Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Halis Özdemir

bursaarena.com.tr - Halis Özdemir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halis Özdemir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Nato toplantısının Türkiye de yapılması ve Türkiye’den beklentileri!.." Haber

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Nato toplantısının Türkiye de yapılması ve Türkiye’den beklentileri!.."

Geçtiğimiz günlerde “Nato Türkiye’nin nesi olur” başlıklı bir makale yazmıştım. O makaleden önce de, “Amok Koşusu, Dünyayı Ateşe Verecekler ve Yunanistan Kaşınıyor” başlıklı üç makale yazmıştım. Bu makalelerin yazılma nedenleri o günlerde kamuoyunun üzerinde durmadığı, gündeme getirilmeyen Bilderberg toplantısında Siyonist önderlerinden, 95 yaşındaki George Soros ve 99 yaşındaki Henry Kissinger arasında geçen ve kurmak istedikleri “Yeni Dünya”nın yol haritası tartışması ve alınan karar idi. Yahudi siyonist Henry Kissinger, Yeni Dünya kurulmasını devlet yetkililerini ele geçirmek, etkilemek yolunu önerirken, George Soros’un “Amok Koşusu/ezip geçmek” metodunu önerdiğini ve tartışmayı Soros’un kazandığını yazmış ve, “Dünyayı Ateşe verecekler” makalemi yazmıştım. İşte tam bu süreçte Nato toplantısında Türkiye’ye rol biçmeye çalışan siyonistlerin emir erleri, Türkiye’ye, Rusya’ya saldırması ve Rusya içindeki özerk Türk devletlerinin bağımsızlığına kavuşması (havuç) ve Rusya’nın 11 milyon km kare topraktan çıkarılarak bir milyon kilometre kareye sıkıştırılması teklifi yapılmış ve Türkiye-Rusya savaşında Türkiye’ye yardım edeceklerini vadetmişlerdi. Türkiye bu oyuna gelmedi! Şimdi ne olacak? Siyonistin emir erleri Türkiye’ye ne rol biçmeye çalışacaklar? NATO toplantısının Türkiye’de olması Türkiye’ye biçilen rolün, “aslansın kaplansın” modu ile tekrar temcit pilavı gibi sofraya sürüleceğe benziyor. NATO Türkiye olmadan, Türk askeri Türk kara gücü olmadan “büyük operasyonlar için” bir anlam ifade etmemektedir. Türkiye’nin devlet aklı, yöneticilerin, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın tecrübesi Türkiye’nin kullanılmasına müsade etmeyecektir! Etmemelidir. Siyonist aklın hedeflerinin ve yol haritasının anlaşılması için; -Amok Koşusu, -Dünyayı Ateşe Verecekler -Yunanistan kaşınıyor başlıklı makalelerimi okumanızı öneririm. Şimdi gelelim “Nato bizim neyimiz olur?” Sorusunun cevabını aramaya ve “Türkiye neden Nato üyeliğini sürdürüyor?” sorularının cevabına. Türkiye neden Nato üyeliğini sürdürüyor? Türkiye NATO’nun şerrinden emin olmak için üyeliğini sürdürüyor. Bu bir! Tedbirini kısaca ifade ettikten sonra, Nato ile Türkiye’nin savunma anlaşmalarının içeriği ile ilgili olarak; Orgeneral Cemal Madanoğlu’nun hatıralarında ifade ettiği, ”Nato ile Türkiye anlaşmasına göre, Nato Türkiye’ye Komünist bloktan Rusya’dan gelecek saldırı karşısında Türkiye’yi Hatay Amik ovasında savunacak(mış). Yani Hatay Amik ovasındaki savaşa gelince; İslam dünyasında; “Melheme-i Kübra Savaşı” Yahudi ve Hristiyan inancına göre ise; “Arz-ı mevud/Kıyamet savaşı”nın yapılacağı alandır. Yani NATO orada ne için bulunuyormuş umarım anlaşılmıştır. Cemal Madanoğlu’nun anılarında iddiaları dönemin devlet başkanı darbeci Orgeneral Kenan Evren’e soruldu. Evren de Madanoğlu’nun anılarını “malesef doğru” diyerek doğrulamış oldu. Şimdi Nato toplantısı neden Türkiye’de yapılıyor ve Türkiye Nato için ne anlam ifade ediyor umarım daha iyi anlaşılmış olsun. Unutmamak gerekir ki dünyada en önemli Ordu Türk ordusudur. Türk ordusunun motivasyon hareket noktası dünyada başka bir millette yoktur! Türk askeri erinden rütbelisine, “ölürsem şehit kalırsam gazi” makamına erişme hayallerini süsler. Ordularda elbette gelişmiş silahların önemi inkar edilemez! Ancak savaşlarda imzayı sahadaki askerler atar. Bu imza da tarih boyunca birkaç istisna dışında Türk askerinin olmuştur. Türkiye Nato ile ilgili yükümlülüklerine yenilerini asla eklememeli, ayrıca NATO’nun Türkiye’de birlik bulundurmasına izin vermemelidir. Türkiye NATO ve ABD’nin Asya Ortadoğu Rusya Çin perspektifinin aktörü olamaz! Olmamalıdır. Türkiye ne NATO’nun ne BM’nin ne de başka unsurların öne süreceği bir devlet değildir. Türkiye, Rusya- Çin- ABD ve çakalları katil İsrail konusunda kendi kararını verecek irade ve erdeme sahip büyük bir devlet ve büyük millettir. Ne NATO’nun ne de siyonist işbirlikçilerinin oyununa gelmeyecektir. Vesselam ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Modernizmin ve Geleneğin Arasına Sıkışmış Nesil.." Haber

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Modernizmin ve Geleneğin Arasına Sıkışmış Nesil.."

