Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Alper Şirvan Yazıları

bursaarena.com.tr - Alper Şirvan Yazıları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Alper Şirvan Yazıları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ALPER ŞİRVAN yazdı: "Mühendis, Voleybolcu ve Devrimci" Haber

ALPER ŞİRVAN yazdı: "Mühendis, Voleybolcu ve Devrimci"

Voleybol kadın millî takımımızın Milletler Ligi’ndeki (VNL) mücadelesi devam ediyor. Bugün sana Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi Sabiha Rıfat Gürayman’dan söz edeceğim değerli okurum! “İnşaat mühendisliği ve voleybol… Tamam da ne alaka?” dediğini duyar gibiyim. Anlatmaya en baştan başlayalım. Bazı insanlar vardır; bir mesleği icra etmekle kalmaz, o mesleğin kapısını sadece kendisi için değil, toplumda yer etmiş önyargılara rağmen başkaları için de aralar. Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi olan Sabiha Rıfat Gürayman, tam da böyle bir isim. Onun serüveni bir başarı öyküsüyle sınırlı değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında bir kadının, erkek egemen bir alanda “Ben de buradayım!” diyebilecek özgüveni bulabilme hikâyesi aynı zamanda... 1910 yılında Manastır’da (bugünkü adı Bitola), dünyaya gelen Sabiha Hanım, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çalkantılı bir dönemin çocuğudur. Babasının asker olması dolayısıyla aile daha sonra İstanbul’a taşınır. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra, genç yaşta alışılmışın dışına çıkacak bir karar verir: Mühendis olacaktır. O yıllarda bu tercih, bir kadının kolayca yapabileceği bir seçim değildir. Çünkü mühendislik neredeyse tamamen erkeklere ait bir alan olarak kazınmıştır kafalara. 1927 yılında, kız öğrencilerin de kabul edilmeye başlanmasıyla birlikte, bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi’nin temeli sayılan Yüksek Mühendis Mektebi’ne giren ilk kız öğrencilerden biri olur. Yaklaşık 350 erkek öğrencinin bulunduğu okulda yalnızca iki kız olarak sadece derslerle değil, önyargılarla da mücadele etmek zorundadırlar. 1933 yılında mezun olduğunda, Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi unvanını alır. Sabiha Gürayman, mezuniyet sonrası bayındırlık müdürlüğünde göreve başlar ve genç Cumhuriyet’in yeniden inşa edilen altyapısında aktif rol alır. Ankara ve çevresinde okul projelerinde çalışır, kamu yapılarında görev yapar. O yıllarda mühendislerin sahada olmaları da kadınlara uygun görülmezken, o tam tersine şantiye ortamını seçip çamurun, taşın, betonun içinde olmayı tercih eder. Onun adını unutulmaz yapan dönüm noktalarından biri, Ankara-Beypazarı yolu Karaboğaz mevkiinde inşa edilen köprü projesi olur. Dönemin şartlarında “Bir kadın dağ başındaki şantiyede çalışamaz!” anlayışıyla karşı karşıya kalsa da geri adım atmaz. Projeyi başarıyla tamamlar. Halk, onun emeğini unutmaz ve köprüye yıllar boyunca “Kız Köprüsü” adını verir. Bugün