Son dönemlerde yeni bir akım başladı. Kur’an başlığı altında, Kur’an’ın dili, Kur’an’ın dini söylemleriyle başlayan ama gerçek niyeti Kur’an’la örtüşmeyen, Müslümanlığı İslamsızlaştırmak gayesi taşıyan bir akım.
Kur’an’ı kullanarak, Kur’an’ın dini ve Kur’an’ın dili derken Kur’an’da varsa vardır Kur’an’da yoksa bu uydurmadır denilen, Müslümanlığı İslamsızlaştırmak gayesi taşıyan bir çaba! Bir plan doğrultusunda yürütülen bu çalışmalar, İslam’a, dine ait olup uygulandığında insanlara faydası olacak, insanların birlik ve beraberliğini sağlayacak, insanları bir arada tutup, zararlı olmaktan kurtarıp faydalı olmaya dönüştürecek olan ve itikat adına ne varsa, “Bunların Kur’an’da yeri var mı, bunlar Kur’an’da yok, Kur’an’da olmayan bir şeye de itibar edilmez uygulanmaz” diyerek kafa karıştırmaya, insanlar tarafından kabul gören ve özünde inancı yaşama tatminliğini hissettirenlerden uzaklaştırmaya, yok etmeye çalışmakta. Hadislerin inkâr, sünneti inkâr, kandilleri inkâr ve devamında araladıkları kapıdan girip şeriatı inkâr…
İçinde bulunduğumuz şu günler de Kandiller üzerinden yapıyorlar. Kur’an’da böyle bir şey yoktur, Peygamberin âlemini değiştirmesinden üç yüz yıl sonra çıkmıştır. Yok efendim, “Tasavvuf ehilleri ve İslam âlimleri Peygamber Efendimiz bu gece ana rahmine düşmüştür, onu kutlamaktır diye açıklama yaparlar, bunun tarihte de gerçekliği yoktur, Kur’an’la da alakası yoktur” gibi söylemler oldukça artmaktadır. Bir şeyi görebilmek, anlayabilmek için bakmamız gereken içerikler vardır. Birincisi, bu uygulama Müslüman âlemine, inanç sistemi olarak İslam’ı seçmiş ve Müslümanlığı yaşama gayretinde olan insanlara faydalı mı değil mi? Evvel kapı şeriat denilen kapıdır bu. Bu kapıdaki uygulamalar faydalı mı değil mi? İnsanlığa zararı olan bir şeyin İslam’da yeri olması zaten mümkün değil. Allah’ın, Cenab-ı Resulullah Efendimizden tebliğ etmiş olduğu ve Kur’an’ı Kerimde, Kendi katında geçerli olan tek din diye zikrettiği İslam’ın mensuplarına faydası olmayan ve zarar verecek bir şeyi uygulatması zaten söz konusu değildir. Nereden görüyoruz bunu? Yine Cenab-ı Allah’ın Yunus suresi 44. Ayeti kerimesinde,
Şüphe yok ki Allah, insanlara hiçbir suretle zulmetmez, fakat insanlar, kendi kendilerine zulmederler.
beyanında görüyoruz. Şimdi, bu uygulamalar faydalı mı zararlı mı? Soruyoruz, “Bir zararı mı var?” Kandil günleri bu kadar insan camilere gitti, tekkelere gitti, dergâhlara gitti, zikir yapıldı, namazlar kılındı, birçok insan o gün oruç tuttu, niyazlar yapıldı. Bir sürü insan sen sen, ben ben diyerek yaşarken senden benden geçip yan yana saf tuttular, bir araya geldiler, aynı kıbleye yöneldiler secde ettiler, aynı anda aynı zikirleri çektiler, aynı vaazları sohbetleri dinlediler, aynı ilahileri söylediler. Bu zararlı mı faydalı mı? İnsanları sen’den ben’den çıkıp biz olmalarına, bir arada olmalarına, aynı kıbleye yan yana secde edip Allah’ı birlikte zikretmelerine neden karşısın? “Peygamber Efendimizden üç yüz ya da dört yüz yıl sonra ortaya çıkan bir uygulamadır, Peygamber zamanında böyle şeyler yoktu” derken bunlar sonradan uydurulmuş, dinin içine sonradan sokulmuş ve yapılmaması gereken, uzak durulması gereken, yapılırsa Allah’a şirk koşulmuş olunur denilen bu uygulamalar, bugün kandil ismiyle zikrediliyor. Evet, o gün adına kandil demiyorlardı, bugün biz kandil demeye başladık. Bir isim verilerek artık o isimle zikredilmeye başlamış olması o uygulama yoktu sonradan uyduruldu demek değildir.
Bir uygulamanın bugün bizim kullandığımız dil üzerindeki kavramın Kur’an’da aynıyla olmaması bu uygulama Kur’an’da yok demek midir? Kavramın kendisini mi yoksa içeriğini mi görmemiz gerekir?




