Berat Kandili, Şaban ayının on beşinci gecesidir. Beraat gecesine “Kefaret” gecesi de denilirken bir diğer adı da “Şefaat” gecesidir. Berat, kelime anlamı olarak, kurtulmak, temize çıkmak, bir şeyden veya bir kimseden uzak kalıp onunla ilişkiyi kesmek olarak kullanılan kavram olmasının yanında kaybedilmiş hakların geri alınması olarak da yorumlanır. Cenab-ı Allah, Kamer suresi 43. Ayeti kerimede,

Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?

buyurarak, Berat kavramına dikkat çekmektedir. Cenab-ı Allah bizlere, açılım olarak ayeti kerimede,

“Şimdi sizin örtülmesi mümkün olmayan tevhidî gerçekliği zanlarıyla ve yalanlarıyla örtüp gizlemek isteyenleriniz, tevhidi yaşayanlardan ve tevhide davet edenlerden daha mı doğru, daha mı değerli, daha çok mu kendilerine tâbî olucular? Yoksa sizin için bir kurtuluş, bir temize çıkma mı var? Yoksa sizler, şirk içinde küfür üzerine yaşayanlardan ilişkinizi kestiniz de dünya yaşamında kaybettiğiniz tevhit üzerine görme, işitme ve fikretme hakkınızı gerimi aldınız?” demektedir.

Bugünkü anlayışta Beraat etmek diye bir kavram vardır. Bir dava sebebiyle mahkemeye çıkıldığında, mahkeme tarafından suçsuz bulunulduğunda davalı olduğunuz davadan beraat edersiniz. Ne yapmış olduk beraat edince? Tutukluluk halimiz son bulduğu için özgürleştik. İşte, Berat Kandili bizim, öz benliğimiz olan hakikatimizin, şirkin, küfrün, egonun, emmarenin ve dolayısıyla kibir, gurur, öfke, haset, cimrilik, kin gibi zulmanî vasıfların kölesi oluşumuzdan kurtulup özgürleşmemizdir. Cenab-ı Allah, Berat kavramını ruhun özgürleşmesi anlamında kullanmaktadır.

Berat, kurtulmaktır çünkü emmareye esiriz. Temize çıkmaktır çünkü zulmaniyetle, şirkle kirlendik. İlişki kesmektir çünkü müşriklik olan şirk haliyle ilişkimiz var. Haklarımızı geri almaktır çünkü hakkımız olan şehadet üzerine Allah’ın kulluğu özelliklerimiz olan görme, işitme ve fikretme yönlerimizi dünyada benlik üzerine kendimizi ilahlaştırarak kaybettik.

İşte bu sebeple Berat Kandil’inde dikkat çekilen kendi Beratımızı almak için berat kavramının taşıdığı tüm anlamları yerine getirmeliyiz. Bu ise İslam’a yani tevhide davet edilen biz insanlar için tövbe etmekle gerçekleşecek farziyettir. Cenab-ı Allah, Tövbe suresi 1. Ayeti kerimede,

Bu, Allah ve O'nun elçisi tarafından, müşrikler içerisinden anlaşma yaptıklarınıza yönelik bir ilişik kesme ilanıdır.

buyurarak bu gerçeğe dikkat çekmektedir. İslam mensubu, Peygamber ümmeti, Allah’a kul yani beratını almışlardan olmak istiyorsak, üzerimize düşen, müşrikler içinden anlaşma yaptıklarımızla ilişkimizi kesmemiz emrine itaattir! İşte bu emre itaat ile ancak Beratımızı alabiliriz.

Bizler Peygamber devrinde yaşamadığımız için müşriklerle de bir anlaşmamız yok ki! Nasıl olacak da müşriklerle yaptığımız anlaşmayı iptal edip onlardan uzak duracağız demek, yüce Kur’an’ı Kerim’in evrenselliğini inkâr edip O’nu geçmişte bırakıp O’nu geçmişe ait bir kitap, bugüne yani bizlere hitap etmiyor yapmaktır. Kur’an evrensel ve muhatabı bizler olan, bizi muhatap alarak bizi bize bildiren, içinde Allah’ın kelamlarının yazılı olduğu kutsî kitaptır. Müşrik, bir şahsın ismi değil bir zihniyetin ismidir. Bu zihniyet, Allah’a şirk ederek ortak koşan, Allah’tan başka ilah olmadığı halde kendi egosunu, kibir üzerine yaşamakla ilah edinen, Allah’tan başka ilah olmadığına değil, kendisinde ve her yüzde kendi ilahlığına şehadet edendir. Cenab-ı Allah, Şura suresi, 13. Ayeti kerimesinde,

O, dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de uyguladı. Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisine yöneleni hidayete erdirir.

buyurarak, müşrik zihniyetini tarif etmektedir. Müşrikler yani kendisini ilah edinenler için Allah’ın ilahlığını kabul edip, Allah’tan başka ilah olmadığına kendisinde şehadet etmek ağır gelir çünkü kendimizde şehadet kendimizi ilah olarak görmekten geçtiğimizde mümkündür. Ya kendimizde Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederiz ya da müşrik olup kendimize!

