Şehrin en işlek caddelerinden birindeki iki katlı taş binanın önünde tekerlekli sandalyesinde duruyordu. Otuzlu yaşlarda görünüyordu. Belinden aşağısı yoktu. Şok olmuştum görünce. Hay Allah'ım, bu kadın belden aşağısı olmadan nasıl yaşıyor, fiziksel ihtiyaçlarını nasıl görüyordu?.. Çok şaşkındım. Ancak O da bu haline rağmen yüzden görünüşüyle her kadın gibi zarifti. Dilenmiyor, el emeği göz nuruyla yaptığı el işlerini satıyordu. Kendisine acınarak bakılmasından ve para verilmesinden hoşlanmıyordu herhalde.

Sabah olmasına rağmen çok sıcaktı. Genç kadın bir süre etrafı seyrettikten sonra gölgede bulunan tekerlekli sandalyesinde her biri sanat eseri olan el işlerini poşetten çıkardı. Taş fırın satış noktası çalışanı Zeliha ablasının, taş binayı caddeden ayıran duvarın üstüne yerleştirdiği örtünün üzerine zarif bir şekilde yerleştirdi.

Bu cadde hemen hemen tüm hatlardaki dolmuşların yolcu aldıkları ve boşalttıkları durakların olduğu caddeydi. Çevredeki bütün esnaflar bu kadının azmine, yaşama sevincine hayranlık duyuyor; onu kendi ablaları, kız kardeşleri gibi seviyorlar ve bir ihtiyacında hemen ona yardımcı oluyorlardı.

Sabah saatleri olduğundan dükkânlarda iş yoğunluğu yoktu. Esnaf sabah temizliğini yaptıktan sonra, sohbete koyulmuştu. Kasap Rüstem’le ellili yaşlardaki Zeliha Hanım atışıyorlardı. Kasap, her zaman olduğu gibi kadına laf yetiştirmekte geride kalıyordu. Alıngan bir yapısı vardı. Hal böyle olunca da an be an daha çok kızıyordu. Koltuklu sandalyesinden boynunu çevirerek tebessümle onlara bakan Ayşe de kasaba takılmaktan kendini alamadı: “Zeliha ablacım, iyi hoş da Rüstem abiyi kızdırarak resmen tehlikeli sularda yüzüyorsun. Unutma ki o bir kasap. Onun işi kesmek. Maazallah satırı kapıp da peşinden koşmaya başlarsa hiçbirimiz onu durduramayız sonra..” Ayşe son cümleyi öylesine komik söylemişti ki, ayakkabıcı Resul, Zeliha, manifaturacı İdris daha fazla dayanamayıp kahkahayı koy verdiler. Şirazesi iyice bozulan Rüstem sinirden kıpkırmızı olmuş, kendisine gülenlere ümitsizce cevap yetiştirmeye çalışıyor, bu evlere şenlik hali diğerlerini gülmekten kırıp geçiriyordu. Karşı caddedeki lokantanın önünde sigara içen ve şamatayı kahkahalar atarak izleyen aşçı Murteza da şenliğe katılmam demedi: “yahu bırakın şu adamı Allasen, uğraşıp da meşgul etmeyin.. Yıllardır bize eşek eti yediriyor. Daha kesecek çok eşeği vardır.” Bu Rüstem için bardağı taşıran damla oldu. Boynu adeta omuzlarına yapıştırılmış gibi gözüken ve göbeği kendinden önce giden adam tezgâhındaki satırı kaptığı gibi, araba maraba dinlemeden caddeye fırladı, bir çırpıda karşıya geçti. Oradaki esnaflar, güç bela kafasından dumanlar çıkan adamın elinden satırı aldılar. Şaka kaka olmadan herkes dükkânına seğirtti.

Ayşe çorbada tuzu olduğu için üzüldü zira kötü bir şey olsaydı kendini suçlu hissedecekti.

Vakit öğleye doğru ilerledikçe Ayşe’nin yaptığı el işlerinin güzelliğini gören gelmeye başladı. Orta yaşın üzerinde üç kadın geldi. Ayşe’nin belden aşağısının olmayışı hepsini çok üzmüştü, bu da onların vücut dillerine ister istemez yansıdı ama güler yüzlü çabuklar hemen durumu toparladılar. Krem rengi masa örtüsünü eline alan uzun yüzlü kadın, hemen orada bunlardan üç tane aldı. Diğerleri de birer tane aldılar. Paraları verip, bu yürekli kadının omuzunu sevgiyle sıvazladılar. Ayşe kelimelerle anlatılamayacak kadar mutlu oldu. Onlar uzaklaşırken, oradan geçmekte olan bir kadın ve çocuğu Ayşe’yi gördüler. Çocuk Ayşe’nin durumunu görür görmez yüksek sesle annesine: “anneciğim bu teyzenin neden bacakları yok, nasıl duruyor böyle belinin üstünde?” diye sordu. Çocuğun annesi kızardı, bozardı. Ona bir şey demeden, diyemeden elinden hızla çekti, uzaklaştılar.

Ayşe durumuna hiç bu kadar kahrolmamıştı. Yaşanan bir an bile bazen insanın bütün direncini yok edebiliyordu. Hayat, hayat böyle bir şeydi işte. Kalleşti, acımasızdı, sadistti, vurdukça vuruyordu. Vurmaya da devam edecek gibi duruyordu: Genç kadının belden aşağısı kesilmeden önce beş yıllık sevgilisi olan adam, sevgilisiyle karşı caddeden geçiyordu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.