NATO toplantısında ne kararlar alındı? Türkiye’ye ne yükler yüklenmek istendi!
Halbüyse alayı vala ile anlatılan NATO bir siyonist kuruluştur! Kurucuları, CFR’yi BM’yi Bilderberg’i İMF’yi ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin merkez bankalarını ve nice kuruluşu kuranlar aynı mihraktır. Siyonisttir.
Türkiye’nin NATO ile birlikteliği NATO’nun şerrinden emin olmak içindir.
Gelelim konumuza;
Türkiye ve Türk milletinin tarihin ve coğrafyanın içinde dünyanın geçmişi ve geleceğinde önemli olan yeri ve belirleyici özelliğinin önü kesilmek isteniyor!
Tarih boyu böyle olmuştur ve olacaktır!
Gelecek İslam dünyasınındır, Türkiye’nindir. Türk milleti dünyada hiçbir millete nasip olmayan otuz civarında devlete, dört yüz milyon civarında nüfusa sahiptir. Ayrıca da periferisi içinde bulunan İslam dünyası da dahil edildiğinde dünya coğrafyasının yarıdan fazlasına, dünya nüfusu içinde ise BİR MİLYAR SEKİZ YÜZ MİLYON nüfusa sahiptir ve dünyada en önemli yeraltı ve yer üstü zenginlikleri ve insan kaynaklarına sahip başka bir millet yoktur! Gelecek; İslam dünyasının ve Müslüman Türk milletinindir!
Kimsenin bunda şüphesi olmasın!
Yaşananlar doğum sancılarıdır!
Hikayeyi 1945 yılından yani YALTA KONFERANSINDAN almamız gerekiyor. Böyle olunca da karşımıza bambaşka bir Türkiye perspektifi çıkacaktır.
1945 yılında SSCB’nin sınırları içinde kalan Türk yurdu olan Kırım’ın Yalta tatil kasabasında düzenlenen, katılımcılarının; dönemin ABD başkanı Franklin D. Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve SSCB Başkanı Josef Stalin dünyayı paylaştığı ve 20. yy dünyasını oluşturdukları toplantıda alınan kararları çok defa yazmıştım. İşte o toplantıda; Türkistan Doğu ve Batı Türkistan olarak ikiye bölünmüş Doğu Türkistan Çin’e, Türkistan’ın büyük kısmı Rusya’ya bırakılmış, Mezopotamya, Afrika lime lime bölünerek Batılı ülkeler arasında pay edilmişti. Bugün Mezopotamya’daki hercümerç o günün eseri olduğu gibi, Afrika’nın Fransa, İngiltere, İtalya tarafından sömürgeleştirilmesi de gene Yalta konferansında alınan kararlar sonrasındadır.
Bütün bu olup bitenler maalesef Osmanlı’nın parçalanması sonrasında yaşananlardır! Osmanlı’yı parçalayanlar, işbirlikçilik yapanlar da bir kısmı kahraman ilan edildiği gibi bir kısmı da günah keçisi ilan edilmiştir! Maalesef yakın tarihimiz bugün tüm çıplaklığı ile bilinmesinin önünde muazzam bariyerler olduğu gibi tarihi yanıltmalar da işin cabasıdır. Yakın tarihimiz milletimizden gizlenmekte gerçekler ters yüz edilerek “kahramanlar hain, hainler kahraman” ilan edilmektedir!
Şimdi gelelim Yalta konferansında Türkiye ile ilgili karar ve planlanan perspektife, Türkiye 7 bölgeye bölünecektir. Bölünme operasyonuna güney doğudan başlanmış, önce Ermeni çetesi/örgütü ASALA adıyla Fransa ve batı ülkelerinde Türk diplomatlara pusular kurarak şehit etmişler sonrasında ise Türkiye’ye yerleşerek PKK terör örgütü olarak yollarına devam etmiş, şimdilerde çok çeşitli adlar altında yollarına devam etmektedirler.
Suriye’de ve Güney Doğumuzda neler oluyor!?
