Terör, yalnızca silahla değil; korkuyla, algıyla ve psikolojik baskıyla da var olmuştur öteden beri.
Bazen de hepsi birden.
Terör örgütlerinin en büyük amacı, büyük bir etki alanı oluşturmak ya da var olanı genişletmektir. Bu şekilde, devletleri, toplumları ve uluslararası kamuoyunu kendisini dikkate almaya mecbur bırakmaktır ana gayeleri.
Finansmanlarını onları kullanan emperyal güçlerden ve zehir tacirliğinden sağlarlar çoğu zaman.
Buldukları alan kadar cesur ve tehditkârdırlar.
Bu yüzden terör örgütlerinin muhatap alınması, çoğu zaman örgütün ulaşmak istediği en önemli hedeflerden birinin gerçekleşmesi anlamına gelir.
Epeydir ıskalanan bir gerçeği tekrarlayalım: Terör örgütleri, gücünü halktan değil, her çeşit şiddetten alır. Çünkü halk ta şiddet yoluyla mecbur bırakılanlar arasındadır.
Demokratik sistemlerde siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve düşünce hareketleri toplumun desteğiyle var olurken; terör örgütleri korku, tehdit ve silah kullanarak var olurlar.
Terörü muhatap almanın en önemli sonuçlarından biri, hukukun üstünlüğünün zedelenmesidir.
Teröre kulak verip onu muhatap almanın şöyle de bir tarafı var:
Şiddete başvurmayan kişi ya da grupların yıllarca demokratik yollarla dile getirdiği talepler karşılık bulamazken, terörün ve teröristin muhatap alınması, geçmişte yaptıklarının affedilmesi, hatta gözden kaçırılması; "Sesinizi duyurmanın en etkili yolu silah ve cinayettir. Üstelik ceza da yok!" gibi son derece tehlikeli bir mesaj içerir.
Bunun sonucunda yalnızca mevcut örgütleri cesaretlendirmekle kalmaz, gelecekte ortaya çıkabilecek yeni radikal yapılanmalara da yol açmış olursunuz.
Terörü muhatap almak, statükonun ta kendisidir. Feodal güçlere teslim olmaktır.
Tabanda karşılığı olan taleplerin silaha ihtiyacı olmadığı da bir gerçek.
Var mı?
Güneydoğuda bir annenin, sosyal medyaya da yansıyan, DEM Partili bir milletvekiline “senin çocukların İngilterelerde okuyor, karın Antalyalarda denize giriyor” şeklindeki isyanı çok şey anlatmakta.
Bunun yanında, terör mağdurları, şehitler ve yakınları da göz ardı edilmemeli hiç şüphesiz. Kadınlar, çocuklar, bebekler; gencecik öğretmenler, doktorlar, askerler ve daha niceleri… Adalet duygusunun zayıfladığı toplumlarda toplumsal barışın tesisi çok da mümkün değil.
Ateşin, sadece düştüğü yeri yaktığı yerde bereket mi olur?
Terörle mücadelede asıl hedefin, örgütlerin yalnızca silahlı kapasitesini değil, propaganda gücünü de etkisiz hâle getirmek olduğunu düşünürsek son dönemde yapılanların ne anlama geldiğini daha net görebiliriz.
Evine giren hırsızdan “her şeyi al, yeter ki öldürme” diyerek kurtulamazsın. İlk açılım sürecinden itibaren yaşananlar, bunun en net örneği…
Sonuç olarak mesele, yalnızca bir örgütün muhatap kabul edilmesi değil, açılan yol ve demokrasi, insan hakları gibi değerlerin terörle eşleştirilmesidir.
Gelecekte o açılan kapıdan girmeye niyetlenenlere “hayır” deme hakkınız olmayacağı gibi oluşan olumsuz demokrasi algısının neye hizmet ettiği ve edeceği açık değil mi? Bu noktada Ahmet Taner Kışlalı’nın “Ben Demokrat Değilim” adlı kitabını okumanı öneririm.
Demokrasiyi sandık oyunundan çıkarıp yaşayan bir organizma olarak içselleştirebilmiş toplumların teröre verdikleri en güçlü cevap, göz yummak değil, hukuktan ayrılmadan, insan haklarını koruyarak, hiçbir şiddet hareketine meşruiyet kazandırmamaktır.
Acı gerçek şu ki, demokrasi başta olmak üzere birçok değere en büyük zararı, sözde onları savunanlar veriyor.
Kâğıt üzerinde de olsa DEM seküler solu, HÜDAPAR ise Siyasal İslamcı sağı temsil etmekteler… En azından toplumsal kanaat bu yönde. Bu iki parti, birbirlerine ilişkin düşüncelerini, varsa ayrıldıkları, birleştikleri noktaları açıklasalar keşke.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ALPER ŞİRVAN yazdı: "Teröre Açılan Kapı.."
