Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İsmail Tekin

bursaarena.com.tr - İsmail Tekin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İsmail Tekin haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İSMAİL TEKİN yazdı: "Soğan Çuvalından Kapan…" Haber

İSMAİL TEKİN yazdı: "Soğan Çuvalından Kapan…"

Bizim çocukluğumuzda, büyüklerimiz saka kuşu yakalamak için kapanlar kurarlardı. İmkânı elverenler, balık ağından yapılmış hazır kapanlar kullanırdı. İmkânı kısıtlı olanlar ise soğan çuvalını kesip biçerek kendi kapanlarını yapardı. Kapanın içine biraz yem koyarlar, bolca sabırla beklerlerdi... Kuş, önündeki birkaç dane için özgürlüğünü fark etmeden teslim ederdi. Kapanı gördüğünde ise iş işten geçmiş olurdu. Yıllar geçti. Büyüdük... Soğan çuvalından kapanlar değişmedi. Sadece şekilleri değişti. Etrafıma bakıyorum da medeniyetleri yıkanın yalnızca savaşlar olmadığını daha iyi anlıyorum. Asıl yıkımın, makam uğruna karakterini satmaya razı olan insanların çoğaldığı gün başladığına ise bugünlerde adeta tanıklık ediyorum... Her yerdeler... İktidarda da varlar. Muhalefette de... Ve hatta muhalefete muhalefette de... En acısı da şu: Hiç kimse kendine, "Bu gerçekten benim hakkım mı?" diye sormuyor. Bu soruyu soranlara ise kızılıyor. Küsülüyor. Ve bu kişiler ortamdan dışlanıyor. Çünkü vicdan, çıkarın önüne geçtiği anda birçok hesabı bozuyor. Tembellik... Miskinlik... Cehalet... Kurnazlık... Bunlar yalnızca insanı çürütmüyor. Toplumun omurgasını da çürütüyor. "At hırsızı" dediğimiz insanlar artık at çalmıyorlar. Geleceğimizi çalıyorlar. Ne yazık ki bugün hâlâ ortadalar... Hatta en öndeler. Ve ne acıdır ki hâlâ alkışlanabiliyorlar. Milletin önüne seçenek diye konulanların önemli bir kısmı, pazarcının tezgâhın arkasından uzattığı çürük meyveleri andırıyor. "Seçme hakkınız var." deniliyor. Ama seçebileceğiniz şeyler çoktan sizin yerinize seçilmiş oluyor. Toplumun büyük çoğunluğunun gelirleri azaltılıyor. Giderleri artırılıyor. Vergileri nefes aldırmayacak noktaya getiriliyor. İnsanlar düşünemez hâle geliyor. Çünkü geçim derdi, düşünmenin en büyük düşmanıdır. İktidar bunu yaparken, muhalefet de çoğu zaman başka bir şey yapmıyor. Çocukluğumdaki o soğan çuvalından kapanı yeniden kuruyor. Adına "umut" diyor. Adına "değişim" diyor. Ama bazen o umut da bir kapan oluyor. Kuş, bu kez başka bir yeme doğru uçuyor. Özgürlüğe değil... Yeni bir tuzağa. İşte beni asıl düşündüren bu.. Dost kim? Düşman kim? Kim gerçekten millet için yürüyor, kim yalnızca makam için? Benim çok sinirli biri olduğumu söylüyorlar. Hayır, hayır... Ben, kesinlikle sinirli değilim. Sadece sınırlıyım. Kendi menfaati için siyaset yapan herkesle arama bir sınır koyuyorum. 'Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim' diyen ustaya saygıyla… Benim arkadaşlarım ve hatta dostlarım, bu ülke için çocukluğunu, gençliğini, ömrünü veren insanlardır. Onlar ki; bu toprakların öz evlatlarıdır. Onların yalnız bırakılmasına razı olamıyorum. Belki de en ağır cümlem bu yüzden şudur: Vatanseverleri yalnız bırakan toplumlar, günün birinde kendileri de yalnız kalırlar. Medeniyetler bir günde yıkılmaz. Önce karakter aşınır. Sonra vicdan susar. En sonunda da herkes, "Bunda benim hiç payım yok." demeye başlar. Sonra da birbirine düşer. İşte asıl çöküş de tam o anda başlar.. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

İSMAİL TEKİN yazdı: "Ya Evde Yoksan…" Haber

İSMAİL TEKİN yazdı: "Ya Evde Yoksan…"

