Abdest, belli uzuvları usulüne uygun olarak su ile yıkamak ve bazılarını da eldeki su ıslaklığı ile meshetmek şeklindeki ibadet temizliği olarak tarif edilirken, Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden oluşan “El suyu” anlamına gelen, belirli ibadetlerin yapılması için ön şart olan ve kendisi de ibadet hükmünde görülen bir temizliktir. Arapça karşılığı güzellik, temizlik ve parlaklık anlamına gelen “vudû” dur. Genel anlamıyla, yüzü ve dirsekleriyle beraber kolları yıkamak, başın dörtte birini meshetmek ve topuklarıyla beraber ayakları yıkamak suretiyle yapılır. Kur’an’ı Kerimin Maide suresi 6. Ayeti kerimesinde,

Ey inananlar, namaza kalktığınız zaman yıkayın yüzlerinizi ve dirseklerinizle beraber ellerinizi ve başınızın bir kısmını meshedip ayaklarınızı topuklarınızla beraber ve cünüpseniz iyice yıkanıp arının. Hastaysanız yahut seferdeyseniz yahut içinizden biri ayak yolundan geldiyse yahut da kadınlara temas etmişseniz su bulamadığınız takdirde temiz toprakla teyemmüm edin de toprakla yüzünüzü, ellerinizi meshedin. Allah, sizi güce koşmayı istemez, fakat şükredesiniz diye tertemiz olmanızı ve size verdiği nimeti tamamlamayı diler.

denilerek abdest almak gerektiği vurgulanırken ayrıca su bulunmadığı yerlerde toprakla meshetmek gerektiği söylenmektedir. Suyun olmadığı yerde toprakla meshetmek vücudu temizlemek yerine daha çok toprağa bulayacağı için buradan anlıyoruz ki abdest sadece suyla temizlik anlamı yani elimizi yıkayıp kirden arındırmak anlamından çok daha büyük bir anlam içermektedir. Evet, suyla yapılan temizlik de insan için çok faydalı ve sağlıklı bir uygulamadır lakin o zaman her elini, ayağını yani vücudunu yıkayan abdest almış olurdu ama durum öyle değildir. Bu yüzden abdeste, teyemmüm olan toprakla meshetmek hem de vücudunu her yıkayanın abdest almış olmaması nazarıyla bakarsak, sadece yıkanmak demek abdesti küçültmek olacaktır. Abdest, vücudun temizliği kadar düşüncenin ve kalbin de temizliğidir.

İnsanın, düşünce ve kalp temizliği gerçekleşmeden sadece suyla kendisini kirlerden arındırması ama kalbinde putlar, düşüncesinde kötülük, yaşamında yasaklanmış zulmanî vasıflar bulunması, o kişiyi vücudunu suyla yıkamış yaparken gerçekte asla abdest almış yapamaz. Abdest, kalbin kirini temizleyip kalbi imana kap olacak saflığa getirmektir. İman öyle bir değerdir ki Allah’ın peygamberleri ve dostları vasıtasıyla biz insanlara sunduğu, dünyevî olmayıp kutsî ve ahirete ait güzelliktir. Nasıl ki bizler için çok değerli olan bir şeyi sıradan, kirli ve paslı bir yere koymuyorsak, iman da sıradan, kirli, içinde şirk barınan, içinde dünya sevgisi ve emmare bulunan kalbe girmez! İman sahibi yani ahirete ait kutsî bir değerin sahibi olmayı istiyorsak öncelikle abdesti sadece suyla temizlik anlamından kurtarıp gerçek anlamda abdest almak farzdır.

Nedir abdest?

Ayeti kerime bizlere, “Namaza kalktığınız zaman” yani yaşamınızda Allah’ın kulu olmak istiyorsanız “Yüzünüzü ve dirseklere kadar kollarınızı yıkayın, başınızı meshedin. Ayaklarınızı topuklara değin yıkayın, cünüp iseniz gusledin” demektedir. Şimdi, yüzümüzü yıkamak, elleri ve kolları yıkamak, başı mest etmek, ayakları yıkmak ve cünüp isek gusletmek sadece su ile yıkamak değilse o halde kendi gerçekliğinde neyi ifade etmektedir?

Yüzümüzde, göz, kulak, burun, dil vardır.

El ve kollar bir iş yapmaktır.

Başımız idrak ve düşüncedir.

