
Bazı şeyleri biz anlatmaktan yorulduk, ama kanun koyucular anlamamakta ısrar ediyorlar.
Biz yine de satır satır yazmaya devam edelim.
Engellilik, dönemsel bir durum değildir.
Engelli gereksinimlerinin ve bunlara bağlı olarak kamu tarafından verilmesi gereken hizmetlerin yaşla uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Doğumdan ölüme kadar, engelli vatandaşın yanında olmak (yönetenlerin ayak diremesine rağmen) sosyal devletin en önemli görevidir.
Başta Cerebral Palsy ile yaşayan bireyler olmak üzere, Down sendromlular, Otizmliler, DMS hastaları ve yaştan bağımsız tüm engel grupları için eğitim ve fizik tedavi ömürlük birer ihtiyaçtır.
Bahse konu olan bu ihtiyaçlar, her biri 40’ar dakikalık, ayda 8 derse sığmayacak hacimdedir. Sorulması gereken soru “Nasıl kısıtlarız?” değil “Bu hizmetleri, ihtiyacın hacmine göre nasıl yeterli hale getirebiliriz?” olmalıdır.
Konudan habersiz insanların masa başında “Biz yaptık, oldu!” türünden kararlarının ilgili tüm paydaşlara zarar verdiği yalın bir gerçekliktir.
Şimdi bunları neden tekrar söyleme gereği hissettik, oraya gelelim.
Yeni yılın ilk günü, Millî Eğitim Bakanlığı’nın MEBBİS sisteminde 27 yaş ve üzerindeki engelli bireylerin özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerine erişemediği görüldü.
Bir gün sonra sistem 27 yaş ve üzeri engelliler için tekrar açılsa da durum, konunun tüm ilgilileri üzerinde can sıkan bir tedirginlik yarattı.
Dahası, bu tedirginlik, yetkililerce sağlıklı bir iletişim sağlanmadığı için 11 Ocak günü MEB tarafından yapılan “yanlış anlaşılma, yalan haber, sistemsel bir hata” eksenindeki resmî açıklamaya kadar sürdü.
Hepimiz, son çeyrek yüzyıldaki tecrübelerimize dayanarak biliyoruz ki “kimseye danışmadan karar al, tepki ölç; tepkinin derecesine göre ya inkâr et ya da bildiğini oku” iktidara sahip olanların en önemli yöntemlerinden.
Engelliler, engelli yakınları ve konunun diğer paydaşları, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın eşitlik ilkesi, eğitim hakkı ve engellilerin korunmasına ilişkin hükümleri, 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, engelli bireylerin yaşam boyu destek hizmetlerine erişimini güvence altına almaktadır. Mevzuatta, özel eğitimin yaşa bağlı olarak sınırlandırılmasına veya ödeneğin kesilmesine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır” diyerek CİMER başta olmak üzere her çeşit medyanın dört bir yanında tepkilerini ortaya koydular.
Peki, bu tepkilerde neleri dile getirdiler? Onları da tekrarlayalım.
Eğitim ve fizik tedavide yaş sınırı getirmenin engelli bireylerin haklara erişimini sınırlandırdığı, ailelerin ve özellikle de ebeveynlerin yükünü artırarak çoklu hak ihlali için ortam yarattığı, yetişkin engelli bireyleri sosyal hayattan dışlanma riskiyle karşı karşıya bıraktığı yalın bir gerçekliktir.
Durum sadece engelliler ve aileleri için değil, bu alanda layıkıyla hizmet vermeye çalışan binlerce kurum ve bu kurumların çalışanları açısından da sorunlar doğuracak niteliktedir.
Ayrıca, ayda 8 saat gibi bir desteğin yetersiz olduğu ortadayken bunu artırıp bireysel ihtiyaca göre geliştirmek yerine sınır konulmaya çalışılması kelimelere sığmayacak bir aymazlıktır.
Asıl hedef, böylesi yanlışların peşine düşmek değil; hizmeti geliştirmeye yönelik çalışmalar olmalıdır.
Bu tür anayasal hakların bütçe tartışmalarında masada olması dahi “kıskanıldığı iddia edilen” bir ülke yönetimi için büyük bir ayıp olmakla beraber, yapılmak istenen şey, Anayasa’nın eşitlik ilkesi, sosyal devlet yükümlülüğü ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler açısından ciddi hak ihlallerine yol açmaktadır.
Bu haklı tepkilerin sonuç alması, kamuoyu baskısının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur.
Öte yandan…
Konu, hak gasplarının zaman içinde hangi boyutlara ulaşabileceğine ilişkin geleceğe dönük kaygı da yaratıyor ister istemez.
Bu durum, uyanık ve tetikte olma gerekliliği ile beraber, zihinlerde kaygılı bir merakla beliren şu iki cümleyi akıllara düşürüyor:
Emeklilikte yaşa takılanlar vardı… Yakın bir gelecekte masada “engellilikte yaşa takılanlar” mı olacak?
Haftanın Notu:
“Eğitimde feda edilecek bir fert dahi yoktur!”
*
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesi:
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”
Anayasanın yukarıda okuduğunuz “değiştirilemez” ikinci maddesinde de belirtildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti, sosyal bir hukuk devletidir. Bu değiştirilemez maddenin aksine hareket edenler suç işlemektedir. Şimdi anladınız mı neden “Anayasa Mahkemesi kalksın” diyorlar?




