Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Abd

bursaarena.com.tr - Abd haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Abd haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye'nin imzaladığı Mekke paktının küresel dengelere etkisi ne olabilir? Haber

Türkiye'nin imzaladığı Mekke paktının küresel dengelere etkisi ne olabilir?

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın 7 Ağustos'ta ortak savunma anlaşması imzalaması bölgedeki jeopolitik hizalanmalara dair tartışma yarattı. "Mekke paktı" olarak anılan anlaşmaya göre üç ülkeden birine yapılan saldırı tüm ülkelere yapılmış sayılacak. Anlaşma hakkında "Sünni paktı" ve "Müslüman NATO'su" gibi benzetmeler yapıldı. İsrail ve İran gibi ülkeleri hedef alabileceği iddiaları ortaya atıldı. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, anlaşmaya dair yaptığı değerlendirmede "Hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır" ifadelerini kullandı. Ankara, anlaşmanın güvenlik ve savunma sanayi işbirliğini artıracağını söylüyor. Anlaşmayı eleştirenler ise birbirine kara bağlantısı bulunmayan üç ülkenin ulusal çıkarlarının örtüşmediğini savunuyor. Bazı uzmanlar ayrıca anlaşmanın yazılı metninin paylaşılmamasının spekülasyonlara yol açtığını ve özellikle caydırıcılık açısından soru işaretleri taşıdığını söylüyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki anlaşma bölgede nasıl yorumlandı?Haberin başlığını atlayın ve okumaya devam edin İran'a karşı mı? Bazı değerlendirmelere göre Mekke paktı Ortadoğu'daki çatışma ve ABD-İsrail ile İran savaşına bir tepki niteliğinde. İmzacıların İran'ın iki Sünni komşusu Türkiye ve Pakistan ile bölgesel rakiplerinden Suudi Arabistan olması İran'ı çevreleme hamlesi şeklinde yorumlanıyor. Ancak yetkililer bu sürecin bölgedeki mevcut çatışma ve gerilimden öncesine dayandığına dikkat çekiyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 8 Ağustos'ta katıldığı Anadolu Ajansı yayınında Mekke paktı için görüşmelerin Aralık 2024'ten bu yana sürdüğünü açıkladı. Mekke paktını imzalayan üç ülkenin kara sınırı bulunmuyor Cumhurbaşkanı Erdoğan da 11 Ağustos'ta İngiltere merkezli Şarkul Avsat gazetesine verdiği yazılı röportajda anlaşma hakkında "Yalnızca bu gerilimin ortaya çıkardığı konjonktürel bir gelişme olarak değerlendirmek ülkelerimizin siyasetini ve niyetini doğru anlamamak olur" ifadelerini kullandı. Erdoğan ayrıca "Nitekim bizim vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı kalmayarak daha da büyümek ve mümkünse bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu çatının altında toplanmasını sağlamaktır" dedi. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos'ta düzenlediği basın toplantısında anlaşma hakkında "Bu paktın İran'a karşı olduğundan endişe etmek için hiçbir sebep yok" diye konuştu. Bekayi ayrıca üç ülkenin "ABD'nin güvenlik taahhütlerine güvenemeyecekleri sonucuna vardığı" yorumunu yaptı. İran, ABD ve İsrail ile savaşı ne kadar sürdürebilir?'İran'da tabloyu jeopolitik yalnızlaşma olarak okuyanlar var' İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacısı Oral Toğa, İran'ın anlaşmaya tepkisinin Türkiye'den gelen mesajlarla tutarlı olduğunu söylüyor. BBC Türkçe'ye konuşan Toğa, "Ben bunu Türkiye'nin diplomatik hazırlığının sonucu olarak görüyorum, zira anlaşmanın İran'a karşı bir blok gibi okunmaması Ankara'nın da açıkça istediği bir şeydi" diyor. Toğa, İran'dan gelen açıklamanın dışişleri bakanlığının kurumsal pozisyonu olduğunu vurguluyor ama İran'da herkesin aynı fikirde olmadığına dikkat çekiyor. "Aynı günlerde Tahran'dan çok farklı sesler geldi" diyen uzman, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Tahran'daki tartışmanın merkezinde kuşatma tezi duruyor. Türkiye