‘Aşkınla ne garip hallere düştüm Her şeyim tamam da bir sendin noksan Yağmur yaş demeden yollara düştüm İçim ürperiyor, ya evde yoksan’ der Cemal Safi, 'Ya evde yoksan' şiirinde… Sevgilisine seslenirken, okuyucuyu hem özleme hem de meraka ortak eder. Şiirin sonunda sevgilisini bulabildi mi bilmiyoruz; fakat o arayışın kendisi hafızamızda yer eder. İnsanın zaman zaman sevgilisini aradığı olur elbette... Benim de olmuştu. Gerçi benim sevgim platonikti. Ama olsun... Ben de bir gün düştüm yollara. Evine ulaştım. Adı vardı... Kokusu vardı... Resmi vardı... Kendisi yoktu... O evin gerçek sahibini arıyordum. “Benim iki büyük eserim vardır; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi.” demiş ve onları bize emanet etmişti. Evet... Benim sevgilim Mustafa Kemal'di. Bazı insanlar, bir insana değil, bir fikre âşık olurlar. Ben de Mustafa Kemal’in fikirlerine âşık olanlardanım. Cumhuriyet Halk Partisi yalnızca bir siyasi parti değildi. Bir emanetti. Bir mücadele biçimiydi. O’nun halkıyla kurduğu bağın adıydı. Nutuk'u okuduğunuzda şunu görürsünüz: Mustafa Kemal'in mücadelesi yalnız cephede değildi; fikirde, siyasette ve içeride de devam ediyordu. Bugün yaşadıklarımız, o mücadelenin farklı biçimlerde hâlâ sürdüğünü düşündürüyor. Kaybettiğimiz yalnızca bir parti binası ya da siyasi üstünlük değil; bize emanet edilmiş bir anlayıştır. Bu yüzden bugün yine onun sözüne kulak vermek gerekiyor: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” Mücadelemizi tek bir noktaya değil, hayatın her alanına yaymak zorundayız. Önümüzde yükü omuzlamaya talip bir isim duruyor: Özgür Özel.. Rüştünü ispatladı. Şimdi önümüzde yürüyor. Destek olma sırası bizde. Biz mücadele insanıyız. Müdahale insanlarından kurtulmanın yolunun mücadeleden geçtiğine inanıyoruz. Yıllarca önümüze konulan sahte kutup yıldızlarının peşinden yürüdük. Oysa bu dünya hiç kimsenin tapulu malı değildir. İnsanlığın ortak mirasıdır. Bizim derdimiz; herkesin insanca yaşayabileceği bir düzen kurabilmektir. Şiir gibi yaşamadık belki... Ama arada bir şiir yazmayı da ihmal etmedik. Haram yemedik ki başımız öne eğilsin. Haram yemedik ki vicdanımız bizi rahatsız etsin. Bazı kararlar vardır… İnsanı küçültmez… Aksine omuzlarındaki yükü ağırlaştırır. Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğinden ayrıldım. Kolay olmadı… Üzüldüm… Çünkü ayrıldığım şey, çocukluğumdan beri taşıdığım bir aidiyetti. Ama vazgeçtiğim şey Mustafa Kemal değildi… Tam tersine… Artık Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyesi değilim; Türkiye Cumhuriyeti 'nin sade bir evladıyım. Annem öldüğü için de artık annemin değil; bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Mustafa Kemal'in 'muasır medeniyetler seviyesinde olma' idealinin kınalı kuzusuyum... Ülkemizin ve milletimizin geleceği için hayırlı olsun… Sizi hedefe götürecek yollar kapandığında yeni bir yol açmak zorunda kalırsınız. Önümüzde yeni bir yol var artık. Ve biz yeniden yoldayız… Bu kez yalnız bir sevgiliyi aramak için değil; Bize emanet edilen evi yeniden bulmak için... ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

İSMAİL TEKİN yazdı: "İnsana Yakışır Seçimler..." Haber

İSMAİL TEKİN yazdı: "İnsana Yakışır Seçimler..."