Suriye’de ABD Rusya anlaşması sonrası hayata geçirilen ”Suriye’nin Esad rejiminden kurtarılması” hikayesine Suriye’de olanları kontrol altında tutabilmek için Türkiye hızlı bir şekilde operasyona dahil olmuştur. “Suriye Operasyonu”nu sanki Türkiye yapmış gibi bir algı oluşturulmak da istenmiştir.
Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren ve Suriye’den ziyade Türkiye için planlanan oyunun sahnelenmesi için Suriye konusunun çarpıtılması gerekiyordu! Öyle de oldu!
Şimdi Türkiye’nin önüne “Türkiye’nin büyütülmesi” hikayesi konulmaktadır.
Peki Türkiye nasıl büyüyebilir?
“Terörsüz Türkiye” hemen herkesin rüyalarını süsleyen bir gelecektir. İşte tam da bunun üzerine inşa edilmişe benziyor.
ABD’nin Türkiye büyükelçisi ve Suriye ve bölge ülkeleri koordineden sorumlu olan Thomas J. Barrack’ın açıklamalarına dikkat edilirse Türkiye Suriye ve bölgemiz ile ilgi ABD planlarının ne olduğu ve Türkiye’de son zamanlarda yaşananların ne olduğu anlaşılacaktır!
Barrack’ın Suriye’nin bütünlüğünü önemsiyoruz sözü, “federasyon olarak bütünlük” olduğu, yani “BÖLÜNMÜŞ BÜTÜNLÜK” nasıl bütünlük olacaksa!?
İşleri güçleri hile bunların!
Pkk silah bırakacak(!) asla böyle bir şey olmadı olmayacak! PKK İSİM DEĞİŞTİRECEK! silahlar yeni örgüte teslim edilecek ve edildi de!
PKK silah bırakma hikayesi gerçekse o halde, ABD’nin yıllarca kendisine verdiği binlerce tır, tank, top füze ve füze atarı ağır silahları Türkiye’ye teslim etmesi gerekir! Aksi söylemler martavaldan, yanıltmadan öte olmayacaktır.
PKK ile barış söylemleri Türkiye’nin yıllarca verdiği mücadele ile bütün dünyaya, PKK’nın terör örgütü olarak kabul ettirilmesi de böylelikle çöpe gidecek PKK yeni isim ve yapı içinde Türkiye’de ve Mezopotamya’da Israil ve siyonizme maşa olmaya devam edecektir!
Peki Türkiye ne olacak!?
Türkiye büyüyecekmiş! Nasıl mı?
PKK’yı maşa olarak kullananların planı ise; Suriye’nin bir bölümünde kurulacak federatif Kürt devletine Türkiye’nin güney doğusu monte edilecek, Türkiye’ye (geçici) bağlı bir Kürt (İsrail) devleti kurulacak! Böylelikle Türkiye büyüyecek!
Planları bu!
Yerseniz!?
Bu hikayeler bir günde planlanıp bir günde hayata geçirilmiyor!
Önce Türkiye yıllarca terörle mücadele ediyor binlerce insana ve milyarlarca maddi kayıpla birlikte iç barış ortamı ve milli birlik zedeleniyor!
Sonra plan Suriye üzerinden tıkır tıkır işliyor!
Gerisi Türk milletinin “güveninin istismarına kalıyor”
Bunları hayata geçirmek için de;
Türkiye’de önce parlamenter sistem tartışmalarına ABD’de katılıyor!
Başkanlık sistemi ile ilgili olarak 2012 yılında “TARİHİ GÖREVE DAVET” başlığı ile 18 sahifelik bir bir raporu hazırlamıştım ve raporumu dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, meclis başkanı ve siyasi parti başkanlarına yazılı olarak göndermiştim. Milletvekillerine ise e posta olarak gönderdim. Parlamenter sistem de Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin ortalama ömrünün 8 ay olması bununda istikrar ve Türkiye’ye hizmete mani olması Türkiye’nin her an siyasi tartışma içinde vakit kaybetmesi ana motivasyonunu oluşturuyordu.
Ancak benim çok defa yazdığım başkanlık sistemi bu gün uygulanan sistem değildi! Benim önerdiğim Başkanlık sistemi Türkiye’nin önünü açacak, CIA direktörü Paul Henze gibilerinin iştahlarını kursaklarına tıkayacak sistemdi!
