Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Filistin

bursaarena.com.tr - Filistin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Filistin haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İngiltere Yahudi yerleşimlerinde üretilen mallara ambargo koyacak Haber

İngiltere Yahudi yerleşimlerinde üretilen mallara ambargo koyacak

İngiltere'nin, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan İsrail yerleşimlerinde üretilen mallara yönelik bir ticaret ambargosu duyurması bekleniyor. Dışişleri Bakanı Ed Miliband'in ilerleyen saatlerde yaptırımları parlamentoda açıklaması öngörülüyor. ABD'nin İngiltere'nin kararına karşı çıkması muhtemel. İsrail tarafında ise şimdiden tepkiler yükseldi ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, İngiltere büyükelçisinin sınırdışı edilmesi çağrısında bulundu. Görevdeki altıncı haftasını dolduran İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, geçen hafta İsrail politikasını yeniden şekillendirme niyetini belirtmişti. İngiltere'nin Batı Şeria yerleşimlerinden gelen mallar ile İsrail'de üretilen ürünler arasında nasıl bir ayrım yapacağına dair ayrıntılar belirsizliğini korurken, yıllık sekiz milyar doları aşkın ikili ticaret hacmi üzerindeki etkinin asgari düzeyde kalması bekleniyor. Temmuz ayından bu yana görevde olan İngiltere Başbakanı Andy Burnham, 7 Eylül Pazartesi günü ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde Ortadoğu konusunu ele aldı ve ofisinden yapılan açıklamaya göre "iki devletli çözümün önemini" vurguladı. Sorun İsrail'in Batı Şeria'daki E1 yerleşim projesi. Miliband ve diğer Batılı siyasetçiler, bu projenin Filistinlilerin kendi devletleri için talep ettikleri toprakları böleceğini vurguluyor. İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim projesine beş batılı ülke dahil birçok ülkeden kınamaİngiltere: İsrail adım atmazsa, Eylül'de Filistin devletini tanıyacağız Birleşmiş Milletler ve İngiltere dahil çoğu ülke, Batı Şeria'daki İsrail yerleşimlerini yasadışı kabul kabul ediyor ve Batı Şeria'yı askeri işgal altındaki bir bölge olarak görüyor. İsrail ise Batı Şeria'nın işgal altında değil, statüsü tartışmalı bir bölge olduğunu savunuyor ve Yahudilerin bu topraklar üzerinde tarihi bir hak iddiası bulunduğunu öne sürüyor. İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri Ağustos ayında İsrail'in E1 yerleşim planlarını eleştirmiş, Çalışma ve Emeklilik Bakanı Pat McFadden ise yaptırımların arkasında bu gelişmelerin yattığını belirtmişti. McFadden, 8 Eylül Salı günü Times Radio'ya yaptığı açıklamada, "Tehlikenin daha acil bir hal almasının nedeni, son hafta ve aylarda genişleyen yerleşim faaliyetleri" dedi. İsrail Başbakanlık Ofisi ve Dışişleri Bakanlığı, konuyla ilgili yorum taleplerine haber yayımlanana kadar yanıt vermedi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 27 Ekim'de yapılacak genel seçimlerde koltuğunu korumaya çalışıyor. Anketler, iktidar koalisyonunun birkaç sandalye kaybedebileceğini ve çoğunluğu sağlayamayabileceğini gösteriyor. Hangi Avrupa ülkeleri yerleşimlerden gelen ürünleri yasakladı? İspanya, İrlanda ve Hollanda, Batı Şeria'daki İsrail yerleşimlerinden gelen malların ithalatını yasakladı ama bu yasakların tamamı henüz yürürlüğe girmedi. McFadden, İsrail'in İngiltere için önemli bir ticaret ortağı olmaya devam edeceğini ve tüm İsrail mallarına yönelik bir boykot uygulanmayacağını belirtti. Yerleşim yerlerinden gelen mallar ağırlıklı olarak taze tarım ürünleri ve şaraptan oluşuyor. İsrail'in toplam ticaret hacminin yalnızca çok küçük bir kısmını teşkil ediyor. Diplomatlar, İsrail'den gelen bazı malların menşei belirtilmeksizin yerleşim birimlerinden elde edilen ürünleri içerebilmesi nedeniyle, bir ithalat yasağının uygulanmasının zor olabileceğini ifade ediyor.

İsrail'in Gazze'deki saldırılarında dört kişi öldü, hastane malzeme deposu vuruldu Haber

İsrail'in Gazze'deki saldırılarında dört kişi öldü, hastane malzeme deposu vuruldu

Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarının tırmanmasıyla birlikte can kayıplarının arttığını ve enkaz altında kalan kurbanların sayısının yükseldiğini bildirdi. İsrail'in Gazze genelinde düzenlediği saldırılarda en az dört kişi öldü, ayrıca Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir hastane yerleşkesi içindeki tıbbi malzeme deposuna düzenlenen saldırıda çok sayıda kişi yaralandı. İsrail'in insansız hava aracıyla düzenlediği saldırı, Cumartesi günü Deyr el-Belah'taki El-Aksa Şehitleri Hastanesi kompleksinde tıbbi malzeme deposu olarak kullanılan bir çadırı hedef aldı ve hastane müdürünün açıklamasına göre üç kişi yaralandı. Önerilen Hikayeler3 maddelik liste3 maddelik listenin 1.siGazze'deki cankurtarıcılar, ellerinde düdüklerle yüzücüleri kurtarmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.3 listenin 2.siİsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılarda, aynı aileden üç kişi de dahil olmak üzere beş kişi öldü.3/3 listesiİsrail'in tehdidi üzerine Gazze'deki çocuklar uçurtma uçurmaktan korkuyor.listenin sonu İsrail ordusu, El-Aksa Hastanesi yerleşkesi içindeki bir hedefi vurduğunu doğruladı ve kanıt sunmadan bir Hamas komutanının vurulduğunu iddia etti. Tıbbi yardım kuruluşu Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), "El-Aksa Hastanesi yerleşkesi içinde bir İsrail hava saldırısı olduğuna dair haberlerden dehşete düştüğünü" belirterek, saldırının aynı komplekse düzenlenen ve tıbbi malzeme depolarını tahrip eden bir başka saldırıdan sadece bir ay sonra gerçekleştiğini ekledi. MSF, X platformunda yaptığı açıklamada, "İsrail güçlerinin rutin olarak hastaneleri hedef aldığı bir dönemde, tüm tarafların tıbbi tesislerin tarafsızlığına ve korunmasına saygı duyması ve bunu sürdürmesi son derece önemlidir" dedi. Ayrı bir olayda, Cumartesi günü İsrail'e ait bir insansız hava aracı Gazze şehrinin Tal el-Hava mahallesinde bir elektrikli bisiklete saldırdı, iki kişi öldü ve diğerleri yaralandı. Filistin haber ajansı Wafa'nın bildirdiğine göre, yaralılar Kudüs Sahra Hastanesine kaldırıldı. Filistin'in güneyindeki Han Yunus kentinde bir grup Filistinliye düzenlenen bir başka saldırıda bir kişi öldü, aralarında ağır yaralıların da bulunduğu birçok kişi yaralandı. Yaralılar Nasır Hastanesi'ne kaldırıldı. Günün erken saatlerinde, Deyr el-Belah'ın doğusundaki el-Musaddar köyünde İsrail'in açtığı ateş sonucu bir Filistinli öldürüldü. Hastane yetkililerine göre, İsrail'e ait bir dört pervaneli insansız hava aracı da Gazze'nin kuzeyindeki Kamal Adwan Hastanesi yakınlarına patlayıcı bir düzenek bıraktı. İsrail, sözde "ateşkes"e rağmen son günlerde Gazze Şeridi genelinde saldırılarını artırdı . İlgi alanlarınıza göre anında uyarılar ve güncellemeler alın. Önemli olaylar yaşandığında ilk siz haberdar olun.Evet, beni gelişmelerden haberdar edin. Cumartesi sabahı Gazze Sağlık Bakanlığı, 48 saat içinde toplam 10 ceset aldıklarını bildirdi; bunlardan dokuzu yeni ölenler, biri ise enkaz altından çıkarılanlar. Ayrıca 18 yaralı olduğu belirtildi. Açıklamada, diğer kurbanların yıkılan binaların altında veya ambulans ve sivil savunma ekiplerinin ulaşamadığı yollarda mahsur kaldığı belirtildi. Bakanlık, İsrail ile Hamas arasında geçen yıl Ekim ayında yürürlüğe giren "ateşkes"ten bu yana İsrail saldırılarında 1.313 Filistinlinin öldürüldüğünü açıkladı. Bu arada, Filistin Kayıp ve Zorla Kaybedilen Kişiler Merkezi'nin Cumartesi günü yaptığı açıklamaya göre, 4.000 ila 5.000 Filistinli hala kayıp ve Gazze'deki enkaz altında oldukları düşünülüyor. Açıklamada, İsrail'in soykırım savaşı sırasında Gazze'de 2.500 ila 3.000 kişinin zorla kaybettirilmiş olabileceği belirtildi. Merkezin tahmini, 317 vakadan oluşan bir örneklem üzerinde yapılan analitik bir çalışmaya dayanıyor ve bulguların, zorla kaybetmelerin daha geniş bir örüntüsünün olasılığını araştırmak için bir soruşturmayı gerektiren göstergeler ortaya koyduğunu belirtti. İncelenen 317 vakadan 302'si (%95,27) erkek, 15'i ise kadındı. Örneklemde 41 çocuk ve 60 yaş ve üzeri 17 kişi yer alıyordu. İsrail'in Ekim 2023'te başlattığı savaştan bu yana Gazze'de 73.000'den fazla Filistinli öldürüldü ve çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 174.000'den fazla kişi yaralandı.

Erdoğan : Türkiye’nin dış politikasına rota çizilemez Haber

Erdoğan : Türkiye’nin dış politikasına rota çizilemez

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada “Terörsüz Türkiye” hedefinden bölgesel barışa, dış politikadan medya kuruluşlarına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, “Bu ülkenin dış politikasını sadece ve sadece Türk milleti belirler” dedi. BİTLİS (İGFA) -Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ahlat Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşmasında “Terörsüz Türkiye” hedefinin önemine dikkat çekerek, siyasi tartışmaların Türkiye’yi uzun yıllardır meşgul eden terör sorununun çözümüne yönelik çabalara gölge düşürmemesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, söz konusu sürecin yalnızca iktidar ve ittifakın meselesi olmadığını belirterek, “Bu mesele, bir devlet meselesidir; 86 milyonun ortak meselesidir” ifadelerini kullandı. Medya kuruluşları ve gazetecilere de çağrıda bulunan Erdoğan, daha fazla reyting ve etkileşim amacıyla hayati bir konunun tartışmalı hale getirilmemesi gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sonrası açıklamalarda (#MalazgirtZaferi) bulundu: "Türkiye Cumhuriyeti ne ilkelerinden ne de ulusal çıkarlarından taviz verir. Biz, bize güvenen hiçbir dostumuzu, kardeşimizi yarı yolda bırakmayız.… pic.twitter.com/dzYU9pIAE7 — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) August 25, 2026 “TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASINI SADECE TÜRK MİLLETİ BELİRLER” “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” vizyonunun yanı sıra Türkiye’nin bölgesel barış ve istikrarı önceleyen dış politikasının bazı çevreleri rahatsız ettiğini savunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bölgedeki tüm toplumlar için barış ve kalkınma istediğini belirtti. Son dönemde kendisine ve Türkiye’ye yönelik kampanyaları da değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunları bölgedeki bazı planların bozulmasının oluşturduğu tepkinin yansıması olarak nitelendirdi. “Türkiye Cumhuriyeti ne ilkelerinden ne de ulusal çıkarlarından taviz verir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin dost ve kardeş ülkeleri desteklemeyi sürdüreceğini ifade etti. Bölgesel barış için mücadeleden geri adım atmayacaklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu ülkenin dış politikasını sadece ve sadece Türk milleti belirler; milletten başka hiçbir aktör Türkiye’ye ve Türk dış politikasına rota ve sınır çizemez” dedi. “BÖLGEMİZİN TAMAMINDA BARIŞ İSTİYORUZ” Türkiye’nin bölge politikasının temelinde barış, adalet, istikrar ve huzurun bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, gizli bir ajanda veya niyetlerinin olmadığını söyledi. Türkiye’nin hedefinin çevresinde bir “sulh iklimi” oluşturmak ve bölgenin her karışında adalet, güvenlik ve refahı tesis etmek olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin’in yanı sıra Körfez, Afrika, Balkanlar ve Kafkasya’ya kadar uzanan geniş coğrafyaya dikkat çekerek, Türkiye’nin bu bölgelerde tarihi ve kültürel bağların güçlendirilmesi için çalıştığını söyledi. Erdoğan, açıklamasını Türkiye’nin bölgesel barış ve istikrar hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdüreceğini belirterek tamamladı.

