Eğip bükmeden söyleyerek başlayalım.

İlk ikisi (cemaat, feodalite) birbirini tetikleyen, bireye, dolayısıyla topluma ve ülkeye musallat olan kanser hastalıklarıdır. Kurulan cumhuriyetle beraber bu hastalıklarla olması gereken kararlılıkta mücadeleye başlansa da 10 Kasım 1938’den sonraki kadroların devrimi içselleştirememesinden dolayı yok edilmeleri bir yana ne yazık ki daha da güçlenerek bireyi ve cumhuriyetimizi “21. yüzyılın hasta adamı” haline getirmişlerdir.

Bu “içselleşme” meselesine 29 ekime doğru tekrar döneriz.

Her ne kadar cemaat mekanizması, sadece malum cemaat ile sınırlı diye algılansa da öyle olmadığı ortada... Bahsedilen gücün, 12 Eylül sonrası sistematik büyüyen, bilhassa son 20-30 yılda ekonomik ve siyasi güç odağı haline gelerek örgütlenen cemaatlerden sadece biri olduğu akıldan çıkmamalıdır. Bu yapılarda birey asla yoktur; şeyhine, hocasına, üstadına ya da her ne adla ifade ediyorsa o kişiye biat eden cemaat mensubu için, onun emri her şeyin üstündedir. Yani, biat ettiği insandan emir alan mürit için bırakın kendi milletine silah doğrultmayı, kendi öz kardeşini kesmekte dahi bir sakınca yoktur.

Bu itibarla, ilk gençlik yıllarımda çok işittiğim “herhangi bir cemaate bulaşmış kimi insanların kamusal alana, bilhassa ordu ve polis teşkilatı gibi yerlere sokulmaması gerekir; bu insanlar üst rütbeli amirini, komutanını mı dinleyecek, şeyhini mi?” diyenleri bugün saygı ve sevgiyle anıyorum.

Bununla birlikte, “ama onlar din kardeşimiz” ya da “demokrasi için her yol mübah” romantik söylemleri ve inanç konusunda toptan retçi kimilerinin negatif tesiri ile karşı çıkan ve karşı çıkmakla da kalmayıp kamuda cemaat örgütlenmesinin yolunu açanları, ordudan atılmak istenenlere şerh koyanları da öfkeyle yad ediyorum.

Beri yandan, şu da bir gerçektir ki bu tarz güçleri, siyasi rakiplerinizi yok etmekte, en hafif ifadeyle sindirmekte kullanabilirsiniz ama bu gücün size, daha da kötüsü tüm ülkeye yönelmeyeceğini garanti edemezsiniz. Edebildiniz mi?

Doksanların sonunda bir reklam sloganıydı ama sanırım gerçeği yansıtıyor.

“Kontrolsüz güç, güç değildir.”

Benzer bir hata, feodal güçler için de geçerlidir. Bizden yana, bize karşı; devletten yana, devlete karşı feodal güç, din ya da toprak ağası olmaz. Bu yanlış yaklaşım, ne yazık ki, binlerce insanımızın hayatına mal olan etnik terörü doğurdu ve besleyip büyüttü. Feodal güç ya da cemaatin “cicisi” olmaz!

Gerek her türlü cemaat yapılanması gerekse feodalite, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine aykırıdır. İnanç dünyası ve sosyal hayat, ivedilikle bireye bırakılmalı, çekirdek aile desteklenip teşvik edilmeli, inanca ve hukuka yaklaşım toptan değerlendirme yerine bireye yönelmelidir.

Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk?

Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.”

Bu uyarı ve tespit, sanırım bugün çok daha anlamlı.

Bununla birlikte devlet mekanizması ifratla tefritten uzaklaşmalı, insanlarımız cemaatlerle, inanç konusunda toptan retçi kesimlerin boyunduruğundan kurtarılmalıdır.

Açıkça söylemeliyim ki, “insan hakları, inanç özgürlüğü, demokrasi” gibi tamamen bireye hitap eden evrensel kavramların, bireyi reddeden gerek cemaat gerekse feodal yapılanmanın bir söylemi olarak ortaya çıkmasını oldum olası yadırgamışımdır. Bu, eşyanın tabiatına aykırı “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” durumu idrak edebilsek keşke.

Kısacası, Türk Milliyetçisi olduğunu söyleyip ümmetçi/cemaatçilerle kol kola girmek ne kadar perhiz/turşu meselesi ise, solcu olduğunu söyleyip mikro etnisite tabanlı feodaliteye kucak açmak da bir o kadar öyledir.

12 Eylül’den keşke ders alınabilse… Ya da gereken dersi alanlar daha çok ve güçlü olsa…

Mevcut iktidar 15 Temmuz öncesinde olduğu gibi yine “cemaatler toplumumuzun sivil toplum kuruluşlarıdır” deyip bu “şeytan” ilan edilen cemaatin yerine başkası ya da başkalarını koyarak, karşılıklı paslaşmaya, Türkiye Cumhuriyeti ve değerlerine karşı destekleşmeye, devlet içinde güç elde etmelerinin yolunu açmaya devam ediyor mu, etmiyor mu? Yorum sizin.

Akılcı ve zamana yayılan bilimsel yöntem ve yaklaşımlarla insanımızı her türlü cemaat ve feodal oluşumlardan kurtaracak mıyız? Vereceğimiz cevap, Türk milletinin, Türk toplumunun, kısaca bizlerin geleceğine ışık tutacaktır.

Ama bir karar vermek şart: Nasıl bir ülkede yaşamak ve genç nesilleri nasıl bir gelecekte yaşatmak istiyoruz?

Kişisel bir tespit olarak ifade etmeliyim ki toplumumuz, daha da geç olmadan, düşünen, akleden, yorum yapan “fikri hür, vicdanı hür” nesiller isteyen bireye dayalı, millî (ulus), laik, üniter, hukuk devletiyle bedenlenen cumhuriyetine sahip çıkacak, bu cumhuriyet dışında macera arayanlara gereken cevabı verecek bilince ulaşmalıdır.

Hele hele şimdi bir de sınırda temizlenen mayınlar sonrası mevcut hükümetin bile isteye kucakladığı başta Suriyeliler olmak üzere Ortadoğu’dan Anadolu’ya akan yığınlardan oluşan “demografi sorunumuz” varken…

Aklımızı başımıza almak için çok geç mi kaldık?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.