale ederiz! 1965’te iktidar değişti. Böyle bir mektup olduğu çıktı ortaya. Herkes bu mektubun peşinde. Mektubu yayınladık. Nasıl elde ettiğimi söyleyemem. Johnson mektubunun en önemli tarafı, Türkiye’nin gözünü açmasıdır. Türkiye yalnızca Amerika’ya bağlı bir dış politikanın acısını hissetti ve bir sömürge devleti gibi davranırsa bunun bedelini gördü.”

Hürriyet gizli tutulan mektubu yayınlayınca, 15 Ocak 1966'da dönemin iktidarı, (Adalet Partisi Hükümeti), İnönü'nün verdiği yanıtı da açıklamak zorunda kalmıştı. Bu haber üzerine hakkında çeşitli soruşturmalar ve davalar açılan, ancak ceza almayan Cüneyt Arcayürek, "Yılın Gazetecisi" seçilmişti.

Arcayürek haklı olarak kaynağını açıklamadı, ancak Emekli Büyükelçi Yalım Eralp, ABD Başkanı Lyndon B. Johnson tarafından Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsmet İnönü'ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen mektubun, usta gazeteciye dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil tarafından verildiğini açıkladı. Eralp,  "Perdeyi Aralarken" adlı kitabında, mektubun Hürriyet'te yayımlanmasının ardından gözlerin kendisine çevrildiğini, bakanlığın soruşturma açtırıp savunmasını istediğini belirtiyordu. “Savunmamda ‘Bakan kendisi verdi’ diyemezdim. Desem, meslek hayatım başlamadan son bulurdu" diyen Eralp, sözlerini şöyle sürdürüyordu.:
"Bu olay Meclis’in gizli oturumunda görüşülmüştü... ‘Meclis’teki gizli zabıttan İşçi Partisi milletvekili Çetin Altan vermiştir belki’ dedim. Bakanın bu cevabı çok beğendiğini öğrendim."

***

İkinci olaya ise, Turgut Özal'ın ABD Başkanı baba Bush ile yaptığı görüşmenin kriptosunun Güneş Gazetesi’nde yayınlanmasıydı. O tarihte ben de Güneş’te çalışıyordum. Uluç ağabey Ankara Temsilcimizdi. Haber hazırlanırken Uluç bey de biz çalışanlar da çok heyecanlıydık. Haber Türk ve Dünya kamuoyunda bomba gibi patladı.

Kripto, yani görüşme sırasında tutulan rapor ya da tutanağın içeriğine, Türkiye’ye getirisine ve Uluç beyin yargılanma aşamasına geçmeden önce, aklımda kalan birkaç gelişmeyi aktarmak istiyorum. Uluç bey hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesi soruşturma başlatmış, gözaltı kararı verilmişti. Polis Uluç beyi almaya gelmeden önce, herhangi bir aramaya karşı tedbirler alındı ve habere konu olan kripto metal bir çöp kutusunda yakılarak imha edildi. Ancak, bir kopyasının ertesi gün,  dönemin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarının evinin posta kutusuna atılmış olmasının sırrı bir türlü çözülemedi. Uluç bey gözaltına alınınca hepimizi bir telaş sarmıştı. Savcılık para olarak teminat istiyordu. O para toparlandı, DGM ya da Adliye veznesine yatırıldı ve Uluç bey, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. 
 
Özal'ın, Başkan George Bush ile yaptığı görüşmenin kriptosunu açıkladığı gerekçesiyle Gürkan'ın yanı sıra, gazeteci Hande Mumcu ile Güneş Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Alev Er hakkında da dava açılmıştı.Ankara 1 No'lu DGM, 24 Ekim 1991'de sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Savcılığın bu kararı temyiz etmesi üzerine dosyayı 14 Mayıs 1992'de inceleyen Yargıtay, beraat kararlarını onadı.Ancak, 20 Ekim 1990'da milletvekili seçilen Uluç Gürkan hakkında, dokunulmazlığa sahip olduğu için hüküm kurulamayacağını belirterek, dosyasını ayırdı.
 
Bu haberiyle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Örsan Öymen ve Bülent Dikmener ödüllerini kazanan Gürkan hakkında da, 12 yıl sonra dokunulmazlığının kalkınca 1 Nolu DGM beraat kararı verdi.
 
Peki, açıklanmasında sakınca görülmeyen kriptoya göre Özal ile Baba Bush görüşmesinde neler konuşulmuştu ?

