İstiklal Marşı’mızın yazarı milli şairimiz Mehmet Akif’i vefatının 87. yılında (27 Aralık 1936) rahmetle anıyorum, minnet duygularımla yadediyorum. M. Akif hakkında bilgilere sahip olduğunuzu düşünerek Akif’i İstiklal Marşı ile anlatmak istiyorum.

Bir milletin bağımsızlığının ifadesi için bayrağının, meclisinin ve milli marşının olması şarttır. Bunlardan birinin olmaması halinde o milletin varlığından, bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. Bu değerlerden mahrum olan bir millet istila edilmiş, esaret altında yaşıyor demektir.

Şehit kanlarına gökteki ay ve yıldızın yansımasıyla oluşan, dünyanın en güzel bayrağı olan çok anlamlı bir BAYRAĞIMIZ vardı. Kurtuluş Savaşı devam ederken 23 Nisan 1920’de MECLİSİMİZ de kuruldu. Geriye İstiklal Marşı’mız kalıyor. Kurtuluş Savaşı’nın henüz yeni başladığı bu dönemde mecliste, “ÖDÜLLÜ MİLLİ MARŞ” yarışması düzenleniyor. Milli Eğitim Bakamı Hamdullah Suphi Tanrıöver, katılan 724 şiir içerisinde milli marş olabilecek nitelikte şiir olmadığını ve bu şiirler içerisinde M. Akif’’in şiirinin bulunmadığını görüyor. M. Akif’e bunun sebebini soruyor. M. Akif de “ben, milletimin bağımsızlığını para ile haykırmam” diyor. İkna ediliyor, yarışmaya katılıyor. M. Akif’in yazdığı bu şiir, 12 Mart 1921’de mecliste, ayakta alkışlarla, Allah..! Allah..! nidalarıyla 4 DEFA okunarak MİLLİ MARŞIMIZ olarak kabul ediliyor. Böylece, ezelden beri hür yaşamış olan milletimizin, bundan sonra da hür yaşayacağı (bağımsızlığı) ilan etmiş oluyor. (Atatürk de ayakta alkışlayanlardandır, 10. kıtasını çok beğendiğini söylemiştir)

M. Akif, o dönemde Burdur milletvekilidir. Üstünde giyecek paltosu dahi yoktur. Özel günlerde ve durumlarda komşusundan palto almaktadır. Bu durumda iken istemediği para ödülünü bir hayır kurumuna bağışlıyor. İşte, İstiklal Marşı’mız böyle bir vicdandan, ahlaktan ve yürekten fışkırmıştır. Millet, memleket, bayrak, hürriyet, iman sevdasını haykıran bir sestir.

Şu tarihi sıraya (kronolojiye) dikkatinizi çekmek istiyorum: 1800’lü yılların sonunda, 1900’lü yılların başında Osmanlı İmparatorluğu çökmüş, bitmiş, yıkılmış bir durumdaydı.

Yıl 1914: Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması.

Yıl 1915: Türk tarihin ve coğrafyasının değiştirilmek istenmesine Çanakkale Destanı ile “DUR..!” diyoruz.

Yıl 1919: Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ile istiladan kurtuluş yolculuğu ve bir milletin uyanışı başlıyor.

Yıl 1920: Meclis kuruluyor.

Yıl 1921: İstiklal Marşı kabul ediliyor.

Yıl 1922: Büyük Taarruz ile Kurtuluş Savaşı’nı kazanıyoruz.

Ve, yıl 29 Ekim 1923: Cumhuriyetin ilanı ile yeni Türk Devleti kuruluyor.

1914’den 1923’e kadar Kurtuluş Savaşı mücadelesi veriyoruz. M. Akif de cephelerde askerlere cesaret vermek ve coşturmak amacıyla konuşmalar yapıyor. İstiklal Marşı’mızın sözlerine dikkat edildiğinde hitap, konuşma şeklinde olduğu görülmektedir (Arkadaş, yurdumu alçaklara uğratma, sakın, Kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki feda, Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım .Çatma, kurban olayım... Sen, şehit oğlusun...vb. gibi sözler...) Dolayısıyla şiiri yazmak için alt yapı ve ilham hazırdır. Aklına gelen sözleri, unutmamak için gece, 03’de kalkıp çivi ile duvara yazdığı söylenir. Bu şiirin, o dönemin zor şartları içerisinde yazılmış olduğunu da unutmamak gerekir.