kuzeybatıda, Suudi Arabistan güneybatıda, Pakistan güneydoğuda. Bu tabloyu jeopolitik yalnızlaşma olarak okuyan bir kesim var. "Karşı görüşü savunanlar Pakistan'ın Riyad'la zaten bir savunma ilişkisi bulunmasına rağmen savaş boyunca İran'a karşı hareket etmediğini, aksine Washington ile arabuluculuk yaptığını hatırlatıyor." Pakistan ve Suudi Arabistan, Eylül 2025'te Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması adı verilen bir belge imzaladı. Bu anlaşmanın metni de Mekke paktında olduğu gibi kamuoyu ile paylaşılmadı. Suudi Arabistan'ın ABD-İran savaşındaki ikilemiTürkiye ne istiyor? Uzmanlara göre Türkiye'nin anlaşmaya yaklaşımında caydırıcılık ile savunma sanayi işbirliği öne çıkıyor. Bu çerçevede gündeme gelen kavramlardan bir tanesi ise "bölgesel sahiplenme". Bölgesel sahiplenme, bölgenin sorunlarının yine bölge ülkeleri tarafından çözülmesini ifade ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şarkul Avsat'a verdiği röportajda Mekke paktını bu yaklaşımın bir tezahürü olarak değerlendirdi ve şu ifadeleri kullandı: "Biz, bölgesel sahiplenmenin ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı'nın istikrarına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz." Erdoğan, Mekke paktının "her şeyden önce kolektif caydırıcılığı temel aldığını" vurguladı ve şunu söyledi: "Güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı düşünülemez." 'Savunma sanayine finansman bulmak ve işbirliklerini genişletmek' Washington merkezli Middle East Institute'ün Türkiye Programı Direktörü Gönül Tol, Türkiye'nin asıl motivasyonunun "savunma sanayine finansman bulmak, savunma sanayiindeki işbirliklerini ve ihracat pazarını genişletmek" olduğunu düşünüyor. BBC Türkçe'ye konuşan Tol, bölgesel sahiplenme ve kolektif caydırıcılık gibi başlıkların Türkiye için bu anlaşma kapsamında geri planda kaldığını savunuyor. Kaynak, Güven Yılmaz/Anadolu Ajansı/Getty Images //// Anlaşmanın imzalanmasının ardından Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı binasına yansıtılan kutlama mesajı yansıtıldı Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Profesör Doktor Serhat Güvenç ise Türkiye'nin tutumunu ABD ve Avrupa'daki güvenlik ilişkilerinin yeniden hizalanma süreci ile bağdaştırıyor. BBC Türkçe'ye konuşan Güvenç, İran'ın Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik balistik füze saldırılarını hatırlatıyor. Bu füzelerin Doğu Akdeniz'de konuşlu ABD savaş gemileri tarafından düşürüldüğünü söyleyen Güvenç, "Amerika istese de Türkiye'yi de kapsayan güvenlik şemsiyesini artık sağlayamayabilir" diyor ve ekliyor: "Bu açıdan [Mekke paktı] Türkiye'ye bir yalnız kalmama, yalıtılmış olmamaya karşı bir güvence sağlıyor. "Avrupa'da Türkiye'yi içerecek [savunma] girişimleri olsaydı Türkiye bu pakt konusunda bu kadar hevesli olmayabilirdi." MSB: İran'dan ateşlenen balistik füze etkisiz hale getirildiİsrail faktörü Mekke paktının İsrail'e karşı bir anlaşma olduğuna dair değerlendirmeler de söz konusu. Gönül Tol, İsrail'in özellikle paktın İbrahim Anlaşmaları üzerindeki olası etkisine odaklandığını söylüyor. İbrahim Anlaşmaları, İsrail'in bölge ülkeleriyle ilişkileri normalleştirmek için Eylül 2020'de başlattığı bir süreç. Şimdiye kadar Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Sudan, Fas ve Kazakistan anlaşmalara imza attı. Trump'tan İran anlaşması için Türkiye dahil 6 ülkeye İbrahim Anlaşmaları'nı imzalama şartı Kaynak,Alex Wong/Getty Images, //// İbrahim Anlaşmaları imza töreninde soldan sağa Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdüllatif bin Raşid Ez-Zayani, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ve BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan Trump, Mayıs'ta yaptığı