Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Lütfiye Kader Yazıları

bursaarena.com.tr - Lütfiye Kader Yazıları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Lütfiye Kader Yazıları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

LÜTFİYE KADER yazdı: "Demokrasiyle Derebeylik Gelir mi?.." Haber

LÜTFİYE KADER yazdı: "Demokrasiyle Derebeylik Gelir mi?.."

Doğada bazı canlılar özelikle kurbağa, eklem bacaklı ve ipek böcekleri dediğimiz canlılar yumurtadan olgun hale gelinceye kadar bir sürü değişim geçirirler. Bu değişimi geçirmezlerse o canlıyı tekrar yaşam döngüsüne sokamazlar. Değişimler, eğer gelişime hizmet içinse bu yaşamın sürdürülebilirliğini sağlayan en önemli denge unsurudur. Canlıların büyüme evresinde hücreleri bölünerek çoğalır. Vücut hücreleri dediğimiz sinir, epitel, kan, solunum, sindirim hücreleri kendi içlerinde bölünerek benzer hücreler (mitoz bölünme ile ) meydana getirirler. Ama vücutta canlının cinsiyetini, genetik özellikleri ve karakterlerini mayoz bölünme dediğimiz bölünme ile kazanırlar. Bu, aynı zamanda mayoz bölünmenin bir evresinde genleri taşıyan kromozomların mayoz bölünme sırasında krosingover denilen parça değişimiyle gerçekleşir. Parça değişimi, canlı çeşitliliği için çok önemlidir. Sadece hücrelerimiz mitoz bölünme geçirseydi fotokopi gibi aynı canlılar oluşurdu. Bu yüzden üreme hücrelerinde görülen mayoz bölünmeler, çeşitlilikle birlikte genetik karakterlerin değişimlerinin oluşmasına yol açarlar. Mayoz bölünme, bu yüzden canlıların çoğalıp çeşitlenmesinde çok önemli ve gereklidir. Cumhuriyetin kuruluşundan (1923’den Atatürk’ün ölümüne kadar) ülkede gerçekleşen tüm devrimler bir değişimdir. Atatürk’ün ölümünden sonra da olumlu, olumsuz ülkede pek çok değişim oldu. Ülkemizde; cumhuriyet döneminden bugüne kadar pek çok parti kuruldu, pek çok parti değişti, pek çok parti kapatıldı. Bu değişimler parti içi demokrasi anlayışlarını da değiştirdi. Kimisi demokratikleşmeye daha açık oldu, kimisi demokrasiyi hazmedemedi. Kimisinin de parti kuruluş felsefeleri, gizli ajandalarla dış odakların çıkarlarına uygun ithal ideolojilerin etkileriyle ortaya çıktı. Kurulan her parti doğa yasalarına göre olağan bir başkalaşım göstermiştir. Değişimin partilerimize olumlu, olumsuz yan etkileri oldu. Ülkenin kuruluş felsefesine göre; üreten, çalışan, okuyan bilimsel aklı rehber edinen çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü tehdit olarak gören dış odak ve güç merkezleri, Kurtuluş Savaşı’mızda yedi düveli yenen Atatürk’ün çağdaş modern Türkiye Cumhuriyeti’ni hazmedemediler. Özellikle ABD tarafından eğitime, ekonomimize, kazanılmış değerlerimize, üretim araçlarımıza ve zenginliklerimize virusler bulaştırıldı. Virusun fıtratında, canlının en küçük parçası olan hücreyi ele geçirip kontrol altında tutarak çoğalmak ve sonra tüm canlıyı ele geçirmek vardır. Peki, bu virusler vücudumuza nasıl girdiler? Viruslerin, biyolojideki tanımı hücre içi parazittir. Bu virüsler, hücrelerimize kendilerini kamufle ederek yıllar önce girdiler. En çok da devletin kurucu partisi olan CHP ‘ye girdiler. Devletin kurucu felsefesinin koruyucu ve sahiplenici partisi olan CHP’nin bağışıklık sistemi çok sağlam olduğu için şimdiye kadar dayandı. Ülkemizin pek çok partisi acaba aynı samimiyet ve duygularla bu koruyucu ve sahiplenici felsefeyi ne kadar savunuyorlar? Bu ülke hepimizin değil midir? Milletin oylarıyla seçilen vekillerin mecliste ettikleri yeminlerin gereğini neden yapmazlar? Virüs bulaşınca hastalık kaçınılmaz oluyor. Türkiye zor zamanlardan geçiyor! Artık sevinerek “doktor