Değerli Okuyucularım, bugün sizlere eğitim projeleri kapsamında ziyaret ettiğimiz İsveç, Almanya ve İtalya’da sanata; özellikle de Tiyatroya, Baleye ve Operaya verilen değeri anlatacağım.

Stockholm; bir dünya şehri. Bir dünya şehri olduğu için de, doğal olarak burada sanatın her koluna verilen değer sözcüklerle anlatılmaz. Stockholm’ün kalbinde bulunan Kültür Evi binasında 6 tiyatro salonu bulunuyor. Bu salonlardan; kapasitesi en küçük olanında 500 kişi oyunları izleyebiliyor. En büyük salon 1500 kişi alıyor. Salonların akustikleri kelimenin tam anlamıyla mükemmel. Koltuklar son derece konforlu. Arka koltuklarda oturan izleyiciler sahneyi zorlanmadan görebilsinler diye yükseltiler profesyonelce tasarlanmış. Haftanın her günü tiyatro oyunları izleyebiliyorsunuz.

Stockholm’de bulunduğumuz 15 gün boyunca, İsveç’li, İtalyan ve Alman meslektaşlarımızla iki oyun izledik. Özellikle, 1500 kişilik salonda izlediğimiz Arthur Miller’in unutulmaz yapıtı: “Satıcı’nın Ölümü”, İsveçli aktör ve aktristlerin harika oyunlarıyla bir tiyatro şölenine dönüşmüştü.

Değerli Okuyucularım, beni asıl büyüleyen de, salonların hepsinin her akşam tamamına yakınının dolu olmasıydı.. Bu ülkede sanata, bizdekinden çok daha fazla değer veriliyor. Bütün kademedeki okullarda, sanat derslerinin haftalık ders sayısı, matematik ve fen bilgisinden daha az değil. Meslektaşlarımızdan öğrendiğimize göre, sanat sevgisi, bu kuzey ülkesinde ailede başlıyor. Çocuklar henüz okula başlamadan, aileleriyle birlikte sahne sanatlarını izlemeye gittikleri için, okula başladıklarında, sanat derslerine kolaylıkla adapte olabiliyorlar. Tiyatro kulübü, İsveç’te okullarda açık ara en popüler kulüp. Bu kulüpte, öğrenciler bir yıl boyunca alanında uzman öğretmenlerden drama dersleri alıyorlar. Çoğu zaman okulların büyüklüklerine göre, aynı okulda bu kulübün birkaç şubesi açılıyor. Çocuklar okullardaki cezbedici sahnelerde ilk sahne tozunu yutuyorlar. Işık, dekor ve müzikle desteklenmiş oyunlarıyla ailelerinin karşılarına çıkıyorlar…

Nürnberg’de yaptığımız proje toplantılarının ikincisinden sonra Opera Binası’nda unutulmaz bir opera izlemiştik. Beni operadan çok, şahane opera binası ve salonu etkilemişti. Operanın başlamasına bir süre kala, beyefendiler ve hanımefendiler en şık kıyafetlerini giyerek geliyorlardı. Opera sırasında yanındakinin kulağına bir şeyler fısıldayan birini görmek olası değil. Zira izleyiciler, kendi aralarında konuşmalarının; uzun süren provalarla sanatlarını şekillendiren sanatçılara yapılan bir saygısızlık olduğunun bilincinde. Burada, ne yazık ki; ülkemizdeki tiyatro salonlarında tek tük kişinin yaptığı gibi oyun sonrası alkışlarında ıslıkla tezahürat (!) ın yapılmıyor. Almanya’da da sanat eğitimi ilk sınıflardan itibaren verilmeye başlanıyor. Proje Ortaklarımızdan olan Alman Okulunda bir sınıfa ders esnası yaptığımız ziyarette; bir müzik dersinde, öğretmen dersin son on beş dakikasını serbest zaman olarak bırakmıştı. Bu zaman diliminde Alman öğrenciler, bize bir sürpriz yapmışlar ve yanlarında getirdikleri farklı müzik aletlerini büyük bir beceriyle çalmışlardı…

İtalya’nın Catania şehrinde bulunduğumuz sürede, muazzam duruşuyla bizleri büyüleyen Opera Binası’nda bir bale performansı izlemiştik. İtalyanlar her ne kadar futbola düşkünseler de, tiyatro, bale ve opera Onlar için ayrı bir önem taşıyor. Haliyle de, çocuklarını ona göre yetiştiriyorlar. Sanatın önemini ve zevkini, Onların yüreklerine ilmik ilmik işliyorlar…

Değerli Okuyucularım, bu ülkelerde sanata verilen dolu dolu değeri gördükçe; Onlara gıpta ettim. Suna Kan, İdil Biret, Murat Karahan gibi dünyaca tanınmış sanatçılarımız olmasına rağmen ne acıdır ki; ülkemizde tiyatro, bale, opera ve diğer sanat dallarına gösterilen ilgi son derece az. tiyatro salonlarımız yetersiz. Okullarımızda, hayatın aynası olan sanat derslerine müfredatta ayrılan süre o kadar az ki; bu çok canımı yakıyor. Pek çok Avrupa ülkesindeki okullarda, resim ve müzik derslerine haftada birkaç ders ayrılırken, çok üzücüdür ki; güzel ülkemizde bu derslere haftada sadece bir ders ayrılmaktadır. Lisede de, en az matematik kadar önemli olan bu dersler, seçmeli dersler olarak adeta son nefeslerini vermektedirler.

Bildiğiniz gibi dünyada; bir topun, iki direğin arasından geçmesi vazgeçilmezi (!) üzerine kurulmuş "Futbol" bir sektör. Devasa büyüklükteki stadlar.. Ülkemizde de durum aynı. Göğsümüzü kabartan stadlarımız var. Var ama gönül istiyor ki; böylesine güzel stadlarımız açılırken, çok sayıda opera, bale ve tiyatro salonlarımız da açılsın.

TİYATRONUN, BALENİN, OPERANIN, SİNEMANIN, RESİMİN, FOTOĞRAFÇILIĞIN, HEYKELTRAŞLIĞIN; ÇOK ÖNEMLİ (!) FUTBOLDAN DAHA ÖNEMLİ OLACAĞI SANAT DOLU GÜNLERE ULAŞMAK DİLEĞİYLE…

Saygı ve Sevgilerimle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.