İsrail'in kısıtlamaları nedeniyle Gazze'deki kanser hastalarının ölüm oranı sürekli artıyor Haber

İsrail'in kısıtlamaları nedeniyle Gazze'deki kanser hastalarının ölüm oranı sürekli artıyor

Gazze'deki doktorlar, İsrail'in bölgedeki tek uzmanlaşmış tedavi merkezini yıktıktan sonra birçok kişinin tedavi için seyahat etmesini engellemesi nedeniyle, Gazze'deki kanser hastalarının ölüm oranının savaştan önceki döneme göre iki ila üç kat arttığını söyledi. KAHİRE/GAZZA, 13 Ağustos (Reuters) - İsrail, geçen yıl, askerlerinin altında Hamas militanları tarafından kullanılan bir tünel bulduğunu söyleyerek Gazze'deki özel kanser hastanesini havaya uçurdu. Bu da, Gazze'de kanser hastası olan yaklaşık 17.000 kişinin kemoterapi veya diğer ileri tedaviler için yerel bir seçeneğinin kalmadığı anlamına geliyor. Filistinlilerin çok azı tedavi için seyahat etmeyi karşılayabiliyor ve bunu yapabilenler de İsrail kısıtlamalarıyla karşılaşıyor. İsrail ve Hamas arasında 2025 yılında imzalanan ve serbest giriş çıkışları gerektiren ateşkes anlaşmasına rağmen, ordu Mısır'a günlük geçişlere sıkı sınırlamalar getiriyor.Konuyla ilgili yorum istenmesi üzerine, Gazze'ye erişimi kontrol eden İsrail askeri kurumu COGAT, tıbbi tahliyeleri Dünya Sağlık Örgütü ile koordine ettiklerini söyledi. COGAT'a göre, Gazzelilerin ayrılabilmesi için, kabul eden ülkeden geçerli bir talep almaları ve "gerekli güvenlik taramasından" geçmeleri gerekiyor.DSÖ, yorum talebine hemen yanıt vermedi.ZAMANA KARŞI YARIŞİki çocuk annesi Filistinli Khuloud Abu Sahmoud, ileri evre yumurtalık kanseriyle mücadele ederken, yurtdışında tedavi bekleme süreci kanserinin yayılmasıyla birlikte zamana karşı bir yarışa dönüştü. "Hastalığım her geçen gün ilerliyor ve durumum çok vahim. Tırnaklarımın hepsi döküldü, hiç kalmadı. Sadece ölmeyi bekliyorum."33 yaşındaki Abu Sahmoud, geçen Ekim ayında ateşkesin sağlanmasından bu yana Mısır'da veya daha uzak bir yerde tedavi görmek için Gazze'den ayrılmayı beklediğini söyledi. Bu süre zarfında kanserin akciğerlerine ve kemiklerine yayıldığını belirtti.COGAT, İsrail'in Şubat ayında 2023'te başlayan savaş sırasında büyük ölçüde kapalı olan Refah sınır kapısının sınırlı bir şekilde yeniden açılmasına onay vermesinden bu yana, tıbbi tedaviye ihtiyaç duyan yaklaşık 5.800 Gazalının Mısır'a gittiğini söyledi.COGAT'tan yapılan açıklamada, "Tıbbi tahliyeler hiçbir şekilde İsrail Devleti tarafından kısıtlanmamakta, tamamen kabul eden ülkenin talebine bağlıdır; resmi bir talep olmadan COGAT, bir hastanın ayrılışını koordine edemez" denildi.Filistinli sağlık yetkilileri, Rafah'ın yeniden açılmasından bu yana hastalar da dahil olmak üzere 11.000 kişinin buradan geçtiğini, bu sayının ateşkes anlaşması kapsamında beklenen sayının yarısından az olduğunu söyledi. Yerinden edilmiş Filistinli kanser hastası Khuloud Abu Sahmoud, 33, 8 Ağustos 2026'da Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta sığındığı UNRWA okulunda çocuklarıyla birlikte oturuyor. Yetkililer, aralarında 5.000 kanser hastasının da bulunduğu 20.000 hastanın daha yurtdışında tedavi için kayıtlı olduğunu ancak henüz ayrılmalarına izin verilmediğini söyledi. ZEHİRLİ KİMYASAL MARUZİYET Ateşkes büyük çaplı çatışmaları sona erdirdi ancak İsrail güçleri Gazze'nin yarısından fazlasının kontrolünü elinde tuttu ve bu kontrol daha sonra yaklaşık üçte ikiye kadar genişledi. Gazze'nin 2 milyondan fazla insanının neredeyse tamamı, çoğunlukla derme çatma çadırlarda veya hasarlı binalardaki barınaklarda, Hamas'ın kontrolündeki kıyı şeridinde yaşıyor. Reuters'ın yaptığı bir araştırmaya göre, savaştan önce yerel sağlık hizmetleri, yurtdışından gelen yatırımlar ve yerel doktorların azmi sayesinde ilerleme kaydetmişti. Ancak doktorların belirttiğine göre, Gazze'deki hastanelerin çoğu savaşta yıkıldı veya hasar gördü ve faaliyette kalan hastanelerden de kanser tedavisi ve teşhis hizmetleri için gerekli olanlar da dahil olmak üzere temel tıbbi malzemelerin %70'e varan kısmı çalındı. Savaş sırasında İsrail tarafından öldürülenler arasında, Mart 2025'te İsrail kontrolündeki bir yıkımla yerle bir edilen Türk-Filistin Dostluk Hastanesi'nde çalışan kanser uzmanları da dahil olmak üzere, onlarca yüksek nitelikli uzman bulunuyordu.Gazze'nin en büyük hastanesi El Şifa'nın başhekimi Muhammed Ebu Selmia, "Hastaların hayatlarını kurtarmak için ihtiyaç duydukları kemoterapiyi alamamaları nedeniyle günde üç ila beş arasında değişen önemli sayıda ölüm kaydediyoruz" dedi. Filistinli cerrah ve Türk-Filistin Dostluk Hastanesi başhekimi Sobhi Skaik, savaştan önce günlük ölüm oranının bir ila iki civarında olduğunu söyledi. Savaş öncesi bazı istatistiklere göre bu rakam günde yaklaşık 1,7 civarında. Ölüm oranlarındaki artışın çoğunlukla yerel tedavi eksikliğinden ve sınır kısıtlamalarından kaynaklandığını söyledi. Ancak aynı zamanda, Gazze'ye atılan İsrail patlayıcılarından kaynaklanan zehirli maddelerin varlığı nedeniyle kanserin daha hızlı yayılıyor olabileceğini de belirtti. Skaik'in belirttiğine göre, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın güney İsrail'e yönelik saldırılarının ardından savaş başlamadan önce Gazze'de yaklaşık 11.000 kayıtlı kanser hastası bulunuyordu; bu saldırılardan sonra kayıtlar büyük ölçüde durdu. Tahminine göre o zamandan beri Gazzalıların yaklaşık 6.000'i daha kansere yakalanmış olabilir. Skaik, "Bazı kişiler erken teşhis edilirse tedavi edilebilir, ancak çadırların arasında hasta, habersiz ve yardımsız dolaşıyorlar" dedi. Kahire'den Nidal al-Mughrabi, Gazze'den Dawoud Abu Alkas ve Haseeb Alwazeer'in haberleri; Rami Ayyub ve Alex Richardson tarafından düzenlendi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gazze barış istediğini ortaya koydu Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Gazze barış istediğini ortaya koydu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile düzenlediği ortak basın toplantısında Gazze’deki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, İsrail yönetimini “uzlaşmaz ve saldırgan” tutumunu sürdürmekle eleştirirken, Gazze’nin yeniden imarı ve güvenliğin sağlanması için gerekli şartların bir an önce oluşturulması gerektiğini söyledi. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Gazze ve Filistin’deki gelişmeleri değerlendirdi. Erdoğan, Filistinlilerin yapıcı tutum sergilemesine rağmen İsrail yönetiminin uzlaşmaz ve saldırgan tavrını sürdürdüğünü belirterek, tarafların çatışma ve barış konusundaki tutumlarının ortaya çıktığını ifade etti. Gazze halkının barıştan yana olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Gazze halkı barıştan yana olduğunu, barış istediğini bu uğurda güçlü bir iradeye sahip olduğunu açıkça ortaya koymuştur” dedi. Erdoğan, Gazze’nin yeniden imar ve inşa sürecinin başlatılması gerektiğini belirterek, bunun için güvenliğin temin edilmesine yönelik koşulların da bir an önce oluşturulması çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: “Bugünkü görüşmemizde ayrıca Mescid-i Aksa ve El-Halil'de Hz. İbrahim Camii başta olmak üzere Filistin topraklarındaki kutsal mekanlara yönelik saldırı, ihlal ve tahriklere karşı dayanışmamızı yineledik. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya… pic.twitter.com/VES3z5oK07 — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) August 12, 2026 MESCİD-İ AKSA VE KUTSAL MEKANLAR VURGUSU Görüşmede Filistin topraklarındaki kutsal mekanlara yönelik saldırı, ihlal ve provokasyonların da ele alındığını aktaran Erdoğan, Mescid-i Aksa ile El-Halil’deki Hz. İbrahim Camii başta olmak üzere mukaddes mekanların korunmasına yönelik dayanışmanın sürdürüleceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İlk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya ve diğer mukaddes mekanlarda statükonun değiştirilmesine yönelik provokasyonlara özellikle şiddetle karşıyız” ifadelerini kullandı. “FİLİSTİN DAVASI GÖNÜLLERDE BÜYÜMEYE DEVAM EDECEK” Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin bölgedeki kaos ve çatışmalardan yararlanarak Filistin meselesini uluslararası gündemden düşürmeyi amaçladığını savundu. Erdoğan, “Ne yaparlarsa yapsınlar bunda muvaffak olamayacak. Tüketilmeye çalışıldıkça Filistin davası gönüllerde büyümeye devam edecek” değerlendirmesinde bulundu. Erdoğan ile Abbas'ın görüşmesinde Gazze'deki durumun yanı sıra Filistin topraklarındaki kutsal mekanların statüsüne ilişkin gelişmelerin ve bölgede kalıcı barışın sağlanmasına yönelik adımların ele alındığı belirtildi.