Cumhurbaşkanı Özal ABD ziyareti sırasında (Eylül 1990) Başkan Bush'la yaptığı görüşmeye Dışişleri Bakanı Ali Bozer'i almamış, bu durum Ankara'da krize yol açmıştı  O buluşmada baba Bush, (Ağustos ayı başında Kuveyt'i işgal eden) Saddam Hüseyin'in kuzeyden sıkıştırılmasını, Ortadoğu'daki ve İslam dünyasındaki ülkelerin ikna edilmesinde ABD'ye yardımcı olunmasını, Kürtlerin uğrayabileceği muhtemel  sıkıntılarda onların koruma altına alınmasını istiyordu. 
 
Özal ise, "Irak'ın işgali Ortadoğu'yu iyice karıştırır. Bu durum bize ve Ortadoğu'daki ülkelere de çok büyük zarar verir" diye devam etti. Hemen ardından da tarihî bir talepte bulundu: "Bütün bu muhtemel sorunların bertaraf edilebilmesi, Kuzey Irak'taki Kürtlerin güvenliği, PKK terörünün Irak'tan sevk ve idaresinin bitirilebilmesi için Kerkük ve Musul'a kadar olan bölge Türk askerinin denetimine verilmelidir !.."
Bush, Özal'ın bu çıkışına çok şaşırdı. Ne söyleyeceğini bilemedi. "Kurmaylarımla görüşüp sonra size döneceğim" diyebildi. Özal konuşmasını sürdürdü: "Sizin hangi emellerle Irak'a gireceğinizi bilmemiz mümkün değil. Ancak bunun sonunda Körfez ülkeleri ve Irak'tan büyük bir ekonomik kazancınızın olacağı kesindir. Türkiye'nin ise bu bölgede yüzyıllardan beri gelen hakları vardır. Eğer bir harekât olacaksa ve biz buna destek vereceksek o zaman gelmiş geçmiş tüm zararlarımızı telafi etmemiz gerekir." 
Bush bunun üzerine, "Merak etmeyin Sayın Özal, Türkiye Irak planımızdan azami ölçüde kazançlı çıkacaktır. Bana güvenebilirsiniz" cevabını verdi.. Ancak, Beyaz Saray, Özal'ın Kuzey Irak planına karşıydı.  
 
Görüşmeden sonra Türkiye'ye dönen Özal, ordunun Kerkük ve Musul'a girmesine yönelik bir harekât planı üzerinde çalışmaya başladı. Devletin bütün birimlerini bir araya toplayarak harekete geçmek istedi. Ne var ki, ilk darbeyi MGK'da aldı. Genelkurmay, MİT, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları Özal'ın planına karşı çıktı.
Ayrıca, Başbakan Yıldırım da içten içe Özal’a direniyordu. 3 Aralık 1990’da, Cumhurbaşkanı Özal’ın, Çankaya Köşkü’nde masa üzerine açtığı haritadaN göstererek çevresindekilere kuzey Irak harekat planını anlattığını  öğrenen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay görevinden istifa etti
 
“Gazeteciler kamuyu ilgilendiren gizli belgelerin peşindedirler. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu yolda pek çok olay yaşanacaktır; mesleğin doğasında ve gazeteciliğin gizeminde gerçekleri öğrenip yayımlama eğilimi vardır” den duayen gazeteci Uluç Gürkan haklı değil mi.
 
Johnson’un kaba üslûplu tehdit mektubunun açıklanması üzerine Türk Milletinin Kıbrıs davasına sahip çıkma ve ABD’ye karşı kenetlenmesi sağlanmadı mı ?
 
Özal ile baba Bush görüşmesinin ayrıntılarının kamuoyuna açıklanmasıyla Irak’ta ABD ile bir maceraya girmemizin önüne geçilmiş olması fena mı oldu ?
 
Ya MİT TIR’ları ?..
İşte orada hop dedik.. Ahmet Şık’ın söylediği gibi “Dokunan yanıyor”.
Bu konuyu kamuoyunun takdirine ve vicdanına bırakalım en iyisi.
 
İyi haftalar.

[email protected]

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali hayta 4 yıl önce

"konuyu kamuoyunun takdirine ve vicdanına bırakalım en iyisi.." demek de ne..? Siz de mi korkuyorsunuz ki, tam da yazmanız gerekenleri yazmaya gelince topu taca atıyorsunuz.. Sizin gibi aydın yazarlar da böyle söylüyorsanız bu Türkiye bitmiştir..