Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Alper Şirvan

bursaarena.com.tr - Alper Şirvan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Alper Şirvan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ALPER ŞİRVAN: Ahlak.. Haber

ALPER ŞİRVAN: Ahlak..

“Ahlak”, en basit tanımlamayla insanların davranışlarını iyi ile kötü, doğru ile yanlış, adil ile adil olmayan ölçeğinde değerlendiren kurallar, değerler ve alışkanlıklar bütünüdür. Yalın bir ifadeyle: “Bir insan nasıl yaşamalı, nasıl davranmalı?” sorusuna verilen cevapların alanıdır. Gündelik hayatta dürüstlük, saygı, vicdan, sorumluluk, merhamet gibi kavramlar ahlakın içine girer. Etik ile ahlak sıkça karıştırılır. Ahlak, başta da belirttiğim gibi bir toplumun içinde zamanla kendiliğinden oluşan, bireylerin neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini belirleyen yazısız kurallar, değerler ve alışkanlıklar bütünüdür. Etik ise, ahlaki kuralları ve doğru-yanlış kavramlarını felsefi ve evrensel düzeyde inceleyen, sorgulayan ve temellendiren bir düşünce disiplini; başka bir ifadeyle ahlak felsefesidir. İnsanlar ahlaki değerlerini aileden, toplumdan, inanç sistemlerinden, vicdandan, akıl ve deneyimden; içinde yaşadıkları kültür ve çağdan etkilenerek oluşturabilir. Her toplumda biçimi değişse de “dürüstlük, adalet, sorumluluk, empati ve merhamet, saygı, zarar vermeme, güvenilirlik” gibi bazı ortak ilkeler öne çıkar. Ahlakın “bireysel ahlak”, “toplumsal ahlak”, “meslek ahlakı”, “evrensel ahlak” gibi türleri vardır. Felsefedeki ahlak yaklaşımları da derinliklidir. Sokrates, “İnsan doğruyu bilirse doğru davranır.” demiştir. Aristoteles, “Erdemli insan olmak önemlidir; iyi alışkanlıklar karakteri oluşturur.” fikrini ortaya atar. Immanuel Kant, “Sonuçtan bağımsız olarak doğru olanı yapmak gerekir.” düşüncesini savunur. Farabi, “İyi fiillerin insanın huyu ve karakteri hâline gelmesi erdemdir.” diyerek alışkanlığa dönüşen iyiliğe vurgu yapar. Ziya Gökalp, toplumcu bir vizyonla “Ahlâkın kaynağı cemiyettir.” der. Nurettin Topçu, “Zulme karşı koyan vicdan hareketi isyan adını alır.” sözüyle ahlak konusunda vicdanı ön plana çıkarır. Örnekler çoğaltılabilir ve ahlak konusunda daha fazlası yazılabilir. Böylesi derinlikli bir konu olan ahlak, bizim toplumumuzda ne yazık ki sadece özel hayatlarda, kılda tüyde, kılık kıyafette, hatta yemede-içmede aranır. Oysa ahlakı… Çocukların tacize-tecavüze uğradıkları tarikat, cemaat yurtlarında, Çürük malı müşterisine kakalamaya çalışan tezgahlarda, Vatandaşın tamire getirdiği araca türlü masraf çıkarıp “15 gün sonra gel al” diyen; kişinin tanınmış ve sosyal medyada etkili olduğunu fark edince işi iki günde, çok daha düşük fiyata yapanlarda, Sattığı şeyin kusurlarını söylemeden yeni fiyatına satmaya çalışan ilanlarda, Engelli park yerine park edenlerde, rampaları kapatan otomobillerde, Vergi indiriminden faydalanmak için rapor almaya uygun olmadığı halde rapor alanların ve bunu denetlemeyenlerin, göz yumanların kirli ruhlarında, İşleyen sistemleri istismar edip bozulmasına ve o sistemden yararlanan gerçek hak sahiplerinin hak gasplarına yol açanların zehirli davranışlarında, Fakir kâğıdı alan milletvekili eşinde ve bu ortaya çıkınca “özür dileyerek” yırtmasının yolunu açan düzende, Hakkı olmayanın peşinde koşanlarda, Olan biten onca şeyden sonra “Utanmıyoruz, utanacak ne var?” diyerek temsil ettiği düşünülen değerleri kirletenlerin pişkinliklerinde, Oy aldığı insanlara ihanet ederek tam tersi yönde hareket eden siyasetçilerin duruşlarında, İktidar ve güç için yapmayacağı şey olmayanlarda, Siyasette “kukla” olanlarda, Fiyatı olan insanlarda, Kişinin işini iyi ve hakkıyla yapıp yapmadığında, Söylemde değil fiilde… Aramak lazım galiba. Ne dersin? ************************************************************************************************* Haftanın Notu: Kutsallarınızı ve her tür değerinizi siyasetçilerden uzak tutunuz. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

ALPER ŞİRVAN : Nereden Nereye? Haber

ALPER ŞİRVAN : Nereden Nereye?

