Ülkemizde son günlerde eğitim kurumlarında meydana gelen şiddet olayları düğmeye basılmış gibi art arda geldi. Okullarda can güvenliği yok, aileler tedirgin, çocuklarını okula göndermeye korkuyorlar. 12 Eylül öncesinde bile orta okullarımız, böyle güvensiz ve şiddet ortamı içinde değildi.
Herkes neler oluyor sorusunu soruyor. Olan, toplumsal çürüme ve bunun sonuçları. Münferit olaylar dense de bunlardan tüm toplum sorumlu. Aile ve öğretmen de o toplumun bir parçası. Konuya sistem yaklaşımı açısından bakarsak sistemin bir yeri bozulduğunda, diğerlerine de yansır ve onlar da bozulur. Bileşik kaplar misali.
Okullarımızdan felsefe-mantık derslerini kaldırdık. Çünkü o dersler insanlara çocukluğundan itibaren düşünmeyi sorgulamayı öğretiyordu. Yerine dini öğelere ağırlık veren, sorgulamadan itaati öğreten dersleri getirdik. Üstelik dinimizi saptırarak.. Eğitim politikasının hedefi itaatkar, kolay yönetilen dindar, bu dünya yerine öteki dünyaya inanan nesiller yetiştirmek oldu.
Bu arada ülkemizde eğitimi de etkileyen neoliberal ekonomi politikalarına da bakmak yerinde olacaktır. Tercih edilen bu ekonomi modelinde yarışmacı, bireysel, girişimci, yırtıcı insana ihtiyaç vardır, bu da eğitim yoluyla yapılacaktır. Çocuklarımız, insani değerlerden uzak, bireysel, yarışmacı kişiler olarak eğitildi ama yalnızlaştılar. Bu aşamada imdada ‘evrensel internet oyunları’ yetişti. Aileler de yeterince ilgilenemeyip, çocuğunu tablet ya da telefonla oyalamaya kalkınca üstüne tuz biber ekildi. Kısaca toplum para ile din arasında sıkışıp kaldı.
Lise öğretmenliği yıllarımda bir ortaokul öğretmeni arkadaşımın daha 1980’li yıllarda yaşadığı bir olay, neoliberal ekonomik sistemin çocuklar üzerindeki sosyo-kültürel ve medya etkisini çok güzel açıklıyor. Söz konusu çocuğun ailesi memur ve çocuğa eğitim dışında verecekleri sermayeleri olmadığı için çocuklarına sürekli ‘çalış çocuğum’ diyorlar. Aynı şekilde öğretmen de ‘çalış çocuğum’ diyor. Çünkü görevi öğrencilerini hayata ve topluma hazırlamak. Çocuk sonunda dayanamayıp öğretmenine, “öğretmenim evde ailem, okulda siz sürekli çalış diyorsunuz. Siz çalışıp öğretmen oldunuz da ne oldu? Ben çalışmayacağım, köşe döneceğim” diyor. 12/13 yaşlarındaki bir orta okul öğrencisinin söylediği bu sözler son derece manidar ve çocuğun nereden, kimlerden etkilendiğini gösteriyor. Olaylara bu yüzden bireysel değil, sistem yaklaşımı içinde ve çok boyutlu olarak bakmak gerekir.
Oysa çocuk eğitiminde ilk yedi yaş çok önemlidir ve ailenin etkisi birincildir. Sonrasında aileye ek olarak akran gurubu, okul, çevre devreye girer. Bu nedenle aileler ve öğretmenler sorgulanır, hatta suçlanır. Ancak bizim yapmamız gereken konuya bütüncül olarak bakıp toplumu, medyayı düzeltmek. Çocuklarımızı suça sürükleyen, şiddet içeren, yalnızlaştıran evrensel internet oyunlarından uzak tutmak. Onları etik değerlerle donatmak.
Atamız; “büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir.” diyor. Başka söze gerek var mı?