Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Halis Özdemir

bursaarena.com.tr - Halis Özdemir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Halis Özdemir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Gıyabi Cenaze Namazı ve Türkiye- Pakistan- S. Arabistan Anlaşması" Haber

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Gıyabi Cenaze Namazı ve Türkiye- Pakistan- S. Arabistan Anlaşması"

Cenaze namazına iştirak farz-ı kifayedir. Yani bir bölgenin ahalisi cenaze namazına iştirak ederse iştirak edememiş olanın üzerinden sorumluluk düşer. Cenaze namazına iştirak ile de dünya hayatını ikmal etmiş, ahiret yolculuğuna çıkmış olan bir yakını bir arkadaşı belki dostu ya da tanıdığı bir insanın cenaze namazına katılır ve helallik vererek ahiret yolcusunun yolculuğuna uğurlar. Bu normal olanıdır. Bir de giyabi cenaze namazı kılınır! Ahiret yolculuğuna çıkmış olan kişinin bulunduğu yere ulaşma veya vefat haberinin geç alınması ile sevenleri tarafından geç de olsa ahiret yolcusuna son görev ifa dedilir. Son zamanlarda Türkiye’de muhacir olarak yaşayan Uygur kardeşlerimiz gıyabi cenaze namazı kılmakta ve yakınları ile helalleşmeye fırsat olarak görmektedirler. Zaman zaman gıyabi cenaze namazlarına ben de katılırım. Uygur kardeşlerimin yakınları ile bir bakıma gurbette veda anlamına gelen cenaze namazlarında yanlarında olmaya çalışırım. Bu hafta da böyle bir cenaze namazına iştirak ettim. Doğu Türkistan muhaciri akademisyen bir hanımefendinin kardeşinin gıyabi cenaze namazına katıldım. Acı üstüne acı! Hanımefendi kardeşimiz dua istediği mesajında; “kardeşim Muhammet Emin ve ailemden on yıldır haber alamıyordum. Dün haber aldım, kardeşim bir yıl önce ahiret yolculuğuna çıkmış. Gıyabi cenaze namazı Üsküdar’da bulunan Abdülhamit Han Üniversitesi Camisinde cuma namazı sonrası kılınacak!” Düşünebiliyor musunuz? Ailenizden yıllarca haber alamıyorsunuz! Bir haber alıyorsunuz o da bir yıl önce vefat eden kardeşinizle ilgili. Allah sabırlar versin. Allah, siz değerli okurlarımın ve mazlum Doğu Türkistan, Filistin ve Arakan’lı kardeşlerimizin ahirete göçenlerine rahmet eylesin mekanları cennet olsun. Doğu Türkistan’lı kardeşlerimizin ahiret yolcularıyla vedalaşması da hüzün yüklü. Allah sabırlar versin. Bu vesile ile geçtiğimiz günlerde Doğu Türkistan’a giden bir grup gazeteci ile ilgili oldukça sert bir yazı yazmıştım ki bu yazının mürekkebi kurumadan Diyanet Akademisi yöneticisi olduğu ifade edilen bir şahsın açıklamaları yayınlandı ve maalesef Doğu Türkistan’lı kardeşlerimizi üzerken Komünist Çin yönetimini sevindirir mahiyette oldu. Bu şahsın açıklamalarını tevil ederek hafifletmeye çalışanlar da olmadı değil! Ancak güneş balçıkla kapatılmaz! Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi üzmeye kimsenin hakkı yoktur! Açıklamalar kimin işine yarıyor ona bakmak gerekir. Hele bu gibi açıklamaları yapanın bir bakıma devlet görevlisi olması hele hele bir de diyanet mensubu olması en hafif ifade ile ayıptır günahtır! Daha önce de sözde İslam alimleri denilen bir grup Çin yönetimi tarafından Çin’de gezdirilmiş, ağırlanmışlar ve onlar da Doğu Türkistan’da yaşanan soykırımı inkara yeltenmişlerdi de ben ağızlarının payını vermiştim. Doğrusu Komünist Çin’in yaptıklarına mı, bizim çaresizliğimize mi, onların zulmünü görmezlikten gelen sözde gazeteci sözde İslam alimi geçinenlere mi! Kime üzüleceğimize doğrusu şaşırdık! Beyler zulme rıza zulümdür! Zulmü görmezlikten gelmek zalime yardım etmektir. Ahiret var ahiret! Ne diyelim? ... Gazze’de olanlara toplum ne kadar alıştı farkında mısınız? Evler işgal ediliyor! Çadırlar vuruluyor! Yardımlar ulaştırılmıyor! Dünya sessiz, İslam aleminin üzerine ölü toprağı serilmiş! Türkiye? Türkiyeyi de hep birlikte görüyoruz! Ve maalesef bir çok kişinin ihtimal vermemesine rağmen Türkiye sıranın kendisine geleceğini beklemek ve hazırlığını yapmaktadır! Türkiye Pakistan ve Suudi Arabistan Anlaşması Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında varılan mutabakatı eleştirenler olmaktadır. Elbette birtakım endişeler dile getirilmiş olsa da yapılan anlaşma son derece önemli bir anlaşmadır. İnşallah tez zamanda bu anlaşmaya Mısır, Suriye, Irak, İran ve diğer İslam ve Türk devletleri de katılmış olsunlar! Bizler demiyor muyuz; "İslam Birliği Kurulmalı" Bizler İslam ülkeleri ile savunma anlaşmaları ile “İslam NATO’su” ve Ekonomik anlaşmalarla “İslam Para Birimi” birimi, keza "İslam Savunma Sanayii" gibi hayallerimizi süsleyen umutla o günleri bekleyenler değil miyiz? İnşallah o günler de gelecek ve bu anlaşma sadece Pakistan Suudi Arabistan’la kalmayacak! Bu anlaşma daha büyük daha geniş katılımlı ve daha kapsamlı hale gelir. Bölgemiz, ülkemiz için bu anlaşmalar son derece hayatidir. Unutmayın! Arz-ı Mevud sınırları içinde sadece Türkiye’nin güney doğusu değil! Mekke ve Medine’de siyonistlerin Arz-ı Mevud sınırları içindedir! Bu anlaşma çok stratejiktir. İran’a karşı mı yapılıyor gibi saçma sapan şüphelerde yersizdir. İran’la da D8 anlaşmamız vardır. Umarım tez zamanda stratejik savunma işbirliği içinde de birlikte oluruz! “Küfür Tek Millettir” Ve; "Müminler Kardeştir." Vesselam ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Sokaklar Çıplaklar Kampına Döndü" Haber

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Sokaklar Çıplaklar Kampına Döndü"

“Türkiye’de Mağazalar da Kendime ve Çocuklarıma Giyebileceğimiz Kıyafet Bulamadım!” Bir Uygur hanımefendiye ait serzeniştir. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Doğu Türkistan sivil kuruluşları tarafından uluslararası bir toplantı düzenlendi. Toplantıya ben de katıldım. Avrupa ülkelerinden gelmiş olan bir hanımefendi çocuklarına ve kendisine kıyafet almak için mağazaları gezdiğini ancak kıyafetlerin çok açık adeta gece kıyafeti gibi olması sebebi ile alamadığını anlattı ve Türkiye’de çocuklara ve genç kızlara, kadınlara bu kıyafetleri nasıl giydirebildiklerini hayretini üzülerek anlattı. Avrupa’da böyle açık kıyafetlerin olmadığını, kimsenin de bu şekilde giyerek sokağa çıkmadığını anlattı. Misafirimizin ifadesi ile durum