İşte bizler, şirk içinde küfür üzerine ego ve benlik ile zulmaniyet vasıflarıyla yaşıyorsak müşrik zihniyetiyle yaşadığımızdan müşriklerle anlaşma yapmış ve onlarla ilişki halindeyiz. Allah’a kul olmuş gönül eri müminlerden olabilmek için müşriklik halinden ilişkimizi kesmeli, müşriklik yaşatışında anlayışımıza bulaşan şirk kirinden temizlenmeli, öfkeden, kinden, kibirden, gururdan, eski alışkanlıklardan kurtulmalıyız. İşte o zaman yani yüzümüzü müşriklikten Müminliğe çevirdiğimizde müminler gibi yaşama sonucu gönül eri olup Beratımızı almış oluruz.

Yaşantımız dünya içinde yaşanırken müşrik olduğumuz için, müşriklikten dünyada yaşarken kurtulmamız gerektiği için, beratımızı sağ elden almak da dünyada yaşarken olmalıdır. Beratımızı sağ elden almak için yapılması gereken, beratını sağ elden almış, gönül eri mümin kul olmuş, Allah’ın yeryüzünde ipi haline dönüşmüş olandan dünyada yaşarken almaktır. Beratımızı sağ elden almayı öldükten sonraya bırakmak insan için en büyük yanılgıdır.

Berat Kandilimizin yanması için o kandili yandırmayan sebepler olan dünya yaşamında egoya esaret, benliğe tutsaklık, şirke bulaşma, kendimizi ilah görme ve zulmanî vasıflar üzerine olmaklıktır. Tüm bunlar, bizim mümin olma özelliğimizi kaybedişimiz, tevhit üzerine değil şirk içinde yaşamamız sonucu Allah’tan başka ilah olmadığına şehadetten uzak ve kör olarak zannî bir inanç içinde, şirk üzerine ibadet edişimizin sebepleridir. Şimdi, şirkten arınmadan, küfrü terk etmeden, müşrikliğimizle mi ölüp, öldükten sonra Beratımızı sağ elden alacağız.

Bu anlayış, İslam mensubu, Peygamber ümmeti ve Allah’ın kulu olmaya aykırı değil mi?

Cenab-ı Allah bizlere, dünyada yaşarken Beratını sağ elden almayı nasip etsin. Nasip etmesi ise, ayetinde, “Kendisine yöneleni hidayete erdirir” dediği gibi kendisine yönelmekle mümkündür. Cenab-ı Allah, Peygamber efendimiz aracılığıyla bizleri kendisinden başka ilah olmadığına şehadet etmeye davet edip, şehadetin yolunu, ahlakını ve ilmini göstermesiyle zaten nasip etmiştir. Bu nasip edişi Beratımızı sağ elden yani dünyada yaşarken alabilmemiz içindir. Bize düşen, gösterilen yolda, gösterildiği gibi yaşamaktır.

Allah’tan başka ilah olmadığına şehadeti olan Beratını sağ elden almış, henüz şehadeti olmayan daha alamamıştır. Cümlemizin Berat Kandili, kendi idrakimizde şehadetle yanma sonucu hayırlı olsun inşallah!

www.ozkangunal.com

ozkangunal@ozkangunal.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
H Taşdemir 4 ay önce

Allah dualarınızı kabul eylesin.

Avatar
Samiye 4 ay önce

Kandiliniz mübarek olsun

Avatar
A Şahiner 4 ay önce

Allah nicelerine ulaştırsın.

Avatar
A. Demir 4 ay önce

Sayin yazar, bu gecelerin kutlamasi, Araplarda ve diğer müsliman ülkelerde yok. Mekke ve Cidde'de çok farklı müzliman ülke vartandaşlariyle uzun zaman bir arada yaşadim. Kur'an'da anılmiyorlar, buna bilhassisa baktim, sadece Kadir Gecesi var. Kandil gecelerinin farz yahut da sevap olduğundan hiç bahis yok. Bizde niye yıllardir farz gibi kutlanir? Sizler de böyle altını incelemeden neden böyle yazilar yazip da küfür ehline hizmet edersiniz. ama yüzünüzde nurani bir pirilti var. anlamak zor.