İdlib'te tek seçenek ölümü beklemek!

BURSA ARENA / Haber Merkezi

İki kez evsiz kalan, işsizlik nedeniyle borçlanan ve sınıra yaklaşık 100 metre uzaklıktaki çadırda yaşayan Hanaa, “Buranın da bombalanmasından korkmuyor musunuz?” sorusuna, karşı tepeyi işaret ederek, “Burası Türkiye!” yanıtını verdi.

Suriye'deki savaştan önce İdlib, iki yanı ağaçlı yolları, beyaz taş binaları, sakin ve serin havasıyla bilinirdi. Bugün ise bu şehir, Suriye'nin diğer bölgelerindeki çatışmalardan kaçan ailelerle dolup taştı. Bu da bir milyonun üzerinde yoğun bir nüfus artışına neden oldu. Başlarını sokacak bir yer bulamayanlar, bir futbol sahasına sığınmışlardı. Çok sayıda insan gıda yardımı alabilmek için sıraya giriyordu. İnsanlar bombardımanlara o kadar alışmıştı ki, kimse bir patlama duyduğunda eskisi gibi irkilmiyordu. Ancak Suriyeli muhaliflerin kontrol ettiği son şehir olan İdlib henüz en kötüsünü yaşamadı.

İdlib'in kuzeyinde, dokuz yıllık vahşi savaşın en kötü insani felaketlerinden birinde, yolların kenarlarında ve zeytinliklerde yaklaşık bir milyon insan yaşıyor. Güneyinde ve doğusunda, Rus savaş uçaklarının desteklediği Suriye rejim güçleri sadece beş mil ötede bulunuyor. İdlib'e ulaştıklarında, yaklaşık bir milyon kişinin kuzeye doğru kaçması bekleniyor. Bu da kuzeydeki yerinden edilmiş insanların sayısının ikiye katlanması anlamına geliyor.

Ortopedi cerrahı Hikmet el-Hatib, anne ve babasını kuzeye taşınmaya çağırdı, ancak kasaba bombalandığında annesi kalmaya karar verdi.

Hatib, “Annem, ‘tek seçenek ölümü beklemek’ dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz Çarşamba günü bir fotoğrafçı ve bir simültane tercümanla Türkiye sınırındaki İdlib'i ziyaret ettim. Suriyeli yardım kuruluşlarından görevliler ve İdlib’i kontrol eden aşırılık yanlısı bir grup olan Heyet-i Tahriru'ş-Şam (HTŞ) üyeleri bize eşlik ettiler. Barınağa dönüştürülen futbol sahasındaki çadırlarda, yaklaşık 100 ailenin yaşadığını gördük. Amine Sahlul, kadınlar ve çocuklar için yeraltında inşa edilmiş büyük bir odada sobanın yanında, yerde oturuyordu. Gece köyündeki ölümden, motosiklette beş torunu ile birlikte oğlunun arkasına yapışarak kaçmış ve henüz birkaç saat önce buraya gelmişti. Hava saldırıları nedeniyle dışarı çıktıklarını söyleyen Amine, “Gökten ateş toplarına benzeyen bombalar yağdırmaya başladılar” dedi.

Rusya Hava Kuvvetleri tarafından desteklenen Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'e bağlı güçler, İdliblileri ihmal etmeyerek şehrin güneyi ve doğusundaki kasaba ve köyleri hava saldırılarıyla cezalandırdıktan sonra ilerlemelerini sürdürüyorlar. Suriyeli muhalif güçleri destekleyen Türkiye ile Suriye rejimini destekleyen Rusya tarafından Perşembe günü açıklanan ateşkes yürürlüğe girse bile İdliblilerin çok azı ateşkesin devam edeceğine inanıyorlar. Esed, İdlib'i geri almak için saldırılarına devam etmede ısrar ederken muhalifler de direnmekte kararlılar.

Radyodan, Rus savaş uçaklarının yakınlarda olduğu bildirdiğinde, futbol sahasında bir anda gerilim artarken herkes dehşetle gökyüzüne bakmaya başladı. Bir top mermisi komşu mahalleye düştüğünde az sayıda kişinin buna tepki vermesi oldukça garipti. Suriye hükümet güçleri uzun zamandır roketli saldırılar düzenliyordu. Ancak Rus savaş uçakları bir saldırı başlattığında insanları birkaç dakika içinde kaçmaya zorlamak için ezici bir güç kullanıyor ve bolca top mermileri atıyorlar.

Futbol sahasındaki erkek sığınma evinin etrafında yürürken Hasan Yusufi şunları söyledi;

“Ne zaman uçakların deli gibi geçmeye başladığını duysam, aklımı yitiriyorum. Oysa 45 yıl otoban yanındaki bir evde yaşadım. Kardeşim Rus savaş uçaklarının bombardımanlarında öldürüldü.”

Siviller, aşırılık yanlıları ve muhalifler

Sahanın dışında ise hayat her zamanki gibi akıyordu. Sokaklar araba ve motosikletlerle doluydu. Kadınlar alışveriş için ana caddede yürüyorlardı. Ancak günde sadece iki saat elektrik temin edilen şehrin sokak başlarında sık sık plastik kaplarda benzin satan çocuklar görüyorsunuz.

İdlib, savaş boyunca rejimin kontrolü dışında kaldı. Bugün vilayetin büyük bölümünü aşırılık yanlısı HTŞ kontrol ediyor. Ancak İdlib çevresinde sınırlı sayıda silahlı unsur bulunuyor. Muhalif gruplara bağlı polis memurları, devrimin ilk günlerinden beri mücadelenin yükünü taşımak için valilik binası ve polis karakolu önünde nöbet tutuyorlar. Şehrin dört bir yanındaki reklam panolarında, insanları savaşa katılmaya davet eden savaşçıların ışıltılı afişleri bulunuyor. Bir kontrol noktasının yakınlarındaki reklam panolarından birinde asılı afişte ‘cihat yoksa şeref de yoktur’ ifadeleri yer alıyordu.