açıklamada Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Mısır ve Ürdün'ün de anlaşmalara katılmasının "zorunlu olması" gerektiğini söylemişti. Tol, Gazze'deki savaş sebebiyle İbrahim Anlaşmaları'nın sekteye uğradığını, özellikle Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme sürecinin "çok sorunlu hale geldiğini" söylüyor. Serhat Güvenç de İsrail'in Türkiye'ye yönelik "Yeni İran" söylemlerini hatırlatıyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor: "Özellikle de Doğu Akdeniz'de Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kurduğu ilişkileri ve askeri bağları düşünürseniz [Mekke paktı] Türkiye açısından [İsrail tarafından] yalıtılmaya ve çevrelenmeye karşı bir yanıt gibi de gözüküyor." Netanyahu'nun 'altıgen ittifak' vizyonu nedir, Türkiye için ne anlama geliyor?'Mısır manevra alanını korumak için dışarıda kaldı' Mekke paktını imzalaması beklenen ülkelerden biri de Mısır'dı. Ancak Kahire anlaşmaya taraf olmadı. Konuya dair resmi bir açıklama ya da değerlendirme de yapmadı. Arap basınına konuşan Mısırlı kaynaklar ise Kahire'nin İran yanlısı gruplarla çatışma riski ve Suudi Arabistan'ın dahil olduğu bir anlaşmaya katılmaya yönelik tereddütler nedeniyle imza atmadığını söyledi. Mısır neden Mekke Anlaşması'nda yok? Gönül Tol, Mısır'ın İsrail ile güvenlik anlaşması olduğunu ve bunu gözetmesi gerektiğini söylüyor. Kahire'nin benzer şekilde BAE ve Hindistan ile de bağları olduğuna dikkat çeken akademisyen şu değerlendirmeyi yapıyor: "O nedenle manevra alanını korumak açısından belki de bunun dışında kaldı diye düşünüyorum." Serhat Güvenç de Mısır'ın pakta katılmasının anlaşmanın ciddiyetini artıracağını ve Türkiye açısından İsrail'e yönelik kaygılara "yanıt olacağını" savunuyor. Hakan Fidan, Anadolu Ajansı'na verdiği demeçte Mısır'ın üç imzacı ülkenin "doğal ortağı" olduğunu söylemiş ve ileride dahil olabileceğini ifade etmişti. Pakistan-Hindistan rekabeti Mekke paktını yakından takip eden bir ülke de Hindistan. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden Doç. Dr. Omair Anas, anlaşmanın Hindistan'da "derin bir güvensizlik hissi yarattığını" söylüyor. BBC Türkçe'ye konuşan Anas, "Hindistan izole edildiğini ve Amerikalıların dahi yanlarında olmadığını hissediyor" diyor. Akademisyen, Hindistan ve Pakistan'ın 2025'te savaşın eşiğinden döndüğünü ve o süreçte Türkiye'nin Pakistan'a askeri destek verdiği iddiaları sebebiyle Ankara-Yeni Delhi hattı arasında tansiyonun yükseldiğini hatırlatıyor. Anas, anlaşmaya yanıt olarak Yeni Delhi'nin İsrail ile ilişkilerini derinleştirebileceğine dikkat çekiyor. "Hindistan Suudi Arabistan'dan bu paktın kendisini etkileyip etkilemeyeceğine dair açıklama talep etmeli. Eğer teminat alırlarsa o zaman daha yumuşak bir tepki verebilir" diye konuşuyor. Hindistan'da Türkiye boykotu: Çelebi lisans iptaline karşı açtığı davayı kaybettiOrtak savunma vaadi ne kadar gerçekçi? Mekke paktında yer alan ortak savunma maddesinin kapsamı ve uygulanma biçimi de tartışma konusu. Hakan Fidan, bu maddeyi NATO'nun beşinci maddesine benzetmiş ve ortak savunmanın ülkelerden gelecek taleplere göre şekilleneceğini söylemişti. Serhat Güvenç, ortak savunma maddesi hakkında "Burada bir niyet beyanı var ama altının nasıl doldurulduğu en azından anlaşma metnini görene kadar spekülasyona açık" diyor. Güvenç, NATO örneğinde ABD'nin "ittifakın hem kasası hem de cephaneliği" olduğunu söylüyor ve şöyle bir kıyaslama yapıyor: "[Mekke paktı] eşitler arası bir ittifak gibi duruyor. Dolayısıyla kuralları, normları koyacak ve diğerlerini hizaya getirecek kadar üstün ya da eşitler arasında birinci bir müttefik yok. "Bu hem iyi hem kötü çünkü her şeyi müzakere yoluyla yapacaklar ve pek çok bakımdan da kendi ulusal egemenliklerini öncelikleyecekler."

