Bir yanda Corona salgını, bir yanda ekonomik sorunlar, diğer yanda ise siyasi kulislerdeki ciddi iddialar, söylentiler, cepheleşmeler ve küfürleşmeye varan karşılıklı açıklamalar.

Oysa çok sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Yaşanan gelişmeleri serin kanlı olarak, akıl ve vicdan süzgecinden geçirerek değerlendirmemiz gerekiyor.

LİNÇ GİRİŞİMİ VE GÜLÜNÇ SAVUNMALAR

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na 21 Nisan 2019 tarihinde, Ankara’nın Çubuk İlçesinin bir köyünde, şehit er Yener Kırıkçı için düzenlenen cenaze töreninin ardından başlatılan linç girişimine ilişkin 20 ay sonra açılan davanın ilk duruşmasında, sanıkların gülünç savunmaları ‘bu kadarına da pes’ dedirtti.

Bu savunmalar bana, 1978-1979 yıllarındaki CHP Hükümeti döneminde, Adalet Pati (AP)’li milletvekillerinin TRT baskınını hatırlattı.

TRT'nin taraflı yayın yaptığını, muhalefetin açıklamalarını yayınlamadığını iddia eden AP’li 40’ı aşkın milletvekili TBMM kulisinde bir araya gelerek TRT Genel Müdürlüğü’ne yürüme kararı aldı. Parlamento muhabirleri olarak biz de onları izleyerek, Meclisin yakınındaki TRT Genel Müdürlük binasına kadar yürüdük. Öfkeli milletvekilleri güvenlik görevlilerini kenara iterek birinci katta bulunan Genel Müdürün Makam odasına daldılar. Genel Müdür şaşkındı. Milletvekilleri bağırdı, çağırdı, verdi-veriştirdi, şikayetlerini dile getirdiler.

12 EYLÜL SONRASI AKARA ADLİYESİ

12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra TBMM feshedilince milletvekillerinin dokunulmazlık dosyaları ilgili mahkemelere gönderilmişti.

Büyük bölümü Ankara Adliyesi’nde yapılan yargılamaları izlemek için kurumlarımız (siyasetçileri tanıyorlar diye) parlamento muhabirlerini görevlendirdi. Bu nedenle ben de birçok eski siyasetçi hakkında açılan ve çoğunluğu seçim yasasını ihlalden oluşan davaların duruşmalarını takip ettim.

TRT baskınına ilişkin davanın yargılamasında ise, eski milletvekillerinin sudan savunmalarını izlerken gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk. Kimi ‘ben orada değildim’, kimi ‘o sırada TRT’nin önünden geçiyordum kalabalığı görünce merak ettim yanlarına gittim’, kimi de ‘evim o tarafta, yemekten dönüşte oradan geçiyordum’ diyordu.

O nedenledir ki, (Çubuk’taki linç olayına Cumhuriyet ittifakının lider ve yöneticilerinin takındığı ‘umursamaz’ tavır bir yana), Kılıçdaroğlu’na doğrudan saldıranların, saldırı girişiminde bulunanların ve topluluğu tahrik edenlerin, (görüntüler ortadayken) inkara dayalı savunma yapmalarına üzülüyor, ancak bir gazeteci olarak şaşırmıyorum.

KORKU İMPARATORLUĞU SENARYOSU

Ekrem İmamoğlu’na suikast istihbaratına gelince..

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’na suikast yapılabileceğine ilişkin İçişleri Bakanlığı’nın yazılı uyarısı ve alınan güvenlik tedbirleri farklı yorumlara yol açtı.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’na suikast düzenleneceği’ haberlerinden sonra, şimdi de Ekrem İmamoğlu’na yönelik suikast ihbarını ‘KORKU İMPARATORLUĞUNUN YENİ SENARYOSU; EKREM İMAMOĞLU VE KEMAL KILIÇDAROĞLU'NA SUİKAST’ diye yorumlayanlar oldu.

İçişleri Bakanlığı’nın uyarı yazısını İmamoğlu kamuoyuna açıklamadı. Aradan 15 gün geçtikten sonra Odatv internet sitesi bu konuyu haber yaptı.

Buna rağmen bazı kesimler ise, CHP’nin, ‘İstanbul’da bazı ilçe örgütlerinde yaşandığı iddia edilen cinsel tacizin üstünü örtmek için İmamoğlu’na suikast ihbarını öne çıkardığını’ öne sürdü.

Ben bütün yorumları bir kenara bırakarak, ‘İçişleri Bakanı bu konuda sorumlu bir devlet adamı gibi hareket etmiştir. Tıpkı Süleyman Demirel’in yaptığı gibi’ diyorum.

DEMİREL, SUİKAST İSTİHBARATINI ECEVİT’E AKTARDI

1977 yılında 5 Haziran Genel Seçimi yapılacaktı. CHP Lideri Bülent Ecevit’in ise 3 Haziran’da İstanbul Taksim Meydanı’nda mitingi vardı.

MİT Müsteşarı Fuat Doğu, Başbakan Demirel’i ziyaret ederek, "Miting sırasında Sheraton Oteli’nin üst katındaki bir odadan Ecevit’e uzun menzilli silahla ateş edileceği istihbaratı aldık" bilgisini verdi.

Demirel bunun üzerine Çankaya Köşkü’ne çıkarak, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e “Bir suikast ihbarı var. Bütün önlemleri aldım. Genelkurmay, İçişleri Bakanlığı ve MİT’e yazı yazdım. Bu işi gizli tutalım, ancak sayın Ecevit’e de bilgi verelim" dedi.

Korutürk ile görüş birliğine varan Başbakan Demirel, CHP Lideri Ecevit’e bir mektup göndererek, suikast ihbarını ve alınan önlemleri bildirdi.

Bu mektup seçim öncesinde ve sonrasında uzun süre tartışılsa da, CHP’nin Taksim Mitingi ve 5 Haziran 1977 seçimi olaysız bir şekilde gerçekleşti.

DEVLET ADAMI OLMAK

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu sevenler de var, sevmeyenler de. Ben de Bakan Soylu’nun siyasi açıklamalarını eleştiren biriyim.

Ancak, her şey bir yana, (İmamoğlu, ‘devlet yetkililerinden nezaket icabı bir geçmiş olsun telefonu edilse daha memnun olurdum’ dese de) İçişleri Bakanı Soylu, suikast istihbaratını Ekrem İmamoğlu’na yazıyla bildirerek ve gerekli güvenlik önlemlerini aldırtarak, geçmişteki lideri Demirel gibi ‘Devlet Adamlığı’ yapmıştır bana göre.

---

İYİ HAFTALAR

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.