12 Eylül (1980) döneminde 1402 Sayılı Sıkıyönetim Yasası’na eklenen bir fıkra ile Sıkıyönetim Komutanlarına ‘sorgusuz sualsiz işe son verme’ yetkisi tanınmıştı.

İlgili kişilere gönderilen yazılarda ‘Sıkıyönetim Komutanlığının isteği üzerine görevinize son verilmiştir’ deniliyordu. Bu nedenle, sayıları 5 bini bulan kamu görevlisi işinden oldu.

1402'likler’ ifadesi daha çok ‘üniversiteden uzaklaştırılan öğretim elemanlarıyla (akademisyenlerle) özdeşleştirilse de, tiyatro oyuncularından ilkokul öğretmenlerine kadar çok farklı kesimlerden kamu çalışanlarının uğratıldığı mağduriyetin adı oldu.

Yıllar yılları kovalarken 1402 Sayılı Yasa mağdurlarının haklarını iade eden Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları oluşturuldu, af yasaları ile Emekli Sandığı yasasında değişiklik yapan geriye doğru borçlanma yasaları çıktı.

Gecikmeli de olsa bu işlemler mağduriyetleri bir nebze olsun giderdi. Ya yüreklerde açılan yaralar, yoksulluklar, yoksunluklar, çevrenin bakışı, büyüme çağındaki yavruların psikolojisi…

Suç suçtur, hukuk da hukuktur. Bu ikisi gecikmeden, zamanında buluşabilse, hakkaniyetle hesaplaşabilse yukarıda sayılan mağduriyetlerin bir kısmı önlenebilir, suçun kesinleşmesi nedeniyle uğranılan zarara ise eyvallah denilir.

***

İsmini sonradan belirteceğim ünlü bir siyasetçinin açıklamasını kendi sesinden deşifre ettim. Çünkü, sözlerinin belli bir bölümüne, bölük pörçük şekilde basında-medyada yer verildi. Oysa açıklamanın tamamı bir süreci ayrıntılarıyla ortaya koyuyordu. İşte o ünlünün anlatımıyla o süreç:

15 Tmmuz’dan sonra devletin güvenliğine tehlike oluşturan örgütlerin aidiyeti, mensubiyeti, iltisakı olanlar ihraç edildiler. Bu hukuki bir tanımlama değil, bir tedbir bu. Hukuki tanımlama böyle olmaz. Çünkü bu bir kanaattır, kanaat delil değildir. Ve aidiyeti, iltisakı, irtibatı konusunda da en çok kamu kurumlarından alınan görüşe bağlı kaldılar. Bu idari bir karar, yargı kararı değil. Bundan dolayı 100 binden fazla insan ihraç edildi. Binlerce liste yayınlandı. Onlardan maddi hatalar olmuşsa 20-30’u düzeltildi. Daha sonra da bunların hepsi zarar gördüler, işlerinden oldular, şu oldu bu oldu. İçlerinde bunu hak edenler var mı, mutlaka var. Ama büyük bir çoğunluk kurum kanaatıyla en azından ihraç edilmiş oldu. Ve bunlara yüklenen aidiyet, iltisak, mensubiyet sadece; gazete okumaya, Digitürk aboneliğini iptal ettirip ettirmediğine, Bank Asya’da para artışı var mı yok mu, okullarına göndermiş mi göndermemiş mi, hangi dersaneye gitmiş, bunlara bağlı kaldı.

***

Şimdi deniyor ki, her idare, hükümet devlet kuşku duyduğu insanları çalıştırmayabilir. Bunları işten çıkarabilir. Bunun için bazı ülke örnekleri de veriliyor. Diyelim ki Doğu Almanya gibi, vesaire gibi. Bunların hiçbirisi burada uygulanmadı.

Bakınınız bugün özel sektörde bile, bir işveren, beğenmediği, kötü bi iş yapan bir işçisi varsa ya iş akdini fesheder ya da tazminatlı olarak fesheder. İşçinin de karşılıklı hakları vardır.

Burada şu yapılabilirdi: Ben sizi gri listeye aldım. Ne olduğunuzu bilmiyorum, sizinle de çalışmak istemiyorum. Ama bugüne kadarki bütün yasal haklarınızı da size veriyorum. Siz kamuda çalışmayın, gidin nerde çalışırsanız çalışın.

***

Ama böyle ihraç edilince insanlar, yurt dışına çıkamıyor, gidip işçi olamıyor. İçerde özel sektörde iş bulamıyor. ‘Vay terörist sen mi geldin’ diyorlar, pazarda limon satamıyor ‘terörist gelmiş’ diyorlar, limon tablasını başına geçiriyorlar. Çocukları var, ev kirası ailesi var, ev kira şu şu şu yok.

Sonunda yargı yoluna da gidilemiyor Olağanüstü Hal süreci içinde. İnsan Hakları Mahkemesi’ne doğrudan müracaat edilmeler başlayınca, Binali bey zamanıydı o zaman hükümet, iyi düşünüldü, o konuda cumhurbaşkanımızın da talimatları ya da olurları olduğunu tahmin ediyorum, bir ‘ara filtre’ koyalım denildi, AİHM’e gitmeden Başbakanlığa bağlı Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonu. Çok doğru, çok yerinde.

İyi ama ben de her gün yalvarıyorum şu komisyonu bi kurun diye. Çünkü 100 bin dosyaya bakacaklar. Hepsi hemen hemen şematik olarak içindekilerle beraber tasnif edildiği zaman hepsi ortaya çıkacak. Yani nedir suçlamalar, bu suçlamaların karşılığı nedir, TRT’den atılanlar şöyle, Milli Eğitimden atılanlar böyle, üniversiteden atılanlar, ihraç edilenler böyle.