Tahran Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünde kararlı ve ısrarcı Haber

Tahran Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünde kararlı ve ısrarcı

ABD ile İran arasındaki çatışma, deniz ve ekonomik baskıların yeni bir aşamaya taşınmasıyla hızla tırmanırken, Washington gerektiği sürece İran limanlarına yönelik ablukayı sürdürmeye hazır olduğunu vurguluyor. Tahran ise Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünde ısrar ediyor. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, ABD Donanması'nın İran limanlarına uygulanan ablukayı "belirsiz bir süre boyunca" sürdürebilecek kapasiteye sahip olduğunu söyledi. Hegseth, operasyonların kesintisiz devam etmesini sağlamak amacıyla gemilerin rotasyona tabi tutulabileceğini ve yeni birliklerin bölgeye konuşlandırılabileceğini belirtti. ABD Enerji Bakanı Chris Wright ise ABD'nin İran'a yönelik ablukasının ülke ekonomisini boğduğunu ve bölgedeki nüfuzunun giderek zayıflamasına yol açtığını ifade etti. Buna karşılık, İran Silahlı Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Sözcüsü İbrahim Zülfikari, "ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin normal şekilde geçiş yaptığına ilişkin dayanaksız iddiaları (...) yalnızca bir yalandan ibarettir" dedi. Bu gelişmeler, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in, savaş sırasında petrol ve benzin fiyatlarının Amerikalılar için düşük tutulmasının Washington'ın öncelikli hedefi olduğunu açıklamasıyla aynı döneme denk geldi. Vance, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemenin ise ikinci öncelik olduğunu belirtti.

Türk atçılığında tarihi gece... Glacius, Amerika’daki ilk yarışında G1 kazandı Haber

Türk atçılığında tarihi gece... Glacius, Amerika’daki ilk yarışında G1 kazandı

Vefa İbrahim Aracı’nın sahibi ve yetiştiricisi olduğu Glacius, ABD’deki ilk startında Saratoga Derby Stakes’i G1 kazandı. 750 bin dolar ikramiyeli yarışta rakiplerini geride bırakan Glacius, 412 bin 500 dolarlık birincilik ödülünün de sahibi oldu. Mesut IŞIK / İSTANBUL (İGFA) - Türk atçılığının uluslararası arenadaki yükselişi, Amerika Birleşik Devletleri’nde tarihi bir başarıyla taçlandı. Vefa İbrahim Aracı’nın sahibi ve yetiştiricisi olduğu Glacius, Saratoga Hipodromu’nda koşulan Saratoga Derby Stakes Presented by Qatar Racing (G1T) yarışında zafere ulaştı. Hugo Palmer’ın antrene ettiği, jokey Luis Saez’in bindiği Glacius, yaklaşık 1900 metre çim pistteki mücadeleye 6 numaralı kulvardan başladı. Yarışın ilk metrelerinden itibaren liderliği alan safkan, temposunu son ana kadar korudu. BAŞTAN SONA LİDERLİK Son viraja da rakiplerinin önünde giren Glacius, düzlükte West End Kid’in güçlü ataklarına rağmen liderliğini bırakmadı. 1:53.2’lik dereceyle finişe ulaşan Glacius, rakibinin yaklaşık 1,5 boy önünde yarışı tamamladı. Bu sonuçla kariyerinin ilk Grup 1 zaferini ABD’deki ilk yarışında elde eden Glacius, 412 bin 500 dolarlık birincilik ikramiyesini kazandı. Safkanın kariyer kazancı da 465 bin 410 dolara yükseldi. Yarışta West End Kid ikinci, bir ay önce Belmont Derby’yi kazanan Title Role üçüncü, favori Remember Mamba ise dördüncü oldu. FRANSA YERİNE ABD TERCİH EDİLDİ Glacius’un Saratoga’daki tarihi zaferinin arkasında dikkat çekici bir yarış programı tercihi de bulunuyor. Safkan için başlangıçta Fransa’da 400 bin avro ikramiyeli bir yarış planlanırken, yarışın ödülünün 100 bin avroya düşürülmesinin ardından rota ABD’ye çevrildi. Vefa Aracı’nın yarış menajeri Rob Speers’ın, Glacius’un Saratoga’ya yalnızca derece yapmak için değil, kazanma hedefiyle getirildiğini belirten değerlendirmesi, zaferin ardından anlam kazandı. SARATOGA’DA AVRUPA’DAN GELEN ŞAMPİYON Kentucky Derby’ye puan vermeyen Saratoga Derby, buna rağmen ABD’de üç yaşlı çim safkanların en önemli yarışları arasında gösteriliyor. Glacius, yarışta Belmont Derby galibi Title Role ve aynı yarışta ikinci olan West End Kid gibi güçlü rakipleri geride bırakarak Amerikan çim pistindeki gücünü de kanıtladı. ARACI’NIN YILLARA YAYILAN VİZYONU Glacius’un zaferi, yalnızca bir yarış galibiyeti olarak değil, Vefa İbrahim Aracı’nın yıllara yayılan uluslararası yetiştiricilik ve yarışçılık vizyonunun önemli bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Aracı’nın 2011 yılında Native Khan ile Frankel’e karşı 2000 Guineas’ta mücadele etmesi ve ardından Epsom Derby’de yer almasıyla başlayan uluslararası serüven, yıllar içerisinde Avrupa’nın önemli antrenörleriyle yapılan çalışmalar ve kaliteli kısrak-tay yatırımlarıyla devam etti. Royal Ascot’ta Libertango’nun Albany Stakes zaferi ve Glacius’un Hampton Court üçüncülüğünün ardından gelen Saratoga’daki G1 şampiyonluğu, bu uzun soluklu projenin en dikkat çekici başarıları arasında yer aldı. Glacius’un zaferini daha anlamlı kılan ise safkanın yalnızca Aracı’nın sahibi olduğu bir at değil, aynı zamanda Vefa İbrahim Aracı tarafından yetiştirilmiş olması. Dünyanın önde gelen yarış merkezlerinden Saratoga’da, kendi yetiştirdiği ve kendi renklerini taşıyan bir safkanla Grup 1 kazanılması, Türk atçılığının uluslararası arenadaki yükselişini simgeleyen tarihi bir başarı olarak kayıtlara geçti.