felaketti! Türkiye’de artık açık kıyafetler değil adeta bazıları tarafından “teşhir” kıyafeti haline getirilmiştir. Hele çocuklara giydirilen kıyafetten başka her şeye benzeyen bez parçaları çocukların haya duygusunu, mahremiyet anlayışını yerle yeksan etmektedir. Bu kıyafetleri piyasaya süren imalatçı ve satıcıların da bu işte veballerini hatırlatmak gerekir. Sokaklarda bu kadar açık saçık giymeye kimsenin hakkı olmasa gerek! Gelenekler ve Ahlak Nerede ise her dönem geleneklere ters düşen davranışlar toplumun geneli tarafından “ahlaksızlık” ya da “terbiyesizlik” olarak tanımlanır. Ancak işin bir de sınırları vardır. İşte onun için, ”burada dur arkadaş” tabiri yerleşmiştir. Bizim jenerasyon çok iyi hatırlayacaktır. Gençlik yıllarımızda pantolon paçaları geniş, favoriler uzatılmış, saçlar varsa şayet onları da uzatmak moda idi. Bir arkadaşım anlatmıştı. Babasının Kıbrıs’ta sanat okulunda öğretmenlik yaptığı sırada; “Memleketim Malatya’ya gitmiştim. Kıbrıs’ta saçların uzatılması modası Malatya’dan önce yaygınlaşmış olmalı ki Malatya’da otobüsten indim arkamdan “komüniste bakın hele” diye sesler duydum ama oralı olmadım sonra Komünistin burada ne işi var gibi bağrışmalar çoğalınca “komünistin ne işi var saçlarına da bakın!” Sözleri ile, tarif edilen protesto edilen komünistin ben olduğumu anladım ve var gücümle kaçmaya çalıştım caminin avlusuna girdim hemen paçalarımı sıvayıp abdest almaya başladım şadırvanda bana “nereye gitti o komünist” diye sordular ben de onlara şu tarafa gitti dedim. Kalabalık gösterdiğim tarafa yöneldi!” Yaşanmış hikaye bu! Kıbrıs’ta modaya uymuş bir genç memleketinde nerede ise linç edilmekten zor kurtulmuş olduğunu anlattı. Memleketimin manzarası bu! Gelenekleri korumak, toplumsal asimilasyonun önündeki önemli engellerdendir. Elbette toplumun geleneklerinin yanında tarih şuuru, dil bilgisi ve dilin tahrif edilmeden korunması geleneklerin oluşumunda tarihin süzgecinden geçmiş olan dini bilgi sahibi olmak ve inancını yaşamak vardır. Ahlak meselesine gelince, toplumun genel kabul kurallarının yaşanması ve yaşatılması ahlakın korunması için gerekli kurallardandır. 1980’li yıllarda İspanyol paça modası gibi bu gün de genç kadınlarda “dekolte” giyinmek moda haline geldi. Elbette toplumun genel kabullerinin dışına çıkmak ve “tesettür”ün yok sayılması toplumu rahatsız etmektedir. Bu da geçecektir! Bugün kıyafet konusunda gelinen durum moda ile açıklanamaz! Kadının teşhir aracı haline getirilmesi, çocukların hayat duygularının yok edilmesi, mahremiyet anlayışının yok edilmesi kabul edilemez! Gelinen noktanın izahı yoktur ve makul görülecek yanı da yoktur. Hele bu durum kişi tercihi ve giyim kuşam hürriyeti ile de açıklanamaz! Ortalık “et pazarı” haline gelmiştir! Yazık, çok yazık! Bir kısım hayasızlar yüzünden sokakların “çıplaklar kampı”na dönmesine sessiz kalınamaz, sessiz kalmamalıyız. Vesselam.. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Siyasette Neler Oluyor?.." Haber

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Siyasette Neler Oluyor?.."