Benim önerim;
TBMM’de iki meclis 450 kişi Milletvekili, 150 kişilik de Senato idi.. Senato meclisten gelecek kararları tekrar filtre edip gözden geçirecek, ülke geleceği açısından tehlikeli gördükleri başkanın ve TBMM’den geçecek düzenlemelerin önünde set olacaktı! Aynen ABD’de, İngiltere’de Fransa’da (Fransa’da yarı başkanlık sistemi vardır. Diğerlerinden farklı olmakla aynı işlevi görür) olduğu gibi.
Şimdi gelelim son günlerde gündeme getirilen ABD’nin Türkiye Parlamenter sistemi perspektifine; Eski CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze, 2006 yılında Beyaz Saray'a sunduğu ve yaygın olarak da bilinen Türkiye raporuyla bilinir. Bu rapor, Türkiye'de çoklu denetim ve fren mekanizmalarının ABD politikalarını zorlaştırdığı ve bu nedenle kuvvetler ayrılığını tek elde toplayan bir Başkanlık sistemine geçilmesi gerektiği iddialarını içerir.
Bu rapora dayandırılan iddialar ve argümanlar şu şekildedir:
Çoklu Denetim Mekanizmalarının Zorluğu: Raporda, Türkiye'yi kuran sistemin denetim mekanizmalarını çok sıkı tuttuğu; hükümet ikna edilse bile Meclis'in, ordunun veya yargının ABD politikalarına karşı çıkabildiği belirtilmiştir.
Başkanlık Rejimi Önerisi: Birden fazla kurumu ikna etmek yerine tek bir kişiyi (başkanı) ikna etmenin daha kolay olacağı öne sürülerek, yargı, ordu ve meclisi tek elde toplayan bir başkanlık sistemine geçilmesi gerektiği savunulmuştur.
Federal Devlet Yapısı: Bazı kaynaklarda bu sistemin nihai amacının Türkiye'de "Yakın Doğu Federasyonu" adı altında federal bir devlet kurulması olduğu ve bu sürecin önünün başkanlık rejimi ile açılabileceği iddia edilmiştir.”
“BUNLAR İDDİADIR” denilebilir! Varsayılım ki CIA başkanının “halt” etmesi ve hayali olsun!
Olabilirlik ihtimali nedir diye kendimize sormamız, sorgulamamızın kime zararı var!
Türkiye’nin yönetim sistemi veya SİSTEMLERİ kişiler üzerinden tartışılamaz!
“Efendim biz Başkanımıza güveniyoruz!” diyebilirsiniz ve başkanımıza güveniyoruz ve güvenmemiz de gerekir! Ancak devletlerin ömrü bir başkanın ömrü ile sınırlı değildir! Nice başkanlar nice Başbakanlar geçmedi mi? Geçmiyor mu?
Devlet sistemleri kişiler üzerinden, kişilere güven veya kişilerin yetenekleri kabiliyet ve tecrübeleri üzerinden inşa edilmez! Kişilerin vasıfları o göreve getirilirken hesaba katılır!
Devlet sistemi; devletin ebet müddet yaşatılması üzerine inşa edlilir!
Türkiye’nin gelecek inşası perspektifi çok ince eleyip sık dokunarak hayata geçirilmelidir.
Bu hassasiyet sadece yönetenler için değil bütün bir millet için de zorunludur!
Unutmamalı ki; Bir milyar sekiz yüz milyonluk İslam dünyası Türkiye’nin liderliğini beklemekte ve bu dev uyanmaktadır.
Türkiye birlik ve beraberlik içinde maddi manevi güçlü olarak, Dünyanın geleceğini güçlü Türkiye’nin önderliğinde İslam dünyası şekillendirecektir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
HALİS ÖZDEMİR
Dikensiz Gül Bahçesi Hayali
Birkaç kişi dışında kimse konuşmuyor, kimse yazmıyor!
Siyasetçiler ilgisiz görünüyor. İlgili olanlar da halk üzerinde etkisiz görünüyor.
Her neyse benim gördüğüm ne siyasetçilerde ne de yazar çizer takımında genellikle dişe dokunur bir gayret ve farkındalık yoktur!