“Mekke Savunma Anlaşması" sonrası Trump: İran savaşı yakında sona erecek Haber

“Mekke Savunma Anlaşması" sonrası Trump: İran savaşı yakında sona erecek

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, dün “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzaladı. Anlaşma, üç ülkenin ortak güvenliğini güçlendirme, bölgede ve dünyada güvenlik, barış ve istikrarı sağlama, güvenli ve müreffeh bir gelecek oluşturma yönündeki iradesini ortaya koyuyor. Anlaşma, üç ülke arasında düzenlenen “Mekke Ortak Savunma Zirvesi” sırasında imzalandı. Anlaşmaya Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakan Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif imza attı. Anlaşmanın, herhangi bir saldırıya karşı ortak caydırıcılığı güçlendirmesi hedefleniyor. Metne göre üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, bütün ülkelere yönelik bir saldırı olarak kabul edilecek. Anlaşma ayrıca savunma alanındaki iş birliğinin tüm boyutlarının geliştirilmesini öngörüyor. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran savaşının “çok yakında” sona ereceğine inandığını söyledi. Trump, ABD Silahlı Kuvvetleri'nin bazı silah türlerinin tedariki konusunda sorunlarla karşı karşıya olduğunu da belirtti. Trump, Oval Ofis'te yaptığı açıklamada İran'a atıfta bulunarak, “Bence bu iş çok yakında sona erecek. Uzun süre dayanabileceklerini düşünmüyorum” ifadelerini kullandı. ABD ordusunun İran'la yaklaşık altı aydır devam eden savaş sırasında küresel uzun menzilli, yüksek hassasiyetli füze stoklarının önemli bir bölümünü tükettiğine ilişkin haberler gündeme gelmişti. ABD'nin mühimmat stoklarının durumuna ilişkin bir soruya yanıt veren Trump, bazı silah türlerinde neredeyse sınırsız denebilecek miktarda tedariklerinin bulunduğunu söyledi. ancak bazı silahların stoklarının sınırlı olduğunu da kabul etti.

