Mutlak butlan; borçlar hukuku, ticaret hukuku, idare hukuku, medeni hukuk gibi alanlarda sıkça kullanılan bir terim olmakla birlikte bir işlem veya olayın gerçek dünyada (sosyal yaşamda) gerçekleşmiş olsa bile taşıdığı şartlar gereği hukuken hiç gerçekleşmediğini ifade eder.
Siyasette sol; toplumsal eşitliği, adaleti ve değişimi savunan; gelir adaletsizliğini gidermek için devletin ekonomide düzenleyici rol oynamasını ve sosyal refah programlarını destekleyen siyasi ideolojiler yelpazesidir.
Sol kavramı, Fransız İhtilali sonrasındaki parlamentoda şekillenmiştir. Toplumsal değişimi ve halkın haklarını savunan vekillerin başkanlık kürsüsünün solunda oturmasından ileri gelir.
Eşitlikçilik, ekonomik adalet, laiklik ve özgürlük solun temel özellikleridir.
Sol eşitlikçilik ile sınıfsal ayrıcalıklara karşı çıkar… Fırsat eşitliğini ve sosyal adaleti savunur.
Ekonomik adalet ile kapitalizmin yerine ekonomide adaleti, ekonomide adalet için de gerektiğinde devlet müdahalesini, maliyede vergide adaleti ve çalışma hayatında sendikalaşmayı destekler.
Laiklik ve özgürlük ile dinsel ve geleneksel kuralların siyasete karışmasına karşı çıkar; bireysel özgürlükleri, insan haklarını ve çoğulculuğu savunur.
Solun siyasi yelpazedeki çeşitleri; sosyal demokrasi, sosyalizm ve komünizmdir.
Sosyal Demokrasi; kapitalizmi tamamıyla reddetmez, ancak serbest piyasanın yarattığı eşitsizlikleri yüksek vergiler ve sosyal devlet uygulamalarıyla önlemeyi hedefler.
Sosyalizm ve komünizm; üretim araçlarının kişilere ait olmasını değil de devletin elinde veya halkın ortak mülkiyetinde olmasını savunur.
Girişe internet kaynaklarından yararlanarak bazı tanımları aldım.
Neyi yazdığımı, neyi anlatmak istediğimi tam anlamıyla ortaya koyabilmek için hazırlık yaptım.
Şimdi işin sol kısmından girerek son kısmında, ‘mutlak butlan’ mevzusuyla bitirmek istiyorum.
Başlayalım mı?
Hadi başlayalım bakalım…
Babam işçiydi. Sağlıklı bir adamdı. Kendi için ya da soyunun devamı olsun diye beş çocuk yapmıştı.
Günün yirmi dört saatinin yirmi saatini çalışıyordu.
Kurduğu sistem gıda öğütme fabrikası gibiydi.
Günün koşulları gereği her aile babası gibi unu ve şekeri ellişer kiloluk çuvallarla, yağı da on sekiz kiloluk tenekelerle alırdı.
Unun var mı?
Var…
Şekerin var mı?
Var…
Yağın var mı?
Var…
E ne duruyorsun helva yapsana…
Helva…
Hem sağ olana… Hem de ölene…
İster akşama… İstersen de öğlene…
İş annelere kalıyordu. Anneler bereket tanrıçalarıydılar; ekmek yapar, yufka açar, mantı, börek yapar… Bütün aileyi neredeyse bedavaya gelecek şekilde doyururlardı.
Rahmetli babam kavunu, karpuzu Anadol Kamyonetin arkasına yükletir, eve getirir, dökerdi… Evin en serin yerinde olan kilere tıka basa doldurulurdu o kavunlar, karpuzlar… Dokumacı Mehmet’in dokuma tezgahları karşısında dökmüş olduğu ter, soframıza bereket olur yağmur gibi yağardı adeta…
Bir adam namusuyla şerefiyle emeğiyle kendi dahil yedi nüfusa bakabilirdi.
Eksik olmaz mıydı? Olurdu tabi ki, olurdu ama o eksik, devede kulaktı…
Yokluk… Yokluk… Yokluk…
Yokluk ‘sol’ demekti benim için…
Doğuştan solun içindeydik biz… Soldan çıkamadık sonra… Hep içinde kaldık…
Sol kurtaracaktı bizi… Batırdı ama… Hepimiz boka battık…
Bizimle en son bağ kurabilecek; görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, yolsuzluk, rüşvet, irtikap, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, terör örgütüne yardım gibi suç okyanusunun içinde debeleniyoruz…
Bunların hepsini bizi suçlayanlar yaptı ya!
Kimse çıkıp da bunu söylemeyecek mi?
Bu şartlarda bu iş mahkemede bitmez…
Ama ‘netekim’ mahkemede bitecek…
Mutlak butlan kararı çıkacak…
Aslında bu karar mutlak butlan değildir, ‘Mutlak Erdoğan’dır.
Hayatın olağan akışına aykırı olan tek adam rejiminde, tek adamın dizayn etmiş olduğu adalet sistemiyle verilen kararların, tek adamın isteği doğrultusunda olmaması hayatın olağan akışına aykırı olacaktır. Sizce de öyle değil mi?
Dolayısıyla kendisine lütfedilmiş bir makamda olup da makamı lütfeden bir zatı muhtereme karşı seçim kazanacağını sanan elbette rüya alemindedir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL TEKİN
Dön Baba Dönelim
Mutlak butlan; borçlar hukuku, ticaret hukuku, idare hukuku, medeni hukuk gibi alanlarda sıkça kullanılan bir terim olmakla birlikte bir işlem veya olayın gerçek dünyada (sosyal yaşamda) gerçekleşmiş olsa bile taşıdığı şartlar gereği hukuken hiç gerçekleşmediğini ifade eder.