Geçtiğimiz günlerde bir TV programında konuşan bir amcamız kendi gençlik dönemlerindeki aile ilişkilerini, büyük küçük ilişkilerini anlatırken oldukça dertli ve mutsuzdu. Dün ayıp sayılan Dün saygısızlık sayılan Dün hoş görülmeyen davranışlar bu gün normalleşmiştir. Normalleşmiştir normalleşmesine ama aile şayet varsa ve halen yaşıyorlarsa aile büyükleri bundan son derece rahatsızlık duymakta ve mutsuz olmaktalar. Onların bu durumdan rahatsızlıkları, “öyle şeyler eskidendi şimdi bunların önemi yok” gibi oldukça sığ ve karşısındakilerin incinmesine, kendilerini değersiz görmelerine sebep olan bu “large” davranışların aile büyüklerinde gönül kırıklığı, mutsuzluk, değersizlik gibi derin travmalara sebep olduğu gözardı edilmektedir. Terbiye eskiden de terbiyeydi bu gün de terbiye terbiyedir. Batılı toplum davranışları TV dizi film ve sosyal medyada görerek normalleşmiş ve içselleşmiştir. Bizim kuşak; Büyüklere saygıda kusur etmemeye çalışırdı. Büyüklerin yanında ayak ayak üstüne atmazlar, Sözlerini kesmezler, Sesilerini yükseltmezler, Büyükler konuştuğu zaman onların konuşmalarını dinlerler, Aile büyüğü odaya girdiğinde küçükler hürmeten ayağa kalkar ve yer verirlerdi. Şimdi bu zarif davranışların çoğu ailede esamesi kalmamış görünmektedir. Aile büyükleri odaya girdiğinde çocukları ve torunları asla istifini bozmadan oturan oturduğu yerde, yatan yattığı yerde konumunu değiştirmemektedir. Okullarda öğretmen öğrenci ilişkisi, öğretmene saygı yerlerde sürünmekte! Nerede kaldı “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum!” Öğretisi. Önce aileden sonra okul ve sonra da film dizi gibi görerek insanlarda normalleşme sağlayan ortamlarda kaybolan değerlerimiz işlenmeli toplumunuz tekrar saygın yerine kavuşmalıdır. Bizim jenerasyon mahalle büyüklerinin terbiye ve uyarısının da aile uyarısı gibi önemli bulunduğu kuşaktır. Şimdilerde bırakın komşu çocuklarını uyarmayı kendi çocuklarını uyarabilen kaç aile kalmıştır ya da kaç ailenin çocuklarını uyarmalarından netice almaktalar. Bu mesele toplumun tamamını ilgilendiren topyekün ele alınması gereken bir konudur. İnsanlar genellikle söylenenle değil gördükleri ile etkilenir ve şekil alırlar. Onun için “üzüm üzüme bakarak kararır” sözümüz unutulmamalıdır. Genç neslimizi modernitenin ve batılılaşmanın kurbanı yapmayalım. Bizler Müslüman toplumlarız ve yaşam ve hayat kültürümüz vardır, bunu yaşayalım ve yaşatalım. Evlerimizde, ne kadar, ne zaman daha birlikte olacağımızı bilmediğimiz aile büyüklerimizi incitmeyelim. Onların saygıyı hakettiklerini, saygı kurallarını “o eskidendi” gibi sığ ve değersiz yaklaşımlara kurban etmeyelim. Gençler, onları bir daha görmeyeceğinizi unutmayın! Onlar sizlerin babalarınız anneleriniz için ömürlerini feda ettiler! Onları hafife almayın. Onlar belki sizin gibi ünvanlara ve varlığa sahip olmayabilirler, onlar umuru dünya görmüş tecrübeyi bedeller ödeyerek kazanmış insanlardır. Ayrıca onların öyle bir ünvanları var ki onlar baba onlar anne onlar dede onlar nenedir. Gençler sizlerin de bu ünvana sahip olmanız temennimizle sağlıcakla kalın. Toplumsal değerlerin yaşatılması ailenin yaşatılmasıdır. Ailenin yaşatılması ise mutluluktur. Mutlu gelecektir. Güzel, mutlu gelecekler sizlerin olsun. Vesselam ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Muhsin Yazıcıoğlu Suikast Dosyası Tekrar Açıldı" Haber

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Muhsin Yazıcıoğlu Suikast Dosyası Tekrar Açıldı"