Pazara çıkıyor musunuz? Pazar tezgâhlarının hâline dikkat ediyor musunuz? Pazarcı kardeşlerimiz, farz edin ki elma satıyorlar. Tezgâhın ön kısmına ve kasaların üstüne en güzel elmaları dizerler. Siz beğenir, satın almak istersiniz. Pazarcı ise elmayı tezgâhın arka kısmından doldurmaya başlar. Eve vardığınızda fark edersiniz ki; poşetinizdeki elmalar, pazarda beğendiğiniz elmalar değildir. Bu aslında büyük bir ayıptır. Daha ilginci ise hem pazarcının hem de müşterinin bunu normal karşılamasıdır. Oysa ortada sadece pazarcının yaptığı bir yanlış yoktur. O yanlışa itiraz etmeyen müşteri de sessizce o yanlışa ortak olmaktadır. İtiraz etmemek, yanlışı söylememek çoğu zaman suç ortaklığıdır. Şimdi pazardan çıkıp sandığa gidelim. Cumhuriyet; halkın kendi yöneticilerini demokratik yollarla seçtiği yönetim biçimidir. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." sözü sadece duvarlara yazılmış bir cümle değildir. Cumhuriyetin temelidir. Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde 29 Ekim 1923'te ilan edildi. O günden bugüne, eksikleriyle de olsa, millet iradesini esas alan bir yönetim anlayışını yaşatmaya çalışıyoruz. Peki gerçekten seçiyor muyuz? Yoksa pazardaki elmalar gibi, önümüze dizilenleri seçtiğimizi sanırken bize başka şeyler mi sunuluyor? Seçimlerden sonra yaşadığımız hayal kırıklıkları bana hep pazardaki o elmaları hatırlatıyor. Demek ki mesele yalnızca sandığa gitmek değil… Sandığa gelene kadar yaşanan süreç de en az sandık kadar önemli. … İşte tam da bu nedenle denetim hayati bir ihtiyaçtır. Hayatın her alanında olduğu gibi siyasette de denetim şarttır. Halk, denetim görevini işinin ehli, erdemli insanlara vermelidir. Fakat burada başka bir soru çıkıyor karşımıza: Erdemli insan yetiştirebiliyor muyuz? İş dönüp dolaşıp eğitime geliyor. İnsanlara matematik, fizik, kimya, tıp ya da hukuk öğretmek elbette önemlidir. Ama bunların yanında ahlakı da öğretebilmeliyiz. Ahlakı yalnızca din eğitimiyle açıklamak ise eksik kalıyor. Çünkü din eğitimi alan herkes ahlaklı olmuyor. Ben, dinlerin; değerlerini kaybetmiş, ahlaktan uzaklaşmış toplumlara yön vermek için geldiğine inanıyorum. Elbette bu benim düşüncemdir. İnsanların aynı şeyleri düşünmek zorunda olmadıklarını da biliyorum. Aynı yere bakıp farklı şeyler görmek insana mahsustur. … Bugün sağda ya da solda seçilmiş altı yüz milletvekiline, yüzlerce belediye başkanına bakıyorum. Ve ister istemez şu soruyu soruyorum: Sorun yalnızca seçilenlerde mi? Yoksa onları seçenler olarak bizde de mi? Sonuçta onlar da bu toplumun içinden çıkmıyor mu? Belki de asıl itiraz etmemiz gereken, seçilecek insanları önümüze dizen anlayıştır. Çünkü biz çoğu zaman sadece sandıkta seçim yaptığımızı zannediyoruz. Oysa insan seçmek, seçilecek olanların sahne ışıkları altına gelmelerinden çok daha önceleri başlamalıdır. Tıpkı çürük elmaları sağlam elmaların içinden ayırmayı öğrendiğimiz gibi… Çürük insanları da insanların içinden ayırmayı öğrenmeliyiz. İyi yöneticileri seçmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü geleceğimizi belirleyen şey, yalnızca oy vermek değil; doğru insanı ayırt edebilmektir. Hepimize insana yakışır seçimler diliyorum… Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

İSMAİL TEKİN Yazdı: "Tanrının Birinci Kuralı Düzendir" Haber

İSMAİL TEKİN Yazdı: "Tanrının Birinci Kuralı Düzendir"

