İnsanlık tarihi boyunca nesiller arasındaki farklar hep konuşulmuş olsa da bu farkları harflerle kodlayıp küresel birer sosyolojik etiket haline getirmek modern dünyaya özgü bir durum oluverdi.
Önce kuşak (nesil) kavramına göz atalım istersen, değerli okurum.
Kuşak, sosyolojik anlamda yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, benzer tarihi, ekonomik, teknolojik ve sosyal olaylara tanıklık etmiş ve bu ortak deneyimler sonucunda benzer değer yargılarına, davranış kalıplarına ve dünya görüşüne sahip olmuş insan topluluklarını ifade eder.
Bir kuşağın karakterini kendi döneminde yaşanan savaşlar, ekonomik krizler, teknolojik devrimler ve kültürel kırılmalar şekillendirir. Günümüzde her bir kuşak döngüsünün, iletişim imkanlarının artmasıyla da birlikte 15 ila 20 yıllık dönemleri kapsar hale geldiğini söylüyor uzmanlar.
Kuşakları harflendirme sisteminin arkasında sanıldığı kadar gizemli bir şifre yok; her şey aslında bir romandan alınan ilhamın ardından gelen alfabetik takiple gelişmiş görünüyor.
Kanadalı yazar Douglas Coupland, 1991 yılında yayımlanan Generation X: Tales for an Accelerated Culture (X Kuşağı: Hızlanmış Bir Kültürün Hikayeleri) adlı romanıyla bu terimi popüler hale getirdi. Matematikteki bilinmeyen ifadesi olan "X" değişkeninden ilham alınmıştı romanda. Bu nesil, o dönem için büyüklerinin kalıplarına uymayan, geleneksel bağları sorgulayan, geleceği belirsiz ve "tanımlanması zor" bir kitleyi temsil ediyordu. Bu yüzden onlara "Bilinmeyen Kuşak" anlamında X denildi ve sonra da arkası geldi.
Ayrıntılara girmeyeceğim. Sadece ön bilgi vermek istedim.
Gelelim “erik” meselesine…
30 yılı aşkın süredir Bursa Kaplıkaya’da bir sitede, rampasını kendimizin yaptığı birinci kat dairede oturuyoruz. Gerek rampa gerekse tekerlekli sandalyem, çocukların fazlasıyla dikkatlerini çekmiştir hep. Seneler önce rampadan gelip su isteyen çocukların çocukları oynuyor şimdi; bizim evin önündeki ağaçlarla çevrili çocuk parkında.
Bu ağaçlar arasında bir de erik ağacı var.
Geçtiğimiz günlerin birinde, zil çaldı. Babam açtı kapıyı… Siteden, 7-8 yaşlarında iki çocuk… Ellerinde üç tane erik…
“Biz bunları satıyoruz Hüseyin Amca! Tanesi 10 liradan 30 lira.”
“Nereden bunlar?”
“Şuradaki erikten…”
Bu sahneyi, salondan seyrederken istemsizce kahkaha attım.
Babam, çocukları kırmayıp verdiği 30 lira karşılığında erikleri aldı.
Onca yıl boyunca en fazla haşarı, yaramaz ve hatta kavgacı diye nitelenen çocuklar olmuştu sitede. Ağacın her sene verdiği üç beş eriği yemişlerdi en fazla. Hatta çoğu zaman pek de tatlı olmadıklarından kendiliğinden düşer giderdi erikler.
O çocukların akıl edemediği şeyi, ağaçtaki erikleri satmayı akıl etmişlerdi 7-8 yaşındaki iki çocuk 2026 yılının ortalarında. Hüseyin amcalarına gelmelerinin sebebi de onda gördükleri müşteri potansiyeli(!) ki yanılmadılar görüldüğü üzere…
Osunu busunu bilemem ama anlamsız şeylerle meşgul toplum, siyaset ve hatta dünya, bu kuşağa ne kadar hazır, bilemiyorum.
Kurtuluş Savaşı’nı tartışmaya açanlar önemli makamlara gelebildiğine göre, demek ki işgalcilerden ve manda kafalılardan kurtulamamışız! Tam tersi, onlara teslim olmuşuz!