MGK'dan 8 maddelik bildiri... Terörsüz Türkiye, bölgesel güvenlik ve Gazze mesajı Haber

MGK'dan 8 maddelik bildiri... Terörsüz Türkiye, bölgesel güvenlik ve Gazze mesajı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), terörle mücadele, "Terörsüz Türkiye" süreci, bölgesel gelişmeler ve uluslararası güvenlik konularını ele aldı. Toplantı sonrası yayımlanan bildiride, iç ve dış güvenliğe ilişkin önemli mesajlar verildi. ANKARA (İGFA) - Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Beştepe'de toplandı. Toplantının ardından yayımlanan bildiride, terörle mücadeleden bölgesel gelişmelere, NATO Zirvesi'nden Gazze'deki son duruma kadar birçok başlık değerlendirildi. Bildiride, PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere Türkiye'nin milli birlik ve beraberliğine yönelik tehditlere karşı yurt içinde ve yurt dışında yürütülen operasyonlar hakkında Kurul'a bilgi sunulduğu belirtildi. MGK'da ayrıca "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefleri doğrultusunda kaydedilen gelişmeler ele alınırken, güvenlik, istikrar ve refahın kalıcı şekilde sağlanmasına yönelik çalışmaların sonraki aşamaları istişare edildi. Toplantıda, 15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılı dolayısıyla FETÖ ile mücadelede gelinen son durum da değerlendirildi. Bildiride, örgütün tamamen bertaraf edilmesine yönelik tedbirlerin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı. BÖLGESEL GELİŞMELER MASADAYDI MGK bildirisinde, Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenen NATO Zirvesi'nin ittifakın geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olduğu belirtilerek, Türkiye'nin savunma alanındaki imkan ve kabiliyetlerini müttefikleriyle paylaşma konusundaki yapıcı yaklaşımının sürdüğü ifade edildi. İran ile ABD arasında yeniden yaşanan çatışmaların bölge ülkeleri ve küresel ticaret yolları açısından oluşturduğu risklere dikkat çekilen bildiride, taraflara güç kullanımından kaçınmaları ve müzakere sürecine dönmeleri çağrısı yapıldı. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Karadeniz ve Hazar Denizi gibi çevre bölgelere yayılmasının yeni riskler oluşturacağına işaret edilen bildiride, tarafların gerilimi düşürecek ve barışı sağlayacak somut adımlar atması gerektiği vurgulandı. MGK'da ayrıca Suriye ve Irak ile geliştirilen çok boyutlu iş birliğinin bölgesel güvenlik açısından önemine dikkat çekilirken, Türkiye'nin bölgesel dayanışmayı güçlendirmeye yönelik girişimlere katkı sunmayı sürdüreceği belirtildi. GAZZE MESAJI Bildiride son olarak Gazze'deki gelişmelere de yer verildi. Gazze Barış Planı kapsamında ilerleme sağlanmasına rağmen ateşkes ihlallerinin sürdüğü belirtilerek, İsrail yönetiminin Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetleri ile başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal mekanlara yönelik eylemlerine karşı uluslararası toplumun açık ve tavizsiz bir tutum sergilemesi gerektiği ifade edildi.