Gençlere anlatmak gerek. Çeyrek asırdan da önce… Her şeyi istisnasız üst perdeden eleştiren birileri vardı. Ekonomide “çay simit” hesabı yapıyor, bütün iktidarları “hırsızlıkla” suçluyorlardı. Başta ordu ve Anayasa Mahkemesi olmak üzere devletin temel kurumlarının karşısındaydılar. Devlet büyüğü kavramına zinhar karşıydılar, devleti yöneten herkes istisnasız olarak en ağır şekilde eleştirilebilirdi. Devlet kutsal olamazdı. Kamudaki şaşaadan, israftan şikayetçiydiler. Başka ülkelerdeki “bisikletle görevine giden kamu yöneticilerini” dillerinden düşürmezken “batının ahlaksızlığı” teranesiyle “yekpare bir batı” propagandası yapıyorlar, insanların zihinlerini kirletiyor, algılarını köreltiyorlardı. Ahlak konusundaki çelişkileri bu anlamda da ortadaydı. Yanı sıra… Tek parça bir batı olmadığını, batıda kendi ülkesinin ve halkının çıkarları için hareket eden devletler ve böyle olduğu için varlık mücadelesi vermeyen ayrı ayrı milletler ve anlayışlar olduğunu, yani aslında hiçbirinin “din kardeşi” olmadıklarını, tam tersi birbirlerinden pek hazzetmediklerini gizleyecek kadar demagog idiler. Bununla beraber… AB ve standartları, onlar için hem sistemle savaşmanın bir aparatıydı hem de liberalleri yanlarına çekmenin. Onlara göre ülkede derin devletin, din dışı oluşumların özellikle İsrail başta olmak üzere dış güçlerin tasarladığı bir düzen vardı. “Türkiye Batı’nın (özellikle ABD ve İsrail’in) güdümünde…” söylemi ağızlarından hiç düşürmedikleri kirli bir sakızdı. “Vesayet” ve “elitler” söylemi had safhadaydı. “Milli irade yok sayılıyor, ülkeyi seçilmişler değil atanmışlar yönetiyor.” diyorlardı. Seçilmiş olmak kutsaldı o günkü söylemlerine göre. Ne yapmış olursa olsun seçilmişe dokunmak “darbeden” başka bir şey olamazdı. “Zalim patronlara” karşıydılar. Devlet patronların değil, halkın yanında olmalıydı. Millet devlet için değil, devlet millet için vardı. Kültürel ve toplumsal yapı eleştirisi yüksek sesle dile getirdikleri şeylerdendi. Medya, özellikle televizyon kanalları ve diziler üzerinden “toplum yozlaştırılıyor, aile çökertiliyor” diyorlardı. Belli bir hayat tarzının dayatıldığını söylüyorlar, eğitim sisteminin “tornadan tek tip insan çıkarmak” hedefinde olduğunu etrafa yayıyorlardı. Tek merkezden ayarlı ana akım medyanın “halkın değerlerine düşman” olduğu iddiası, medyanın siyaset mühendisliği yaptığı suçlaması ağırlıklı eksenleriydi. “Yargı tarafsız değil, ideolojik” söylemi ön plandaydı. Milletin değil kişilerin çıkarlarının gözetildiğini söylüyorlardı. Kendilerine karşı çıkan herkesin bir yaftası vardı. Onlara karşı olanların çoğu “kâfir” ya da “dua bile okuyamayan kafatasçılar” idi. Son çeyrek asrı ve “neydi, ne oldu” kısmını yazmaya kitaplar, göstermeye filmler yetmez, görünen köy de kılavuz istemez ama… Ne mi oldu en özet ifadeyle? Ne olacak? Yaklaşık 25 sene önce “vasıta” olarak gördükleri sistemle iktidar oldular! Uzunca bir süredir geçmişte söylediklerinin tam tersini yaparak, “kafatasçı” ve “kanla beslenen vampirler” diye tanımladıklarıyla beraber yürüyorlar cumhuriyeti yıkmanın emperyal yollarında! Meğer aynı hedef doğrultusunda “kayıkçı kavgası” yapıyorlarmış. Muhalefet mi? Onlar da aynı topun kumaşı olduklarını ispat peşindeler… ********************************************************************************************************************* Haftanın Notu: Bu 19 Mayıs’ta da gençlerimizi umutsuzluğa sevk edenler iktidara sahiptiler hâlâ... Atatürk’ün yapmak istediklerini anlayabildiğimiz bir gelecek dileğiyle… ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

