Mansur Hazretleri “Ene Hakk” demiş şehit etmişler. Birçok örnekleri var, “Benim Allah” demişler şehit edilmişler. Hakikati beyan edenlere tahammül edememişler, hep şehit etmişler. Süslü kelimelerle dolambaçlı yolardan değil, bodoslama direkt olarak bir hakikati, bir sırrı aşikâr etmektir bu. Allah insana yine kendisini nasıl emanet ediyor böyle şey mi olur, insan mevcut halini nasıl Allah’a dayatıyor böyle şey mi olur sorusunu açmaya ve görmeye çalışalım ki aslında iman olarak neyi talep ettiğimizi görelim.
Öncelikle Allah insana yine kendi insanlığını nasıl emanet etti onu anlamamız lazım? Şimdi burada insanı ele alırken insanı canlı mahlûk olarak ele alıp da bakarsak göremeyiz. Allah yarattığı her zerreyle birliktedir ama her zerrenin yaratılma gayesi neyse o hal üzerine, buna da sıfatları diyoruz. İnsanı canlı mahlûk olma yönüyle ele alırsak neden göremeyiz? Bir mahlûk da canlıdır, bir bitki de canlıdır. Cemadat da canlıdır bir ömrü vardır, mesela demiri ele alalım. Demir de canlıdır aslında belli bir ömrü vardır. Demirin ömrü tamamlandığında paslanır çürür artık varlığını devam ettiremez, toz toz dökülenini gördüm ben, öyle paslanmış ki toz toz dökülüyor artık kum zannedersin. İnsan da canlıdır ama bu insanın beşeriyetinden baktığımız zaman aynılık, cemadat nebadat ve mahlûkatla birlikte taşıdığı aynılık. Allah’ın yarattığı her zerreyle birlikte oluşundan gelen aynılık ve bağdır bu. İnsanın görüyor oluşu, mahlûkatın da görüyor oluşu, insanın işitiyor oluşu mahlûkatın da işitiyor oluşu gibi beşeriyet kısmı, metabolizma kısmı ve canlılık kısmıyla ele alırsak bir fark göremeyiz. Allah nasıl yine kendisini emanet etti insana? Diğerleriyle farkı nedir ki o fark Allah’ın emanet etmiş oluşunu bize göstersin? Nahl suresi 78. Ayeti kerimede,
Ve Allah sizi, analarınızın karnından çıkardı, hiçbir şey bilmezdiniz ve size, şükredesiniz diye kulak verdi, gözler verdi, gönüller verdi.
denilmektedir. İşte o fark insanın beşeriyetin ardındaki asıllığındadır, orada gizlidir, oradaki sınırsızlık ve oradaki daimiliktedir. Düşünebilmesindeki, sorgulayabilmesindeki, yorumlayabilmesi, akledebilmesindeki sınırsızlık, anlamlandırabilmesindeki, keşfedebilmesindeki sınırsızlık. Bu özelliklerle sınırsız olana muhatap olabiliyor. Evveli ve sonu olmayan, sınırı olmayan, varlığı aşkın olan Allah’a muhatap olabilme özelliği diyoruz buna. İşte bu yaratılmışlık denilen tecellide Allah’tan başka ilah olmayışına şehadet edebilen ve yine yaratılmışlıkta Allah’a hamd edebilen özelliktir, Allah’ın kulluğu insana emanet etmiş olması. Bunu daha tafsilatlı olarak anlatırken insan, Allah’ın baktığı yere bakıp Allah’ın gördüğünün aynısını görebilendir demiştik. Allah baktığı yerde ne görüyorsa insan da aynı yerde aynısını görebilme özelliğine sahiptir, bu özellikte yaratılmıştır. İşte Allah’ın insana kulluk ya da benlik emanet edişinden gelir bu özellik. İnsanın kendisini ilahlaştırıyor oluşu, yüceltişi de buradan gelir, kendisine kulluk yapılmasını isteyişi de buradan gelir, kendi varlığını beyan ve ilan edişi ve her yaptığıyla varlığını ispat etme isteği dahi buradan gelir. Allah’ta var olan özelliklerin insanda işlevsel olması deriz buna. Görebilmesi, işitebilmesi, sevebilmesi, zikredebilmesi, fikredebilmesi dâhil bunların hepsini bir bütün olarak düşünebilirsek ancak o zaman anlayabiliriz.
Peki, insan Allah’a kul olması gerekirken Allah’a nasıl mevcut şirk halini dayatabiliyor? Allah’ın kulu olabilsin diye insan oluşundan gelen o özelliklerini kendi egosundan, benliğinden, emmaresinden yana kullanarak. İnsanda fikretme özelliği Allah’ı fikretsin de kulu olsun diye var. İnsan o fikretme özelliğini Allahsız yaşarken kendi egosunda, kendini ilahlaştırmada kullanıyor. O fikretme Allah’ın ama kullandığın yer itibariyle kendine kul yapıyorsun o fikretmeyi. İnsanda görme kendisinde ve her yüzde Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edebilsin diye var ama insan o görmeyi egosunda, ilahlığında, şirkinde kullanıyor. Oysaki görme Allah’ın ama bak görmeyi kendisine kul yapıyor şirkte kullanıyor. İşitme Allah’ın ama insan o işitmeyle bu âlemde ses işitmekten öteye gidemiyor, konuşanı hiçbir zaman işitemiyor, bak kendisine kul yaptı. Yani Allah’ın emanetini, Kendisine ait özelliklerle ziynetlemiş olmasından gelen o sıfatları, veriliş gayesi doğrultusunda kullanmayarak, şirkte, küfürde, münafıklıkta, müşriklikte kullanarak zulmediyor. Oysa o özellikler Rabbinin kulu olsun diye vardı, Rabbine kul olsun diye yaratılmıştı.
İşte bu hal Allah’sız yaşadığı hal. İnsanın kendi emmaresine köle olduğu, Allah’a kul olmak yerine Allah’a isyan ettiği hal, şirkte, küfürde, müşriklikte, münafıklıkta olduğu hal.




