Dünyada her şey değişime uğruyor.
Kullandığımız;
Ev,
Araba,
Telefon,
Meslek gruplarımız
Ve gözümüzden sakınarak yetiştirdiğimiz evlatlarımız..
..
Bu kadar değişimin sonunda insanın kendisinin erozyona uğramaması lazım.
Kendini kurtaracak bir tılsımın olması lazım.
Sıkıştığı zaman süreceği bir mihenk taşının olması lazım.
Bu mihenk taşı ne olabilir.
Öyle bir mihenk taşı bulalım ki,
Hem kendimizi,
Hem çocuklarımızı,
Hem insanlığımızı,
Hem dünya insanlarının olumsuzluklardan kurtaralım,
Hem de ahiret yaşantımızı kurtaralım.
..
Yıllardan beri de değişmeyen bir tek kural var.
Bu kurala bağlı olanlar kendilerini kurtarmışlardır.
Bu kuralı unutanlar maalesef geldiği yeri de,
Gideceği yeri de unutmuş durumda.
Ne yapacağını bilmeyen şaşkın bir ördek misali yol alıp durur bu hengâm ummanında.
Her insan Nur suresini 42. Ayeti kendisine destur edinmeli.
“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş Allah'adır..”
Bunu iyice iliklerine sindirmeli ki,
Dara düştüğünde “ben ne yapıyorum” diyebilsin.
“Bu şartlarda ben ne yapmak istiyorum” diyebilsin.
Bu ayet insanı titretip kendine getirecek bir kılavuz,
Onu ulaşmak istediği yere götüren bir araç olmalıdır.
..
Mademki doğduk,
Bir gün de öleceğiz.
O zaman bu dünyadan götürecek neyimiz var.
Bu dünyada ne söz hakkımız var ne de mal hakkımız var.
Hepsi bu dünyaya ait.
Bize emanet olarak verilmiş.
Nefes alma sayımız tükendiğinde de,
Bize emanet bırakılan bu değerler bir başka cana emanet edilecektir.
Bu emanet silsilesi sürekli devam edip gidecektir.
Çektiğimiz sıkıntılar da bunlara dahildir.
..
Bir gün Hz. Ali’ye bir zat gelerek;
“Ya Ali benim çok büyük sıkıntılarım var. Çare arıyorum” der.
Hz. Ali ‘de ona; “Sen doğarken bu dertler seninle var mıydı?..” diye sorar.
“Hayır hepsini sonradan aldım.”
“Peki sen ölürken bu dertleri yanında götürecek misin?..”
“Hayır onlar burada kalacak”
“Be adam o zaman senin olmayan bir derdi ne diye üstüne yüklemeye çalışıyorsun” der.
..
Bizim olmayan bir şeyleri yüklenmenin bir alemi de yok.
Bırakalım her şey yerli yerinde dursun.
Biz bir tek şunu bilelim.
“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş Allah'adır..”
Herkes yaptığı işin sevabını da günahını da vermek üzere Yaradan’ın huzuruna varacaktır.
Yaradan’ın bize yapmayın dedikleri şeylerden şiddetle kaçmak lazım.
Yaradan’ın bize yapılmasını emrettiği emirleri de dört elle sarılarak yapmak lazım.
Zira bu olumlu ve olumsuz durumların hesabının verildiği o gün herkes Yaradan’ın huzuruna çıkacaktır.
“Gel bakalım sen ne yaptın onun hesabını ver bakalım” sorusuna muhatap olacaktır.
..
Geçmişe baktığımız zaman Allah’ın emrini çiğneyen kavimler helak edilmiştir.
Bu emirleri kendisine şiar etmeyen toplumlar yoldan çıkmış ve cezaya muhatap olmuşlardır.
İşte Nuh Tufanı,
Ad kavmi,
Semud kavmi,
Lut kavmi.
İşte Firavunlar,
İşte Nemrutlar,
İşte Yezitler…
Bir gün Allah’a döneceklerini unutmuş, haşa Allah’a kafa tutar duruma gelmişlerdir.
Akıbetlerini de kendi elleriyle hazırlamışlar,
Belanın gelmesini Allah’tan kendileri istemişlerdir.
Allah da onların başına bu belaları sarmıştır.
Belaya düçar olmadan bu ayeti şiar edinelim;
“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş Allah'adır..”