ALPER ŞİRVAN: Bu Engelliler Haftasında Haber

ALPER ŞİRVAN: Bu Engelliler Haftasında

Engelliler Haftası, her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arasında Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerde aynı zamanda ele alınan, engelli bireylerin haklarına, yaşadıkları zorluklara ve toplumsal farkındalığa odaklanan özel bir hafta. Haftanın tarihçesi şöyle özetlenebilir: Engellilik konusunda dünya çapındaki hareketlilik, özellikle 1970'li yıllardan itibaren Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde ivme kazanmıştır. BM, 1981 yılını "Uluslararası Engelliler Yılı" olarak ilan ederek dünya genelinde engelli kişilerin sorunlarının daha görünür olması hedeflenmiştir. Bu sürecin bir parçası olarak, engellilik olgusunun sadece belirli bir güne (3 Aralık) sığdırılmaması, daha geniş kapsamlı bir bilinçlendirme sürecine yayılması amacıyla 10-16 Mayıs tarihleri arası, birçok ülkede “Engelliler Haftası” kapsamında değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu yıl, 10 Mayıs Anneler Günü idi aynı zamanda. Bu doğrultuda bu engelliler haftasında engelli evladı olan annelerin sesine kulak verelim isterseniz. Hoş, evladınız engelli olmasa dahi, sosyal devleti “özelleştirilenlerin” kâr odaklı kafalarıyla, kız çocuklarını diri diri gömenlerin örfüyle kirlenmiş ruhlarıyla işiniz zor da… Yine de biz engelli evladı olan anneler ne istiyor, gelin şöyle özetlemeye çalışalım: Evde bakım süresinin sigortalılık kapsamına alınması Evde bakım maaşı gelir kriterlerinin anneden yana bir vizyonla yeniden düzenlenmesi ve evde bakım maaşlarının artırılması Ağır engelli evladı olan annelere emeklilik hakkı verilmesi Engelli annelerine prim desteği sağlanması Çalışan annelere esnek mesai hakkı verilmesi Uzaktan çalışma imkânlarının yaygınlaştırılması Çalışan engelli annelerine ek izin ve erken emeklilik hakkı tanınması Engelli annelerine ücretsiz psikolojik destek sağlanması Kısa süreli bakım desteği (mola hizmeti) verilmesi Evde ya da kurumda fizyoterapi ve özel eğitim saatlerinin artırılması Evde sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması Özel eğitim katkı paylarının yükseltilmesi Engelli bireylerin geleceğine yönelik devlet güvenceli bakım sistemi oluşturulması Engelli annelerine sosyal konut projelerinde öncelik verilmesi Tıbbi cihaz, tekerlekli sandalye başta olmak üzere medikal ürünler, bez, mama ve benzeri temel ihtiyaçların ücretsiz karşılanması Engelli annelerine ücretsiz hukuki danışmanlık verilmesi Engelli annelerine yönelik sosyal yaşam ve dayanışma merkezleri kurulması Eğitim kurumlarında kapsayıcı eğitim uygulamalarının güçlendirilmesi Ağır engelli bireylerin ailelerine vergi indirimi ve ek ekonomik destek sağlanması, "benden sonra ne olacak" kaygısından kurtarılması Liste uzar gider, ama bunlar dahi önemli adımlardır. Sorunlar ortada… Asıl mesele, çözüm iradesinin merkezine neyi koyduğunuzdur. Gerçek şu ki, engellilerin sorunları, vicdan arayışıyla değil, hak temelli bir sistemle çözülebilir. Geçen yıl “Aile Yılı” ilan edilmişti. Uzun zamandır da “en az üç çocuk” deniyor. Hatta “10 çocuğa otomobil” diyen tanımsız cisimler de çıktı yakın zamanda biliyorsun. Devleti yönetemeyenler, şunu ıskalıyorlar: İnsanlardan sadece alan ama asla yanlarında olmayan devlet anlayışı, Orta Çağ’da kaldı. Sahi ya… Biz o çağı bitirmekle övünmüyor muyduk? **************************************************************************************************************************************** Haftanın Notu: Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama, Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma! (Şair, galiba bugünleri yazmış.) ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.