Siyasette sol; toplumsal eşitliği, adaleti ve değişimi savunan; gelir adaletsizliğini gidermek için devletin ekonomide düzenleyici rol oynamasını ve sosyal refah programlarını destekleyen siyasi ideolojiler yelpazesidir.
Sol kavramı, Fransız İhtilali sonrasındaki parlamentoda şekillenmiştir. Toplumsal değişimi ve halkın haklarını savunan vekillerin başkanlık kürsüsünün solunda oturmasından ileri gelir.
Eşitlikçilik, ekonomik adalet, laiklik ve özgürlük solun temel özellikleridir.
Sol eşitlikçilik ile sınıfsal ayrıcalıklara karşı çıkar… Fırsat eşitliğini ve sosyal adaleti savunur.
Ekonomik adalet ile kapitalizmin yerine ekonomide adaleti, ekonomide adalet için de gerektiğinde devlet müdahalesini, maliyede vergide adaleti ve çalışma hayatında sendikalaşmayı destekler.
Laiklik ve özgürlük ile dinsel ve geleneksel kuralların siyasete karışmasına karşı çıkar; bireysel özgürlükleri, insan haklarını ve çoğulculuğu savunur.
Solun siyasi yelpazedeki çeşitleri; sosyal demokrasi, sosyalizm ve komünizmdir.
Sosyal Demokrasi; kapitalizmi tamamıyla reddetmez, ancak serbest piyasanın yarattığı eşitsizlikleri yüksek vergiler ve sosyal devlet uygulamalarıyla önlemeyi hedefler.
Sosyalizm ve komünizm; üretim araçlarının kişilere ait olmasını değil de devletin elinde veya halkın ortak mülkiyetinde olmasını savunur.
Girişe internet kaynaklarından yararlanarak bazı tanımları aldım.
Neyi yazdığımı, neyi anlatmak istediğimi tam anlamıyla ortaya koyabilmek için hazırlık yaptım.
Şimdi işin sol kısmından girerek son kısmında, ‘mutlak butlan’ mevzusuyla bitirmek istiyorum.
Başlayalım mı?
Hadi başlayalım bakalım…
Babam işçiydi. Sağlıklı bir adamdı. Kendi için ya da soyunun devamı olsun diye beş çocuk yapmıştı.
Günün yirmi dört saatinin yirmi saatini çalışıyordu.
Kurduğu sistem gıda öğütme fabrikası gibiydi.
Günün koşulları gereği her aile babası gibi unu ve şekeri ellişer kiloluk çuvallarla, yağı da on sekiz kiloluk tenekelerle alırdı.
Unun var mı?
Var…
Şekerin var mı?
Var…
Yağın var mı?
Var…
E ne duruyorsun helva yapsana…
Helva…
Hem sağ olana… Hem de ölene…
İster akşama… İstersen de öğlene…
İş annelere kalıyordu. Anneler bereket tanrıçalarıydılar; ekmek yapar, yufka açar, mantı, börek yapar… Bütün aileyi neredeyse bedavaya gelecek şekilde doyururlardı.
Rahmetli babam kavunu, karpuzu Anadol Kamyonetin arkasına yükletir, eve getirir, dökerdi… Evin en serin yerinde olan kilere tıka basa doldurulurdu o kavunlar, karpuzlar… Dokumacı Mehmet’in dokuma tezgahları karşısında dökmüş olduğu ter, soframıza bereket olur yağmur gibi yağardı adeta…
Bir adam namusuyla şerefiyle emeğiyle kendi dahil yedi nüfusa bakabilirdi.
Eksik olmaz mıydı? Olurdu tabi ki, olurdu ama o eksik, devede kulaktı…
Yokluk… Yokluk… Yokluk…
Yokluk ‘sol’ demekti benim için…
Doğuştan solun içindeydik biz… Soldan çıkamadık sonra… Hep içinde kaldık…
Sol kurtaracaktı bizi… Batırdı ama… Hepimiz boka battık…
Bizimle en son bağ kurabilecek; görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, yolsuzluk, rüşvet, irtikap, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, terör örgütüne yardım gibi suç okyanusunun içinde debeleniyoruz…
Bunların hepsini bizi suçlayanlar yaptı ya!
Kimse çıkıp da bunu söylemeyecek mi?
Bu şartlarda bu iş mahkemede bitmez…
Ama ‘netekim’ mahkemede bitecek…
Mutlak butlan kararı çıkacak…
Aslında bu karar mutlak butlan değildir, ‘Mutlak Erdoğan’dır.
Hayatın olağan akışına aykırı olan tek adam rejiminde, tek adamın dizayn etmiş olduğu adalet sistemiyle verilen kararların, tek adamın isteği doğrultusunda olmaması hayatın olağan akışına aykırı olacaktır. Sizce de öyle değil mi?
Dolayısıyla kendisine lütfedilmiş bir makamda olup da makamı lütfeden bir zatı muhtereme karşı seçim kazanacağını sanan elbette rüya alemindedir.
Atlet mevzusuna, dürüstlük mevzusuna babamıza benzettik seni…
Kimseye benzemiyor diye babamızı yazıyoruz sürekli…
Dik adamız biz, yatmayız kimseye…
Partimizin başı dediler, yattık sana…
On üç yıl ‘dön’ dedin, döndük baba!
Giderayak sen belirledin, hakkında işlem yapılan belediye başkanlarının çoğunu…
Şimdi martaval okuyorsun sosyal medyadan…
Yapacağını yaptın ama bunu yapma bize…
Yanlış yoldasın, dön ne olursun…
Dön baba dönelim…