Varoluşun anlamı… Ufkumuzun ötesinde bir sistemin kusursuz işleyişinin temel kuralı… Birinci kural, düzen… Düzen eşittir matematik, fizik, kimya, biyoloji… Düzen eşittir imar ve inşa, hareket ve kontrol; sapmaların bile hesaplanabildiği bir sistem… İnsanın tam olarak içinde olmadığı bu formülde hemen hemen her şey kusursuz… İçine insanı koyduğumuzda ise iş değişiyor. Psikoloji… Sosyoloji… İnsanı inceleyen bir bilim dalı da var; antropoloji… Bu bilim dalı bugüne kadar neyi inceledi acaba? İncelediyse ne sonuçlara ulaştı? İnsanın neden aynı hataları tekrar ettiğini açıklayabildi mi? Sorunları tespit ettiyse çözüm önerileri geliştirebildi mi? Ve en önemlisi… Biz insanlara gerçekten yaşamayı öğretebiliyor muyuz? Mesela civcivler annelerinin yanında veya sürülerinin içinde karınlarını doyurmayı, su içmeyi, tehlikelerden korunmayı öğreniyorlar. İnsanlar da ailelerinin yanında bunları öğreniyorlar. Biraz daha büyüyünce diş fırçalamayı, yatağını toplamayı, hatta kitap okumayı da öğrenebiliyorlar. Ama nedense binlerce yıldır birlikte yaşamayı öğrenemiyorlar. Belki milyonlarca yıldır… İnsan, kuşları gözlemleyerek uçağı yaptı. Helikopter böceğini gözlemleyerek helikopteri geliştirdi. Canlıların genetiğini çözerek Dolly'yi klonladı. Yani doğayı gözlemledi… Doğayı kopyaladı… Doğadan teknoloji üretti… Peki aynı insan, neden doğanın düzenini örnek alarak kendisine düzenli bir toplum kuramadı? İşte benim asıl merak ettiğim soru bu. Hayvanlar için "içgüdüsel davranıyorlar" diyoruz. Oysa onların da beyni var. Mesela karıncalar… Araştırırken öğrendiğim bilgiler beni gerçekten şaşırttı. Yaklaşık 0,3 miligramlık bir beyin… Yaklaşık 250 bin nöron… Tek başına bakıldığında son derece sınırlı bir kapasite… Ama yüz binlercesi bir araya geldiğinde ortaya çıkan koloni, adeta tek bir organizma gibi davranıyor. Sanki ortak bir akıl… Sanki tek bir beyin… İşte burada durup düşündüm. İnsan beyni bundan milyonlarca kat daha gelişmiş. Peki neden insanlık aynı ortak aklı oluşturamıyor? Belki de bilgi sahibi olmakla düzen kurabilmek aynı şey değildir. Çünkü düzen sadece zekâ istemez. Disiplin ister. Ortak hedef ister. Kurallara sadakat ister. Tam da bu yüzden sözü Atatürk'e getiriyorum. Çünkü o, sadece bir asker ya da devlet adamı değil, aynı zamanda bir düzen kurucusudur. O ki; cumhuriyet ile yeni bir yol açtı önümüze. Dil devrimiyle düşüncenin temel aracını güçlendirdi. Ekonomiden eğitime kadar birçok alanda yeni bir düzen kurmaya çalıştı. Ama düzen kurmak kadar onu sürdürebilmek de önemlidir. İşte burada eksik kaldığımızı düşünüyorum. Çünkü disiplin, düzenin ayrılmaz parçasıdır. Disiplinsiz düzen kurulmaz. Kurulsa bile yaşayamaz. Disiplin ise çalışmayı gerektirir. Çok çalışmayı… Planlı çalışmayı… Sürekli çalışmayı… Atatürk'ün "Türk milleti zekidir, çalışkandır" sözü bana göre sadece bir övgü değil, aynı zamanda yerine getirilmesi gereken bir görevdir. Bugün en büyük eksikliklerimizden biri de budur. Okumuyoruz… Okuduğumuzu anlamıyoruz... Anladığımızı anlatamıyoruz... Anlatamadığımızı değiştiremiyoruz… Oysa değişim de dönüşüm de çalışmanın eseridir. Bu topraklar binlerce yıldır sayısız medeniyet gördü. Devletler kuruldu… Devletler yıkıldı… Düzenler kuruldu… Düzenler bozuldu… Bugün aynı coğrafyada yaşayan bizler de kendi düzenimizi ayakta tutma sınavı veriyoruz. Kendimizi içten ve dıştan kuşatılmış hissediyorsak bunun sebeplerinden biri de yetersizliktir. Yetersizlik ise çoğu zaman; Çalışmamaktan, az çalışmaktan, plansız çalışmaktan ve düzensiz çalışmaktan doğar. İşte bu yüzden diyorum ki; Tanrının birinci kuralı olan düzen, bizim de birinci kuralımız olmalıdır. Çünkü kuralsızlık sadece karmaşa üretmez. Kuralsızlık; eninde sonunda yok oluşu da beraberinde getirir. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

İSMAİL TEKİN yazdı: "AV..." Haber

İSMAİL TEKİN yazdı: "AV..."

