REMZİ DİLAN yazdı: "Türkiye'nin 184 Yıllık Yerel Seçimleri"

Cumhuriyet tarihinde çok partili ilk yerel seçim 1930 yılında yapılmıştı. Şimdi ise, 31 Mart 2024 Pazar günü, 20. kez, oy kullanmak üzere sandık başına gidiyoruz.

Belediyeler Yasası'nın 4 Nisan 1930 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından Eylül ve Ekim aylarında gerçekleştirilen seçime Cumhuriyet Halk Fırkası (CHP) ile yeni kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) katıldı.

Bu seçimlerde belediye başkanları; belediye meclis üyeleri arasından ve meclis üyeleri tarafından iki kademeli olarak seçildi. Bu seçimlerin önemli bir özelliği kadınların da ilk kez seçme ve seçilme hakkına sahip olmasıydı. Nitekim seçimlerde kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın 18 yaşını tamamlamış olan tüm vatandaşların seçme, 25 yaşını tamamlayanların ise seçilme hakkına sahip olması kanunla sağlandı. (Türkiye’de kadınlar, 1930 yılında belediye seçimlerine katılmanın ardından , 1933 yılında muhtar seçme ve seçilme, 1934 yılında da milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etti.)

SCF 3 AY YAŞATILABİLDİ

Seçimden sadece bir ay önce kurulmasına rağmen birçok ilde hızlıca teşkilatlanan SCF, devlet memurlarının ve CHP görevlilerinin baskılarından ötürü yeteri kadar oy alamamasına karşın 502 seçim bölgesinin 24'ünde kazanan parti oldu. Seçimler sonrasında baskıların artarak devam etmesi üzerine Serbest Cumhuriyet Fırkası, kurucusu olan Fethi Bey (Okyar) tarafından 3. ayını doldurduktan kısa bir süre sonra feshedildi.

İlk çok partili seçimi takiben CHP’nin tek parti iktidarında 1934, 1938 ve 1942 yıllarında 3 yerel seçim yapıldı.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok partili siyasal hayata geçen Türkiye'de, 1946, 1950 ve 1955 yıllarında yapılan yerel seçimlerin ardından 1960 Askeri Darbesi nedeniyle demokratik hayat sekteye uğradı. 1961 Anayasası'nın kabulüyle birlikte yerel yönetimlere dair seçim mevzuatı değişti. Değişiklik uyarınca, belediye başkanları halk tarafından doğrudan seçilmeye başlandı. 1963 yılındaki belediye başkanlığı seçimleri ilk kez tek dereceli yapıldıktan sonra 1968, 1973 ve 1977 yıllarında da yerel seçimler yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi nedeniyle tekrar kesintiye uğrayan yerel seçimler 1984, 1989, 1994, 1999, 2004, 2009, 2014 ve 2019 yıllarında düzenli olarak yapılmaya devam edildi. (Şimdi ise 31 Mart 2024 Pazar günü 20. Yerel Seçimi yapıyoruz.)

OSMANLI’DA YEREL SEÇİMLER

Osmanlı döneminde ilk yerel meclis seçimleri, modernleşme ve yenileşme hareketini başlatan, Tanzimat Fermanı olarak bilinen Gülhane Hatt-ı Şerifi'nin 1839’da okunmasından bir yıl sonra, 1840 yılında yapıldı.

Prof. Mehmet Alkan’a göre, yerel meclis üyelerini belirlemek için yapılan bu seçimler tarihimizdeki ilk yerel meclis seçimleriydi. Bu seçimlerin bir özelliği de ilk doğrudan demokrasi örneklerinden biri olmasıydı. Böylelikle Osmanlı’nın Müslüman ve gayrimüslim halkı seçimle tanışmıştı. İstanbul Şehremaneti 1855’de, Beyoğlu 6. Daire-i Belediye 1855’de kuruldu. 1860’lardan sonra Osmanlı döneminde Şehirlerde Belediye Meclisleri gittikçe yaygınlaştı. Yerel seçimlere dair ilk düzenleme ise 1868 tarihli “Dersaadet İdarei Belediye nizamnamesi” oldu.

Bir yandan İstanbul Şehremaneti için Dersaadet Belediye Kanunu çıkarılırken, aynı yıl bu kez diğer belediyeler için de Vilayat Belediye Kanunu yürürlüğe konuldu. Bu kanunla Belediye Meclislerinin dört yıllığına nüfus büyüklüğüne göre 6-12 kişiden oluşması, Belediye Reisinin de bu üyeler arasından hükümetçe tayin olunması usulü benimseniyordu.

ANAYASALARDA YEREL YÖNETİMLER

1876 Anayasası’nda yerinden yönetim ilkesini benimsenmemişti. Belde sınırları içinde beraberce yaşayan insanların ortak gereksinimleri seçilmiş temsilcileri vasıtasıyla karşılanacaktı. Bununla birlikte Belediye Başkanı halk tarafından seçilmeyecek, merkezi yönetim tarafından atanacaktır.