Filistinli çocuklar Konya’da moral buldu Haber

Filistinli çocuklar Konya’da moral buldu

Konya'da misafir edilen Filistinli öğrenciler ve aileleri, Selçuklu Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Selçuklu Belediyesi Gelişim ve Teknoloji Akademisi’ni ziyaret etti. KONYA (İGFA) - Konya Selçuklu Belediyesi, Konya'da eğitim gören ve Türkiye'de misafir edilen Filistinli öğrenciler ile ailelerinin her fırsatta yanında olmaya devam ediyor. Bu kapsamda Gazze’de İsrail tarafından devam ettirilen soykırım nedeniyle Konya’da misafir edilen Filistinli çocuklar ve aileleri Selçuklu Belediyesi Gelişim ve Teknoloji Akademisi’ni ziyaret etti. Çocuklar ve aileleri için moral ve motivasyon sağlamak amacıyla gerçekleştirilen etkinliğe Piri Reis ve Osmangazi İlkokullarında dil eğitimi alan öğrenciler katıldı. Ziyaret kapsamında Takı Tasarım, Moda ve Oyuncak Atölyelerinde etkinlikler gerçekleştirildi. Atölyelerde Filistin ile Türk Bayrağı temalı takı, çanta ve oyuncak tasarlayan çocuklar keyifli bir gün geçirdi. Kendilerine gösterilen ilgiden duydukları memnuniyeti dile getiren Filistinli misafirler, Selçuklu Belediyesi'ne teşekkürlerini iletti. Program, günün anısına çekilen hatıra fotoğrafıyla sona erdi. BAŞKAN PEKYATIRMACI,“ FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZİN HER ZAMAN YANLARINDAYIZ” Selçuklu Belediyesi olarak, ülkemizde eğitim gören Filistinlilerin baş tacı olduğunu ve her fırsatta yanlarında olduklarını ifade eden Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, “Bu kapsamda hayata geçirilen sosyal uyum projeleri, misafir öğrencilerin toplumsal hayata uyumunda önemli bir rol üstleniyor. Dayanışma ve kardeşlik anlayışıyla bugün Selçuklu Belediyesi Gelişim ve Teknoloji Akademimizde Filistinli öğrencilerimizi ve kıymetli ailelerini ağırlamaktan büyük bir onur duyduk. Şehrimizde dil eğitimi alan çocuklarımızın eğitim yolculuklarında yanlarında olurken, aileleriyle birlikte kurduğumuz bu güçlü gönül bağıyla her zaman yanlarındayız” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye ekonomisi dimdik ayakta Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye ekonomisi dimdik ayakta