Bu da işin başka bir acayip yanıdır!
Libya’yı Suriye’yi Irak’ı Yemen’i yerle yeksan eden “katiller sürüsü” Türkiye’ye geldi! Kamuoyu neyle meşgul oldu!?
Mehter Marşı ile karşılamışız!
Bak şu işe!
Kimse sormuyor, sorgulamıyor!
NATO toplantısında ne kararlar alındı? Türkiye’ye ne yükler yüklenmek istendi!
Halbüyse alayı vala ile anlatılan NATO bir siyonist kuruluştur! Kurucuları, CFR’yi BM’yi Bilderberg’i İMF’yi ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin merkez bankalarını ve nice kuruluşu kuranlar aynı mihraktır. Siyonisttir.
Türkiye’nin NATO ile birlikteliği NATO’nun şerrinden emin olmak içindir.
Gelelim konumuza;
Türkiye ve Türk milletinin tarihin ve coğrafyanın içinde dünyanın geçmişi ve geleceğinde önemli olan yeri ve belirleyici özelliğinin önü kesilmek isteniyor!
Tarih boyu böyle olmuştur ve olacaktır!
Gelecek İslam dünyasınındır, Türkiye’nindir. Türk milleti dünyada hiçbir millete nasip olmayan otuz civarında devlete, dört yüz milyon civarında nüfusa sahiptir. Ayrıca da periferisi içinde bulunan İslam dünyası da dahil edildiğinde dünya coğrafyasının yarıdan fazlasına, dünya nüfusu içinde ise BİR MİLYAR SEKİZ YÜZ MİLYON nüfusa sahiptir ve dünyada en önemli yeraltı ve yer üstü zenginlikleri ve insan kaynaklarına sahip başka bir millet yoktur! Gelecek; İslam dünyasının ve Müslüman Türk milletinindir!
Kimsenin bunda şüphesi olmasın!
Yaşananlar doğum sancılarıdır!
Hikayeyi 1945 yılından yani YALTA KONFERANSINDAN almamız gerekiyor. Böyle olunca da karşımıza bambaşka bir Türkiye perspektifi çıkacaktır.
1945 yılında SSCB’nin sınırları içinde kalan Türk yurdu olan Kırım’ın Yalta tatil kasabasında düzenlenen, katılımcılarının; dönemin ABD başkanı Franklin D. Roosevelt, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve SSCB Başkanı Josef Stalin dünyayı paylaştığı ve 20. yy dünyasını oluşturdukları toplantıda alınan kararları çok defa yazmıştım. İşte o toplantıda; Türkistan Doğu ve Batı Türkistan olarak ikiye bölünmüş Doğu Türkistan Çin’e, Türkistan’ın büyük kısmı Rusya’ya bırakılmış, Mezopotamya, Afrika lime lime bölünerek Batılı ülkeler arasında pay edilmişti. Bugün Mezopotamya’daki hercümerç o günün eseri olduğu gibi, Afrika’nın Fransa, İngiltere, İtalya tarafından sömürgeleştirilmesi de gene Yalta konferansında alınan kararlar sonrasındadır.
Bütün bu olup bitenler maalesef Osmanlı’nın parçalanması sonrasında yaşananlardır! Osmanlı’yı parçalayanlar, işbirlikçilik yapanlar da bir kısmı kahraman ilan edildiği gibi bir kısmı da günah keçisi ilan edilmiştir! Maalesef yakın tarihimiz bugün tüm çıplaklığı ile bilinmesinin önünde muazzam bariyerler olduğu gibi tarihi yanıltmalar da işin cabasıdır. Yakın tarihimiz milletimizden gizlenmekte gerçekler ters yüz edilerek “kahramanlar hain, hainler kahraman” ilan edilmektedir!
Şimdi gelelim Yalta konferansında Türkiye ile ilgili karar ve planlanan perspektife, Türkiye 7 bölgeye bölünecektir. Bölünme operasyonuna güney doğudan başlanmış, önce Ermeni çetesi/örgütü ASALA adıyla Fransa ve batı ülkelerinde Türk diplomatlara pusular kurarak şehit etmişler sonrasında ise Türkiye’ye yerleşerek PKK terör örgütü olarak yollarına devam etmiş, şimdilerde çok çeşitli adlar altında yollarına devam etmektedirler.