Ayaklarımız bir yere gitmek içidir.

Cünüplük ise emmareyi temsil etmektedir.

Yüzümüzü yıkamak, yüz ile temsil edilen görme, işitme, koklama ve konuşmayı yıkamaktır. Yani deniliyor ki, Allah’a kul olmak istiyorsan, nefs-i emmare için görmekten, işitmekten, koklamaktan ve konuşmaktan yani emmareni memnun etmek için yaşayıp aslında emmarene kulluk yapmaktan geçmelisin. Emmarenin memnuniyeti için yasaklanmış kötülükler ve zulmaniyet içinde emmarenin isteklerini görerek kendini emmare boyutunda tutmaya devam etme, emmarenin ilahlığı için emmarene secde etmekten, kalbine zulmaniyeti almaktan, kendi ellerinle yaptığın benlik putlarına ve paraya, makama, güce, mala tapmaktan, bunları işitmekten geç. Emmareni zikrederek varlığını devam ettirmekten geç ve dilini emmareye tabi olmaktan al, sükûnete er deniliyor.

Nefs-i emmaren ile zulmanî vasıfları yerine getirerek hayvanca yaşamı gerçekleştiren işler yapmayı bırak. Emmarenin istekleri doğrultusunda yaptığın işlerle bulunduğun şirk ve kendine zulüm halinde bulunmaya devam ediyorsun. Bu işleri yapmaya devam ederek Allah’ın kulu olamazsın. Nedir bu işler? Herkes için farklı olan bu işler emmarenin, benliğin, egonun yapmayı sevdiği işlerdir.

Başımızı mest etmek düşünce ve isteklerimizi emmaremiz doğrultusunda kullanmaktan geçmektir. Emmarenin isteklerini terk etmek, öğretileri doğrultusunda yaşantımızda karşılaştığımız olayları analiz etmekten geçmektir. Nedir bunlar? Bunlar egomuza, benliğimize hoş gelenlerin devamlılığı için o olayı meth etmeye başlamak, yüceltmek ve gururlanmak, böbürlenmek gibi, egonun hoşuna gitmeyen olaylarda ise öfkelenmek, hakaret etmek, ötekileştirmek, zulmetmek gibi. Tüm bunlar üzerine olduğun halden, Allah’a kul olmaya niyet ettiysen, bunları terk ederek rahmaniyete dönmektir.

Ayakları yıkamak ise, emmaremizin oralarda bulunarak kendisini beslediği ortamları talep ettiği için o ortamlara gitmeyi terk etmektir. Eğer bizler egomuzdan yana olan ortamları, kişileri terk etmiyorsak yani oralara gitmekten vaz geçmeyip gitmeye devam ediyorsak, egomuza kul olmaya devam ediyoruzdur ki bu hal bizim Allah’a kul olmamıza mâni olduğundan, mâni olmaya da devam edecektir.

Cünüp isek gusletmek, cünüplük olan emmare niyetiyle kendimize zulüm olacak beklenti içerisinde olmaktır. Kendimize zulüm olacak beklentilerden arınmadan, demimize rıza gerçekleşemez. Demine rıza yoksa Allah’tan razı olamayız. Allah’tan razı olmadan Allah’a kul olunamaz.

Şimdi, Allah’a kul olmak için kısaca emmaremiz, benlik ve egomuz ile içinde yalan, dolan, hile, çalmak, hak yemek, makamı kötüye kullanmak düşüncesi ve eylemleri bulunan ego varlığını var eden ortamlarda, işlerde, düşüncelerde, beklentilerde olmaktan geçmektir abdestin manası. O halde eğer bizler, su ile abdest alıp namaz kıldıktan sonra tüm bunlar değişmiyor, o namazdan sonra yine mevcut halimize dönüyorsak hakikatte ne abdest almışız ne de namaz kılmışızdır. Yaptığımız, hakikatin taklididir. Namaz, Allah’a kul olmaktır, abdest emmareye kul olmayı terk etmektir.

Cenab-ı Allah, Kendisine kulluğu, kendimizde ve her yüzde dünyada yaşarken, Kendisinden başka ilah olmadığı gerçeğine şehadete ve bu şehadet üzerine yaşamaya bağlamıştır. Abdest, bu şehadetin giriş kapısıdır. Henüz şehadeti olmayanlar, abdesti gerçek anlamıyla alamayanlardır.

www.ozkangunal.com

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.