bu köprü, önyargılara karşı verilen sessiz mücadelenin bir simgesi olarak tescilli yapı olarak korunmaya alınmıştır. Sabiha Rıfat Gürayman ismini tarihe yazdıran bir başka görev, hiç kuşkusuz Anıtkabir’dir. Anıtkabir’in 10 yıllık inşası boyunca Baş Mühendis olarak görev yapar. Mustafa Kemal Atatürk için inşa edilen bu anıt, büyük önem taşır onun için. Sabiha Hoca, böylesine büyük bir projenin teknik koordinasyonunu yöneten isimlerden biri olarak da tarihe geçer. Onun hikâyesi, mühendislikle de sınırlı değil… Sabiha Rıfat, üniversite yıllarında voleybolla ciddi biçimde ilgilenmeye başlar. O dönem Türkiye’de kadın sporculuk oldukça sınırlıdır; kadınların düzenli takım sporlarında yer alması emekleme dönemindedir. Sabiha’nın sportif yeteneği kısa sürede fark edilir ve okul takımına seçilir. Tam da Cumhuriyet’in kadınların spora katılımını teşvik etmeye başladığı yıllarda, kadınlar arasında ilk spor hareketlerinden biri Fenerbahçe’de doğar. 1927’de kurulan Fenerbahçe kadın voleybol yapılanmasının içinde Sabiha Rıfat da yer alır ve kısa süre sonra takım kaptanlığı yapar. Böylece, Türkiye’de kulüp düzeyinde voleybol oynayan ilk kadınlardan biri olur. Ne var ki o yıllarda kadın voleybolu çok yeni ve rakip takım sayısı yok denecek kadar azdır. Sabiha’nın kaptanlığını yaptığı kadın takımının maç yapacak rakip bulamaması sebebiyle ekip kısa sürede dağılır. Fakat onun voleybola olan tutkusu bitmez. Mücadelesi sonuç verir ve Sabiha Rıfat, Fenerbahçe Erkek Voleybol takımında forma giymeye başlar. 1928–1929 yıllarında Fenerbahçe Erkek Voleybol takımının şampiyonluklarında rol oynar. Taraftarlar ve takım arkadaşları, ona, refleksleri ve çevikliğinden dolayı “Uçan Parmaklar” lakabını takar. 1939 yılında yüksek mühendis Remzi Gürayman ile evlenir. Evlenmeden önceki soyadı "Ecebilge" olan Sabiha Hanım, bu evlilikle "Gürayman" soyadını alır. 1963 yılında emekli olur Sabiha Hocamız. Maddî varlığının bir bölümünü eğitim burslarına bağışlar. 2003 yılında İzmir’de hayatını kaybettiğinde arkasında yalnızca inşa edilmiş yapılar değil, bir büyük vizyon da bırakmıştır. Bugün “Sultanlar Ligi” adıyla anılan Türkiye Kadınlar Voleybol Birinci Ligi, dünyanın sayılı liglerinden… Gerek kulüp takımlarımız gerekse millî takımımız, Avrupa ve dünya çapında sayısız başarıya imza attılar, atmaya da devam ediyorlar. Onların her başarısında başta Sabiha Hanım olmak üzere önyargılar karşısında dimdik duran gerçek devrimcilerin izi ve emeği var. Vefat edenlere rahmet, hayatta olanlara sağlık diliyorum. ************************************************************************************************* Haftanın Notu: Bütün devrimciler, inşa ettikleriyle ölümsüz olurlar! İhtiyaca rağmen atama yapma, öğretmenleri özel okul patronlarına mecbur bırak, hak aramalarına dahi izin verme! Yaşasın her tür hamaset soslu neoliberalizm(!) ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