Şimdi sıra Sivas Madımak Oteli Provakasyonu dosyasında, Adaleti Ararken Bak Şu İşe! Türkiye’de Neler Olmuş Neler! Maraş Çorum Sivas provokasyon Katliamları ve Tokat Provokasyonu… Kardeş kavgası çıkarmak istediler başaramadılar!… Muhsin Yazıcıoğlu dosyası tekrar açıldı. Hayırlı olsun. Sivas Madımak Oteli davası da hiç vakit kaybedilmeden tekrar açılmalıdır. Merhum Yazıcıolu ile 12 Eylül 1980 Askeri müdahalesinde tutuklandığım da Mamak ceza ve tutukevinde B blokta, ben 6. Koğuşta Yazıoıoğlu da 5. Koğuşta kalıyordu. Koğuşlarımız karşılıklı ve volta alanlarımız da bir idi. Meşhur mamak işkenceci savcısı Nurettin Soyer’in C-5 işkence hanesinde de yolumuz kesişmişti. Bir bakıma “mahpushane arkadaşlığımız” var denilebilir. Çileli başlayan hayat kimileri için çileli devam ediyor vesselam! Bu yazımız üç ayrı örnekle Türkiye’de adaletin işleyişine provakasyonlar ve entrikalara örneklik teşkil edecektir. Birincisi merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü ile üzerindeki sis perdeleri kalkmadan ortadan kalkan dosya Türkiye’de “yapan’ın yanın da kaliyor” algısını besleyen kritik ve önemli davalardan birisi olarak tarihte yerini almış ve Türkiye üzerinde kara leke olarak kalmışken şimdi adalet sistemimiz içinde, “Temizeller operasyonu” nu Türkiyede hayata geçirilmesi idi. Tam da burada çok şaibeli olan dava dosyaları kapatılan ve yeniden açılan bazı cinayet dosyalarında olduğu gibi Yazıcıoğlu dosyasının tekrar açılması , bundan böyle “yapanın yanında kalmayacağı” hatta organize ve muhtemelen arkasında karanlık ellerin olduğu halkın kahır ekseriyeti tarafından düşünülen ve milletin vicdanında derin yara bırakan, merhum Yazıcıoğlu dosyanın tekrar açılması gönüllere su serpmiş devlete güven yoluna adeta işaret olmuştur. Gerçeğin ortaya çıkacağına inancımız tamdır! Faili meçhul ve üzerinde sis perdesi olan cinayet davalar sağ sol demeden bütün vatandaşlar için adalet prensibi ile yürütülmelidir. İlhan Erdost’un Uğur Mumcunun ölümlerindeki sis perdesi aileleri ve halkın bir kesimine göre aralanmamıştır. Her iki davanın “günah keçisi ilan edilen ve üzerlerine suç isnat edilen, Erdost davası sanıkları ile 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinde Mamak ceza ve tutuk evinde tutukluluğum sırasında aynı koğuşta kaldım. Kanaatim suçlu ilan edilenlerin suçsuzluğudur! Öyle olaylar ve öyle davalar varki akıl alır gibi değil!. İşte bir örnek, “6 yaşında çocuk evliliği” gibi akıl dışı propagandaya kurban gitmiş Yusuf Ziya hoca nihayet tahliye edildi. “Bir zulme daha böylece son verilmiş oldu! Darısı gene aynı şekilde propagandaya kurban edilmiş Sivas Madımak Oteli davası. İnanıyoruzki bu davanın da yeniden açılması halinde gerçek suçlular provakatörler ortaya çıkarılacaktır. Halen tutulular arasın da da gerçek suçlular varsa onlarda tescil edilmelidir. Sivas’ta Türkiyeyi karıştırmak isteyenler operasyon yapmıştı! Otel yakmışlar ve içinde insanlar yanmıştı. Olanlar akıl vicdan havsala alır gibi değildi! Sivas’ta yaşananlar katliamdı ve vicdanları yaralamış ülke üzerine karabulut gibi çökmüştü. Bu olayları tertip edenler katliam yapanlar katliamlarına Başbağlar da 33 vatandaşı yakarak devam etmişler vatandaşlarımızı öldürmüşlerdi. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'taki Madımak Oteli'nde meydana gelen katliamda, aralarında yazar, sanatçı ve şairlerin bulunduğu 33 kişi ile 2 otel görevlisi olmak üzere toplam 35 kişi hayatını kaybetti. Türkiye tam bir operasyonel probakasyon yaşamıştı. Akabinde ise Erzincan Başbağlar kasabasına da saldırılmış kasaba kalkından otuz üç vatandaş katledilmişti. Türkiyeyi karıştırmaya, kardeş kavgasının içine çekmeye azmetmişlerdi! Başaramadılar Başaramayacaklar Türkiyeyi karıştırmak isteyenler, yeni Maraş Tokat Çorum kanlı olaylarını tezgahlayarak Türkiyeyi kardeş kavgasına çekmek isteyenlerin organize ettiği kanaati milletimizin zihnine yer etmiş SİVAS MADIMAK olaylarıdır. Yazımıza örnek, üçüncü bir büyük davaya örnek olan SİVAS MADIMAK OTELİ KATLİAMI davası sanıkları da “hukuk garabeti” ne davayı takip edenlere göre de propagandaya kurban gitmişlerin davadır. Sivas Madımak oteli davası sanıkları ile ilgili Akit Tv de hazırlayıp sunduğum Vizyon programımda konuyu hem hukuk açısından ve hemde sosyal yönü itibarı ile ele almıştım. Tabiatı ile sanık yakınları ile de temasa geçmiş Sivas olaylarının hukuki seyrini onlardan ve avukatlarından dinlemiştim. Sivas Madımak Oteli davası hakkındaki genel kanaat gibi benimde, “sanıkların kurban seçildiği” idi. Bu dava öylemidir böylemidir işin aslı nedir ortaya çıkarmak katliamda hayatını kaybedenler ve aileleri açısından da mağdur sanıklar açısından da Türkiye de hukukun işleyişi bakımından tarihi sorumluluktur. Dava dosyasının hazırlanış hikayelerinden bize anlatılanlara iki örnek verelim. Şöyleki ; “Avrupa’dan torunun sünnet nerasimi için gelen gurbetçi vatandaşın sünnet için gereken alışverişleri yapmak üzere Sivas’a geldiği sırada provakatif Sivas Madımak oteli olayları cereyan