Fakat bir sene komisyon kurulamadı. Bir sene yav, 365 gün, yav başlayın artık çalışmaya. Karınca gibi gidiyorlar. Karınca gibi çalışsalar iş çıkacak, karınca gibi gidiyorlar. Ondan sonra ‘efendim biz idari kararla kurulduk, biz yargı değiliz, biz gene de suçlamalar açısından bunlara bakacağız. Bylock varsa zaten onu saymıyorum, Bylock Yargıtay kararlarına göre, diğer delillerle de desteklendiği zaman artık örgüte aidiyet noktasında bir şey getirdi ben işin orasında değilim. Komisyon yeterince çalışmadı. Kişiliklerini (komisyon üyeleri) bir kenara koyuyorum, pırıl pırıl insanlar ama pırıl pırıl insan olmak işini iyi yaptığı anlamına gelmiyor. Kendilerini savunurken şöyle savunuyorlar, ‘bana verilen görev bu kardeşim, bizim kararımızı beğenmeyenler de idare mahkemesine gidecekler.’ E.. lütfetmişsiniz. Sen 2 - 3 sene karar veremeyeceksin, biz bunu bekleyeceğiz, verdiğiniz kararı beğenmeyeceğiz İdare Mahkemesine gideceğiz o da birkaç sene geçecek, ne yiyip içeceğim ben, ne zaman benim suçsuz olduğum belli olacak? Sen de bir yerindelik denetimi yap hiç olmazsa.”

***

Beni ilgilendiren, sanıyorum Kanun Hükmünde Kararname (KHK) mağdurlarını da ilgilendiren bu açıklamaydı. Açıklamanın sahibi, (sevelim ya da sevmeyelim) TBMM eski Başkanı, Cumhurbaşkanlığı İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç’tı…

Arınç’ın açıklamasının kamuoyuna yansıyan ve bazı siyasetçilerin tepkisini çeken bölümünü ise tekrarlamak istemiyorum. Ve yukarıda anlatılan süreç doğru ise bunun karşısında hangi vicdan kanamaz diye düşünüyorum.

***

Herkesin çevresinde olduğu gibi benim çevremde, mahallemde de KHK (Kanun Hükmünde Kararname) mağdurları var. Bunlardan birisi ortopedik engelli… Bir süre engellilerle ilgili dernek başkanlığı da yapan sevgili Mithat Tokur’dan, KHK mağdurlarının durumuyla ilgili bir yazı hazırlayıp bana vermesini istedim. O da, bu konuda uzman olan arkadaşlarının hazırlamış olduğu bir raporu temin edip gönderdi. Sayısal, sosyal ve hukuksal durum tespiti yapan raporu da özet yaparak siz okuyucularımla paylaşmak istiyorum:

“KHK’lerden ilk 3’ü darbe girişiminden sonra 1 ay içinde çıkarıldı. Daha çok darbe girişimi ile ilgili kişileri ihraç ettiği iddia edilen bu ilk 3 KHK kapsamında 5 bin 765 kişi işten atıldı. Daha sonra, OHAL ortamının itirazları bastırmak için uygun imkanlar sunduğu görülünce darbeden çok sonra da KHK’lar çıkarılmaya ve kamu emekçileri işten atılmaya devam edildi. En son 18 bin 632 kişinin atıldığı KHK, darbe girişiminden 723 gün sonra çıkarıldı. KHK’ler ile ihraç edilen yaklaşık 130 bin kişinin 90 binden fazla kişisi bin günü aşkındır ihraç edilmiş durumdadır. Geçen sürede KHK’ler anayasaya uygun yasalaştırılmadı, ihraç edilenler mahkemelerde haklarını aramak istedi ama mahkeme yolları yine KHK’ler ile kapatıldı. Bir KHK ile kurulan OHAL komisyonu ise kendisine başvuranlara yüzde 92 oranında ret veriyor. Yani yıllardır haklarındaki iddiaları bilmeyen on binlerce ihraç şimdi de sadece Ankara’da yetkilendirilmiş, sayısı bir elin parmağını geçmeyen idare mahkemelerinde yıllarca bekletiliyor.

İhraçların ifade edileceği gibi sosyal, ekonomik, psikolojik ve siyasal sonuçları olacaktır. İhraç edildiği için intihar eden kişi sayısı tam olarak bilinmemekle beraber 50’nin üzerindedir. Yine işten atıldığı için aile içi huzursuzluk, şiddet ve geçimsizlik gibi nedenlerle boşanmaların yaşandığı, insanların işsizliğe yoksulluğa ve ayrımcılığa maruz bırakıldığı bilinmektedir.

Tüm bu olumsuz durumlarda en kötü koşullarda bırakılan bir kesim de engelli ihraçlardır. KESK’in, “İhraç Edilen Kamu Emekçileri” Araştırması’nın verilerine göre, ihraç edilen engelli ve kronik hasta oranı yüzde 2,88, (yaklaşık sayısı ise 2 bin kişi) civarındadır. Araştırmada 55 farklı ilden ve 19 farklı kurumdan engelli ihraç edildiği beyan edilmiştir. İhraç edilen engellilerin yüzde 42’si ortopedik, yüzde 13’ü görme, yüzde 9’u çoklu (birden fazla engeli olan), yüzde 7’si işitme engellilerden oluşmaktadır. Süreğen hastalığı olanların oranı ise yüzde 29’dur. İhraç edilen engellilerin yüzde 82’si erkek, yüzde 18’i kadındır.

Bu çoklu, derin ve çok boyutlu ayrımcılık derhal son bulmalıdır. Engelli ihraçlar işlerine derhal döndürülmelidir.."

---

İYİ HAFTALAR

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.