Son zamanlarda seçilmişlerin seçimleri, yani kendilerini ne umutlarla ne gayretlerle seçmiş olan seçmenin tercihini kaale almadan parti değiştiren siyasetçiler! Parti değiştirmeler geçmişte yeniden seçilme yollarını arama olarak değerlendirilirdi. Şimdilerde parti değiştirmeler, her ne kadar parti değiştiren bazıları tarafından “daha iyi hizmet” gerekçesi ileri sürseler de vatandaşlar, “yargılanmaktan kaçış” olarak görmektedir. Siyaset çok parçalandı. Türkiye’de siyasetin ana ekseni; Sağ siyaset Sol siyaset, Milliyetçi ve daha dindarların oluşturduğu Milli Görüş siyaseti idi. Önce partiler bölündü, MHP’den iki parti doğdu BBP ve İYİ Parti sonra onların da türevi ortaya çıktı ve MHP kendisi ile birlikte beş parti oldu. Ak Parti’den iki parti çıktı Gelecek ve Deva ismi ile. Gelecek Partisi kendisini feshetti. CHP’de önce ikiye bölündü DSP doğdu. Sonrasında ise “siyasi deprem” sayılabilecek nitelikte bölündü hem de öyle böyle değil büyük parça nerede kaldı henüz belli değil. CHP’den de Yeni Parti doğdu. Refah Partisinden de üç parti çıktı. RP’nin kapatılması sonrasında Saadet Partisi olarak siyaset yolculuğunu sürdürürken önce HAS Parti çıktı daha sonra da YRP kuruldu. Yani siyaset kendi içinde çok parçalı hale geldi. Siyasi parçalanmışlık bununla da kalmadı, şimdi belediye başkanları milletvekilleri seçildikleri partilerinden, partilerinin muhalifi partilere geçmekteler. Parti değiştirmelerin ahlaki yönünü tartışmaya gerek görmüyorum. Bu konuda vatandaşlar kısa öz tanımlamayla “dönekler” diyerek ifade etmektedir. Ne oluyor da son zamanlarda parti değiştirmeler hızlandı? Sorulması gereken soru bu. Vatandaşlar bunun da cevabını kısa ve öz olarak kendince bulmuşlar ve ”yargıdan kaçış” olarak değerlendirmişlerdir. Bu iddia siyasetçiler arasında havada uçuşmaktadır. Durum belki de “şüyuu vukuundan beter” noktasında ilerlemektedir. Transferler yargıdan kaçış için midir, daha iyi hizmet için midir onu da yaşayıp göreceğiz. Bir gerçek var ki parti değiştirenlerin, partisini terkedip gittiği partiye de bir faydası olmayacak gibi görünüyor! Hele bu parti değiştirme gerçekten yargılanmaktan kaçış ise durum daha vahim demektir. Ancak seçilmişlerin parti değiştirmesi seçmenin iradesini yok saymak demektir. Seçmen ne sahiplenmelerle ne gayretlerle seçmektedir muhteremleri. Ama beyhude parti değiştirmeler olağanüstü artmıştır. Seçilmişlerin parti değiştirmeleri siyasete olan güveni zedelemekte olduğu bir gerçektir. Seçilmişlerin parti değiştirmelerinin yasal sınırları olmalıdır. Önlenmelidir. Seçmenin iradesi seçilmiş kişinin gelecek hesabına heba edilmemelidir. Kaldı ki son zamanlarda siyasetçilerin yolsuzluk ve usulsüz işleri dolayısı ile adliyeler dolmuş, siyaset kurumu son derece yıpranmışken bir de buna seçmen iradesi dışında parti değiştirmeler eklenmiştir. Elbette insanların siyasi görüşleri değişebilir, “aydınlanma” yaşayabilirler ancak bu, seçildiği partiyi ve kendisini seçen seçmeni yüz üstü bırakma hakkını vermemeli. Siyasete güveni ve saygıyı yıpratmaya kimsenin hakkı olmamalıdır. Kaldı ki vatandaşların milletvekillerinin hem milletvekili emekli maaşı hem de milletvekili maaşı almaları tartışılırken. Bir de vatandaşlarımız partilere yapılan astronomik hazine yardımını doğru bulmazken, siyaset kurumu üst üste tartışma alanı haline getirilmektedir. Siyasi partilere yapılan astronomik hazine yardımları vatandaşa sorulmalıdır! Vatandaşların rızası var mıdır? Vesselam.. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Doğu Türkistan'a Giden Gazeteciler.." Haber

HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Doğu Türkistan'a Giden Gazeteciler.."