eder, Eder etmesine de olaylardan bi haber olan bu zat ve diğerleri bazı mahallelere koyulan levhalara “ madımak olaylarında kimi gördüyseniz ismini bu listeye yazın” duyuruları ile kimilerinin hasım veya başka saikle yazdığı isimler yıllarca Sivas’ta ceza ve tutuk evinde ömürleri geçmektedir.” Otuzlu kırklı yaşlarda hapsedilmiş bu şahıslar bu gün seksenli yaşlara gelmişler ömürleri geçmiştir. Sivas davasına bir örnekte “kamyon şöförlüğü yapan ve Sivas olaylarının yaşandığında Sivas’ta olmayan ve Malatya yöresinde trafik cezası da alan bir kamyon sürücüsü de bu operasyondan nasibini almış ve ömrünü ceza evinde geçirmektedir.” Bu davaların dosyaları hiç vakit kaybedilmeden açılmalı ve Alevi yurttaşların yoğun olarak yaşadığı ve kardeş kavgası için özellikle seçilen “Türkiye’ye Sivas Madımak olayı” ile Maraş Çorum Tokat olaylarını tezgahlayanlar ortaya çıkarılmalıdır! Tokatta 1975 yılı 15 Şubat günü tertip edilen provakasyonu bizzat yaşamış birisi olarak ders alınmak maksadı ile sizlerle paylaşmak isterim. 1974/1975 öğretim yılında Tokat Milli Türk Talebe Birliği başkanlığı yapmaktaydım. Tokat valilik binasına yakın olan Ali Paşa camisinde cuma namazı çıkışı caminin hemen avlusunda bulunan bir çınar ağacının yükseltilmiş kısmına çıkan ve o güne kadar Tokatta kimsenin görmediği tanımadığı bir şahıs camiden çıkan cemaati Bulvar sinemasında TÖS (Sol görüşlü Öğretmenler Sendikası) tarafından tertip edilen bir toplantıya işaretle; “ komünistler bulvar sinemasında toplantı yaparken siz cuma namazı kılıyorsunuz Bulvar sinemasına yürüyün toplantıyı başlarına yıkalım” gibi lafları peş peşe sıralıyor etrafında gene kimsenin tanımadığı daha sonra ortaya çıkan birkaç kişi camiden çıkan halka kol kola girmelerini ve kimsenin ayrılmasına müsade edilmemesi talimatını yağdırıyor ve birbirlerinden habersiz cemaati Bulvar sineması önüne yığmayı başarmış ve gene o günden sonra bir daha Tokatta görülmeyen şahıslar önce emniyetin araçlarını yakıyor yakamadıklarını ise ters çeviriyordu Toplantının yapıldığı Bulvar sinemasına girmeye çalışılırlarken bir yandan da Bulvar sineması ateşe verilmişti. Neyse ki yangın hemen söndürülmüş maksatlarına ulaşamamışlardı. Olaylar ikinci günde devam etti. Tokatın maruf şahsiyetlerinden dört yüz civarında kişi gözetim altına alındı. Kırk civarında şahıs tutuklandı. Tutuklananların da susuzlukları anlaşılınca da serbest bırakıldılar. Provakatif yürüyüş sırasında topluluğun içinde kalmıştım Bulvar sinemasına ulaşıncaya kadar topluluğun arasından çıkamadım. Bu hikayeyi anlatmaktaki maksadım. Sivas Çorum Maraş kanlı karliamlarının provakasyonlarının anlaşılmasına örnek olması içindir. Maraş olaylarının bir hafta sonrasında ise, Maraşa gittim ve olayları yerinde gözlemlemek istedim. O sıra da Akıncı Sporcular Genel başkanlığı yapmaktaydım Maraş akıncılar başkanımızdan kan donduran olayların hikayesini yerinde dinledim. Çorum Maraş Sivas Tokat olayları ile ilgili olarak gerek makalelerimle ve gerekse de Mamak Zindanlarında Bir Akıncı Tarihe Notlar kitabımda yer verdim. Adalet gecikmiş olsa da Sivas davası sanıkları olarak bilinen ve büyük ihtimalle de suçsuz kişiler tarihe ve gelecek nesillerine “katil” olarak anılmamak isterler. Bu gerçeği ortaya çıkarmak devletin asli görevidir. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu davası ve Sivas Madımak davası Türkiyede hukukun işleyişi ve Türkiyede yerli ve yabancı mihraklar tarafından tertip edilen Türkiye için adeta kara leke olan davaların vuzuha kavuşması Türkiyenin bağımsızlığının mücadelesi içinde yerini alacaktır. Her iki dava da tarihidir. Sivas madımak davası ile ilgili siyasiler “Alevi vatandaşlar incinir” gibi bir endişeye kapılmaları son derece yersizdir. Alevi vatandaşlarımız hakkaniyeti ve adaleti şiar edinmiş vatandaşlarımızdır. Yeterki mesele bütün çıplaklığı ile ortaya konulsun! Bir başka konu da geçtiğimiz hafta beyaz et üreticisi şirketlere kayyum atanması konusudur. Bir hukukçu dostum bu konudaki endişesini benimle paylaştı ve, “mülkiyet kakkı kutsaldır” genel hukuk kuralını hatırlattı. Bu konuda bir bilgim olmadığını ifade ederek, “Devletin vardır bir bildiği” genel kanaati üzerine hareket ettiğimi ama bu konuda şayet bir yanlışlık varsa haklı tarafın, hukukun mülkiyet hakkının kusallığı tarafında yerimi alacağımı ifade ettim. Bu konuda kamuoyu bilgilendirilmeli devlet ve hukuk sistemimiz yıpratılmamalıdır. Sayın Adalet Baka’nı Akın Gürlek kamuoyunu umutlandırmıştır. Netameli konularda geçmişte verilmiş kararlara veya sonuçsuz davalara bigane kalmamış “ neme lazım ağrısız başım kaygısız aşım” dememiş taşın altına elini koymuş millete umut olmuştur. Marifet itiltifata tabidir. Doğru işler yapanın her zaman yanında yer almaya devam edeceğimizden. yanlışların da karşında olacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın. Karanlık, üzeri kapatılmış dosya ve dava kalmasın! Türkiyenin Adalet yolcuğu aydınlık olsun! Vesselam.. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