Korkunç bir şeydir av olmak… Birileri tarafından sürekli takip ediliyorsan, kollanıyorsan, seni punduna getirmeyi planlayanlar varsa… Bunun farkındaysan… Tutulursun… ‘Kaçarsın, kurtulursun’ demek isterdim ama kurtulamazsın… Kalp atışların hızlanır, paniklersin, terlemeye başlarsın, sağlıklı düşünemezsin. Kapandan kaçmaya çalıştıkça kapanırsın… Kapandıkça çırılçıplak koskoca evrenin tam ortasında kalırsın… Aydınlık sana özgürlüğü çağrıştırır ama sen, kendini saklanmak zorunda hissettiğin için en karanlık yeri ararsın… Kurtulmak için saklanmalısın… Sen, av psikolojini yaşarken seni takip eden avcı da güvende değildir aslında… Senin peşindeyken, en zayıf anındadır. Senin avcının farkında olan bir avcı için çok kolay bir avdır ve bunun farkında bile değildir. Aslında zavallı bir avı takip eden, kendini avcı sanan fakat çok açık bir şekilde de zavallı bir avdır. Besin zincirinin en üstünde olan insanoğlu; av ve avcı olma paradoksu içinde kaybolmuş durumda… Tarih boyunca nasıl olduğunu tam anlamıyla bilmiyorum ama bugünkü şartlarda sanki bir şeylerin farkındaymış hissinde olmakla birlikte; ‘dar bir alanda yaşamayı seven mi’ desem ya da ‘dar bir alana sıkışmış insan sayısının artmasının olumsuz sonuçları ile karşı karşıya kalmış durumda gibiyiz mi’ desem, bilemedim ama bir şeylerin yanlış gittiği hissindeyim... Kendimi bir av gibi hissediyorum… Çünkü görgüsüzlükten ve eğitimsizlikten azmış bir insan kitlesi içinde, her ne kadar direnmeye çalışsak da yaratılan fırtına bizi büyük olumsuzluklara doğru götürüyor… Bilinç dışı davranışlar neticesinde oluşturulmuş bir patikada dönüşü olmayan bir güzergahta devasa bir fırtınanın önünde sürükleniyoruz… Sürü psikolojisi yaşıyoruz… En öndeki kendini av hissediyor, onun arkasındaki kendini av hissediyor, onun arkasındaki de kendini av hissediyor. Çok tuhaf ama aynı anda hepimiz kendimizi “avcı” hissediyoruz… Bu paradoksun içinde kaybolacağız… Bilinç dışına çıktık… Ne demişti usta? ‘Tanrının birinci kuralı, düzendir’ demişti… Düzen bozuldu… Tabi ki ardından da her şey… Toparlanmak gerekiyor. Nasıl? Tek başına olur mu? Olur… Tarihte örnekleri var… Tarihte büyük avcılar var… Mete Han, Cengiz Han, Büyük İskender… Yakın tarihte kötü örnek Hitler, iyi örnek Mustafa Kemal… Burada bir detay var. Adanmışlık… Başarmak için adanmış olmak gerekiyor. Adanmış olmak için bırakmak… İşi, eşi, aileyi… Seni bağlayabilecek olan her şeyi… Avcı olmak için özgür olmak gerekiyor ama avlar da her zaman kendilerini özgür hissetmezler mi? Ta ki; canına kasteden bir kurşuna, bir oka hedef olana kadar… Av mıyız, avcı mıyız? Yolcu muyuz, hancı mıyız? Neyiz, neredeyiz? Bilinçli miyiz? Bilinçsiz mi? Bilinçli olmak zorundayız. Farkında olmak zorundayız. Farklı olmak zorundayız. Bir disiplin dahilinde bilimin aydınlığında adaleti baş tacı yapmak zorundayız… Yoksa cehennem hepimize çok yakın… Canımıza kasteden kurşun, ok bize çok yakın… Hadi verin elinizi… El ele vermezsek hepimiz elimizi vereceğiz, belimizi vereceğiz, dilimizi vereceğiz… Elimize yani memleketimize, belimize yani işimize, dilimize yani Türkçe’mize hakim olmazsak hep beraber av olacağız… Av olmaktan çıkıp avcı olmaktan ziyade, insanımsılıktan çıkıp insan olmak zorundayız… Hadi verin elinizi… El derken memleketinizi kastetmiyorum ben, gerçekten verin elinizi… Çünkü; önünde sürüklenmiş olduğumuz fırtınadan ancak el ele vermek kurtarabilir bizi.. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.