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ALPER ŞİRVAN yazdı: "Kuşak Farkı ve Üç Erik"
İnsanlık tarihi boyunca nesiller arasındaki farklar hep konuşulmuş olsa da bu farkları harflerle kodlayıp küresel birer sosyolojik etiket haline getirmek modern dünyaya özgü bir durum oluverdi.
Önce kuşak (nesil) kavramına göz atalım istersen, değerli okurum.
Kuşak, sosyolojik anlamda yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, benzer tarihi, ekonomik, teknolojik ve sosyal olaylara tanıklık etmiş ve bu ortak deneyimler sonucunda benzer değer yargılarına, davranış kalıplarına ve dünya görüşüne sahip olmuş insan topluluklarını ifade eder.
Bir kuşağın karakterini kendi döneminde yaşanan savaşlar, ekonomik krizler, teknolojik devrimler ve kültürel kırılmalar şekillendirir. Günümüzde her bir kuşak döngüsünün, iletişim imkanlarının artmasıyla da birlikte 15 ila 20 yıllık dönemleri kapsar hale geldiğini söylüyor uzmanlar.
Kuşakları harflendirme sisteminin arkasında sanıldığı kadar gizemli bir şifre yok; her şey aslında bir romandan alınan ilhamın ardından gelen alfabetik takiple gelişmiş görünüyor.
Kanadalı yazar Douglas Coupland, 1991 yılında yayımlanan Generation X: Tales for an Accelerated Culture (X Kuşağı: Hızlanmış Bir Kültürün Hikayeleri) adlı romanıyla bu terimi popüler hale getirdi. Matematikteki bilinmeyen ifadesi olan "X" değişkeninden ilham alınmıştı romanda. Bu nesil, o dönem için büyüklerinin kalıplarına uymayan, geleneksel bağları sorgulayan, geleceği belirsiz ve "tanımlanması zor" bir kitleyi temsil ediyordu. Bu yüzden onlara "Bilinmeyen Kuşak" anlamında X denildi ve sonra da arkası geldi.
Ayrıntılara girmeyeceğim. Sadece ön bilgi vermek istedim.
Gelelim “erik” meselesine…
30 yılı aşkın süredir Bursa Kaplıkaya’da bir sitede, rampasını kendimizin yaptığı birinci kat dairede oturuyoruz. Gerek rampa gerekse tekerlekli sandalyem, çocukların fazlasıyla dikkatlerini çekmiştir hep. Seneler önce rampadan gelip su isteyen çocukların çocukları oynuyor şimdi; bizim evin önündeki ağaçlarla çevrili çocuk parkında.
Bu ağaçlar arasında bir de erik ağacı var.
Geçtiğimiz günlerin birinde, zil çaldı. Babam açtı kapıyı… Siteden, 7-8 yaşlarında iki çocuk… Ellerinde üç tane erik…
“Biz bunları satıyoruz Hüseyin Amca! Tanesi 10 liradan 30 lira.”
“Nereden bunlar?”
“Şuradaki erikten…”
Bu sahneyi, salondan seyrederken istemsizce kahkaha attım.
Babam, çocukları kırmayıp verdiği 30 lira karşılığında erikleri aldı.
Onca yıl boyunca en fazla haşarı, yaramaz ve hatta kavgacı diye nitelenen çocuklar olmuştu sitede. Ağacın her sene verdiği üç beş eriği yemişlerdi en fazla. Hatta çoğu zaman pek de tatlı olmadıklarından kendiliğinden düşer giderdi erikler.
O çocukların akıl edemediği şeyi, ağaçtaki erikleri satmayı akıl etmişlerdi 7-8 yaşındaki iki çocuk 2026 yılının ortalarında. Hüseyin amcalarına gelmelerinin sebebi de onda gördükleri müşteri potansiyeli(!) ki yanılmadılar görüldüğü üzere…
Osunu busunu bilemem ama anlamsız şeylerle meşgul toplum, siyaset ve hatta dünya, bu kuşağa ne kadar hazır, bilemiyorum.
********************************************************************************************************
Haftanın Notu:
Kurtuluş Savaşı’nı tartışmaya açanlar önemli makamlara gelebildiğine göre, demek ki işgalcilerden ve manda kafalılardan kurtulamamışız! Tam tersi, onlara teslim olmuşuz!
.....
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız
Kaynak: BURSA ARENA
En Çok Okunan Haberler