Hürmüz Boğazı'nda yeni kriz: Petrol fiyatları yükselişe geçti Haber

Hürmüz Boğazı'nda yeni kriz: Petrol fiyatları yükselişe geçti

İran ve Umman arasında Hürmüz Boğazı'na ilişkin yürütülen görüşmelerde gündeme gelen yeni yaptırım ve ceza teklifleri, küresel petrol piyasalarını hareketlendirdi. Arz güvenliği endişeleriyle Brent petrol vadeli işlemleri 83 doları aşarak son haftaların en yüksek seviyesine ulaştı. Küresel enerji koridoru Hürmüz Boğazı üzerindeki jeopolitik gerilim, petrol piyasalarını yeniden alevlendirdi. İran ile Umman arasında boğazın ticari trafiğe açılmasına yönelik yürütülen müzakerelerde gündeme gelen yeni şartlar ve yasa tasarısı iddiaları, küresel arz güvenliğine dair endişeleri tırmandırdı. Bu gelişmelerin ardından cuma günü yükselişini sürdüren Brent petrol vadeli kontratları yüzde 1,2 değer kazanarak varil başına 83,48 dolara yükseldi. ABD ham petrolü (WTI) ise yüzde 1,1 artışla 78,84 dolardan işlem gördü. "Düşmanca" gemilere yasak ve ağır para cezaları gündemde Yükselişin arkasındaki ana etken, İran Parlamentosu'ndaki bir komisyonun hazırladığı yeni yasa tasarısı oldu. İran yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın aktardığı bilgilere göre Tahran yönetimi; ABD, İsrail ve "düşmanca" olarak tanımlanan diğer ülkelere ait deniz taşıtlarının boğazdan geçişini tamamen yasaklamayı planlıyor. Kuralları ihlal eden gemilere ise taşıdıkları yükün yüzde 20'sine varan ağır para cezaları uygulanması öngörülüyor. Ayrıca Tahran'ın, boğazı kullanan gemilerden yüzde 5 ila 7 arasında geçiş ücreti talep ettiği, Umman'ın bu oranı yüzde 3 olarak savunduğu, ABD'nin ise her türlü ücrete karşı çıktığı bildirildi. Piyasalarda temkinli bekleyiş yükselişi destekliyor Hafta başında ABD-İran hattında diplomasi umutlarıyla gerileyen fiyatlar, bu haberlerin ardından yönünü tekrar yukarı çevirdi. KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, yatırımcıların boğazdaki tanker trafiğinin tamamen normale döneceğine henüz ikna olmadığını vurgulayarak, bu temkinli duruşun petrol fiyatları için aşağı yönlü hareketleri sınırladığını ifade etti. Bölgesel gerilimler ve yaptırım duvarı Hürmüz Boğazı'na yönelik yeni geçiş sisteminin hayata geçirilmesi; ABD yaptırımları ve uluslararası sigorta sözleşmeleri engeline takılıyor. Sektör temsilcileri bu şartlarda planın uygulanmasının oldukça zor olduğunu belirtiyor. Öte yandan Yemen'deki İran destekli Husiler'in Marib ve Hadramut bölgelerindeki hedeflere İHA ve füzelerle saldırdığını duyurması bölgedeki tansiyonu yüksek tutarken, ABD Başkanı Donald Trump ise gazetecilere yaptığı açıklamada diplomatik çözüme işaret ederek İran ile yaşanan çatışmalı sürecin yakında sona erebileceğine inandığını dile getirdi.

Emekli büyükelçiler değerlendirdi: Mekke Anlaşması, Türkiye'yi nasıl etkileyecek, "taraflardan birine saldırı diğerlerine de saldırıdır" vurgusu ne anlama geliyor? Haber

Emekli büyükelçiler değerlendirdi: Mekke Anlaşması, Türkiye'yi nasıl etkileyecek, "taraflardan birine saldırı diğerlerine de saldırıdır" vurgusu ne anlama geliyor?