HTŞ Sözcüsü Ebu Ahmed Muhammed, son bir buçuk aydır çöküş yaşandığını, ancak Suriye rejiminin muhaliflerden daha fazla asker kaybettiğini ve son iki haftada birkaç kez el değiştiren, stratejik bir öneme sahip olan Serakib’i yeniden ele geçirmek için İran destekli savaşçıları getirmek zorunda kaldığını söyledi.

Öte yandan İdlib’de yaşayan ve çoğunluğunu sivillerin oluşturduğu üç milyon kişi, şiddetin sona ereceği konusunda oldukça umutsuzlar. Ancak bununla birlikte Türkiye'nin İdlib’de daha fazla asker konuşlandırmasının saldırıları durduracağını ümit ediyorlar. Suriye merkezli yardım kuruluşu ‘Violet Organizasyonu’nun Acil Yardım Departmanı Başkanı Abdurrezzak, “Kendimizi güvende hissetmemizi veya rejimden kurtulmamızı sağlayan ne olursa olsun bizim için çok iyidir” diye konuştu.

Abdurrezzak’ın ekibi, insanların cephedeki köylerden kaçmasına yardım ediyor ve kentin topluca tahliye edilmesi durumunda insanları kaçışa hazırlıyordu. Ama bu kadar kişiyi nereye kaçırabileceklerini onlar da bilmiyordu.

Şehrin kuzeyine bir saatlik yolculuk mesafesinde, mavi ve beyaz çadırlar sınır bölgesinin kayalık tepelerini ve zeytinliklerini süslüyordu.

Savaşın ilk günlerinden bu yana yıllardır yerlerinden edilmiş binlerce ailenin kalması için yapılan kamplar, dış yardımlarla inşa edilen beton konut yerleşimlerine dönüştürülüyordu. Son altı hafta içinde onlara yeni insanlar katıldı. Türkiye sınırı boyunca yol kenarlarında ve kireçtaşı kayalıkların arasında yoğun bir şekilde çadırlar kuruldu. Buradaki camiler, okullar, dükkanlar ve boş atölyeler birçok aile için sığınak oldu.

‘Sokak köpekleri gibi’

Bu bölgeler dahi güvenli değil. Ümmü Abdullah adında bir kadın üç ay önce köyünden kaçtı ve ailesiyle birlikte İdlib kırsalındaki Ma'arrat Misrin köyü dışında bulunan eski bir tuğla fabrikasına sığındı. Ümmü Abdullah Pazartesi günü, iki çocuğuyla birlikte ot toplarken kuş sesi gibi bir ses duydu ve başını kaldırıp gökyüzüne baktığında iki füzenin üzerlerine doğru geldiğini gördü. O anda çocuklarını yere yatırıp üzerlerine kapaklandığını söyleyen Ümmü Abdullah, “Yere uzanırsanız şarapnellerden korunacağınız söyleniyor” dedi. Ümmü Abdullah füzelerin düşmesinin ardından bir süre bilincini kaybettiğini, 18 aylık kızının ise yaralandığını belirtti. Ancak üçü de hayatta kaldı. Türkiye sınırı yakınlarındaki bir acil sığınma evinde kalan 37 yaşındaki Aliye Abras ise, “Yerinden edilmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz? Yerinden edilmek, sokak köpekleri gibi olmaktır” dedi.

Kurtarma ekiplerinin kendisini, üç çocuğuyla birlikte İdlib’e bağlı Eriha köyündeki yıkılan evlerinin molozları arasından kurtardıklarını söyleyen Aliye, “Gece yarısıydı, ama yıkılan evimizin yanındaki sokakta kaldık. Çünkü hala kurtarılacak başka insanlar vardı. Ana hastanenin etrafındaki tüm mahalleler vuruldu. Violet Organizasyonu’nun kurtarma ekibi bizi bulana kadar sokakta iki gün kaldık. Sonra bizi Sarmada'daki 45 ailenin daha kaldığı, alışveriş merkezinden dönüştürülmüş bir sığınağa götürdüler. Keşke molozların altında, çocuklarımla birlikte ölseydim. Kocamla birlikte evimizi inşa etmek için harcadığımız her şeyi kaybettik. Şimdi sıfırdan yeniden başlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Yeni gelenler, Türkiye sınırını belirleyen dikenli tellerle kaplı beton duvardan birkaç metre uzakta çadırlar kurdular. En-Nasr (Zafer) Kampı adlı bu yerde, dört aile tek bir çadırda barınıyordu. ‘Başka seçenekleri olmadığını’ söylediler. Kanalizasyon, çadırın arkasındaki kokuşmuş bir havuza akıyordu. Yedi çocuk annesi bir çiftçi olan Hanaa el-Mican, “Diğerleri bunu kabul etmek zorunda, çünkü kanalizasyonu yaptıracak paramız yok” dedi. Ailesinin iki kez evsiz kaldığını ve işsizlik nedeniyle büyük borçlara girdiğini söyleyen Hanaa, “Sıfırı tükettik” diye konuştu. Eşiyle birlikte bu kez sınır çitinden 100 metre uzakta yaşamayı seçen Hanaa’ya “Buranın da bombalanmasından korkmuyor musunuz?” diye sordum. Başını iki yana salladı ve karşı tepeyi işaret ederek, “Burası Türkiye!” dedi.

(Şarkul Avsat / Carlotta Gall - İdlib)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.