HALİS ÖZDEMİR yazdı: “Türk’üm!” Dediler Haber

HALİS ÖZDEMİR yazdı: “Türk’üm!” Dediler

Pakistan 13. Devlet Başkanı ve İran Cumhurbaşkanı Türk’üm Dedi Öncelikle şu gerçeği ifade edelim; İslam’da ırkçılık yasaklanmıştır! İslam tevhit dinidir. Bu kaideyi ifade ettikten sonra konumuza gelelim. Türk toplulukları denildiğinde bunun dünya nüfusundaki yeri dört yüz milyonla ifade edilir. İslam toplulukları denildiğinde bunun karşılığı bir milyar sekiz yüz milyonluk devasa bir gücü kitleyi ifade eder! Onun için; ”Türk Devletler Birliği” yanında “İslam Birliği” asıl hedef olmalıdır. İSLAM KARDEŞLİĞİ HEM TÜRK İSLAM BİRLİĞİNİ HEM DE DÜNYADAKİ ve TÜRKİYE’DEKİ ETNİK KİMLİK AYRIŞMALARININ ÖNÜNÜ KESER VE; “İNANANLAR KARDEŞTİR.” DÜSTURUNU İFADE EDER! BİRLİK VE BERABERLİĞİ İFADE EDER! İran dini lideri Hamaney, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan Türk’üm dediler. Pakistan cumhurbaşkanı İmran Khan Türk’üm dedi! Türkiye Rusya arasında Rus uçağının düşürülmesi sonrası Rusya ile savaşın eşiğine gelindiğinde Pakistan genel kurmay başkanı; “Türkiye’ye yapılacak herhangi bir saldırıyı Pakistan’a yapılmış saldırı sayarız” demişti. Ayrıca da dönemin Kazakistan Devlet Başkanı Nur Sultan Nazarbiyef de Rusya’yı uyarmış özellikle “Kazak halkını tutamam, Türkiye’ye saldırı bölgede kaosa kargaşaya sebep olur” anlamında uyarılarda bulunmuş ve Türkiye’ye verilen bu destekler sonrası Rusya kıçının üzerine oturmuştu! “Pakistan halkı bizi seviyor!” Hep böyle dendi. Dendi denmesine de neden sevdiğini söylemek veya sormak kimsenin aklına gelmedi. Gelmedi(!) çünkü Pakistan’da yüz milyon, Hindistan’da yüz milyon Müslüman Türk’ün varlığını söylemek “ırkçılık” olarak görüldü! Evet Pakistan, Hindistan ve Arakan’da yaşayan iki yüz milyon Müslüman Türk var! Babür Türk devletinin varisleri, Babürşah’ın torunları bunlar! Hindistan’da dünya harikası kabul edilen TAC MAHAL kimin eseridir? Tac Mahal, Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından, çok sevdiği eşi Mümtaz Mahal'in anısına yaptırılmıştır. İşin aslı dünyada otuz civarında Türk devleti var ve çoğu Müslüman olan devletler var. Var var olmasına da Türkiye halkının çoğu maalesef bundan haberdar değil. Dünyada dört yüz milyona yakın Türk yaşamaktadır ve bunların kahır ekseriyeti de Müslümandır. Türk dili dünyada yaygın konuşulan diller arasında dördüncü sıradadır. Ayrıca dünya coğrafyasında da çok önemli miktarda toprağa, enerji kaynaklarına ve yeraltı zenginliklerine sahiptirler! Maalesef Türkiye’de, İran’ın tarih boyu bir Türk devleti olduğunu hali hazırda nüfusunun yarıdan çoğunun Türk olduğunu siyonist ABD ve İsrail saldırılarından sonra öğrendi! İran Türkiye’de hep düşman ilan edildi. Neden? Nedeni çok basit, Türkiye’nin Türkiye’den ibaret olmadığının Türk milletinin bilmemesi, ona göre konum almasının gücünü bilmemesinin temini içindi! Onun için, her fırsatta Pakistan’da Babürşah’ın torunları yaşıyor. Onun için zulme uğrayan, yerlerinden yurtlarından edilen Arakan halkının da Müslüman Türk soylu olduğunu yazdım. Onun için Türk dünyasını tanımamızın zorunlu olduğunu yazdım! Şu Filistin ve Gazze halkının önemli bir kesiminin Osmanlı döneminde Filistin’e yerleştirilen Müslüman Türkler olduğunu kim biliyor? Pakistan’ın Cumhurbaşkanı İmran Khan; Babürşah’ın torunlardanım, Türk’üm, dedi İran dini lideri Hamaney, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve niceleri ben Türk’üm derken, Arnavutluk’ta 90 yaşlarında bir Arnavut nene ben Türk’üm dedi. Arnavut ninenin Türklükten kastı elbette Müslümanlıktı! Türkiye dışında Türk demek Müslüman demekle eş anlam taşımaktadır. Bizimkilerin bir kısmı “ben Türk’üm’”demekten imtina ederken, diğer kısmı ise Müslümanım demekten imtina ediyor. Arapça diye Allah’ın selamını “Merhaba”ya çevirdiler! Elbette kültürümüzde merhabanın önemli ve zerafet içinde uygulaması vardır. Keşke merhaba kelimesi yerli yerine kullanılsa. Şöyle ki; Müslüman Türk geleneğinde merhaba kelimesi şöyle kullanılırdı, bir kişi veya kişiler herhangi bir topluluğa girdiklerinde selam verirler topluluk içindeki ev sahibi veya önder kişi gelen misafire “merhaba” derse bunun anlamı “rahat et buyur, oturabilirsin.” demektir. Merhaba denilen kişi de mukabele olarak “cemaate rahmet“ demek sureti ile oldukça “zarif bir ilişki gelişir” yeni gelen kişiye burada “özel bir konu konuşuyoruz müsade eder misiniz” yerine kullanılırdı “merhaba”. Arapça karşıtlığı ile merhaba diyenler gerçekten merhaba kelimesini Türkçe olduğunu düşünüyor olamazlar! Halbüyse Ezan ve selam İslam’ın sembolü dünya dili halindedir. Türkiye’de Türk milletinin hem millet anlayışını