Orta Doğu’da ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaş, bölge ülkelerine de sirayet ederken, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan bölgesel güvenlik için Mekke Anlaşması’nı imzaladı. Suudi Arabistan’da imzalanan anlaşma kapsamında taraflardan birine yapılan bir saldırı, anlaşmanın tüm taraflarına yapılmış sayılacak. Bölgede İran savaşından bu yana tırmanan gerilim sürecinde bu maddenin nasıl işleyeceği tartışılırken emekli büyükelçiler, anlaşmanın tam metni görülmeden uygulamanın nasıl işleyeceğinin bilinemeyeceğini vurgularken, anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmalarının önüne geçmeyeceğini belirtiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke’de düzenlenen Ortak Savunma Zirvesi’nde üçlü savunma anlaşmasını imzaladı. Anlaşmaya ilişkin üç ülkeden yapılan ortak açıklamada savunma anlaşmasının “bölgede ve ötesinde barış, güvenlik ve istikrarı teşvik etmeyi, güvenli ve müreffeh bir gelecek için ortak hareket etmeyi” amaçladığı belirtildi. Kolektif caydırıcılığı güçlendirme amacı taşıdığı belirtilen anlaşmaya ilişkin yapılan ortak açıklamada “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır. Anlaşma ayrıca, üç devlet arasındaki savunma iş birliğinin tüm boyutlarıyla geliştirilmesini öngörmektedir,” denildi. Emekli Büyükelçi Cengiz Fırat, T24'e yaptığı değerlendirmede zamanlamaya dikkat çekerek Mekke Anlaşması'nın, İsrail'in genişlemeye yönelik adımlar attığı, Hürmüz Boğazı'nın kapatıldığı ve İran'ın bölge ülkelerine yönelik saldırılar düzenlediği bir dönemde imzalandığını söyledi. Fırat, İran savaşının başlamasından bu yana Suudi Arabistan'ın ABD'nin güvenlik şemsiyesinin yeterli olmadığını gördüğünü belirterek, Washington'ın tüm gücünü İsrail'i savunmaya yönelttiğinin ve bu nedenle Körfez'deki ortaklarına yeterli caydırıcılığı sağlayamadığının ortaya çıktığını ifade etti. Üç ülkenin de bölgede kritik güç unsurlarına sahip olduğunu belirten Fırat, Pakistan’ın bölgede büyük ve güçlü bir ülke olduğunu, İslam dünyasında nükleer silaha sahip tek ülke konumunda bulunduğunu ve oldukça gelişmiş bir savunma sanayisine sahip olduğunu ifade etti. Suudi Arabistan’ın İslam dünyası açısından önemli, stratejik öneme ve ekonomik zenginliğe sahip bir G20 ülkesi olduğunu belirten Fırat, Türkiye’nin ise hem Doğu hem Batı ile ilişkileri bulunan, NATO üyesi, Avrupa Birliği ile yakın ilişki içinde olan ve bölgenin en güçlü savunma sanayilerinden birine sahip ülkelerden biri olduğunu belirtti. Fırat’a göre anlaşmayla birlikte üç ülkenin birbirini tamamlayan güç unsurları bir araya geliyor. “Zamanla başka ülkeler de katılabilir” Suudi Arabistan ile Pakistan arasında daha önce de benzer bir anlaşma bulunduğunu hatırlatan Fırat, Mekke Anlaşması’nın herhangi bir gruba ya da ülkeye karşı yapılmadığının altını çizdi. Anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ikili ve çok taraflı anlaşmalarının önüne geçmeyeceğini vurgulayan Fırat, anlaşmanın diğer ülkelerin katılımına da açık olduğunu ve zaman içinde bölge ülkelerinin de katılmasını beklediğini söyledi. 
“Metninin tamamını görmeden uygulamayı bilemeyiz” Bölgede güç dengelerinin değiştiğini ifade eden Fırat, Suudi Arabistan’ın son dönemde Husiler tarafından uğradığı saldırılar göz önüne alındığında Mekke Anlaşması’nın “Üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağı” vurgusunu değerlendirirken anlaşmanın tam metninin görülmediğini vurguladı. Şu aşamada yalnızca ortak açıklamanın görüldüğünü belirten Fırat, anlaşmanın tam metni görülmeden uygulamanın nasıl olacağının bilinemeyeceğini söyledi. Suudi Arabistan ile Pakistan’ın bir süredir benzer bir anlaşma içinde olduğunu hatırlatan Fırat, daha önce Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarında Pakistan’ın devreye girdiğinin görülmediğine dikkat çekti. Fırat'a göre; mevcut bilgiler, anlaşmanın caydırıcılık, hava savunması ve silah sistemleri ile askerî eğitim ve işbirliği gibi başlıklar üzerine şekilleneceğini gösteriyor. Üç ülkeden birinin başka bir devletin saldırısına uğraması hâlinde tarafların nasıl hareket edeceğine ilişkin ise henüz bir bilgi bulunmuyor. Bunun nasıl düzenlendiği ancak anlaşma metninin yayımlanmasıyla netlik kazanacak. “Detay verilmedikçe uygulanabilirliği tartışmalı” Emekli Büyükelçi Şafak Göktürk de, X hesabından paylaştığı değerlendirmesinde, anlaşmada yer alan “birine silahlı saldırı, üçüne yapılmış sayılır” ifadesinin güçlü görünmesine karşın, bunun pratikte nasıl işleyeceğinin henüz belirsiz olduğuna dikkati çekti. Anlaşmanın tam metninin bilinmediğini hatırlatan Göktürk, NATO’nun 5. maddesini çağrıştıran bu hükmün, hangi ortak varlıkların korunacağı ve saldırı halinde nasıl bir mekanizmanın devreye gireceği açıkça belirlenmediği sürece uygulanabilirliğinin tartışmalı kalacağını belirtti. 