Suriye’de ve Güney Doğumuzda neler oluyor!?
Suriye’de ABD Rusya anlaşması sonrası hayata geçirilen ”Suriye’nin Esad rejiminden kurtarılması” hikayesine Suriye’de olanları kontrol altında tutabilmek için Türkiye hızlı bir şekilde operasyona dahil olmuştur. “Suriye Operasyonu”nu sanki Türkiye yapmış gibi bir algı oluşturulmak da istenmiştir.
Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren ve Suriye’den ziyade Türkiye için planlanan oyunun sahnelenmesi için Suriye konusunun çarpıtılması gerekiyordu! Öyle de oldu!
Şimdi Türkiye’nin önüne “Türkiye’nin büyütülmesi” hikayesi konulmaktadır.
Peki Türkiye nasıl büyüyebilir?
“Terörsüz Türkiye” hemen herkesin rüyalarını süsleyen bir gelecektir. İşte tam da bunun üzerine inşa edilmişe benziyor.
ABD’nin Türkiye büyükelçisi ve Suriye ve bölge ülkeleri koordineden sorumlu olan Thomas J. Barrack’ın açıklamalarına dikkat edilirse Türkiye Suriye ve bölgemiz ile ilgi ABD planlarının ne olduğu ve Türkiye’de son zamanlarda yaşananların ne olduğu anlaşılacaktır!
Barrack’ın Suriye’nin bütünlüğünü önemsiyoruz sözü, “federasyon olarak bütünlük” olduğu, yani “BÖLÜNMÜŞ BÜTÜNLÜK” nasıl bütünlük olacaksa!?
İşleri güçleri hile bunların!
Pkk silah bırakacak(!) asla böyle bir şey olmadı olmayacak! PKK İSİM DEĞİŞTİRECEK! silahlar yeni örgüte teslim edilecek ve edildi de!
PKK silah bırakma hikayesi gerçekse o halde, ABD’nin yıllarca kendisine verdiği binlerce tır, tank, top füze ve füze atarı ağır silahları Türkiye’ye teslim etmesi gerekir! Aksi söylemler martavaldan, yanıltmadan öte olmayacaktır.
PKK ile barış söylemleri Türkiye’nin yıllarca verdiği mücadele ile bütün dünyaya, PKK’nın terör örgütü olarak kabul ettirilmesi de böylelikle çöpe gidecek PKK yeni isim ve yapı içinde Türkiye’de ve Mezopotamya’da Israil ve siyonizme maşa olmaya devam edecektir!
Peki Türkiye ne olacak!?
Türkiye büyüyecekmiş! Nasıl mı?
PKK’yı maşa olarak kullananların planı ise; Suriye’nin bir bölümünde kurulacak federatif Kürt devletine Türkiye’nin güney doğusu monte edilecek, Türkiye’ye (geçici) bağlı bir Kürt (İsrail) devleti kurulacak! Böylelikle Türkiye büyüyecek!
Planları bu!
Yerseniz!?
Bu hikayeler bir günde planlanıp bir günde hayata geçirilmiyor!
Önce Türkiye yıllarca terörle mücadele ediyor binlerce insana ve milyarlarca maddi kayıpla birlikte iç barış ortamı ve milli birlik zedeleniyor!
Sonra plan Suriye üzerinden tıkır tıkır işliyor!
Gerisi Türk milletinin “güveninin istismarına kalıyor”
Bunları hayata geçirmek için de;
Türkiye’de önce parlamenter sistem tartışmalarına ABD’de katılıyor!
Başkanlık sistemi ile ilgili olarak 2012 yılında “TARİHİ GÖREVE DAVET” başlığı ile 18 sahifelik bir bir raporu hazırlamıştım ve raporumu dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, meclis başkanı ve siyasi parti başkanlarına yazılı olarak göndermiştim. Milletvekillerine ise e posta olarak gönderdim. Parlamenter sistem de Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin ortalama ömrünün 8 ay olması bununda istikrar ve Türkiye’ye hizmete mani olması Türkiye’nin her an siyasi tartışma içinde vakit kaybetmesi ana motivasyonunu oluşturuyordu.