hem de din anlayışını yozlaştırıp, “on yılda on milyon genç yaratmak” peşine düştüler! Sonuç ortada. Eserleri ile övünebilirler. Müslüman Türk tarihi denilince 23 Nisan’dan ibaret zanneden bir nesil yetiştirildi. Mustafa Kemal yegane Türk büyüğü ilan edildi! Ya diğer Türk büyükleri! Böyle bir vefasızlık aziz milletimize yakışır mı? “Aslını inkar eden haramzadedir” Ata sözümüz değil mi? Sahi Sultan Alparslan Sultan Fatih ve diğer sultanlar neden yad edilmez!? Neden hatırlanmaz! Neden arkalarından bir Fatiha okunmaz! Neden!? Hele Sultan Fatih’e atılan iftiralar, iftiralara itiraz etmeyenler! Bütün bu süreç, Ne için ve kime hizmet etmek için!? Sürdürüldü? İşte o sebeple milliyetçilik adına “IRKÇILIK” dindarlık “ümmetçilik” adına da millet anlayışından uzaklaştırdılar toplumu. Düşünün bir kere bu millet bu hale getirilmeseydi İslam milletlerinden, gene İslam milleti/ümmet olan Türk devletlerinden ve Türk tarihinden bu kadar uzaklaşırlar mıydı? Gelinen nokta kimlerin işine yarıyor!? Türkiye’de, Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkesler, Gürcüler nihayetinde Türkiye’de yaşayan ve devleti milleti ile iftihar edenlerin adı Türk milletidir. İşin bir başka yanı ise; Türk’üm diyen bir grupta atalarımızın dini Şamanizm derken Allah lafzı yerine “Tengri” demeyi Türk olmak zannediyorlar. Bir kelimenin Türkçe olması saiki ile sahiplenilmesi doğru mudur? Tanrı/Tengri’nin Türkçe anlamı “yaratıcı” olmakla birlikte Allah demek değildir! Daha ilginç ve tehlikeli olanı da; ”atalarımızın dini veya atalarımız böyle diyorlardı” gerekçesi ile “Tengri” demek! Tabii ki Türkler tek tanrı inancına sahiptirler. Türkleri İslamdan önce de tek Tanrı inancına sahip peygamberi din mensubu yani Müslüman sayanlar da elbette vardır ben de öyle olduğunu düşünüyorum. Bizim işaret ettiğimiz, İslamdan gayrı bir inanç içinde görerek atalarımızın dini yaklaşımı ile Tengri demenin itikadi sakıncasınadır. Ayrıca Tengri/Tanrı/Tanrılar kavramı içinde yaklaşılmasınadır. Bir, Tanrı Allah’ın doksan dokuz ismi şerifi içinde yoktur. İkincisi, Tanrı/Tanrılar Baba Oğul Ruhul Kuds inancı olanlar içindir. Onların inandıklarına “Tanrı”, Tanrılar demeleri gayet normaldir. İslam tevhid dinidir. Allah için çoğul kullanılamaz! Müslüman neden Allah lafza-i celalini bırakıp Tanrı der ki? Anlaşılır değil. Bazıları bakımından bir başka husus da, bazıları için Müslüman Türk’üm demek neden rahatsız edicidir?Müslüman gibi yaşamak mı sorun?Türklükle islamı bir arada zikretmekten neden imtina ediyorlar? Neden? Öte yandan, Neymiş Türk’üm derlerse ırkçılık yapmış olurlarmış. Bir, Türk demek Müslüman demektir. İki, Müslüman değilim diyen bir kavmiyetçinin Türk’üm demesi bir mana ifade etmez! Türk Müslüman olur! Müslüman olmayan da Türk olmaz! Üç, türküm demek “ümmet” inanç ve emeline aykırı değildir! Dört, Türkler İslam tarihinde İslam’a hizmet etmiş adil bir millettir. Müslüman olmakla şereflenmişlerdir. Ve İslam ümmetidirler. Beş, Türkler ırkçı, kafatasçı değildir. Bizim Türkçülük anlayışımız kültürel Türkçülüktür. Onun için Türk olduğunu söylemek ırkçılık değildir. Irkçılık yapmak başka milletlere üstünlük taslamak, onların haklarını yok saymak, sömürgeci olmakla olur. Türk devletlerinde devlet politikası olarak asimile edilmiş millet yoktur. Sömürü yoktur. Halbüyse batılı devletlerde birkaç nesil sonra insanlar ne kültürlerini ne de dil ve inançlarını yaşamamaktadırlar. Bir müddet sonra asimile olarak yok olmaktalar. Irkçılık budur. Kendi milletini tanımak onunla iftihar etmek ona hizmet etmek ırkçılık değildir. Müslüman Türk milleti uyanmaktadır. Onun için; “TÜRKİYE’NİN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ” başlıklı makale yazdım. Onun için kurulmakta olan, Yeni Dünyanın Müslüman Türk Dünyası olacağını yazdım ve bu sıkıntıların doğum sancısı olduğunu ifade ettim. Batı sömürü çarkı ile dünyayı sömürmeye odaklıdır. Milletlerin yeraltı ve yer üstü zenginlikleri üzerine kendi konfor ve zenginliklerini inşa etmekteler! Ama yol bitmiştir. Gazze işgali ve soykırımı dünyaya zalimleri siyonistleri tanıtmıştır. Yeni Çağ Müslüman Türk çağı olacaktır. Türkiye önce Türk devletleri ile yakınlaşacak ekonomi savunma ve kültürel işbirliklerini geliştirecek sonra da Asya’da Pakistan, Endonezya, Malezya, Afrika ülkeleri ve diğerleri ile işbirliklerini her alanda geliştirerek Doğu Türkistan’da Filistin’de Arakan’da ve Afrika’da soykırım’ soygun ve işgallere son verecektir. Yeni yüzyıl ve gelecek Müslüman Türk yüzyılı ve çağı olacaktır, Türkiye’nin yükselişi önlenemeyecektir. Vesselam ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