Bir grup gazeteci Komünist Çin sponsorluğunda Doğu Türkistan’a gitti. Çin bunu hep yapıyor! Daha önce de sözüm ona bir grup “İslam alimi”ni Doğu Türkistan’a götürdü ve onlara Doğu Türkistan’da “herşey güllük gülistanlık” anlamına gelen açıklamalar yaptırmıştı da ben de onların ağzının payını, “Alimlermiş Hadi Oradan” başlıklı makalemle vermiştim. Türkiye’den giden gazetecilerin Türk vatandaşı olduklarını biliyoruz da bilmediğimiz “antisemitist” yasası gereği de bilemediğimiz(!) gidenlerin, “Türk olup olmadıkları veya Müslüman olup olmadıklarına” hadi bu da bizi ilgilendirmiyor diyelim! Bunların vicdanlı insaflı insan olup olmadıklarını biliyor muyuz? Bu bizi ilgilendiriyor. İnsan en azından “insani duygu ve hasletler” taşımalı değil mi? Kendilerine şu soruyu sorma hakkımız var! Komünist Çin devletinin daveti ile Doğu Türkistana gitmeden önce Türkiye de Doğu Türkistan’dan bir şekilde kaçmayı başarmış Doğu Türkistanlı muhacirlerle görüşmeyi onlardan bilgi almayı düşünmüşler mi? Hadi Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı kardeşlerimize sormadınız yüzlerce batılı insan hakları örgütlerinin, gazetecilerinin açıklamalarını, raporlarını da mı görmediniz! Hadi bunları da görmediniz BM’nin açıklamalarını da mı işitmediniz! Doğu Türkistan’da yaşanan soykırım ve zulümleri dünyada duymayan kaldı mı? Sanmam. Duymak istemeyenlerin kaldığı çok açık görünüyor! Doğu Türkistan’da kardeşlerimizin yaşadıklarını görmeyen görmek istemeyen veya Komünist Çin’in propagandistliğine soyunanlara da bize, “kim bunlar“ deme hakkı doğar! Kim bunlar? Bilenler anlatsın. Hakikate kulağını tıkayanlara ne deniyordu? Türkiye’de şu sorunun cevabını alma zamanı gelmişte geçmektedir! Kim kimdir? Kim kriptodur? Adı Ahmet Mehmet olabilir! Gerçekte bunlar kimdir? Kime, kimlere hizmet etmektedirler! Türkan Saylan diye birisi geçti bu ülkeden. Geçti geçmesine de PKK’lılara burs verdikten, “bize namaz kılan gençler değil dans eden gençler lazım” dedikten ve bunun için bir ömür çalıştıktan sonra geçti! Bunları da “Öğrencilere burs veren aydın kişi” namı ile yaptı! Türkiye kadar “kendinden görünüp, haini bol” kendi değerlerine saygısı olmayan bir ülke var mıdır acaba? Veya hangi ülke bu kadar “içerdeki hainlerini” yaşatır barındırır ve ahkam kestirir acaba! Bu aziz millette “sırtından hançerlenmek” bağımlılık mı yaptı yoksa kanıksandı da hançerlenmek normal mi sayılıyor! Bilmiyoruz! Artık yeter kim kimdir bilmek hakkımızdır! Hain kriptolar, bazen siyasetçi bazen akademisyen, bazen gazeteci, bazen yazar, bazen iş adamı çoğu zaman sanatçı (bozuntusu) olarak arz-ı endam ederler! Ve ukalalıkta, çok bilmişlikte bunların üzerine kimse çıkamaz! Konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar! Zaman gelir devlete en bağlılar bunlardır! Zaman gelir çok üreten iş adamıdırlar! Zaman gelir en iyi en başarılı akademisyen bunlardır! Bunlar birbirlerinin ününe ün katarak dayanışmalarını her alanda sürdürüp, “bozacının şahidi şıracı” pozisyonunu korurlar! Kamuoyunda öyle bir algı oluştururlar ki, “her bilge insan böyle düşünür(!)” şeklinde koro halinde propaganda gerçekleştirirler. Ama milletin feraseti bunları deşifre eder. Eder etmesine de gene de en yüksek ses bunlardan çıkar! Artık yeter! Zulme rıza zulümdür! Doğu Türkistan’da yaşananlar karşısında insanların tutumları da “turnusol kağıdı” gibi ortaya çıkmaktadır. Zalimin yanında mısınız? Mazlumun yanında mısınız? Mazlumlar için ne yapıyorsunuz? Ve zalimlere karşı ne yapıyorsunuz? Doğu Türkistan; Müslüman arıyorsanız Müslümandır! Türk arıyorsanız Türk’tür! İnsan arıyorsanız insandır! Zulme sessiz kalma. Zulme ortak olma! Vesselam.. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

 HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Dikensiz Gül Bahçesi Hayali" Haber

 HALİS ÖZDEMİR yazdı: "Dikensiz Gül Bahçesi Hayali"

Birkaç kişi dışında kimse konuşmuyor, kimse yazmıyor! Siyasetçiler ilgisiz görünüyor. İlgili olanlar da halk üzerinde etkisiz görünüyor. Her neyse benim gördüğüm ne siyasetçilerde ne de yazar çizer takımında genellikle dişe dokunur bir gayret ve farkındalık yoktur! Bu da işin başka bir acayip yanıdır! Libya’yı Suriye’yi Irak’ı Yemen’i yerle yeksan eden “katiller sürüsü” Türkiye’ye geldi! Kamuoyu neyle meşgul oldu!? Mehter Marşı ile karşılamışız! Bak şu işe! Kimse sormuyor, sorgulamıyor! NATO toplantısında ne kararlar alındı? Türkiye’ye ne yükler yüklenmek istendi! Halbüyse alayı vala ile anlatılan NATO bir siyonist kuruluştur! Kurucuları, CFR’yi BM’yi Bilderberg’i İMF’yi ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin merkez bankalarını ve nice kuruluşu kuranlar aynı mihraktır. Siyonisttir. Türkiye’nin NATO ile birlikteliği NATO’nun şerrinden emin olmak içindir. Gelelim konumuza; Türkiye ve Türk milletinin tarihin ve coğrafyanın içinde dünyanın geçmişi ve geleceğinde önemli olan yeri ve belirleyici özelliğinin önü kesilmek isteniyor! Tarih boyu böyle olmuştur ve olacaktır! Gelecek İslam dünyasınındır, Türkiye’nindir. Türk milleti dünyada hiçbir millete nasip olmayan otuz civarında devlete, dört yüz milyon civarında nüfusa sahiptir. Ayrıca da periferisi içinde bulunan İslam dünyası da dahil edildiğinde dünya coğrafyasının yarıdan fazlasına, dünya nüfusu içinde ise BİR MİLYAR SEKİZ YÜZ MİLYON nüfusa sahiptir ve dünyada en önemli yeraltı ve yer üstü zenginlikleri ve insan kaynaklarına sahip başka bir millet yoktur! Gelecek; İslam dünyasının ve Müslüman Türk milletinindir! Kimsenin bunda şüphesi olmasın! Yaşananlar doğum sancılarıdır! Hikayeyi 1945 yılından yani YALTA KONFERANSINDAN almamız gerekiyor. Böyle olunca da karşımıza bambaşka bir Türkiye perspektifi çıkacaktır. 1945 yılında SSCB’nin sınırları içinde kalan Türk yurdu olan Kırım’ın Yalta tatil kasabasında düzenlenen, katılımcılarının; dönemin ABD başkanı Franklin D. Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve SSCB Başkanı Josef Stalin dünyayı paylaştığı ve 20. yy dünyasını oluşturdukları toplantıda alınan kararları çok defa yazmıştım. İşte o toplantıda; Türkistan Doğu ve Batı Türkistan olarak ikiye bölünmüş Doğu Türkistan Çin’e, Türkistan’ın büyük kısmı Rusya’ya bırakılmış, Mezopotamya, Afrika lime lime bölünerek Batılı ülkeler arasında pay edilmişti. Bugün Mezopotamya’daki hercümerç o günün eseri olduğu gibi, Afrika’nın Fransa, İngiltere, İtalya tarafından sömürgeleştirilmesi de gene Yalta konferansında alınan kararlar sonrasındadır. Bütün bu olup bitenler maalesef Osmanlı’nın parçalanması sonrasında yaşananlardır! Osmanlı’yı parçalayanlar, işbirlikçilik yapanlar da bir kısmı kahraman ilan edildiği gibi bir kısmı da günah keçisi ilan edilmiştir! Maalesef yakın tarihimiz bugün tüm çıplaklığı ile bilinmesinin önünde muazzam bariyerler olduğu gibi tarihi yanıltmalar da işin cabasıdır. Yakın