Ancak benim çok defa yazdığım başkanlık sistemi bu gün uygulanan sistem değildi! Benim önerdiğim Başkanlık sistemi Türkiye’nin önünü açacak, CIA direktörü Paul Henze gibilerinin iştahlarını kursaklarına tıkayacak sistemdi!
Benim önerim;
TBMM’de iki meclis 450 kişi Milletvekili, 150 kişilik de Senato idi.. Senato meclisten gelecek kararları tekrar filtre edip gözden geçirecek, ülke geleceği açısından tehlikeli gördükleri başkanın ve TBMM’den geçecek düzenlemelerin önünde set olacaktı! Aynen ABD’de, İngiltere’de Fransa’da (Fransa’da yarı başkanlık sistemi vardır. Diğerlerinden farklı olmakla aynı işlevi görür) olduğu gibi.
Şimdi gelelim son günlerde gündeme getirilen ABD’nin Türkiye Parlamenter sistemi perspektifine; Eski CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze, 2006 yılında Beyaz Saray'a sunduğu ve yaygın olarak da bilinen Türkiye raporuyla bilinir. Bu rapor, Türkiye'de çoklu denetim ve fren mekanizmalarının ABD politikalarını zorlaştırdığı ve bu nedenle kuvvetler ayrılığını tek elde toplayan bir Başkanlık sistemine geçilmesi gerektiği iddialarını içerir.
Bu rapora dayandırılan iddialar ve argümanlar şu şekildedir:
Çoklu Denetim Mekanizmalarının Zorluğu: Raporda, Türkiye'yi kuran sistemin denetim mekanizmalarını çok sıkı tuttuğu; hükümet ikna edilse bile Meclis'in, ordunun veya yargının ABD politikalarına karşı çıkabildiği belirtilmiştir.
Başkanlık Rejimi Önerisi: Birden fazla kurumu ikna etmek yerine tek bir kişiyi (başkanı) ikna etmenin daha kolay olacağı öne sürülerek, yargı, ordu ve meclisi tek elde toplayan bir başkanlık sistemine geçilmesi gerektiği savunulmuştur.
Federal Devlet Yapısı: Bazı kaynaklarda bu sistemin nihai amacının Türkiye'de "Yakın Doğu Federasyonu" adı altında federal bir devlet kurulması olduğu ve bu sürecin önünün başkanlık rejimi ile açılabileceği iddia edilmiştir.”
“BUNLAR İDDİADIR” denilebilir! Varsayılım ki CIA başkanının “halt” etmesi ve hayali olsun!
Olabilirlik ihtimali nedir diye kendimize sormamız, sorgulamamızın kime zararı var!
Türkiye’nin yönetim sistemi veya SİSTEMLERİ kişiler üzerinden tartışılamaz!
“Efendim biz Başkanımıza güveniyoruz!” diyebilirsiniz ve başkanımıza güveniyoruz ve güvenmemiz de gerekir! Ancak devletlerin ömrü bir başkanın ömrü ile sınırlı değildir! Nice başkanlar nice Başbakanlar geçmedi mi? Geçmiyor mu?
Devlet sistemleri kişiler üzerinden, kişilere güven veya kişilerin yetenekleri kabiliyet ve tecrübeleri üzerinden inşa edilmez! Kişilerin vasıfları o göreve getirilirken hesaba katılır!
Devlet sistemi; devletin ebet müddet yaşatılması üzerine inşa edlilir!
Türkiye’nin gelecek inşası perspektifi çok ince eleyip sık dokunarak hayata geçirilmelidir.
Bu hassasiyet sadece yönetenler için değil bütün bir millet için de zorunludur!
Unutmamalı ki; Bir milyar sekiz yüz milyonluk İslam dünyası Türkiye’nin liderliğini beklemekte ve bu dev uyanmaktadır.
Türkiye birlik ve beraberlik içinde maddi manevi güçlü olarak, Dünyanın geleceğini güçlü Türkiye’nin önderliğinde İslam dünyası şekillendirecektir.
Vesselam