HALİS ÖZDEMİR yazdı: Özgür Özel, Rahmi Koç ve Akın Gürlek Haber

HALİS ÖZDEMİR yazdı: Özgür Özel, Rahmi Koç ve Akın Gürlek

Geçtiğimiz günlerde sayın Özgür Özel Sayın Akın Gürlek’in memleketi Nevşehir’de Akın Gürlek ile ilgili açıklamalarda bulundu. Sayın Özel Nevşehir’de adeta “acemi siyasetçi” profili algısına sebep oldu. Akın Gürlek’i kendi memleketinde eleştirdi ve Nevşehir karşılaşması bir kısım medya ve kamuoyunda Gürlek’in lehine sonuçlandığı değerlendirilmeleri yapıldı. Aslında Sayın Gürlek İstanbul Başsavcılığı sırasında gösterdiği irade ile Türk siyasetinin meşru yollar dışında dizayn edilmesinin karşında durduğuna şahit olduk. Özellikle CHP’deki gelişmelere bakınca da Sayın Gürlek’in başlattığı müdahalenin çok önemli olduğu, CHP’nin dizaynına adeta çivi koyduğu şeklinde değerlendirildi. Sayın Gürlek’in başını çektiği İstanbul İBB’si operasyonu sonrasında, 22 Kasım 2025 tarihinde bir makale kaleme aldım ve Türk toplumunun “adalete güven” konusundaki tereddütleri bakımından Sayın Gürlek’in adeta bir umut meydana getirdiğini ifade ederek İtalyada yaşananları hatırlattım; “1990’larda İtalya’da Temiz Eller (Mani pute) operasyonun akıllara kazınmış, İtalyan baş savcının cesur adımı ile İtalya’da adı yolsuzluğa karışan pek çok siyasi partinin sonu olmuştur. İtalya’da “birinci cumhuriyetin sona ermesi” olarak ifade edilen bu operasyon ile İtalyan toplumunun beklentisini Antonio Di Pieteo isimli savcı gerçekleştirmiş, adını “cesur savcı” olarak İtalyan tarine yazdırmıştır.” Notunu düşmüştüm. Sayın Akın Gürlek kararlılıkla yoluna devam etmekte olduğu görülmektedir. Sadece ünlü siyasetçilerin karşısında “adalet” mekanizması ile durmakla kalmadı adeta kamuoyunda “dokunulmaz ünlü” sayılan Sayın Koç ile de karşı karşıya gelmekten imtina etmedi ve; ”adaletin yol haritası ve karekterini” ortaya koydu. Sayın Koç için “çok yaşlıdır, sohbet sırasında söylemiştir” gibi değerlendirmelerin de yapılması gayet doğaldır. Hukuki açıdan işin boyutunu ben bilmem, benim önemsediğim adalet mekanizmasının “ünvan, zenginlik, meşhurluk” gibi genel kabul olarak görülen “dokunulmazlık zırhını” da bir elinin tersi ile itmiş ve adaletin kurallarının herkes için geçerli olduğu örneğini vermiştir. Ayrıca Türk hukuk adalet ve asayiş konusundada çok ciddi bir hamle ile Kapanmış cinayet dosyaları tekrar açılarak, “yapanın yanında kalıyor”algısı ters yüz edilmiştir. Sayın Gürlek’ten beklediğimiz “Temizeller Operasyonu” duruşu konusunda kamuoyuna umut oldu. Kamuoyunun “adalete güven” hakettiği yere getirilmesi için Türkiye’de yol uzun ve uzun soluklu, azimli, kararlı duruşa ihitiyaç vardır. Sayın Cumhurbaşkanının da kararlı duruş göstermesi halk nezdinde “devlet kararı olarak ” düşünülmesini sağlamıştır. Öte yandan CHP açısından da ortaya çıkmıştır ki İstanbul operasyonu sadece “yolsuzluk” karşıtlığı dışında bizzat CHP’nin de önemli bir kesimi tarafından partilerinin “ele geçirilmesi operasyonuna karşı” oluşu da memnuniyetle karşılandığı değerlendirmemizle bu günlerde yaşananlara baktığımızda tesbitimizin bizzat CHP Önderleri ve taraftarları bakımından da doğrulandığını gördük. “Bürokrat hukukçu”dan, “Siyasetçi hukukçu”ya! Sayın Akın Gürlek’in sayın Özel karşısındaki performansı için “bürokrat hukukçu” kimliğine “siyasetçi hukukçu” kimliğinin de eklenebileceği yorumları yapılmaktadır. Öyle görünüyor ki Türk siyaset arenası bir “hukukçu siyasetçi” daha kazanmışa benziyor! Sayın Akın Gürlek’ten toplumun öncelikle beklentisi CHP’nin “siyasette kural dışı operasyonel ” dizaynına cesaretle karşı durduğu gibi, “adalete güveni” tekrar hakettiği yere taşımak olmalıdır. Müslüman Türk milletini başka milletlerden ayıran temel özelliklerden birisi “dost “düşman” demeden, inanç ve etnik kimliğine siyasi parti gözetmeden adil hükmetmesi”dir. Müslüman Türk milleti adildir. Aziz milletimizin karakteri adalettir! Toplumuzun inancı olan, “Adaletin kestiği parmak acımaz!” Güveni ve adalete teslimiyetin inşası aziz milletimize ve devletimize yapılacak en değerli hizmetlerden olacaktır! “Herkes için adalet” ekmek gibi su gibi ihtiyaçtır! Bunun da gerçekleşeceğine olan inancımızı koruyoruz. Vesselam ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Atayurttan Anayurt Türkiye’ye Kazak Diasporası" Haber

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Atayurttan Anayurt Türkiye’ye Kazak Diasporası"