dövüyoruz” diyen insanlar var! Hepimizi yetiştiren ve sadece öğretmenler gününde değerli bulduğumuz öğretmenlerimiz, bugün devletin polisi tarafından, devletin memuru öğretmeni dövüyor! -İşsizlikten, eğitimli pek çok gencimiz motorlu taşıtla hizmeti yapıyor kelle koltukta… Çocuklarımızın beslenme çantaları boş! -Tarım emekçileri, fabrika işçileri, devlet memurlarının ortak sıkıntısı geçim derdi… -Okullarımızın çoğu, depreme dayanıksız gerekçelerle veya başka nedenlerle yıkılıyor. Okullarda, birbiri içine girmiş vaziyette eğitim yapılıyor. Öğrenim yaşına bakılmaksızın ilkokul ve lise öğrencileri aynı binayı paylaşıyorlar. Bu durum, eğitimsel ve sosyal koruma anlamında eğitim psikolojisi ve pedagojik olarak uygun değil. -Her yerde bir güvensizlik, her yerde bir inançsızlık var. İnsanlar feyl-i muhtar olmuşlar.(Dilediği her şeyi yapan ve hesap vermeyen ) Antik Yunan’daki “Derebeylik “dönemine doğru gidiyoruz! Bu sağlıksız düzeni sürdürebilmek için; siyaha beyaz, yalana doğru, çirkine güzel, cahile profesör, diyoruz. Ahlakı ve dini kendimize uygun değilse değiştiriyoruz. Dere kenarlarına veya zemini uygun olmayan yerlere, gökdelenler dikerek eşyanın doğasına aykırı olan şeyleri normalleştiriyoruz... Bu durum nereye kadar gider? Tarihten ders almazsak, düşmanlarımızı iyi tanımazsak, kendimizi koruma reflekslerimizi geliştiremezsek, sonu derebeylik olur. Yani krallıktan bile daha geriye… Hâlbuki TC Devleti kurulurken misyonu ve vizyonu vardı. Çok çalışmak, üretmek, halkı yönetimde söz sahibi yapmaktı. Dünya’daki ülkeler tarafından bağımsız ve üniter bir devlet olduğu kabul edilmişti. Vizyonu ise, devleti muasır (çağdaş ) seviyedeki ülkelerden daha iyi duruma getirmek, akıl ve bilimle gelişerek barışı yaymaktı. Haydut devletlere karşı daima mücadeleci yapısı olacaktı… Şimdi makara geri sarıldı. Patinaj yapıyoruz ama geri sarmada epey yol alındı. 103 yıllık cumhuriyetin tüm kazanımlarını yok ederek, bize uygun görülen monarşi yönetimi dayatılmaya çalışılıyor. Yeni yönetim modeli, kurucu devlet statüsü haline getirilmek isteniyor. Türkiye Cumhuriyetinin çağdaşlığı esas alan kurucu devlet felsefesinin yaratıcılarının şimdi gölgesinden bile rahatsızlık duyuluyor. Şimdi, yapay yeni bir kurucu devlet partisi kurulmasının aşılamasına çalışılıyor. Her zaman doğanın değişmeyen bir döngüsü vardır. Dünya oluşumundan beri (5 milyar yıl ) döngülerle değişiyor, gelişiyor .( tersine değişimler dahil ) Ülkelerin de döngüleri oluyor. Derebeylikten, monarşiye ve padişahlığa, İstibdat Dönemi’nden, Cumhuriyete uzanan yol, döngülerin başlangıcıydı. Döngülerin ilerlemesi gelişim yönünde olunca çağlar değişti.(Endüstri Devrimi )Döngüler, geriye dönük ilerlerse, sabit süratli araba gibidir. Değişmez, gelişmez, durur hatta geriye gider. Tarihsel geçmişte medeniyet yaratmış ve bağımsızlık için savaşmış milletlerin yaşadığı deneyimlerin ve epigenetik özelliklerinin, monarşiye döndürülmesi için ne kadar uğraşılsa bile doğa yasalarına hep takılması kaçınılmazdır. Yani, demokrasiyi, özgürlüğü ve bağımsızlığı tatmış milletlerin tekrar ne monarşiye, ne de derebeyliğe dönmesi ancak Dünya’daki gelişmiş devletlerinin de bu döngüye girmesiyle olabilir. ”Bu nereye kadar gider?” sorumda endişesini dile getirmeme rağmen bu durum, sadece Türkiye için geçerli olmayacaktır. Tüm Dünya‘daki gelişmiş, az gelişmiş veya gelişmekte olan devletlerin de bu yönetimlerle dengeleneceğini söylemek için kâhin olmaya da gerek yoktur. Dünya bir gemi ise hepimiz aynı gemide olduğumuzu unutmamalıyız. 103 yıllık tarihsel gerçekliğimiz bizi dimdik ayakta tutacaktır. 17.06.2026

