Gündemi her hafta 7/24 takip ediyorum. Serde gazeteci olmak var ya.

Duayen gazeteci Can Pulak ağabeyimin dediği gibi, ‘Gazetecinin emeklisi olmaz. Kişi gazeteciyse eğer, doğumdan ölüme kadar gazetecidir O. (mesleğini çıkarını gözetmeden, vatan sevgisiyle çarpan yüreğiyle yapanlar için) Öyle bir meslektir gazetecilik.

Benim de naçiz 46 yıla ulaşan mesleki yaşamım böyledir.

Haftalık yazıma başlamadan önce Bursa Arena (e'gazete) sitesine bakayım dedim. Maşallah gündemdeki tüm konuların haberleri var.

Anlaşılan, Hüsamettin bey ve dostları çok yoğun çalışmışlar.

Bunun üzerine ben de, zaman zaman yaptığım Ankara Muhabirliğine soyunmaktan vazgeçip, hem bu gelişmeleri farklı yönleriyle değerlendirmeye hem de Ankara’nın havasını aktarmaya karar verdim.

ANKARA’DA KAŞLAR ÇATIK

Ankara’da kaşlar çatık… Zaman zaman yüzünü gösteren güneşe rağmen Atatürk Bulvarı, Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, ‘Ulus, Cebeci, Çankaya gardaş deriz kankaya’ türküsünde vücut bulan diğer mekanları sisli, pusludur bu sıra.

Önce 126 emekli diplomat, dört ay sonra 104 emekli amiral, ardından 100 emekli milletvekili ve 46 deniz aslanının, Mondros Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik uygulamaların ilerde telafisi mümkün olmayan gelişmelere yol açacağı’ endişesiyle yaptıkları (bildiri değil) duyurular Ankara’yı karıştırdı.

Bölgesel krizin Suriye ile Irak’tan doğu Avrupa’ya kaydığı, dolayısıyla Karadeniz’de suların ısınmaya başladığı, AKP lideri Erdoğan’ın Kanal İstanbul’un temelini atma aceleciliğiyle Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin (ABD’nin baskısıyla) tartışmaya açılır hale geldiği bir döneme doğru sürükleniyoruz.

Böyle bir dönemin arifesinde, eğitimleri, birikimleri ve öngörüleri tartışılmaz insanların uyarılarını ihanet ve darbe faaliyeti olarak nitelendirmeyi, ‘rütbeleri alınsın, maaşları kesilsin’ demeyi, buna karşın ‘Montrö Sözleşmesi kırmızı çizgimizdir’ demeyi ve bu işlerin faili olarak CHP’yi göstermeyi ben ‘akla ziyan’ olarak değerlendiriyorum.

İyi Parti lideri Meral Akşener’in, 104 emekli amiralin duyurusuyla ilgili ‘Kişisel fikrimi söylüyorum; bu bir ZEVZEKLİKTİR. İktidar partisine, üzerinde tepinme fırsatı doğmuştur" açıklamasındaki ‘zevzeklik’ ifadesinin hayal kırıklığı yarattığını gözlüyorum.

ESNAFIN KASA FIRLATMA ÖZGÜRLÜĞÜ

Erdoğan’ın, AKP Grup toplantısındaki konuşmasında ekonomik gidişatı överken, geçmişte bir esnafın Başbakan Ecevit’in önüne yazar kasa fırlattığını söylemesi bana o günlere ilişkin bazı uygulanmaları hatırlattı.

Biraz geriye, 1970’li yıllara giderek anlatayım. O yıllarda sokakta anarşi varken (eski) başbakanlık binasının bütün katları basın mensuplarına açıktı.

Bakanlar Kurulu toplantısının yapıldığı birinci kattaki koridorda rahatlıkla dolaşırdık. Hatta, (bir ara başbakanlık da yapan) Maliye Bakan Ferit Melen ve 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı Prof. Turhan Feyzioğlu ile o kattaki tuvalette bir çok kez pisuvar komşuluğu bile yapardık.

Demirel’in yumruklandığı 13 Mayıs 1975’de Başbakanlık koridorunda (Bakanlar Kurulu Toplantı Salonu’nun kapısının önünde) kalabalık bir gazeteci grubu vardı. Toplantı bitti Demirel açıklama yaparken, gazetecilerin arasına karışan 34 yaşındaki Vural Önsel isimli saldırgan kendisini yumrukladı. Saldırgana ilk müdahaleyi, Anadolu Ajansı’nın duayen Foto Muhabiri rahmetli Kayhan Vandemir yaptı. Ardından polis saldırganı kıskıvrak yakaladı.

Saldırganın cebinden CHP Çankaya örgütüne ait bir seminer giriş kartı çıkmıştı. Bunun üzerine hükümet ve Adalet Partisi sözcüleri CHP’nin bu saldırıyı organize ettiğini ileri sürdü, bombardımana başladı. Ancak bu iddianın boş olduğu kısa süre sonra ortaya çıktı.

Bütün bunları anlatmamın nedeni, gerek 1970’li, gerekse 1980 ve 1990’lı yıllarda başbakanlık ile diğer kamu kuruluşlarında basının yaşadığı özgürlük ortamını anlatmaktı.

Ekonomide krizin tırmandığı DSP-ANAP-MHP Koalisyon Hükümeti döneminde yaşanan özgürlük ortamında, sıkıntı çeken o esnaf, Başbakanlık binasının önüne kadar gelebilmiş ve Ecevit binaya girerken kucağındaki yazar kasayı ona doğru fırlatabilmişti.

SINIRLAMALAR AKP İLE BAŞLADI

AKP iktidara geldikten sonra Başbakanlık binasına yaklaşmak kademe kademe kısıtlandı. Basın mensupları zaptı rapt altına alınırken, vatandaşın binaya yaklaşması bir yana çevrede nedeyse kuş uçurtulmaz oldu. Böylesi bir ortamda herhangi bir vatandaşın Başbakanlık binasının önüne gelerek protesto gösterisi yapması elbette mümkün değildi.

Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olduktan sonra yerleştiği Saray’ın yerleşkesini çevreleyen yüksek duvarların önünde durmak bile külliyen yasak.

Tabi yasaklar bununla kalmadı. Günümüze gelinceye kadar TBMM (yasama) yürütme (hükümet) ve yargı başta olmak üzere birçok alanda usuller değişti eski eskide kaldı. Yılların tecrübeleri, birikimleri ve insan kaynakları bir kenara bırakıldı.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı günümüzde, fişleme yasası, muhalefetin oylarıyla reddedilmesine karşın, baskı sonucu oylaması iptal edilip görüşüldü ve Meclisten geçirildi. (7 Nisan 2021’de gece yarısı). Böylece, kamu kuruluşlarında işe alınacaklar hakkında yapılacak güvenlik soruşturmasında (birinci derecedekiler hariç) yakınlarının durumları da araştırılacak. Örneğin, dayısı, amcası, teyzesi, eniştesi sakıncalıysa (!) o kişi sınavı kazansa bile kamu kurum ve kuruluşlarında işe alınmayacak.

Bütün bu nedenlerle, (askeri müdahale ve muhtıraların yaşandığı dönemler hariç) eski özgür günlerimizi özlüyor, on yıla yakın bir süredir (giderek artan baskılardan ötürü) yaşamakta olduğumuz bu günleri ‘ara rejim’e benzetmekten ötürü de üzülüyorum.

---

İYİ HAFTALAR

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.