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada, “Türkiye olarak her gün yeni bir krizin baş gösterdiği küresel konjonktürde, Allah'a hamdolsun, çoklu şokları başarıyla yönetiyoruz. Bölgemizdeki çatışmalara rağmen Türkiye ekonomisi dimdik ayaktadır" dedi. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı. Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Cumhurbaşkanı ve Kabinesi olarak Türkiye’ye hizmet mücadelemizi yoğun bir mesaiyle sürdürüyoruz. Türkiye’nin müreffeh geleceğini inşa etmek için durmadan, dinlenmeden bütün kurumlarımızla, bütün imkânlarımızla koşturuyoruz. Siyasi rakiplerimiz kimin figüran, kimin hain, kimin iş birlikçi olduğunu tartışa dursun, biz kadro olarak uyum ve adanmışlık içinde ülkemizi küresel siyasetin baş aktörü hâline getirmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız her hadise, siyaset sahnesinde şahit olduğumuz her tartışma milletimizin verilmiş sadakasının olduğunu bizlere tekrar gösteriyor. Bilhassa 14-28 Mayıs seçimlerinde insanımızın engin feraseti sayesinde ülkemizin nasıl bir varta atlattığı bugünlerde çok daha net anlaşılıyor. Tecrübeli, uyumlu, liyakatli ve dirayetli kadroların yönetiminde Türkiye'nin aydınlık hedeflerine doğru yaptığı yolculuk hız kesmeden devam ediyor. Milletimizin sadece duasının ve desteğinin değil, umutlarının da bizimle olduğunun idrakindeyiz. İnşallah şahsımıza, iktidarımıza ve ittifakımıza yönelik bu güveni asla boşa çıkarmayacağız. “KENDİ POTANSİYELİMİZE GÜVENEREK YOLUMUZDA KARARLILIKLA İLERLEYECEĞİZ” Şunu tüm vatandaşlarımızın çok iyi bilmesini temenni ediyorum: Bizim için insan; siyasetimizin de, icraatımızın da özüdür. Bizim için en büyük makam, millete hizmetkârlık makamıdır. Ne yapıyorsak insanımızı rahat ettirmek, mutlu etmek için yapıyoruz. Umutsuzluğa kapılmadan, popülizme meyletmeden, başta hayat pahalılığı olmak üzere dönemsel sorunların üzerine ciddiyetle giderek, hepsinden önemlisi kendi insanımıza, kendi potansiyelimize güvenerek yolumuzda kararlılıkla ilerleyeceğiz. Kabinemizin 69. toplantısını az önce tamamladık. Toplantımızda ekonomiden dış politikaya, enerjiden terörsüz Türkiye sürecine kadar birçok başlığı etraflıca ele aldık. Dış politikada kapsamlı bir ufuk turu yaparken enerjide Türkiye'yi merkez ülke yapma stratejimizi değerlendirdik. “SAVAŞ KAYNAKLI MALİYETLERİN ETKİSİNİ ASGARİ SEVİYEDE TUTMAK İÇİN ÖZEL GAYRET GÖSTERİYORUZ” Öncelikle bir gerçeği açıkça ifade etmek istiyorum. Türkiye'nin merkezinde yer aldığı coğrafya son yılların en sancılı günlerini yaşıyor. İsrail'in savaş bağımlısı mevcut yönetimi tahrik ve tertipleriyle bölgemizi istikrarsızlığa sürüklemeye devam ediyor. İsrail bu bölgede temel insan haklarını hiçe sayarak, uluslararası hukuku ayaklarının altına alarak Filistin topraklarını adım adım işgal ediyor. İsrail'in işgalleri, İsrail'in hukuksuz yerleşimleri, İsrail'in Gazze'de yaptığı gibi Batı Şeria’da da Filistinlilere karşı uyguladığı göç ettirme, yıldırma, sindirme politikası bölgemizdeki sorunların ana kaynağıdır. Bu saldırganlığın faturasını sadece Filistinli kardeşlerimiz, sadece kardeş Lübnan halkı değil, farklı inanç kesimleriyle bölgenin tamamı ödemektedir. Örneğin bölgemizdeki çatışmalar sebebiyle küresel petrol arzında tarihin en büyük şoklarından biri yaşanmaktadır. Yalnızca petrol değil, maalesef küresel piyasalarda doğal gazdan gübreye, dizelden petrokimya ürünlerine birçok girdide fiyatlar hızla yükselmiştir. Türkiye olarak her gün yeni bir krizin baş gösterdiği küresel konjonktürde Allah'a hamdolsun, çoklu şokları başarıyla yönetiyoruz. Bölgemizdeki çatışmalara rağmen Türkiye ekonomisi dimdik ayaktadır. Savaş kaynaklı maliyetlerin vatandaşlarımız üzerindeki etkisini asgari seviyede tutmak için özel gayret gösteriyoruz. Bu süreçte üreticimizi, ihracatçımızı ve reel sektörümüzü de desteklemeyi ihmal etmiyoruz. İhracatçılarımızın günlük reeskont kredisi limitini 4,5 milyar liradan 5 milyar liraya yükselttik. Sübvansiyonlu yatırım kredisi hacmini 500 milyar liradan 750 milyar liraya çıkardık. İmalat sanayimize ilave 250 milyar liralık uygun koşullu finansman imkânı sağladık. Yani sadece bu dönemde üretim, yatırım, ihracat ve istihdam için 1 trilyon liralık destek paketini devreye aldık. Çiftçimizi de, esnafımızı da yalnız bırakmıyoruz. Yılın ilk yarısında 724 bin çiftçimize 141 milyar lira, yaklaşık 100 bin esnafımıza ise 40 milyar lira finansman desteği sunduk. Turizm sektöründe vergi yükünü yarıya indirdik, konaklama vergisini yüzde ikiden yüzde bire düşürdük. Turizmde istihdamı korumak amacıyla işletme belgeleri tesislerde çalışan başına 3.500 liralık destek uygulamasını başlatıyoruz. Hazine kefaletiyle 60 milyar liralık ilave finansman imkânı oluşturduk. Tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya gibi emek yoğun sektörlerimizde istihdamı korumaya yönelik desteklerimizi de sürdürüyoruz. “TÜRKİYE, HER TÜRLÜ ZORLUĞU AŞACAK GÜCE, BİRİKİME, POTANSİYELE SAHİPTİR” Eş zamanlı olarak Türkiye'yi bölgesinin üretim, lojistik, transit ticarette ve teknoloji merkezi hâline getirecek adımları kararlılıkla atıyoruz. Önümüzde yoğun bir çalışma dönemi var. Ekonomi yönetimimiz bir yandan Orta Vadeli Programımızı hazırlarken, diğer yandan Meclise sunulacak reformlar üzerinde çalışıyor. Şundan kimsenin şüphesi olmasın: Türkiye, her türlü zorluğu aşacak güce, birikime, potansiyele sahiptir. Siyasette güven, yönetimde istikrar olduğu sürece Allah'ın izniyle her sorun çözülür, her sıkıntı giderilir, her engelin üstesinden gelinir. Türkiye, geçmişte demokrasi açığıyla birlikte güven ve istikrar eksikliğini bizzat yaşamış, bunun neye mal olduğunu çok iyi bilen bir ülkedir. Türkiye'yi yıllarca esir alan güven ve istikrar sorununun ülkemize ödettiği bedellerin en başta terör meselesi vardır. Terörün olumsuz etkileri, büyüme, ihracat ve istihdam başlı olmak üzere pek çok başlıkta derinden hissedilmiştir. Bakınız burada bazı çarpıcı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum. Partimizin Ekonomi İşleri Başkanlığının yaptığı güncel bir çalışma terörün Türkiye ekonomisine maliyetini çok net biçimde ortaya koyuyor. Buna göre, terörün faturası gayrisafi yurt içi hasılada 511 milyar doları, kişi başı gelirde 5.800 doları, ihracatta ise 110 milyar doları buluyor. İstihdamdaki kayıp 2,5 milyon kişiye ulaşıyor. TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ Şurası da oldukça dikkat çekicidir: Terör kaynaklı kayıplar kamu maliyesi tarafında da çift yönlü bir baskıya neden olmuştur. 40 yıllık kümülatif borçlanma maliyetimiz 520 milyar dolara, vergi kaybımız ise 123 milyar dolara yaklaşmaktadır. Dolaylı ve doğrudan maliyetleri de dikkate alındığında terörün Türkiye'ye faturası 2,3 trilyon doların üzerindedir. Fırsat maliyetleri yönüyle baktığımızda terör nedeniyle ülkenin ekonomik kaybı bu rakamın neredeyse iki katıdır. Yatırım, istihdam, finansman, turizm, tarım, güvenlik boyutlarıyla hesap edildiğinde terörün yıllık ortalama maliyeti 50 milyar doları geçiyor. Terörsüz Türkiye sürecimiz menziline vardığında sadece analar geceleri başlarını yastığa gönül huzuru ile koymakla kalmayacak, inşallah ülkemiz işte bu ağır ekonomik faturadan da ebediyen kurtulmuş olacaktır. Bu mesele kalıcı bir şekilde çözüldüğünde kazanan 86 milyon ferdiyle tüm Türkiye olacak, millet olacak, memleket olacaktır. İş adamı kadar emekçi kardeşlerimiz de kazanacak. Çiftçilerimiz kadar turizmcilerimiz de kazanacak. Yatırımcı, ihracatçı kadar ev hanımı, emekli de kazanacak. Türk kadar Kürt de, Arap da, Laz da, Çerkez de kazanacak. Terör engeli ortadan kalktığında Türkiye ekonomisi her alanda artık yeni bir hikâye yazmaya başlayacaktır, biz buna yürekten inanıyoruz. Önümüzdeki günlerde bir süredir üzerinde çalıştığımız yasal düzenlemeyi Gazi Meclisimizin takdirine sunacağız. Cumhur İttifakı olarak Çeşitli zorluklara rağmen tam bir dayanışma içinde yürüttüğümüz bu önemli süreci millî meseleleri şahsi çıkarlarının önüne koyan siyasi partilerimizin de desteğiyle inşallah hedefine ulaştıracağız. Bunu da her fırsatta vurguladığım gibi devletimizin nitelikleriyle, aziz milletimizin değerlerine halel getirmeden yapacağız. “KIBRIS'TAKİ MESELE; KIBRIS TÜRK HALKININ EGEMEN EŞİTLİĞİNİN VE EŞİT ULUSLARARASI STATÜSÜNÜN KABULÜ MESELESİDİR” Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52. yıl dönümünü Kıbrıs Türk'ü kardeşlerimizle birlikte yine büyük bir gururla idrak ettik. 