5. madde nedir? NATO'nun ortak savunma ilkesi olan ve müttefiklerden birine yapılan saldırının tüm müttefiklere yapılmış sayılacağı temeline dayanan Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. maddesinde şu ifadelere yer veriliyor: "Taraflar, Kuzey Amerika'da veya Avrupa'da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldırı olursa Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır. "Böylesi herhangi bir saldırı ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilecekti Anlaşmanın yalnızca metindeki güvenlik taahhütleri üzerinden değil, imzalandığı siyasi süreç ve bölgesel bağlamla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Göktürk, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ABD ile müttefiklik ilişkilerine rağmen Washington’ın sunduğu güvenlik güvencelerinin yeterliliğine ilişkin soru işaretlerinin arttığına işaret etti. Göktürk’e göre anlaşma, üç ülkenin güvenliklerini tek bir müttefike dayandırmak yerine farklı işbirlikleriyle destekleme, yani “katmanlı güvenlik” arayışını ortaya koyuyor. Bunun anlaşmanın askeri boyutunun yanı sıra siyasi niyetini de öne çıkardığını belirten Göktürk, Ortadoğu’nun uzun süreli bir “barışsızlık” dönemine girebileceğini ve bu süreçte diplomasiyle güç gösterisinin iç içe ilerleyeceğini ifade etti. BM’nin 51’inci maddesi vurgusu Anlaşmayla ilgili Anadolu Ajansı’na değerlendirmelerde bulunan yetkiler, anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçladığının altını çizdi. Yetkililer, anlaşmanın, taraflardan birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yapılmış sayarak Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesi uyarınca ortak savunma, meşru müdafaa ve karşılıklı güvenlik taahhüdünü teyit ettiğini bildirdi. 51. madde nedir? "İşbu Antlaşmanın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler Üyelerinden birinin silahlı bir saldırmaya hedef olması halinde, Güvenlik Meclisi milletlerarası barış ve güvenliğin muhafazası için lüzumlu tedbirleri alıncaya kadar, tabii olan münferit veya müşterek meşru müdafaa hakkına halel getirmez. Bu meşru müdafaa hakkını kullanarak Üyelerin aldığı tedbirler derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilir ve Konsey'in, işbu Antlaşmaya dayanarak milletlerarası barış ve güvenliğin muhafaza veya iadesi için lüzumlu göreceği şekilde her an hareket etmek yetki ve ödevine hiçbir veçhile tesir etmez Yetkililer, bu anlaşmanın, yalnızca üç imzacı devletin birbirlerinin savunmasını destekleme taahhüdüyle değil, aynı zamanda savunma sanayi işbirliğini ve birlikte çalışabilirliği artırma taahhütleriyle de tamamen savunma niteliğinde olduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bugün CNN Türk yayınında Mekke Anlaşması'na ilişkin soruları yanıtladı. Yılmaz, anlaşmayı herhangi bir tarafa, kişiye ve kuruma karşı bir tehdit olarak görmemek gerektiğini vurgulayarak, "Bu birilerine karşı oluşturulmuş bir yapı değil. Tam aksine belli konularda gerilimler ortaya çıkmasın diye caydırıcılığı güçlendirmek için oluşturulmuş bir yapı. Dolayısıyla esas itibarıyla caydırıcı bir mekanizma. Bir taraftan da savunma sanayisi başta olmak üzere işbirliğini artırıcı bir mekanizma. Bu bizim NATO'ya veya içinde bulunduğumuz herhangi bir ittifaka alternatif bir yapı değil. Bunun da altını çizmemiz lazım." diye konuştu. Yılmaz, milli muharip uçak KAAN'ın olgunlaşma sürecine Suudi Arabistan'dan ortaklık veya bir finans katkısı olup olmayacağı sorusu üzerine "Kesinlikle olabilir, neden olmasın" yanıtını verdi. ABD'nin F-35 üretim sürecine başka ülkeleri de kattığını hatırlatan Yılmaz şöyle devam etti: "Bu tür yüksek maliyet, geniş pazar, ciddi bir katkı gerektiren projelerde platformlar oluşturmak ve olabildiğince çok dost ve kardeş ülkeyi bu sürece dahil etmek çok anlamlı. Teknolojik olarak da ekonomik olarak da pazarlama imkanları bakımından da Türkiye de bu noktada belli bir eşiğe gelmiş durumda. KAAN da başka projeler de olabilir. Ürün bazında birçok ülkeyi işin içine katan, sorumlulukları paylaşan, aynı zamanda hepsinin de katkısını alarak projelerin niteliğini artıran bir çabanın çok doğru olacağını düşünüyorum."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.