tarihimiz milletimizden gizlenmekte gerçekler ters yüz edilerek “kahramanlar hain, hainler kahraman” ilan edilmektedir! Şimdi gelelim Yalta konferansında Türkiye ile ilgili karar ve planlanan perspektife, Türkiye 7 bölgeye bölünecektir. Bölünme operasyonuna güney doğudan başlanmış, önce Ermeni çetesi/örgütü ASALA adıyla Fransa ve batı ülkelerinde Türk diplomatlara pusular kurarak şehit etmişler sonrasında ise Türkiye’ye yerleşerek PKK terör örgütü olarak yollarına devam etmiş, şimdilerde çok çeşitli adlar altında yollarına devam etmektedirler. Suriye’de ve Güney Doğumuzda neler oluyor!? Suriye’de ABD Rusya anlaşması sonrası hayata geçirilen ”Suriye’nin Esad rejiminden kurtarılması” hikayesine Suriye’de olanları kontrol altında tutabilmek için Türkiye hızlı bir şekilde operasyona dahil olmuştur. “Suriye Operasyonu”nu sanki Türkiye yapmış gibi bir algı oluşturulmak da istenmiştir. Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren ve Suriye’den ziyade Türkiye için planlanan oyunun sahnelenmesi için Suriye konusunun çarpıtılması gerekiyordu! Öyle de oldu! Şimdi Türkiye’nin önüne “Türkiye’nin büyütülmesi” hikayesi konulmaktadır. Peki Türkiye nasıl büyüyebilir? “Terörsüz Türkiye” hemen herkesin rüyalarını süsleyen bir gelecektir. İşte tam da bunun üzerine inşa edilmişe benziyor. ABD’nin Türkiye büyükelçisi ve Suriye ve bölge ülkeleri koordineden sorumlu olan Thomas J. Barrack’ın açıklamalarına dikkat edilirse Türkiye Suriye ve bölgemiz ile ilgi ABD planlarının ne olduğu ve Türkiye’de son zamanlarda yaşananların ne olduğu anlaşılacaktır! Barrack’ın Suriye’nin bütünlüğünü önemsiyoruz sözü, “federasyon olarak bütünlük” olduğu, yani “BÖLÜNMÜŞ BÜTÜNLÜK” nasıl bütünlük olacaksa!? İşleri güçleri hile bunların! Pkk silah bırakacak(!) asla böyle bir şey olmadı olmayacak! PKK İSİM DEĞİŞTİRECEK! silahlar yeni örgüte teslim edilecek ve edildi de! PKK silah bırakma hikayesi gerçekse o halde, ABD’nin yıllarca kendisine verdiği binlerce tır, tank, top füze ve füze atarı ağır silahları Türkiye’ye teslim etmesi gerekir! Aksi söylemler martavaldan, yanıltmadan öte olmayacaktır. PKK ile barış söylemleri Türkiye’nin yıllarca verdiği mücadele ile bütün dünyaya, PKK’nın terör örgütü olarak kabul ettirilmesi de böylelikle çöpe gidecek PKK yeni isim ve yapı içinde Türkiye’de ve Mezopotamya’da Israil ve siyonizme maşa olmaya devam edecektir! Peki Türkiye ne olacak!? Türkiye büyüyecekmiş! Nasıl mı? PKK’yı maşa olarak kullananların planı ise; Suriye’nin bir bölümünde kurulacak federatif Kürt devletine Türkiye’nin güney doğusu monte edilecek, Türkiye’ye (geçici) bağlı bir Kürt (İsrail) devleti kurulacak! Böylelikle Türkiye büyüyecek! Planları bu! Yerseniz!? Bu hikayeler bir günde planlanıp bir günde hayata geçirilmiyor! Önce Türkiye yıllarca terörle mücadele ediyor binlerce insana ve milyarlarca maddi kayıpla birlikte iç barış ortamı ve milli birlik zedeleniyor! Sonra plan Suriye üzerinden tıkır tıkır işliyor! Gerisi Türk milletinin “güveninin istismarına kalıyor” Bunları hayata geçirmek için de; Türkiye’de önce parlamenter sistem tartışmalarına ABD’de katılıyor! Başkanlık sistemi ile ilgili olarak 2012 yılında “TARİHİ GÖREVE DAVET” başlığı ile 18 sahifelik bir bir raporu hazırlamıştım ve raporumu dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, meclis başkanı ve siyasi parti başkanlarına yazılı olarak göndermiştim. Milletvekillerine