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Türk halkının varlığını hürriyetini ve güvenliğini teminat altına alan tarihî bir dönüm noktasıdır. Türkiye, uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkı ve sorumluluğu çerçevesinde Kıbrıs Türk’ünün maruz kaldığı zulme son vermiş, adada barışın ve istikrarın tesisine öncülük etmiştir. Bundan 52 sene önce Mehmetçik'le mücahitlerin omuz omuza verdiği mücadele sayesinde hamdolsun Kıbrıs Türk'ü kendi topraklarında özgür, güvenli ve onurlu bir geleceğe kavuşmuştur. Bu vesileyle milli davamız uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah'tan rahmet, gazilerimize sağlık ve afiyet diliyorum. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın hayata geçirilmesinde tarihî sorumluluk üstlenen dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'i, Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan'ı, bu yolda güçlü katkılar sunan Alparslan Türkeş'i, Kıbrıs Türk halkının cesaretli liderlerini, Harekâtı sevk ve idare eden komutanlarımızı ve emeği geçen devlet büyüklerimizi bir kez daha şükranla yâd ediyorum. Tabi burada şu noktayı önemli vurgulamak istiyorum: Bugün Kıbrıs meselesini değerlendirirken tarihî gerçekleri görmezden gelen yaklaşımlarla sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Kıbrıs'taki mesele iki toplum arasında teknik bir yönetim paylaşımı tartışmasının ötesinde Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabulü meselesidir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk'ünün egemen eşitliğini, özden gelen haklarını ve Doğu Akdeniz'deki meşru menfaatlerini yok sayan hiçbir girişimin başarıya ulaşması söz konusu olamaz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres'in 16 yıl aradan sonra adaya giden ilk genel sekreter olması kuşkusuz çok kıymetlidir. Türkiye, Sayın Guterres'in barış çabalarına her daim güçlü destek olmuş, kendisini samimiyetle desteklemiş bir ülkedir. Bundan sonra da kendisiyle yakın istişare içinde olmayı sürdüreceğiz. Tabi bu noktada Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne mahkûm etmeyi amaçlayan formüllerin geçmişte sonuçsuz kaldığı herkesin malumudur. Adada sükûnet ancak adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümle sağlanabilir. Öte yandan bölgemizde yaşanan gerilimleri fırsata çevirmeye çalışan Kıbrıs'ı yeni askerî yapılanmaların ve jeopolitik hesapların parçası hâline getirmek isteyen çevrelerin attığı her adımı dikkatle takip ediyoruz. Burada yanlış hesap yapanlara şu gerçeği tekrar hatırlatıyorum. Türkiye tarih boyunca olduğu gibi, 52 sene önce olduğu gibi bugün de yarın da Kıbrıs Türk’ü kardeşlerini yalnız asla bırakmayacak, eski acıların yaşanmasına ne pahasına olursa olsun bir daha asla izin vermeyecektir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin turizmde, yükseköğretimde, teknolojide ve dijital dönüşüm alanlarında bölgesinin öncü ülkelerinden biri hâline gelmesi, bütün sektörleriyle kalkınması ve Doğu Akdeniz'de istikrar ile refahın merkezi olması için iş birliğimizi yıldan yıla güçlendiriyoruz. Geçmişte asrın projesiyle Kıbrıs Türk’ünün su ihtiyacını nasıl kalıcı şekilde çözdüysek, önümüzdeki dönemde denizin altından doğalgaz hattı başta olmak üzere farklı projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. ORMAN YANGINLARIYLA MÜCADELE İklim krizinin olumsuz etkileri başta orman yangınları ve kuraklık olmak üzere dünyada giderek daha çok hissediliyor. Avrupa'da yılın başından bu yana çıkan orman yangınlarında 292855 hektar büyüklüğünde bir alan yandı. Kayıp geçen yılın aynı dönemine göre iki katın üzerinde artış gösterdi. Her sene dünya genelinde 7 milyon hektarlık bir alan orman yangınlarında maalesef yok oluyor. Biz de yakın tarihimizde büyük orman yangınları yaşadık. Beş sene önce Antalya ve Muğla'da yaşanan yangınları hâlen hatırlıyoruz. Devlet olarak her yangında olduğu gibi o yangınlardan sonra da hızlıca harekete geçtik. Tüm bakanlıklarımızın sıkı çalışmasıyla yangının yaralarını süratle sardık. Evini kaybeden vatandaşlarımıza yeni yuvalarını teslim ettik. Hükûmetimiz aleyhine yürütülen yoğun dezenformasyon kampanyalarına rağmen afet sırasında ne söz verdiysek hepsini tek tek yerine getirdik. Yanan alanların tamamı yeniden tohum ve fidanla buluştu. Yalan ağzına yuva yapmış birilerinin iddia ettiği gibi yanan alanlara temel atılmadı, tohum atıldı, oralarda oteller değil, fidanlar yükseldi. Sadece yanan alanları ağaçlandırmakla kalmadık, orman yangınlarıyla mücadele kapasitemizi daha da güçlendirdik. Şunu tüm halkımızın çok iyi bilmesini isterim: 28 bine yakın orman kahramanımız, 140 bini aşkın gönüllümüz, 28 yangın söndürme uçağımız, 119 helikopterimiz, 14 insansız hava aracımız, 6 bine yakın kara aracımızla özellikle bugünlerde 7-24 nöbetteyiz. Ekiplerimiz yılbaşından bu yana 1011'i orman, 1862'si orman dışı olmak üzere toplam 2873 yangına hızlıca müdahale etmiştir. Bugün şimdiye kadar ülkemiz genelinde 59'u orman dışı olan alan olmak üzere toplam 90 yangın çıkmıştır. Bu yangınların 81’i tamamen kontrol altına alınmıştır. Şu anda Muğla, Balıkesir, Antalya ve Çanakkale'deki yangınların kontrol altına alınmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Bu yangınların söndürülmesi için 21 uçak, 58 helikopter, 420 arazöz, 142 su tankeri, 76 iş makinesi olmak üzere toplam 929 kara aracı ile 3.210 personelimiz yoğun bir şekilde çalışıyor. Biz de çalışmaları yakından takip ediyoruz. Yangından etkilenen tüm kardeşlerimize geçmiş olsun diyorum. Kendi yangınlarımıza müdahale ederken ihtiyaç duyan ülkelere de destek veriyoruz. Şu anda çok şiddetli yangınlarla mücadele eden İspanya ve Fransa'ya ikişer adet yangın söndürme uçağımızı destek amaçlı gönderdik. Başta İspanya ve Fransa olmak üzere orman yangınlarıyla boğuşan bütün ülkelere geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bilhassa Ağustos ve Eylül aylarında çok daha dikkatli olmamız gerekiyor. Biz bütün ekiplerimiz ve imkânlarımızla teyakkuzda olmayı sürdüreceğiz. Vatandaşlarımızın da hassasiyetlerini korumalarını istirham ediyorum. Şu hususlara 86 milyon olarak hepimiz lütfen dikkat edelim: Açık alanlarda ateş yakmayalım. Ormanlara cam, izmarit gibi yanıcı maddeler atmayalım. Toprağımıza da zarar veren anız yakma işinden artık vazgeçelim. Girişleri yasak olan ormanlık alanlara girmeyelim. Bir duman gördüğümüzde hemen 112'yi arayalım. Orman yangınına sebep olmanın ağır cezaları olduğunu unutmayalım. Orman yangınlarıyla mücadele eden bütün ekiplerimize tekrar başarılar diliyor, Rabbim ayaklarına taş değdirmesin diyorum. Bu düşüncelerle kabine toplantımızda aldığımız kararların hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum.”