Terör, yalnızca silahla değil; korkuyla, algıyla ve psikolojik baskıyla da var olmuştur öteden beri.
Bazen de hepsi birden.
Terör örgütlerinin en büyük amacı, büyük bir etki alanı oluşturmak ya da var olanı genişletmektir. Bu şekilde, devletleri, toplumları ve uluslararası kamuoyunu kendisini dikkate almaya mecbur bırakmaktır ana gayeleri.
Finansmanlarını onları kullanan emperyal güçlerden ve zehir tacirliğinden sağlarlar çoğu zaman.
Buldukları alan kadar cesur ve tehditkârdırlar.
Bu yüzden terör örgütlerinin muhatap alınması, çoğu zaman örgütün ulaşmak istediği en önemli hedeflerden birinin gerçekleşmesi anlamına gelir.
Epeydir ıskalanan bir gerçeği tekrarlayalım: Terör örgütleri, gücünü halktan değil, her çeşit şiddetten alır. Çünkü halk ta şiddet yoluyla mecbur bırakılanlar arasındadır.
Demokratik sistemlerde siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve düşünce hareketleri toplumun desteğiyle var olurken; terör örgütleri korku, tehdit ve silah kullanarak var olurlar.
Terörü muhatap almanın en önemli sonuçlarından biri, hukukun üstünlüğünün zedelenmesidir.
Teröre kulak verip onu muhatap almanın şöyle de bir tarafı var:
Şiddete başvurmayan kişi ya da grupların yıllarca demokratik yollarla dile getirdiği talepler karşılık bulamazken, terörün ve teröristin muhatap alınması, geçmişte yaptıklarının affedilmesi, hatta gözden kaçırılması; "Sesinizi duyurmanın en etkili yolu silah ve cinayettir. Üstelik ceza da yok!" gibi son derece tehlikeli bir mesaj içerir.
Bunun sonucunda yalnızca mevcut örgütleri cesaretlendirmekle kalmaz, gelecekte ortaya çıkabilecek yeni radikal yapılanmalara da yol açmış olursunuz.
Terörü muhatap almak, statükonun ta kendisidir. Feodal güçlere teslim olmaktır.
Tabanda karşılığı olan taleplerin silaha ihtiyacı olmadığı da bir gerçek.
Var mı?
Güneydoğuda bir annenin, sosyal medyaya da yansıyan, DEM Partili bir milletvekiline “senin çocukların İngilterelerde okuyor, karın Antalyalarda denize giriyor” şeklindeki isyanı çok şey anlatmakta.
Bunun yanında, terör mağdurları, şehitler ve yakınları da göz ardı edilmemeli hiç şüphesiz. Kadınlar, çocuklar, bebekler; gencecik öğretmenler, doktorlar, askerler ve daha niceleri… Adalet duygusunun zayıfladığı toplumlarda toplumsal barışın tesisi çok da mümkün değil.
Ateşin, sadece düştüğü yeri yaktığı yerde bereket mi olur?
Terörle mücadelede asıl hedefin, örgütlerin yalnızca silahlı kapasitesini değil, propaganda gücünü de etkisiz hâle getirmek olduğunu düşünürsek son dönemde yapılanların ne anlama geldiğini daha net görebiliriz.
Evine giren hırsızdan “her şeyi al, yeter ki öldürme” diyerek kurtulamazsın. İlk açılım sürecinden itibaren yaşananlar, bunun en net örneği…
Sonuç olarak mesele, yalnızca bir örgütün muhatap kabul edilmesi değil, açılan yol ve demokrasi, insan hakları gibi değerlerin terörle eşleştirilmesidir.
Gelecekte o açılan kapıdan girmeye niyetlenenlere “hayır” deme hakkınız olmayacağı gibi oluşan olumsuz demokrasi algısının neye hizmet ettiği ve edeceği açık değil mi? Bu noktada Ahmet Taner Kışlalı’nın “Ben Demokrat Değilim” adlı kitabını okumanı öneririm.
Demokrasiyi sandık oyunundan çıkarıp yaşayan bir organizma olarak içselleştirebilmiş toplumların teröre verdikleri en güçlü cevap, göz yummak değil, hukuktan ayrılmadan, insan haklarını koruyarak, hiçbir şiddet hareketine meşruiyet kazandırmamaktır.
Acı gerçek şu ki, demokrasi başta olmak üzere birçok değere en büyük zararı, sözde onları savunanlar veriyor.
*************************************************************************************************
Haftanın Notu:
Kâğıt üzerinde de olsa DEM seküler solu, HÜDAPAR ise Siyasal İslamcı sağı temsil etmekteler… En azından toplumsal kanaat bu yönde. Bu iki parti, birbirlerine ilişkin düşüncelerini, varsa ayrıldıkları, birleştikleri noktaları açıklasalar keşke.
“Trump geldi, çocuklarınızı saklayın.”
.....
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız
Kaynak: Bursa Arena
En Çok Okunan Haberler