ALPER ŞİRVAN yazdı: "Dönüşüm" Haber

ALPER ŞİRVAN yazdı: "Dönüşüm"

Toplumların dönüşmesi ya da dönüştürülmesinde önemli yaklaşımlar var. Bugün biraz bunlara göz atalım istersen. Kuşak (jenerasyon) teorisi: “Yaklaşık 20–25 Yıl.” Toplumsal değişimin kalıcı olması için bir kuşağın yetişmesi gerektiği görüşü sosyolojide epey yaygındır. İnsanların değerleri, ahlak anlayışı, siyaset algısı, eğitim ve davranış kalıpları çoğunlukla gençlik döneminde şekillendiği için, gerçek değişim ancak yeni kuşak yetişince görünmeye başlar. Bu da ortalama 20–25 yıl kabul edilir. Mesela: Eğitim sahasında attığınız ya da atmadığınız adımların etkisi en erken 20 yıl sonra görünür. Yaz boz yapsanız da durum değişmez. Çünkü hayat boşluk kabul etmez. Demokrasi kültürü, kadın/çocuk/engelli hakları, çevre bilinci gibi alanlarda zihniyet dönüşümü bir neslin yetişmesini bekler. Bu yüzden sosyal bilimlerde sıkça yer alan fikir “Yasa bir gecede değişse de toplum zihniyeti bir kuşakta ancak değişir.” şeklindedir. Karl Mannheim’ın “kuşak” yaklaşımı. Karl Mannheim adlı sosyolog, 1928’de insanların gençliklerinde yaşadıkları ortak tarihsel olayların bir kuşak bilinci yarattığını söyler. Mesela savaş, ekonomik kriz, teknolojik sıçrama veya büyük siyasi kırılmalar… Bunları aynı yaşlarda yaşayan insanlar benzer bir dünya görüşü geliştirir. Toplum da bu yeni kuşağın etkisiyle dönüşür. Yani değişim, yeni neslin ağırlık kazanmasıyla olur. “20 yıllık dönemler” teorisi. William Strauss ve Neil Howe’un geliştirdiği kuşak döngüsü yaklaşımı dikkat çekicidir. Buna göre toplumların ruh hali yaklaşık 20–22 yıllık dönemlerle değişir; her dönem yeni bir toplumsal iklim yaratır ve yaklaşık 80–90 yılda bir büyük döngü tamamlanır. Özetle: Toplumsal değişimin doğal zaman ölçeği yaklaşık bir kuşaktır. Bu arada bu dönüşüm, yukarıda belirtilenin aksine “çürüme” yönünde de gerçekleşebilir. Şimdi ben bunları neden anlattım? Yaşadığın son 24-25 yıl yoğunluklu olmak üzere, “benim memurum işini bilir”’den bugünlere uzanan 40 yılı şöyle bir düşün. Düşüncene, vicdan suistimali ile gerçekleşen sığınmacı istilasını, dolayısıyla toplum üzerinde demografik ve kültürel yozlaştırma çalışmasını da kat. Satışa çıkarılmış vatandaşlığı, yabancılara satılan toprakları, kamu kurum ve özel şirketleri de sık sık hatırla! Hani zaman zaman “Biz eskiden böyle değildik, bu toplum böyle değildi.” falan diyorsun ya hani… Hah işte ondan! ************************************************************************************************* Haftanın Notu: Bir bilim insanı, çalışmalarına devam edip üretirken, insan yetiştirirken 65 yaşındasın denilerek emekli ediliyor. Alım satım yaparken akli melekelerinin yerinde olup olmadığına ilişkin rapor isteniyor özellikle 70’ten sonra… Ama bu yaş gruplarındaki siyasetçilerin, siyaset yapmalarına, ülkenin kaderiyle, geleceğimizle oyuncak misali oynamalarına izin veriliyor. Bu nasıl bir çelişkidir? ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

ALPER ŞİRVAN: Ahlak.. Haber

ALPER ŞİRVAN: Ahlak..