Filistin topraklarını gasbeden İsrail'den Mescid-i Aksa'ya baskın! Haber

Filistin topraklarını gasbeden İsrail'den Mescid-i Aksa'ya baskın!

İşgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'ya İsrail polisinin koruması altında ve İsrailli yetkililerin katılımıyla sabah saatlerinden bu yana baskın düzenleyen Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin sayısı 3 bin 200'ü aştı. Mescid-i Aksa, sabah saatlerinden bu yana Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin baskınına sahne oluyor. Kudüs İslami Vakıflar İdaresi'nden yapılan açıklamaya göre, Filistin topraklarını gasbeden 3 bin 288 İsrailli yerleşimci Mescid-i Aksa'ya baskın düzenledi. Mescid-i Aksa'nın avlusuna da giren fanatik İsrailliler burada dini ritüeller gerçekleştirdi. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, söz konusu İsraillilerin Kubbetü's-Sahra'nın önünde dini ritüeller gerçekleştirdiği ve Mescid-i Aksa'nın avlusunda İsrail bayrağı açtığı görüldü. Baskınlara, İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun partisi Likud milletvekili Amit Halevi de katıldı. "İslam ülkeleri sorumluluklarını üstlenmeli" Kudüs ve Filistin eski Müftüsü, Mescid-i Aksa İmam Hatibi Şeyh İkrime Sabri, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "İsrail hükümeti, Mescid-i Aksa'da yeni oldubittiler dayatmak için Yahudi dini günlerini istismar ediyor. İsrail polisinin sergilediği tutum, İsrail hükümetinin Yahudi yerleşimcilerin Mescid-i Aksa'nın kutsallığına yönelik ihlallerini desteklediğinin ve onayladığının açık kanıtıdır." dedi. İslam dünyasına seslenen Sabri, "Mescid-i Aksa yalnızca Müslümanlara aittir ve İslam ülkeleri, Aksa'nın maruz kaldığı ihlaller konusunda sorumluluklarını üstlenmelidir." ifadesini kullandı. Sabri ayrıca, "İsrail hükümeti, Mescid-i Aksa üzerinde tam kontrol sağlamayı ve İslami Vakıflar İdaresi'nin Aksa'yı yönetme yetkisini elinden almayı amaçlıyor." uyarısında bulundu. "Mescid-i Aksa'nın avlusunda ciddi bir provokasyon yaşandı" İsrailli sivil toplum kuruluşu Peace Now'ın (Barış Şimdi) ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "Bu sabah Mescid-i Aksa'nın avlusunda ciddi bir provokasyon yaşandı." ifadesi kullanıldı. Açıklamada, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlemesi ve avluda dini ritüeller gerçekleştirmesinin "hassas statükonun açık bir ihlali" olduğu belirtildi. "Yerleşimci terörizmi ile dini bir savaş başlatmayı amaçlayan bir grup kundakçı arasında doğrudan bir bağlantı" bulunduğu ifade edilen açıklamada, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Yerleşim Bakanı Orit Strock, söz konusu gruplara destek vermek, fon sağlamak ve koruma sunmakla suçlandı. Filistin Din İşleri Bakanlığı: İsrail bölgede din savaşı çıkarmayı amaçlıyor Filistin Vakıflar ve Din İşleri Bakanlığından yapılan açıklamada da İsrailli Bakan Ben-Gvir ve milletvekili Halevi'nin Aksa'ya düzenlenen baskınlara katılması kınandı. Açıklamada, İsraillilerin baskınının İslam'ın kutsal mekanlarına yönelik bir ihlal ve Mescid-i Aksa'nın tarihi ve hukuki statüsüne karşı işlenmiş bir suç olduğu vurgulandı. Yahudilerin dini günlerinin Aksa'ya baskın düzenlemek için istismar edildiği belirtilen açıklamada, İsraillilerin Aksa'nın avlusunda dini ritüeller gerçekleştirmesinin, Aksa'da "zamansal ve mekansal bölünmeyi oldubittiye getirerek dayatmayı amaçlayan sistematik bir işgal planı" çerçevesinde yapıldığına dikkati çekildi. Mescid-i Aksa'nın tamamının Müslümanlara ait olduğu vurgulanan açıklamada, İsrail hükümetinin üst düzey siyasi kademelerinden kaynaklanan eylemlerin "tüm bölgede din savaşı başlatmayı amaçladığı" uyarısında bulunuldu. Uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler kurumlarına, hukuki ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmeleri ve İsrail'e Kudüs ile kutsal mekanlara yönelik ihlallerini durdurması için baskı yapmaları çağrısında bulunuldu. Arap ve İslam ülkelerine de kararlı bir duruş sergileme çağrısı yapılan açıklamada, Filistin halkından İslam ve Arap kimliğini hedef alan İsrail planlarını engellemek için Mescid-i Aksa'ya gelmeyi sürdürmeleri istendi. Kudüs Valiliğinden yapılan açıklamada, İsrail polisinin, fanatik grupların sayısının 150'ye kadar çıkmasına izin vermesinin ardından Mescid-i Aksa'ya baskın yapan İsraillilerin sayısında artışın olduğu açıklanmıştı. Kudüs Valiliği, bu sabah yaptıığı açıklamada 1300'den fazla İsrailli'nin Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlediğini duyurmuştu. Açıklamada, İsrail polisinin, fanatik grupların sayısının 150'ye kadar çıkmasına izin vermesinin ardından Mescid-i Aksa'ya baskın yapan İsraillilerin sayısında artış olduğu vurgulanmıştı. İsrail polisinin Mescid-i Aksa'nın kapılarında ve Eski Şehir çevresinde önlemlerini sıkılaştırdığı ve Müslümanların ibadet etmek için Aksa'ya girişini engellediği bildirilmişti. Sabah namazında çok az sayıdaki Müslümanın Aksa'ya girebildiği aktarılan açıklamada, İsrail polisinin Müslümanları darbettiği kaydedilmişti. Filistin topraklarını gasbeden İsrailli gruplar, Yahudilerin dini günü Tisha B'Av nedeniyle Aksa'ya geniş çaplı baskın düzenleme çağrısında bulunmuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.