06.08.2013 Günü genç yaşta Hakk'ın rahmetine kavuşmuştu Servet Somuncuoğlu..
Günler haftalar akıp gidiyor ve 6. yılına giriyoruz..  
 
Bursa / Karacabey ilçesinde dünyaya gelen merhum Servet Kardeşimiz ömrünü,  Türk tarihinin ilk başından günümüze gelen izlerini ortaya çıkarmaya ve bunları belgelemeye adamıştı..

TRT’de uzun yıllar prodüktörlük görevini yürüten Somuncuoğlu,

“Tarihin Büyük İhanetleri”, “Günle Gelen”, “Günün İçinden”, “Müzikli Edebiyat” ve “Yeni Bakışlar” gibi birçok programın yapımcılığının yanısıra,  “Anadolu’yu Vatan Kılanlar”, “Tarihimize Şan Verenler” ve “Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar” isimli senaryoları da yazdı.

Yine “Saymalıtaş Gökyüzü Atları”, “Gallemit”, “Adanmış Bir Ömür: Çetin Berkmen’in Anıları”, “Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler”, "Saymalı Taş – Kurgan” ile “Damgaların Göçü: Kurgan” isimli belgesel kitapları yayımlandı. Cebinde harçlığı var mı, yok mu demedi.. Çok zorluklar yaşamasına rağmen, onurlu duruşundan zerre kadar taviz de vermedi, kafaya koydukları uğrunda bir adım da geriye atmadı; Rusya, Çin, Moğolistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kosova, Macaristan ve Avusturya gibi dünyanın birçok ülkesinde tarihte yer almamış izleri yakaladı, fotoğraflarla belgeledi.. Dört yılda 150 bin kilometre yol kat ederek hazırladığı  “Karlı Dağlardaki Sır” isimli belgeseli, "TÜRKSAV 12. Türk Dünyası Hizmet Ödülü"ne  layık görüldü. TRT'de yayınlanan "Damgaların Göçü”, “Zamana Karşı”, “Türkistan’da Bir Gün” ve “Altın Elbiseli Adam” belgesellerini gerçekleştirdi..   

     

 

.

“Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler” kitabı ile 2008 yılı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti "Sedat Simavi Sosyal Bilimler Araştırma Ödülü"nü kazandı..
 
“Türk Edebiyatı” ve “Atlas” dergilerinde de muhtelif belgesel yazıları yer aldı.
 
Çok uzun bir bilimsel araştırma serüvenini  ve üstün başarılarını sığdırdı o kısa ömrüne..  

9 yılda 1,5 milyon kilometre yol yapan,  karda - kışta,  sıcakta - soğukta,  Sibirya  steplerindeki yokluklar içinde,  canını ve sağlığını da tehlikeye  atarak çalışan idealist bir insandı;  inatçı bir araştırmacı ancak, insanlara karşı tavırlarında da ipek gibi bir ruh ve aile terbiyesine sahipti..
 
Devlet desteği almadan; kendi kısıtlı imkanlarıyla ve bir – iki arkadaşının mütevazi destekleriyle olağanüstü çalışmalar yaptığını biliyoruz.. Ki O hiç yılmadı, korkmadı  ve insanına hizmet yolunda koşmaktan yorulmadı da..
 
Gerçek Türk tarihini ortaya çıkartarak toplumu aydınlatma yolunda mücadeleler verdi.. Onun gibi kıymetlere kurban olsunlar ki; hiç bir siyasi partinin çerçevesinde sığlaştırmadan, doğrudan söylersek; "Türk Birleşmiş Milletleri" gibi bir büyük ülkünün insanı, bilimsel ve uluslararası boyutta net bir "Türk Milliyetçisi" idi..

Anadolu dağlarından,  Sibirya’nın  o soğuk steplerine, Kazakistan’daki yer altında kalmış Türk mezarlarına kadar hep binlerce yıllık tarihi kalıtları, taşları izledi, inceledi..
“Genetik şifre mezar taşları üzerindeki yazılardan izlenerek çözülebilir” dediğini hatırlıyorum Hulki Cevizoğlu’nun kendisiyle söyleşi yaptığı bir tv. proğramında..
 

Okullarda okutulan mevcut Türk tarihinin Emin Oktay gibi masonik adamların yakıştırma hikayelerinden yazıldığından hareketle, gelecek nesile gerçek Türk tarihinin anlatılmasını ideal edinmişti..
 
Yine kendisinden “Türk Milletinin Altaylardan başlayan yolculuğunda Balkanlara, Kosova'ya, Sibirya'dan  Anadolu'ya  taşlara bıraktığı izleri ortaya çıkarmaya kendini adayan adam" diye bahseden Bursa’dan bir dostunun anlatımıyla;
“Bizlere Türk tarihinin T'si öğretilmedi!.. M.Ö. 3.000'lerde  milletleştik, etnik kan ve ırk davasını 5 bin yıl önce Altay dağlarında bırakıp imparatorluklar kurduk.. Bizim kültür kodlarımız çok sağlam, ama bilgilerimiz çok eksik..”  Şeklinde serzenişlerde bulunuyordu..  
 
Türkçe’yi son derecede dikkatli kullanan diliyle, beyefendi üslubuyla, son derecede nezaketli ve terbiyeli yapısıyla, hele ki olağanüstü mücadeleci yönleriyle tanıdığımız bir gönül dostunu, bir idealist insanı, deryalar gibi bir Türk Bilim Adamı'nı kaybettik 5 yıl önce..
 
Bursa topraklarından başlayıp, tüm Türk dünyasına uzanan çalışmalarıyla bir anlamda “Çağın Evliya Çelebisi”  gibi kıymetli bir mihenk taşını uğurladık..
 
Çalışma Odamdaki konsül üzerindeki fotoğrafına baktım bugün yine.
Sanki hiç ölmemişti; yine o masum ve ciddi bakışlarıyla seyrediyor alemi..  
Sanki yine “birgün ağbeyim, birgün bu çocuklarımıza okutulan tarih kitapları var ya hepsi kökten değişecek,  çocuklarımız gerçek Türk tarihini öğrenecekler, buna inanıyorum..” diyordu.. 

     Onu unutmak mümkün değil;
     Yolu aydınlık, mekânı Cennetin firdevs bahçeleri olsun..

 
       

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Şener Ç. 5 ay önce

Kendisini bizzat tanıyordum. Bu anlattıklarınıza layık bir kişiliği vardı. Çok mücadeleci ve engin gönüllü bir gençti. Cennet mekanı inşAllah.