“Ahlak”, en basit tanımlamayla insanların davranışlarını iyi ile kötü, doğru ile yanlış, adil ile adil olmayan ölçeğinde değerlendiren kurallar, değerler ve alışkanlıklar bütünüdür. Yalın bir ifadeyle: “Bir insan nasıl yaşamalı, nasıl davranmalı?” sorusuna verilen cevapların alanıdır. Gündelik hayatta dürüstlük, saygı, vicdan, sorumluluk, merhamet gibi kavramlar ahlakın içine girer. Etik ile ahlak sıkça karıştırılır. Ahlak, başta da belirttiğim gibi bir toplumun içinde zamanla kendiliğinden oluşan, bireylerin neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini belirleyen yazısız kurallar, değerler ve alışkanlıklar bütünüdür. Etik ise, ahlaki kuralları ve doğru-yanlış kavramlarını felsefi ve evrensel düzeyde inceleyen, sorgulayan ve temellendiren bir düşünce disiplini; başka bir ifadeyle ahlak felsefesidir. İnsanlar ahlaki değerlerini aileden, toplumdan, inanç sistemlerinden, vicdandan, akıl ve deneyimden; içinde yaşadıkları kültür ve çağdan etkilenerek oluşturabilir. Her toplumda biçimi değişse de “dürüstlük, adalet, sorumluluk, empati ve merhamet, saygı, zarar vermeme, güvenilirlik” gibi bazı ortak ilkeler öne çıkar. Ahlakın “bireysel ahlak”, “toplumsal ahlak”, “meslek ahlakı”, “evrensel ahlak” gibi türleri vardır. Felsefedeki ahlak yaklaşımları da derinliklidir. Sokrates, “İnsan doğruyu bilirse doğru davranır.” demiştir. Aristoteles, “Erdemli insan olmak önemlidir; iyi alışkanlıklar karakteri oluşturur.” fikrini ortaya atar. Immanuel Kant, “Sonuçtan bağımsız olarak doğru olanı yapmak gerekir.” düşüncesini savunur. Farabi, “İyi fiillerin insanın huyu ve karakteri hâline gelmesi erdemdir.” diyerek alışkanlığa dönüşen iyiliğe vurgu yapar. Ziya Gökalp, toplumcu bir vizyonla “Ahlâkın kaynağı cemiyettir.” der. Nurettin Topçu, “Zulme karşı koyan vicdan hareketi isyan adını alır.” sözüyle ahlak konusunda vicdanı ön plana çıkarır. Örnekler çoğaltılabilir ve ahlak konusunda daha fazlası yazılabilir. Böylesi derinlikli bir konu olan ahlak, bizim toplumumuzda ne yazık ki sadece özel hayatlarda, kılda tüyde, kılık kıyafette, hatta yemede-içmede aranır. Oysa ahlakı… Çocukların tacize-tecavüze uğradıkları tarikat, cemaat yurtlarında, Çürük malı müşterisine kakalamaya çalışan tezgahlarda, Vatandaşın tamire getirdiği araca türlü masraf çıkarıp “15 gün sonra gel al” diyen; kişinin tanınmış ve sosyal medyada etkili olduğunu fark edince işi iki günde, çok daha düşük fiyata yapanlarda, Sattığı şeyin kusurlarını söylemeden yeni fiyatına satmaya çalışan ilanlarda, Engelli park yerine park edenlerde, rampaları kapatan otomobillerde, Vergi indiriminden faydalanmak için rapor almaya uygun olmadığı halde rapor alanların ve bunu denetlemeyenlerin, göz yumanların kirli ruhlarında, İşleyen sistemleri istismar edip bozulmasına ve o sistemden yararlanan gerçek hak sahiplerinin hak gasplarına yol açanların zehirli davranışlarında, Fakir kâğıdı alan milletvekili eşinde ve bu ortaya çıkınca “özür dileyerek” yırtmasının yolunu açan düzende, Hakkı olmayanın peşinde koşanlarda, Olan biten onca şeyden sonra “Utanmıyoruz, utanacak ne var?” diyerek temsil ettiği düşünülen değerleri kirletenlerin pişkinliklerinde, Oy aldığı insanlara ihanet ederek tam tersi yönde hareket eden siyasetçilerin duruşlarında, İktidar ve güç için yapmayacağı şey olmayanlarda, Siyasette “kukla” olanlarda, Fiyatı olan insanlarda, Kişinin işini iyi ve hakkıyla yapıp yapmadığında, Söylemde değil fiilde… Aramak lazım galiba. Ne dersin? ************************************************************************************************* Haftanın Notu: Kutsallarınızı ve her tür değerinizi siyasetçilerden uzak tutunuz. ..... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

