Bursa Arena E'Gazete
2026-05-01 00:25:00

Hak Edişlerimiz..

Prof. Dr. ESERGÜL BALCI

01 Mayıs 2026, 00:25

Toplum olarak neleri hak etmiyoruz ki? Bu olumlu ve olumsuz anlamda yorumlanabilir. Örneğin iktidarımızı, yaşamımızı, alamadığımız ücretlerimizi, eğitimimizi, sağlığımızı, tatilimizi, evimizi, arabamızı, ifade özgürlüğümüzü.

Kahraman Maraş’ta hayatını kaybeden çocuklarımız unutulmaya başladı bile. Kerkük’te bir trafik kazasında hayatını kaybedenler için yas ilan edildi. Bizde kılını kıpırdatan yok. O çocukların yaşam hakkı, eğitim hakkı ellerinden alındı. Aileleri kahroldu. Allah kimseye evlat acısı göstermesin. Öğretmen ve çocuklar katledilmeyi hak ettiler mi?

Okullara nihayet güvenlik görevlisi konacak. O da hepsine değil. Öncelik, sığınmacı ailelerin çocuklarının olduğu okullarda. Çünkü onların parası dışarıdan veriliyor, biz onları ülkemizde tutalım Avrupa rahat etsin diye. Osmanlının ‘idraksiz Türk’ deyip küçümsediği Anadolu insanı yine değersiz. Çocuklar okulda ölebilir. Bahane bütçe. Ama istenince her yere bütçe var.

Aslında güvenlik de yeterli değil sorunu çözmeye. Okul bir çevre içinde bulunuyor. Öncelikle okul-çevre ilişkilerini düzenlememiz şart. O çevrede aile, arkadaşlar, okul çevresindeki diğer guruplar, kitle iletişim araçları var. Yani sorun çok boyutlu. Her okulda rehberlik öğretmeni olması gerek. Ama biz öğretmenlerimizi atamayıp, ev genci yapıyoruz veya ücretli öğretmen yaparak gururlarını, motivasyonlarını kırıyoruz. O da yetmezse tezgahtar, kurye gibi eğitimleri dışındaki işlerde çalışmaya zorluyoruz. Öğretmenlerimizin saygınlığı bu kadar.

Kitle iletişim araçlarında vurdulu kırdılı, silahların konuştuğu diziler varken, sonuç alamayız. Bu tür dizilerden çocuk izlemese bile aileler etkileniyor. Davranışları çocuklarına yansıyor. Sonra öğretmen aileye söz geçiremiyor. Herkesin çocuğu değerli ama artık çocuklar hayatta karşılaşacakları zorluklara hazır olarak yetiştirilmiyor. Hazırcılığa ve kolaycılığa alıştırılıyor.

ÇEDES projesi kapsamında, eğitim formasyonu olmayan insanlar okullara sokuldu, çocuklar öteki dünyaya hazırlanmaya başladı. Bu da onları bir yerde bana ne düşüncesine yöneltti. Zaten atasözlerimizde içimize işleyen ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ türü sözler var. Oysa okullarda dayanışma, iş birliği, sevgi, arkadaşlık konuları üzerinde durmalıyız. Bu da neoliberal ekonomi ve onun uzantısı olan eğitim politikası ile olmaz.

Gelelim maden işçilerimize. Günlerdir aç, yarı çıplak, ayakları su toplamış olarak Ankara’nın ayazında mücadele ediyorlar. Depremde hayat kurtaran madencilerimiz şimdi hayatlarını riske atarak direniyorlar. Ne için? Evlerine ekmek götürmek, çocuklarını doyurmak, okutmak için. Sadece emeklerinin karşılığını, hak edişlerini istiyorlar.

Karpuz gibi bölünen Türkiye’nin sendikaları da bölünmüş. Sendikalar ortada yok. Dinimizce bir çalışanın ücreti teri kurumadan ödenir. Dini bütünlerin iktidarında bunlar oluyorsa, insanlar kutsal dinimizden uzaklaşmaz mı?

‘Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste’.

Makalemi tamamladım, göndermeye kalmadan madenciler patronla anlaşarak direnişi bıraktı. Onlar ve aileleri adına çok sevindim. Benim de yazıma ekleme yapmam gerekti, değişiklik yerine..

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.