İstiklal Marşı’mız. milli marş olarak muhteşem anlamı olan bir şiir şaheseridir. Türk Edebiyatının en güzel şiirlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Edebiyat eleştirmeni Mehmet Kaplan, İstiklal Marşı’mızı çok güzel tahlil etmiştir. “Yırtarım dağları” ile Ergenekon’dan çıkışı, “Enginlere sığmam” diyerek de Türkler’in dünyaya yayılması, 3 kıtaya hükmetmesi hatırlatılmaktadır.

Başka milletlerin milli marşları, o milleti veya başındaki kişiyi, liderini olağanüstülüklerle abartır, haksız yere över...vs. Bizim marşımız ise duygu ve düşünce anlamında Türk milletinin özelliklerini yansıtmaktadır. Övme ve abartma yoktur.

Korkma” diye başlayan bu sözle korkaklık değil cesaret vermek için tarihi gerçekleri hatırlatan asalet (asil duygu) ifade edilmektedir.

Arnavut” suçlamasına “kahraman ırkıma” ifadesi anlamlı bir cevaptır.

Çelik zırhlı duvar” ile “iman dolu göğüs” sözünde, maddi imkanla kıyaslanan manevi ruhun üstünlüğü anlatılmaktadır. İmanın, inancın galip geleceği belirtilmektedir.

Kendisine medeniyim diyen canavarların saldırmasından, havlamasından, ulumasında korkmuyoruz, bizi ısırmaya gücü yetmez” demesi, haksız istilaya isyan etme göndermesidir.

Dünya alınsa bile cennet vatanın verilmemesi” gerektiğinin belirtilmesi daha kıymetli olanın kıyaslanmasıdır.

İstiklal Marşı’mızda, daha pek çok derin duygu ve düşünce yoğunluğunu, milli ve manevi anlam bütünlüğünü, ifade inceliğiyle şiir sanatını görmemiz mümkündür.

Atatürk’ün de övgü dolu sözler söylediği marşımızın 10. kıtasının son 2 mısrasında belirtilen “İstiklal, Hakk’a tapan, hür yaşamış milletimin hakkıdır” dediği son sözü ile M. Akif, istiklal ve istikbal için noktayı koymuş, “belki yarın, belki yarından da yakın” diyerek kurtuluş müjdesini vurgulamıştır.

M. Akif, bu şiirini “milletime aittir” diyerek Safahat adlı eserine almamıştır.
“Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın” demesi de çok anlamlıdır.

İstiklal Marşı’mızda belirtilen başta Türkün asaleti ve cesareti olmak üzere vatan, bayrak, iman, ezan, şehitlik, hürriyet, hak, hukuk, istiklal, istikbal gibi milli ve manevi kavramlar, yeni nesillere bırakacağımız en kıymetli mirasımız olacaktır.

İstiklal Marşı’mızın sözlerini çok iyi anlamalıyız. Kurtuluş Savaşı’nın nasıl kazanıldığının şuuru içerisinde olmalıyız. Bizlerin, bu günleri yaşaması için canını veren atalarımıza 2 dakikalık saygı duruşu ile minnet duygularımızı ifade etmeliyiz. İstiklal marşımızı her yerde ve her zaman coşkuyla söylemeliyiz.

Benim en çok üzüldüğüm konu Akif’e hak ettiği değeri verememek, sahip çıkamamak olmuştur. Yokluk ve sefalet içerisinde bir hayat sürmüştür. 1967 yılının 24 Ocak günü oğlu Emin Akif, çöp bidonlarının dibinde ölü bulunmuştur. Bir başka söyleyişe göre de bir kamyonetin kasasında donarak ölmüştür. Rasim Cinisli, Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) başkanı olduğu yıllarda, bir dönem meclis başkanı olan İsmail Kahraman’ın MTTB başkanı olmasıyla yurttan atıldığını belirtmektedir. Sokaklarda aç dolaştığı, uyuşturucu batağında olduğu söylenmektedir. O yılların önde gelen solcularından olan Çetin Altan, bir hatırasında, Emin Akif’in kendisinden para istemeye geldiğini, cüzdanında olan bütün parayı verdiğini, Akif’in oğlunun bu halde olmasına çok üzüldüğünü anlatmaktadır. Çok hazin bir aile hayatı, çok yazık...

Bizlerin bugünleri yaşamamıza vesile olan atalarımızı vefa adına unutmamalıyız. Türk hayırsız, vefasız, vicdansız, nankör değildir. Değerlerimize sahip çıkmak insan olmamızın erdemidir ve kimliğimizin, kişiliğimizin, kalitemizin, karakterimizin ifadesidir.

Ruhun şad olsun yüreği engin, gönlü zengin nur yüzlü insan…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.