ise e posta olarak gönderdim. Parlamenter sistem de Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin ortalama ömrünün 8 ay olması bununda istikrar ve Türkiye’ye hizmete mani olması Türkiye’nin her an siyasi tartışma içinde vakit kaybetmesi ana motivasyonunu oluşturuyordu. Ancak benim çok defa yazdığım başkanlık sistemi bu gün uygulanan sistem değildi! Benim önerdiğim Başkanlık sistemi Türkiye’nin önünü açacak, CIA direktörü Paul Henze gibilerinin iştahlarını kursaklarına tıkayacak sistemdi! Benim önerim; TBMM’de iki meclis 450 kişi Milletvekili, 150 kişilik de Senato idi.. Senato meclisten gelecek kararları tekrar filtre edip gözden geçirecek, ülke geleceği açısından tehlikeli gördükleri başkanın ve TBMM’den geçecek düzenlemelerin önünde set olacaktı! Aynen ABD’de, İngiltere’de Fransa’da (Fransa’da yarı başkanlık sistemi vardır. Diğerlerinden farklı olmakla aynı işlevi görür) olduğu gibi. Şimdi gelelim son günlerde gündeme getirilen ABD’nin Türkiye Parlamenter sistemi perspektifine; Eski CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze, 2006 yılında Beyaz Saray'a sunduğu ve yaygın olarak da bilinen Türkiye raporuyla bilinir. Bu rapor, Türkiye'de çoklu denetim ve fren mekanizmalarının ABD politikalarını zorlaştırdığı ve bu nedenle kuvvetler ayrılığını tek elde toplayan bir Başkanlık sistemine geçilmesi gerektiği iddialarını içerir. Bu rapora dayandırılan iddialar ve argümanlar şu şekildedir: Çoklu Denetim Mekanizmalarının Zorluğu: Raporda, Türkiye'yi kuran sistemin denetim mekanizmalarını çok sıkı tuttuğu; hükümet ikna edilse bile Meclis'in, ordunun veya yargının ABD politikalarına karşı çıkabildiği belirtilmiştir. Başkanlık Rejimi Önerisi: Birden fazla kurumu ikna etmek yerine tek bir kişiyi (başkanı) ikna etmenin daha kolay olacağı öne sürülerek, yargı, ordu ve meclisi tek elde toplayan bir başkanlık sistemine geçilmesi gerektiği savunulmuştur. Federal Devlet Yapısı: Bazı kaynaklarda bu sistemin nihai amacının Türkiye'de "Yakın Doğu Federasyonu" adı altında federal bir devlet kurulması olduğu ve bu sürecin önünün başkanlık rejimi ile açılabileceği iddia edilmiştir.” “BUNLAR İDDİADIR” denilebilir! Varsayılım ki CIA başkanının “halt” etmesi ve hayali olsun! Olabilirlik ihtimali nedir diye kendimize sormamız, sorgulamamızın kime zararı var! Türkiye’nin yönetim sistemi veya SİSTEMLERİ kişiler üzerinden tartışılamaz! “Efendim biz Başkanımıza güveniyoruz!” diyebilirsiniz ve başkanımıza güveniyoruz ve güvenmemiz de gerekir! Ancak devletlerin ömrü bir başkanın ömrü ile sınırlı değildir! Nice başkanlar nice Başbakanlar geçmedi mi? Geçmiyor mu? Devlet sistemleri kişiler üzerinden, kişilere güven veya kişilerin yetenekleri kabiliyet ve tecrübeleri üzerinden inşa edilmez! Kişilerin vasıfları o göreve getirilirken hesaba katılır! Devlet sistemi; devletin ebet müddet yaşatılması üzerine inşa edlilir! Türkiye’nin gelecek inşası perspektifi çok ince eleyip sık dokunarak hayata geçirilmelidir. Bu hassasiyet sadece yönetenler için değil bütün bir millet için de zorunludur! Unutmamalı ki; Bir milyar sekiz yüz milyonluk İslam dünyası Türkiye’nin liderliğini beklemekte ve bu dev uyanmaktadır. Türkiye birlik ve beraberlik içinde maddi manevi güçlü olarak, Dünyanın geleceğini güçlü Türkiye’nin önderliğinde İslam dünyası şekillendirecektir. Vesselam ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.