LÜTFİYE KADER:  Arınma ve Helalleşme.. Haber

LÜTFİYE KADER: Arınma ve Helalleşme..

Türk siyasi literatürüne arınma ve helalleşme sözcüklerini ilk defa özeleştiri anlamında dile getiren siyasetçi Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Özeleştiriler, eğer doğru yerde ve zamanında yapılıyorsa değerli ve anlamlıdır. Arınma, genellikle fiziksel bir temizliğin ötesinde, mecazi ve soyut anlamlarda kullanılır. Zihinsel, psikolojik, dini ve hukuksal alanlarda yapılan yanlışların farkına vararak, sorgulama yaparak doğruları bulmaktır. Helalleşme ise, belirli bir kişiye veya kesime bilerek isteyerek ya da zorla zarar verilen konu veya olaylardan pişmanlık duyma halidir. Hatanın anlaşıldığı konusunda af dileyerek pişmanlık geri bildirimidir. Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde öğrenim gördüğü yıllarda, kampüsteki pek çok gencin dahil olduğu radikal sol veya uç siyasi akımlara katılmadı. Öğrencilik döneminde aktif olarak ideolojik sokak eylemleri veya radikal öğrenci hareketleri içinde yer almadı. Cumhuriyet Halk Partisi’ni geçmişindeki hataları ve yanlışlarından dolayı kendiliğinden verdiği bir kararla 12 Şubat 2022 tarihinde kurulan altılı masa ittifakının paydaşları önüne 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılacak seçim öncesinde helalleşme diye bir şey ortaya attı. 'Kılıçdaroğlu kimlerle helalleşecekti?'.. Listedeki önemli başlıklardan bir kaçı şöyle: "28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp helalleşeceğiz. İkna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz" dedi. "Roboski ile helalleşeceğiz. Hukuk başka helalleşme başka. İnsanlara devlet tazminat ödeyecek ama bir taraftan da helalleşeceğiz.” dedi. Genellikle, sağ merkezli partilerin gönüllerini okşayarak Cumhurbaşkanı olmak istiyordu. Bu durum ise, CHP’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmiş tarihini de çok özümsediğinin farkında olmayışından kaynaklanan kafa karışıklığına sebep oluyordu. Zira siyasi kariyerine 2002 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'ne katılarak başladı. 2002 Türkiye genel seçimlerinde de İstanbul milletvekili seçildi. Ne ilginçtir ki Kemal Kılıçdaroğlu hiçbir seçimde kendi ilinden, memleketinden de aday olmamıştır. Bu bana hiç etik gelmemektedir. Ya İstanbul’dan ya da İzmir’den aday olarak milletvekili olmuştur. Helalleşmeye çok önem veren Kılıçdaroğlu, bu konuda İzmirli ve İstanbullu CHP’li seçmenden neden helallik almadığını da merak ediyorum. CHP TUNCELİ Milletvekili rahmetli KAMER GENÇ sayesinde Türk Milleti, TUNCELİ adını ve güzel insanlarını o zaman duydu, öğrendi. Tam bir Cumhuriyet savunucusu ve Atatürk sevdalısıydı. Nur içinde yatsın. Kılıçdaroğlu Tunceli ismini kullanmıyor, “ben Dersimli Kemal’im” diyordu. Siyasete yön verme hedefindeki George SOROS tarafından finanse edilen Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı’nda (TESEV) Kılıçdaroğlu’nun 183 NUMARALI KURUCU üyesi ve vakıf senedinin hissedarları arasında olduğunu gazeteci Barış Yarkadaş lanse etti. Siyaset Bilimci Prof. Dr. Cangül Örnek, bir yazısında bu durumu ele alarak duyurmuştu. Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı süresince TESEV üyeliğini gizli tuttu. Bunun nedenini neden açıklamamıştı? CHP Genel Merkezinde, “bayramın son günü açıklama yapacağım” demişti. Ama açıklamalarıyla yargısız infaz yaptı. Kendi partisinde yıllarca çalıştığı dava arkadaşlarını, şikâyet etti. Kendisini, hak hukuk adalet söylemleriyle hukuka, saygılı ve dürüst olarak belleklerimize yerleştirmiştik. Hapiste yatan yol arkadaşlarını, yargısız infaz ederek dolaylı bir şikâyet etme yolu kullanacağı hiç aklıma gelmemişti. Resmen yol arkadaşlarını FETÖ’cülükle suçladı. Açıklamaları yol arkadaşlarının cezalandırılması içinmiş. Keşke, Genel Başkanlığı süresince halkına açıklaması gereken şeyleri açıklasaydı. Örneğin, mühürsüz oylar, Ekmelettin meselesi, CHP ‘lilerin kandırılarak AK Partiden ayrılan DEVA, GELECEK Partilerine ve SAADET Partisi’ne hediye edilen milletvekillikleri, Muharrem İnce‘nin Cumhurbaşkanı adaylığı ve Meral Akşener ile olan sürtüşme nedenleri gibi… Bu konularda, CHP ve Atatürkçü vatanseverlerle, sosyal demokratlarla ne zaman helalleşeceksiniz? Bitkiyi toprağa bağlayan topraktan su ve mineraller almayı sağlayan ona desteklik veren en önemli organdır kök. Her bitkinin kökü aynı değildir. Örneğin, ana kök çok gelişir büyürse üzerinde daha ince kökler çıkarsa buna kazık kök denir. Fasulye, bakla ve yonca. Bazen halk arasında “kendini fasulye gibi nimetten sayıyor” sözünün anlamı belki de ana (kazık) kökünün sağlamlığından ileri geldiği için olabilir mi dersiniz! Ana kök, yani kazık kök çok gelişip besin depo ederse şeker pancarı, turp, havuç olarak onları yeriz. Köklerin hepsi aynı uzunlukta gelişir ve saçaklanırsa buna da saçak kök denir. Örneğin Buğday, arpa, çilek, soğan, pırasa gibi. Saçak kökleri, çoğulculuğa, üretime, düzene, kurallara uyma, birliğe ve dayanışmaya benzetebiliriz. Her bir kökün aynı yerden eşit uzunlukta çıkması toplumsal çeşitliliği ve eşit hakları temsil eder. Bitkiyi ayakta tutan, desteklik veren kök devamlılığı sağlamak için bitkiyi besler. Kökü tanımlayan özellikler ile devletin anayasasında Türkiye Cumhuriyeti’ni tanımlayan özellikler arasında benzerlik kurulabilir. Örneğin, kökte bitkiyi tanımlayan özellikler devletin kurucu ana kökü gibidir. Yani, devletin özelliklerini anayasada tanımlanan maddelere göre söylemek gerekirse; yönetim şekli, bayrağı, dili, dini gibi bir yapılanma da aslında bir köktür. Devletin kurucu felsefesinin kökü de CHP’dir. Ana köktür. Bu yüzden o kökü iyi korumak kollamak gerekir. 31.05.2026 ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.