ALPER ŞİRVAN: Bu Engelliler Haftasında Haber

ALPER ŞİRVAN: Bu Engelliler Haftasında

Engelliler Haftası, her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arasında Birleşmiş Milletler’e üye ülkelerde aynı zamanda ele alınan, engelli bireylerin haklarına, yaşadıkları zorluklara ve toplumsal farkındalığa odaklanan özel bir hafta. Haftanın tarihçesi şöyle özetlenebilir: Engellilik konusunda dünya çapındaki hareketlilik, özellikle 1970'li yıllardan itibaren Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde ivme kazanmıştır. BM, 1981 yılını "Uluslararası Engelliler Yılı" olarak ilan ederek dünya genelinde engelli kişilerin sorunlarının daha görünür olması hedeflenmiştir. Bu sürecin bir parçası olarak, engellilik olgusunun sadece belirli bir güne (3 Aralık) sığdırılmaması, daha geniş kapsamlı bir bilinçlendirme sürecine yayılması amacıyla 10-16 Mayıs tarihleri arası, birçok ülkede “Engelliler Haftası” kapsamında değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu yıl, 10 Mayıs Anneler Günü idi aynı zamanda. Bu doğrultuda bu engelliler haftasında engelli evladı olan annelerin sesine kulak verelim isterseniz. Hoş, evladınız engelli olmasa dahi, sosyal devleti “özelleştirilenlerin” kâr odaklı kafalarıyla, kız çocuklarını diri diri gömenlerin örfüyle kirlenmiş ruhlarıyla işiniz zor da… Yine de biz engelli evladı olan anneler ne istiyor, gelin şöyle özetlemeye çalışalım: Evde bakım süresinin sigortalılık kapsamına alınması Evde bakım maaşı gelir kriterlerinin anneden yana bir vizyonla yeniden düzenlenmesi ve evde bakım maaşlarının artırılması Ağır engelli evladı olan annelere emeklilik hakkı verilmesi Engelli annelerine prim desteği sağlanması Çalışan annelere esnek mesai hakkı verilmesi Uzaktan çalışma imkânlarının yaygınlaştırılması Çalışan engelli annelerine ek izin ve erken emeklilik hakkı tanınması Engelli annelerine ücretsiz psikolojik destek sağlanması Kısa süreli bakım desteği (mola hizmeti) verilmesi Evde ya da kurumda fizyoterapi ve özel eğitim saatlerinin artırılması Evde sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması Özel eğitim katkı paylarının yükseltilmesi Engelli bireylerin geleceğine yönelik devlet güvenceli bakım sistemi oluşturulması Engelli annelerine sosyal konut projelerinde öncelik verilmesi Tıbbi cihaz, tekerlekli sandalye başta olmak üzere medikal ürünler, bez, mama ve benzeri temel ihtiyaçların ücretsiz karşılanması Engelli annelerine ücretsiz hukuki danışmanlık verilmesi Engelli annelerine yönelik sosyal yaşam ve dayanışma merkezleri kurulması Eğitim kurumlarında kapsayıcı eğitim uygulamalarının güçlendirilmesi Ağır engelli bireylerin ailelerine vergi indirimi ve ek ekonomik destek sağlanması, "benden sonra ne olacak" kaygısından kurtarılması Liste uzar gider, ama bunlar dahi önemli adımlardır. Sorunlar ortada… Asıl mesele, çözüm iradesinin merkezine neyi koyduğunuzdur. Gerçek şu ki, engellilerin sorunları, vicdan arayışıyla değil, hak temelli bir sistemle çözülebilir. Geçen yıl “Aile Yılı” ilan edilmişti. Uzun zamandır da “en az üç çocuk” deniyor. Hatta “10 çocuğa otomobil” diyen tanımsız cisimler de çıktı yakın zamanda biliyorsun. Devleti yönetemeyenler, şunu ıskalıyorlar: İnsanlardan sadece alan ama asla yanlarında olmayan devlet anlayışı, Orta Çağ’da kaldı. Sahi ya… Biz o çağı bitirmekle övünmüyor muyduk? **************************************************************************************************************************************** Haftanın Notu: Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama, Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma! (Şair, galiba bugünleri yazmış.) ... Yazarın tüm yazıları için tıklayınız

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.