Kazakistan ve Türkiye’de Yaşayan Kazak Kardeşlerimiz 17 Mayıs 2026 tarihinde Kazak Federasyonu kuruluş toplantısına davetli olarak katıldım. 1952 yılındaki Büyük Kazak Göçü ile Anadolu’ya ulaşan Kazak Türklerinin kültürel hafızasını, birlik ruhunu ve Türkistan idealini geleceğe taşımak amacıyla kurulan Kazak Türkleri Federasyonu, kuruluş ve tanıtım programını yoğun katılımla gerçekleştirdi. 17 Mayıs 2026 Toplantıya çok sayıda sivil toplum temsilcisinin yanında başta Kazakistan İstanbul Başkonsolosu Sayın Nuriddin Amankul katılarak Türkiye Kazakistan ilişkilerinin önemini de içeren bir konuşma yapmıştır. Program sırasında; Doğu Türkistan’dan başlayan Kazakların muhaceret hikayesi içimizi kanatmış Doğu Türkistan bağımsızlık mücadelesinin kahramanı şehit Osman Batur yadedilmiş, Bağımsızlık mücadelesinde yaşanan hazin hikayeler gönülleri bir daha yakmıştır. Kazak Dernekleri Federasyonu Kurucu Başkanı sevgili kardeşim Gaffar Orhun Akdağ’ı gönülden tebrik ediyorum. Gaffar Orhun’u üç yıl önce Kazakistan’a davet edildiğimde Kazakistan yolculuğum ve Kazakistan ziyaretimde tanıdım. O sırada Kazak Derneği genel sekreter yardımcısı olarak Kazakistan/Şimkent seyehatine katılmıştı. Cevval, eğitimli, milli şuur sahibi, gelecek vadeden genç olarak tanıdım. Kendisi hakkında yanılmamışlığımı görmekten son derece memnunum. Gaffar kardeşimizden hudusen bahsetmemin sebebi, marifet iltifata tabidir. Ayrıca daha önemlisi de Türkiye’de bulunan diğer muhacir kardeş topluluklar; Doğu Türkistanlılar, Özbekler, Kırgızlar, Çerkesler ve diğerleri için de örneklik teşkil etmesi içindir. Kardeş kuruluşların emektar vefakâr yöneticilerine önerim gençlere alan açın ve gençlere güvenin, inanın, gençlerin ufku, azmi, şuuru, gayretleri sizleri gururlandıracak temsil ettikleri topluluklara önemli hizmetler ifa edeceklerdir. Şimdi sıra siz kardeş kuruluşlardadır genç kuşaklara hizmet alanı açın, sorumluluk verin! Doğu Türkistan’dan Hicret Eden Kazakların Türkiye Yolculuğu, Federasyon kıruluşu vesilesi ile Kazakistan’dan Türkiye’ye hicret eden Doğu Türkistan’dan gelen muhacir Kazak kardeşlerimizin hazin hikayelerinden bahsetmek istiyorum. Doğu Türkistan’dan hicret eden kazakların binlercesi yola çıkmışlar ancak yolculuğun çetin şartları sebebi ile, yola çıkan kazakların üçte biri yol şartlarında hayatlarını kaybetmişlerdir. Doğu Türkistan’dan hicret eden diğer muhacirler de aynı zorlukları yaşamışlardır. Tarihi Sürecin Özet Olarak Hazin Hikayesi, “Doğu Türkistan'da 1930'lu ve 1940'lı yıllarda Çin ve Sovyet baskılarına karşı direnen Kazak Türkleri, büyük bir sürgün ve göç dalgasını 18 yılda tamamlamışlardır. "Büyük Kazak Göçü" olarak bilinen bu 18 yıllık süreçte, on binlerce Kazak Altay Dağları'ndan yola çıkarak Himalaya ve Tibet üzerinden Türkiye'ye ulaşan çetin bir yolculuk yapmak zorunda kalmışlardır. Tarihi olaylar ve göç süreci özetle; Sürgünün Sebepleri: 1930'lu ve 40'lı yıllarda Doğu Türkistan'daki Çin (Koumitang) yönetimi ve Komünist Sovyetler Birliği'nin bölgedeki Türk halklarına yönelik asimilasyon, ağır vergilendirme ve dini baskıları Kazakları ayaklanmaya zorladı. İki ateş arasında kalan Kazaklar, bağımsız yaşamak amacıyla topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Kıtalararası Yolculuk (1936-1954): Önderleri (Elibay Batır, Sultan Şerif Tайjı ve diğerleri) liderliğinde Altaylar'dan yola çıkan kafileler, kış şartlarında, açlıkla ve çatışmalarla mücadele ederek önce Tibet ve Hindistan sınırlarına kadar ilerledi. Yıllar süren bu zorlu çöl ve dağ yürüyüşlerinde binlerce insan hayatını kaybetti. Türkiye'ye İskan (1950'ler): Hayatta kalan kafileler, dönemin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı Adnan Menderes'in onayıyla 1952 ve 1954 yıllarında Türkiye'ye kabul edildi. "İskanlı göçmen" statüsüyle gelen Kazaklar, öncelikle Niğde, Kayseri, Konya ve Manisa gibi bölgelere yerleştirildi. Daha sonra birçoğu İstanbul'a göç etti. Günümüzdeki Yansımaları: Türkiye'de yaşayan Kazaklar, Doğu Türkistan'daki kültürel miraslarını, gelenek ve göreneklerini koruyup yaşatmaya devam etmektedir. Bu tarihi göç, edebiyat ve akademik çalışmalarda Altaylardan Anadolu'ya uzanan bir özgürlük mücadelesi olarak yer alır.” Türkiye’de yaşayan Kazak kandaşlarımızın hikayesi de aslında Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türklerin hikayesinin başka bir versiyonudur. Zulüm Doğu Türkistan’da herkese ulaşmış, herkes zulümden etkilenmişlerdir. Türkiye’de yaşayan ve Türkiye vatandaşı olan bu dindaş ve kandaşlarımız, geleneklerini kültürlerini muhafaza etmekte oldukça başarılı olmuşlar. Çeşitli dernek ve vakıf çatısı altında faaliyetlerini aralıksız sürdürmüşlerdir. 17 Mayıs 2026 tarihli toplantı ile de birlik ve beraberliği sağlama dışında faaliyet koordinesini de bir çatı altında sürdüreceklerdir. Bu vesile ile Kazakistan’dan da bahsetmek gerekmektedir. Kazakistan petrol ve doğalgaz zengini olduğu gibi büyük tarım arazilerine sahip zengin bir ülkedir. Kazakistan’ın nüfusu 25 milyon civarında olmakla birlikte toprak genişliği Türkiye’nin bir buçuk katına tekabül etmektedir. Türk dünyasını bir bedene benzetecek olursak, Türkiye beyni olmakla, Kazakistan komşu kardeş ülkelerin koç başı, Özbekistan tarihi hafızası diğerleri de her bireyi bedenin bir uzvudurlar. Kazakistan Türkistan’ın coğrafi bakımdan ortasına düşmekte etrafını ise Müslüman Türk devletleri çevrelemektedir. Kazakistan bölgedeki konumu sebebi ile de tarihi sorumluluk taşımaktadır. Türk Devletler Teşkilatı bünyesindedir. Önemli yere sahip olan Kazakistan’ın Türk ve Müslüman dünyası arasındaki birliğin beraberliğin zenginliğin kültür alışverişinin paylaşılması daha yakın birliktelikler oluşturmada Türkiye’de bulunan Kazakistan muhaciri vatandaşlarımıza görev ve sorumluluk düşmektedir. Umarım kurulan federasyon çatısı altında bu bağlamda da önemli hizmetler yapılır. Kazak dernekleri federasyonunun diğer kardeş ülke halkları için de teşvik edici olması ile Türkiye’nin birliği, dirliği, kalkınması ve kardeş Müslüman Türk devletlerinin birlik ve beraberliğinin derin, samimi ve ticari, ekonomik, kültürel, siyasi savunma alanları da dahil güçlü ve daha hızlı bir dayanışma sağlanması için Türkiye’de yaşayan kardeş devletlerden Türkiye’ye yerleşmiş olan kardeşlerimiz daha aktif rol almış olsunlar. Müslüman Türk Dünyasının geleceklerinin teminatı birlik olmaktan geçer! Vesselam ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.