Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Alper Şirvan

bursaarena.com.tr - Alper Şirvan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Alper Şirvan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ALPER ŞİRVAN yazdı: "Bu 30 Ağustos.." Haber

ALPER ŞİRVAN yazdı: "Bu 30 Ağustos.."

Dün 26 Ağustos’tu. Uzun uzun yazmayacağım, kısa ve net biçimde konuyu ortaya koymak gerek. 26 Ağustos, Türk tarihinde birbirinden asırlarca ayrı olsa da aynı ruhu taşıyan iki büyük olayla anılır: 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi ve 1922 Büyük Taarruz'un başlangıcı. Bilinen gerçekleri bir kez daha tekrar edelim. 26 Ağustos 1071'de Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan komutasındaki Türk ordusu, Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in sayıca üstün ordusunu Malazgirt Ovası'nda ağır bir yenilgiye uğrattı. Böylece, Anadolu’daki binlerce yıllık Türk varlığı, siyasi egemenliğine kavuşmuş oldu. Anadolu’daki Türk varlığı konusunda, genç yaşta kaybettiğimiz rahmetli Servet Somuncuoğlu’nun araştırmalarına, kitaplarına ve belgesel çalışmalarına göz atmanı öneririm. Prof. Dr. Ahmet Taşağıl ve Prof. Dr. Necati Demir gibi akademisyenlerin çalışmalarına da elbette. Devam edelim. 26 Ağustos 1071'den tam 851 yıl sonra, yine 26 Ağustos 1922’de, bu kez Anadolu'daki Türk varlığını korumak için bir başka kritik mücadele vardı. Kurtuluş Savaşı'nın en belirleyici adımlarından biri olan Büyük Taarruz, 26 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal'in başkomutanlığında, Afyonkarahisar-Kocatepe cephesinden başlatıldı. Türk ordusu, Yunan işgal kuvvetlerine karşı geniş cepheli ve süratli bir taarruz düzenledi. Bu taarruz, kısa sürede düşman savunma hatlarının çökertti ve 30 Ağustos'ta kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile taçlandı. Büyük Taarruz'un başarıyla sonuçlanması, İzmir'in 9 Eylül 1922'de düşman işgalinden kurtarılmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna giden yolun başlangıcıydı. Malazgirt ve Büyük Taarruz, aralarında sekiz asırdan fazla zaman olmasına rağmen ortak bir anlam taşır; her ikisi de Türk milletinin Anadolu topraklarındaki bağımsızlık ve egemenliği açısından fazlasıyla önemlidir. Bu önem, gaflet, dalâlet ve hatta hıyanetin gölgesinde kalmamalıdır. Bu 30 Ağustos ve gelecek 30 ağustoslarda… Zafer Bayramımız kutlu olsun. ***************************************************************************************************** Haftanın Notu: Çok anlamlı bir söz okudum geçende… “Gazilik, üzerine toprak atılmamış şehitliktir.” Bu gerçeğe rağmen gazilere yapılanları görünce yapanların cibilliyetlerine, gelmişlerine, geçmişlerine ve geleceklerine, hatta yedi sülalelerine ilişkin cümleler düşüyor insanın diline ister istemez. Ne demişti büyük usta Can Yücel: "Bu memleketin jeopolitik konumu, küfürsüz yaşamaya uygun değil." ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

ALPER ŞİRVAN yazdı: "Toprağın Altındaki Bağ" Haber

ALPER ŞİRVAN yazdı: "Toprağın Altındaki Bağ"

Bilim, bazen insanı şaşırtmaz; çok eski bir bilgiyi başka bir dille yeniden anlatır ve hatırlatır sadece. Kanadalı orman ekologu Suzanne Simard'ın yıllardır yaptığı çalışmalar da bunlardan biri. Bu çalışma, ağaçların sandığımız gibi birbirinden bağımsız canlılar olmadıklarını gösterdi. Elde edilen sonuçlara göre toprağın altında, mantarların oluşturduğu miselyum ağı sayesinde birbirlerine karbon aktarabiliyor, besin paylaşabiliyor, kimi zaman da tehlike sinyalleri gönderebiliyorlar. Kimin neye ihtiyacı varsa diğerine iletiyor. Âşık Veysel’in “sadık yârim” dediği toprak yoluyla… Ormanın sessizliğinde aslında büyük bir konuşma sürüyor. Biz duyamıyoruz, göremiyoruz, algılayamıyoruz sadece. Bilimin bugün "Wood Wide Web- Ormanın Dünya Çapındaki Ağı" adını verdiği bu ağ, çok daha eski bir düşünceyi, Türklerin kadim doğa anlayışını hatırlattı bana. Bu anlayışın özünde yalın bir fikir var: İnsan doğanın sahibi değil, onun bir parçasıdır. Dağ yalnızca taş, ırmak yalnızca su, ağaç yalnızca bir parça odun değildir. Her biri hayatın, o her şeyi kapsayan bütünün parçasıdır. İşte tam da burada, modern bilimin bulgularıyla kadim düşüncenin yolları kesişmeye başlıyor. Elbette eski Türkler mikroskoba sahip değillerdi. Mantar iplikçiklerinin karbon taşıdığını ispatlayacak laboratuvarları da yoktu. Ama vizyon, inanış ve yaşama biçimleri, toprağın altındaki “dayanışma bağını” işaret ediyordu. Tabiatla hemhâl olmuşlardı. Kutsal saydıkları yaşlı ağaçlar, yalnızca gölge veren dev gövdeler değil, gökle yer arasında köprü kuran, yaşamı birbirine bağlayan sembollerdi. Bugün Simard'ın "Mother Tree-Ana Ağaç" dediği yaşlı ağaçlar da benzer bir rol üstleniyor. Araştırmalar, bu ağaçların yer altındaki ağın en güçlü düğümlerinden biri olduğunu gösteriyor. Genç fidanlarla bağlantı kuruyor, kimi zaman onlara karbon aktarıyor ve ormanın dayanıklılığına katkı sağlıyor. Bilim bugün buna “ekolojik ağ” diyor. Bunun adını koymamış olsalar da kadim Türklerin, hayatın ve varlığın bir bütün olduğunu sezdikleri ve bunu içselleştirdikleri görülüyor. Şaşırtıcı, değil mi? Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, doğayı sürekli rekabet üzerinden okumaktır. Güçlü olan yaşar, zayıf olan elenir. Oysa Simard'ın çalışmaları, iş birliğinin, dayanışmanın, eksik olanı tamamlamanın yaşamın temel kurallarından biri olduğunu gösteriyor. Yani, her şey “yaşayarak yaşatmak” dolayısıyla “dayanışma” üzerine kurulu… Bu arada… Bu bilgileri öğrendikten sonra, bir insan olarak, üstünlük taslayacak kadar kibirli misin halen? ************************************************************************************** Haftanın Notu: Bütün mesele, ideoloji haline gelen inanç ya da inanç haline gelen ideoloji yoluyla benliğini kaybetmemekte… Kendi benliğini bilmezsen başına ne geleceğinin, hatta geldiğinin farkındasın değil mi? ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.