Pazarcı kardeşlerimiz, farz edin ki elma satıyorlar. Tezgâhın ön kısmına ve kasaların üstüne en güzel elmaları dizerler. Siz beğenir, satın almak istersiniz. Pazarcı ise elmayı tezgâhın arka kısmından doldurmaya başlar.
Eve vardığınızda fark edersiniz ki; poşetinizdeki elmalar, pazarda beğendiğiniz elmalar değildir.
Bu aslında büyük bir ayıptır.
Daha ilginci ise hem pazarcının hem de müşterinin bunu normal karşılamasıdır.
Oysa ortada sadece pazarcının yaptığı bir yanlış yoktur. O yanlışa itiraz etmeyen müşteri de sessizce o yanlışa ortak olmaktadır.
İtiraz etmemek, yanlışı söylememek çoğu zaman suç ortaklığıdır.
Şimdi pazardan çıkıp sandığa gidelim.
Cumhuriyet; halkın kendi yöneticilerini demokratik yollarla seçtiği yönetim biçimidir.
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." sözü sadece duvarlara yazılmış bir cümle değildir. Cumhuriyetin temelidir.
Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde 29 Ekim 1923'te ilan edildi. O günden bugüne, eksikleriyle de olsa, millet iradesini esas alan bir yönetim anlayışını yaşatmaya çalışıyoruz.
Peki gerçekten seçiyor muyuz?
Yoksa pazardaki elmalar gibi, önümüze dizilenleri seçtiğimizi sanırken bize başka şeyler mi sunuluyor?
Seçimlerden sonra yaşadığımız hayal kırıklıkları bana hep pazardaki o elmaları hatırlatıyor.
Demek ki mesele yalnızca sandığa gitmek değil…
Sandığa gelene kadar yaşanan süreç de en az sandık kadar önemli.
…
İşte tam da bu nedenle denetim hayati bir ihtiyaçtır.
Hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de denetim şarttır.
Halk, denetim görevini işinin ehli, erdemli insanlara vermelidir.
Fakat burada başka bir soru çıkıyor karşımıza:
Erdemli insan yetiştirebiliyor muyuz?
İş dönüp dolaşıp eğitime geliyor.
İnsanlara matematik, fizik, kimya, tıp ya da hukuk öğretmek elbette önemlidir.
Ama bunların yanında ahlakı da öğretebilmeliyiz.
Ahlakı yalnızca din eğitimiyle açıklamak ise eksik kalıyor.
Çünkü din eğitimi alan herkes ahlaklı olmuyor.
Ben, dinlerin; değerlerini kaybetmiş, ahlaktan uzaklaşmış toplumlara yön vermek için geldiğine inanıyorum.
Elbette bu benim düşüncemdir.
İnsanların aynı şeyleri düşünmek zorunda olmadıklarını da biliyorum.
Aynı yere bakıp farklı şeyler görmek insana mahsustur.
…
Bugün sağda ya da solda seçilmiş altı yüz milletvekiline, yüzlerce belediye başkanına bakıyorum.
Ve ister istemez şu soruyu soruyorum:
Sorun yalnızca seçilenlerde mi?
Yoksa onları seçenler olarak bizde de mi?
Sonuçta onlar da bu toplumun içinden çıkmıyor mu?
Belki de asıl itiraz etmemiz gereken, seçilecek insanları önümüze dizen anlayıştır.
Çünkü biz çoğu zaman sadece sandıkta seçim yaptığımızı zannediyoruz.
Oysa insan seçmek, seçilecek olanların sahne ışıkları altına gelmelerinden çok daha önceleri başlamalıdır.
Tıpkı çürük elmaları sağlam elmaların içinden ayırmayı öğrendiğimiz gibi…
Çürük insanları da insanların içinden ayırmayı öğrenmeliyiz.
İyi yöneticileri seçmeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü geleceğimizi belirleyen şey, yalnızca oy vermek değil; doğru insanı ayırt edebilmektir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL TEKİN yazdı: "İnsana Yakışır Seçimler..."
Pazara çıkıyor musunuz?
Pazar tezgâhlarının hâline dikkat ediyor musunuz?
