Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Kabahat Gelin Olmuş, Kimse Almamış

Yazının Giriş Tarihi: 17.09.2026 07:13
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.09.2026 07:14

Sorumluluğu üstlenmekten kaçınmak, toplumsal bir refleks hâline geldi son dönemlerde.

Bunu anlatır “kabahat gelin olmuş, kimse almamış” sözü.

Depremde insanlar ölür, yolsuzluklar ortaya çıkar, liyakatsizliğin ceremesini masum insanlar öder; ardından basın toplantıları, açıklamalar, "araştırma komisyonları" birbirini kovalar. Ama sonunda kimse çıkıp "bu benim kararımdı, ben yanıldım, bırakıyorum" demez; hele konunun başrol karakterleri hiç!

Suç türlü yerlere hatta bizzat mağdur olan vatandaşın kendisine yüklenir. Herkes bir yöne işaret eder, hiç kimse “ben yaptım, ben sebep oldum” demez.

Bunun tek suçlusu siyasetçiler de değil aslında. Bu kaçış refleksi toplumun geneline sinmiş bir alışkanlık.

Çalışanlarını suçlama eğilimindeki yönetici, sınavda başarısız olan öğrenciyi "öğretmenleri iyi değil" diye savunan veli, hatalı sollayarak trafik kazasına sebep olup "yol bozuktu" diyen sürücü... Hepsi aynı örüntünün küçük yansımaları.

Peki neden bu kadar yaygın bir davranış bu? Çünkü hesap vermenin bir bedeli var, oysa suçlamanın neredeyse hiç maliyeti yok. Yanı sıra hatayı kabul etmek zayıflık olarak görülmekte.

En azından özür dilemek… Muhteremlerin ifadesiyle; “Haşa… Sümme haşa!”

Acı gerçek şu ki kiminin öykündüğü, kimininse “bizi kıskandıklarını” söylediği ülkelerde bu tam tersi.

Başarı sistemin, başarısızlık kişinin ve “üzerine alıp almamak” kişinin seçimine bağlı değil. Çünkü çizgiler net!

Özgün bir örnek vermek gerekirse…

Bilgisayar başına oturtulan kişi, o bilgisayarı kullanarak hata yaptı ya da yapmaya devam ediyorsa, akla ilk gelen şey bilgisayarı kırmak ya da satmak değil, o kişiyi bilgisayarın başından kaldırmaktır.

Bugün Türkiye’de estirilen rüzgâr, tersine akıtılmaya çalışılan sular belli… Uzun ya da kısa vadede gün gelip taşlar yerine oturduğunda, iklim değiştiğinde “ben onlara hiç destek vermedim; katille, teröristle, cübbeli-cübbesiz cemaatçilerle beraber yürümedim Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etme yollarında” diyenlerin sayısının birden artacağını hepimiz biliyoruz değil mi?

Ha, “bugünlerden biz sorumluyuz, bizim kuşağımız sorumlu” diyen, diyebilen sağdan soldan yaşı kemale ermiş insan da çok değil. Bu da ayrı ve acı bir gerçek.

Oysa insanın ve dolayısıyla toplumun olgunluğu, tam da bu noktada sınanır.

Hata yapmak kadar sorumluluk alarak hatayı üstlenmek de insani bir durum… Hesap verme kültürü ağızlara sakız edilen “demokrasinin” olmazsa olmazı. Bu kültür yerleştiğinde, toplum, kötü sonuçlar doğuran eylemin sonunda atılacak somut adımlarla “gereğinin yapılacağından” emin olur, böylece sosyal ve kamusal güven inşa edilir. Uzunca süredir bu noktadan uzağız.

O noktadan uzaklaşmanın sonuçları hatta bir bedeli var elbette.

Çeyrek asırdır yoğunluklu olmak üzere 40 yıldır yaşadığımız ve ödediğimiz gibi…

*****************************************************************************************************

Haftanın Notu:

Önümüzdeki seçimi de “atlatmak için” yapamayacakları şey olmayanların, ölmeden yargılanacakları bir gelecek, umuttan ibaret olmamalı.

Numaralı ve numaradan cumhuriyetçilerin “vesayet” diye saldırdıkları şey, Türk Milleti’nin varlığı, bütünlüğü, egemenlik hakkı ve devletiymiş meğer.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.