Tirilye’de bir adam vardı,
Bizim Apo Abi.
Sessizdi. Sakin, kendi halinde.
Ama gönlü deniz gibiydi.
Balıkçılık yapardı. Tuttuğunu sadece satmaz; paylaşırdı.
Sofrası kendine değil, dostlarına kurulurdu.
Şehirden gelen bizler için onun pişirdiği balıklar bir yemekten fazlasıydı.
Bir hatırdı. Bir muhabbetti. Bir insanın içini açan sıcaklıktı.
Bazen pazardan alsak eve taşıyamayacağımız balıkları,
“küçükleri kaldı” diye önümüze koyar, gözümüzün içine baka baka gülerdi.
Adeta bizimle kafa yapardı.
Karides haşlar,
Önümüze mısır patlağı gibi yığardı.
Mevsiminde lakerda yapardı.
“Yiyin” derdi, “hepsini yiyin…"
Gönlü de büyüktü, sofrası da..
Biz de çoğu zaman, Almanya’dan gelen eniştemle birlikte,
Yanımızda getirdiğimiz gümrük rakılarıyla onun yanına giderdik.
Yola çıkmadan önce arardık:
“Geliyoruz Apo Abi, bir eksiğin var mı?”
“Eksik yok,” derdi,
“Siz gelin yeter…”
Giderdik.
Sofra yarı kurulmuş olurdu zaten.
Biz bir iki dokunuş yapar, otururduk.
İçerdik,
Anlatırdık,
Gülerdik..
Apo Abi’nin rakı masası…
Benim “İyi Adamların Rakı Masası” dediğim yerdi.
Çünkü Apo Abi, dünya iyisi bir adamdı.
Yanımızda misafir götürdüğümüzde, onları balığa çıkarır,
Eğlendirir, yedirir, içirirdi.
Hiç hesap yapmazdı.
Hiç eksiltmezdi.
O, gönül adamıydı.
Eniştem yine Almanya’dan gelmişti.
İçimden ilk geçen şey şuydu:
“Apo Abi…”
Onu aramam gerekiyordu.
Ama garip bir his çöktü içime.
Sanki telefonu açan başka biri olacak
ve bana şunu söyleyecekti:
“Apo Abin öldü…”
Yüreğim sıkıştı.
Yine de aradım
Telefon çaldı…
Çaldı…
Açan olmadı.
“Balıktadır” dedim.
Bazen açılmazdı.
Denizde olurdu.
“Döner,” dedim.
Dönmedi.
İki gün sonra tekrar aradım.
Yine açılmadı.
Bu sefer Sabri Abi’yi aradım.
Açtı.
“Sabri Abi,” dedim,
“Apo Abi’ye ulaşamıyorum…”
Durdu.
Sonra şöyle dedi:
“Apo Abine ulaşamazsın.
Apo Abin gitti.”
“Nasıl yani?” dedim.
“Gitti,” dedi.
“Hastaneye kendi ayağıyla gitti…
Cenazesi geldi.
Aort damarı patlamış.
Dağ gibi adam gitti…”
Bazı haberler insanın gönlünde derin yarıklar oluşturuyor.
Ve o derin yarıklara lav doluyor.
Yanıyorsun..
Yanıyor, yanıyor, yanıyorsun…
O an…
İnsan, zamanın geri sarılabileceğine inanmak istiyor.
Sanki bir şey yapılabilirmiş gibi.
Sanki bir telefon daha…
bir dakika daha…
bir nefes daha…
Ama olmuyor.
Aramadık Apo Abi’yi…
Arayamadık.
Kimseyi aramıyoruz aslında.
İçimizden geçiyor ama erteliyoruz.
Sonra bir bakıyoruz…
Geç kalmışız.
Oysa dünyanın en güzel insanlarını
aramadan tanıyoruz.
Ve yine arayamadan kaybediyoruz.
Apo Abi…
Benim dünyamın en güzel insanlarından biriydi.
Karakterimden bir karakter düştü.
Bunu yazarken,
Tüylerim ürperdi.
İşte ruhun ruha dokunuşu böyle bir şey.
İyi insanların ölümü insanı sarsıyor.
Ama içimde tuhaf bir his var:
Onlar kötü bir yere gitmez.
Onlar…
nereye giderse gitsin
orada da iyi olmaya devam eder.
Apo Abi…
Sana olan sevgimi biliyordun.
Bu dünyadan eksildin
Ama benden eksilmedin.
Ruhun huzur bulsun.
Mekânın cennet olsun.
Ve her zaman söylediğim gibi:
Dostun gönlü,
Dostun cennetidir..
Ve sen..
Benim cennetimdesin…