1921 Anayasası olağanüstü koşulların bir ürünün olduğundan, anayasanın genelinde ve yerel yönetimlerle ilgili bölümlerde kısa ve öz ifadeler yer alıyordu. Ülkeyi il, ilçe ve bucaklara (nahiyelere) ayırmıştı. İl tüzel kişiliğinde İl Meclisi, İl Yönetim Kurulu ve İl Başkanı olmak üzere üç organı bulunmaktaydı. İl Meclisi karar organı, diğer ikisi ise yürütme organıdır. Vali ilin başıydı, ancak İl Özel İdaresi ile olan organik bağı kesilmişti. İl ve bucaklara tüzel kişilik tanınmasına karşın, belediye ve köylere tüzel kişilik tanınmamıştı. 1921 Anayasası dışındaki anayasalarda yerel özerklikten söz edilmemişti. Sadece 1921 Anayasası özerkliğe anayasa metninde yer veriyordu.

1924 anayasasında belediye ve köylere ilk kez tüzel kişilik tanındı. İlçe ve bucakların tüzel kişiliğinden ise söz edilmiyordu. 1921 anayasasında tüzel kişilik olarak bahsedilen bucakların tüzel kişiliği 1924 anayasası ile son buldu. 1924 anayasası yerel yönetim organlarının nasıl oluşturulacağı konusuna girmiyor, ayrıca belediyelerle ilgili bir hükme de yer vermiyordu. Bu durum, Valinin İl Özel İdaresindeki konumunda geriye dönüşü simgeliyordu. Böylece, il yerel yönetimi valinin yönetimi ve denetimine bırakılıyor, merkezi yönetimin yerel yönetimleri amaçları doğrultusunda yönlendirmesinin yolu açılıyordı.

1961 VE 1982 ANAYASALARINDA DURUM

1961 Anayasası yerel yönetimlerin, il, belediye veya köy halkının ortak ve yerel ihtiyaçlarına karşılayan ve genel karar organları halk tarafından seçilen kamu tüzel kişileri olduğunu hüküm altına alıyordu. Üç çeşit yerel yönetim birimi olarak İl Özel Yönetimi, Belediye ve Köyden söz ediliyordu. Yerel yönetimlerin seçilmiş organlarının organlık sıfatına ilişkin denetimi ancak yargı yoluyla yapılacaktı. Yerel yönetimlerin kendi aralarında kuracakları birlikler ile yerel yönetimler ile merkezi yönetim arasındaki ilişkilerin mahiyetlerinin belirlenmesi ise kanuna bırakılıyordu. Yerel yönetimlere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması anayasal güvence altına alınıyordu. Belediye Meclisinin Belediye Başkanı karşısındaki yetkileri artırılırken, Belediye Başkanlarının İçişleri Bakanlığının onayı ile göreve başlamaları usulü kaldırılıyordu.

1982 Anayasası da 1961 anayasası gibi yerel yönetim olarak İl Özel İdaresi, Belediye ve köye tüzel kişilik tanıyor.

1961 anayasası ile 1982 anayasası arasındaki farklara gelince: seçimle oluşturulması zorunlu kılınan yönetim organları 1961 anayasasında genel karar organları, 1982 anayasasında karar organları olarak tabir ediliyor. Genel karar organları İl Genel Meclisi, Belediye Meclisi ve İhtiyar Meclisi olarak sıralanıyor. Karar organı kavramı ise encümenleri de kapsıyor. 1982 anayasası uyarınca yerel seçimler 4 yıl yerine 5 yılda yapılıyor. 1982 anayasası Büyükşehir Belediyelerinin kurulmasına imkan tanıyor. İki anayasa arasındaki bir fark da, yerel yönetimlerin seçilmiş organlarının organlık sıfatına ilişkin denetiminde ortaya çıkıyor. 1961 anayasasında bu denetimin ancak yargı yoluyla yapılacağı belirtilirken, 1982 anayasasında ‘ancak’ ibaresine yer vermeksizin, denetimin esasen yargı yoluyla yapılmasını benimsemekle beraber, bu konuda ilave düzenlemelerde bulunuyor. Buna göre, İçişleri Bakanı, görevleriyle ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan yerel yönetim organları veya bu organların üyelerini geçici bir tedbir olarak kesin hükme kadar görevden uzaklaştırabiliyor. 1982 anayasası ayrıca, yerel yönetimler arasında birlik kurulmasına müsaade etmekle beraber, bu konuda Bakanlar Kurulunun iznini şart koşuyor. İki anayasa arasında ortak noktayı ise, yerel yönetimlere görevleriyle orantılı gelir kaynakları sağlanması konusundaki düzenlemeler oluşturuyor.

---

İYİ HAFTALAR

remzidilan_48@hotmail.com

.....

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

.....

Anahtar Kelimeler:
Remzi Dilan
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.