Pazarcı kardeşlerimiz, farz edin ki elma satıyorlar. Tezgâhın ön kısmına ve kasaların üstüne en güzel elmaları dizerler. Siz beğenir, satın almak istersiniz. Pazarcı ise elmayı tezgâhın arka kısmından doldurmaya başlar.
Eve vardığınızda fark edersiniz ki; poşetinizdeki elmalar, pazarda beğendiğiniz elmalar değildir.
Bu aslında büyük bir ayıptır.
Daha ilginci ise hem pazarcının hem de müşterinin bunu normal karşılamasıdır.
Oysa ortada sadece pazarcının yaptığı bir yanlış yoktur. O yanlışa itiraz etmeyen müşteri de sessizce o yanlışa ortak olmaktadır.
İtiraz etmemek, yanlışı söylememek çoğu zaman suç ortaklığıdır.
Şimdi pazardan çıkıp sandığa gidelim.
Cumhuriyet; halkın kendi yöneticilerini demokratik yollarla seçtiği yönetim biçimidir.
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." sözü sadece duvarlara yazılmış bir cümle değildir. Cumhuriyetin temelidir.
Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde 29 Ekim 1923'te ilan edildi. O günden bugüne, eksikleriyle de olsa, millet iradesini esas alan bir yönetim anlayışını yaşatmaya çalışıyoruz.
Peki gerçekten seçiyor muyuz?
Yoksa pazardaki elmalar gibi, önümüze dizilenleri seçtiğimizi sanırken bize başka şeyler mi sunuluyor?
Seçimlerden sonra yaşadığımız hayal kırıklıkları bana hep pazardaki o elmaları hatırlatıyor.
Demek ki mesele yalnızca sandığa gitmek değil…
Sandığa gelene kadar yaşanan süreç de en az sandık kadar önemli.
…
İşte tam da bu nedenle denetim hayati bir ihtiyaçtır.
Hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de denetim şarttır.
Halk, denetim görevini işinin ehli, erdemli insanlara vermelidir.
Fakat burada başka bir soru çıkıyor karşımıza:
Erdemli insan yetiştirebiliyor muyuz?
İş dönüp dolaşıp eğitime geliyor.
İnsanlara matematik, fizik, kimya, tıp ya da hukuk öğretmek elbette önemlidir.
Ama bunların yanında ahlakı da öğretebilmeliyiz.
Ahlakı yalnızca din eğitimiyle açıklamak ise eksik kalıyor.
Çünkü din eğitimi alan herkes ahlaklı olmuyor.
Ben, dinlerin; değerlerini kaybetmiş, ahlaktan uzaklaşmış toplumlara yön vermek için geldiğine inanıyorum.
Elbette bu benim düşüncemdir.
İnsanların aynı şeyleri düşünmek zorunda olmadıklarını da biliyorum.
Aynı yere bakıp farklı şeyler görmek insana mahsustur.
…
Bugün sağda ya da solda seçilmiş altı yüz milletvekiline, yüzlerce belediye başkanına bakıyorum.
Ve ister istemez şu soruyu soruyorum:
Sorun yalnızca seçilenlerde mi?
Yoksa onları seçenler olarak bizde de mi?
Sonuçta onlar da bu toplumun içinden çıkmıyor mu?
Belki de asıl itiraz etmemiz gereken, seçilecek insanları önümüze dizen anlayıştır.
Çünkü biz çoğu zaman sadece sandıkta seçim yaptığımızı zannediyoruz.
Oysa insan seçmek, seçilecek olanların sahne ışıkları altına gelmelerinden çok daha önceleri başlamalıdır.
Tıpkı çürük elmaları sağlam elmaların içinden ayırmayı öğrendiğimiz gibi…
Çürük insanları da insanların içinden ayırmayı öğrenmeliyiz.
İyi yöneticileri seçmeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü geleceğimizi belirleyen şey, yalnızca oy vermek değil; doğru insanı ayırt edebilmektir.
Hepimize insana yakışır seçimler diliyorum…
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız
Kaynak: Bursa Arena
En Çok Okunan Haberler