Kurban, Allah’a yakın olmak anlamına gelirken ibadetin ritüel yönüyle belirli bir vakitte, belirli şartları taşıyan, belirlenmiş bir hayvanı, usulünce kesmek ve üçte biri bölümü kendine alıp üçte iki kısmını ihtiyaç sahiplerine dağıtmak demektir. Cenab-ı Allah Hac suresi 37. Ayetinde,
Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin, Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele
buyurarak bizlere bu gerçek vurgulanmaktadır. Bizler sadece kurbanın kesilen hayvan kısmında kalıp yaşantımızda ilah olarak egomuza secde edip, kibir içerisinde, nefret, kin, öfke gibi yasaklanmış halleri kalbimizde taşırken, egomuz için namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, kurban kesmek ibadet değil aksine küfür olacaktır. Egomuz için yapılan her şey bizi aslımızdan uzaklaştırır. İnsanın yaptıkları emmaresi için değil Allah için olmalıdır ki Allah için yapılan her şey Allah’ın kabul ettiği yakınlık hâlleridir. İşte farz olan yakınlık budur. İnsanın kendi varlığının aslını tanıyarak, kendisiyle aslı arasına girenleri feda ederek, Allah’a yakınlaşması. Cenab-ı Allah Kevser suresi 2. Ayeti kerimesinde,
O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes
diyerek bu gerçeği anlatırken kurban kesmenin önemine dikkat çekmektedir. Kurban, yaratılanın kendisini, yaratan Allah’a adamasıdır aslında. Kurban, aslı itibarı ile yaratılanın yaratıcısını, kendisinden daha çok sevdiğinin, değer verdiğinin, önemsediğinin göstergesidir. Buna feragat etmek denilir. Karşılık ve menfaat beklemeden, kendinden bir şeyler verebilmek. Kişi kendisini yaratıcısından daha çok seviyor, kendisine daha çok değer veriyorsa, yaratıcısına adadığı kurban, içi boş olmaktan öteye gidemez. Kurbanın Allah’a ulaşması, içinin dolu olmasıyla mümkündür. İşte, içini dolduracak olan, yaratıcıya kendimizden daha çok değer verip seviyor oluşumuzdur. Bizim için Allah’tan daha değerli olan her ne var ise ona verdiğimiz değeri kesip değer verme özelliğimizi Allah’a yöneltmektir.
Cenab-ı Allah, insandaki ihtiyaçlığı taşımaz. O yaratılmamıştır, doğurulmamıştır, evveli ve sonu olmayandır, varlığının hiçbir dayanağı ve muhtaçlığı bulunmayandır. O Allah’tır ve Allah olduğu için vardır. Varlığı kendiliğinden daim olandır. İnsanın ihtiyaçlığı vardır ve ihtiyaçlığı, Allah’ın bilinmeyi istemesinden gelmektedir. İhtiyaç duyduklarımızın tümü yine Allah’a ait özellikler olup onların keşfi Allah’ın bir özelliğinin keşfidir. İnsan, yemek yemeli, su içmeli, barınmalı, giyinmelidir. Bunları sağlayabildikleri ise yaşamsallığının devamlılığı için önemli ve değerlidir. İnsan için değerli olanlar, onlara muhtaç olmasındandır. Allah yemek yemez, su içmez, uyumaz, uyuklamaz, hastalanmaz. O hâlde insanın kendisindeki bu özelliklerin giderilmesi için gerekli olanları Allah’a adamasının arkasındaki niyete bakmak gerekir! Kurbanın arkasındaki gerçek, “Ya Rabbi! İnsan olmam ile bana vermiş olduğun anlama, bilme, sevme, fikretme, zikretme, sığınma, muhabbet etme gibi kendine yöneltilmesini istediğin bu vasıfları, sana yöneltiyorum. Seninle arama girenleri feda ediyorum, kendimden feragat yapıyorum” demektir. Bugün bizler, insan olmamız sebebiyle hazır bulduğumuz insanî değerleri veriliş gayesi dışında emmaremiz için kullanmaktayız. Kurban, idrakimizde Allah’tan gayrı her ne varsa onu kesmektir. Cenab-ı Allah kutsî hadisinde,
Yere göğe sığmadım mümin kulumun kalbine sığdım
buyurmaktadır. İşte o mümin kul, idrakindeki Allah’tan gayrıları kesip idrakini Allah’a, sevmesiyle, zikretmesiyle, fikretmesiyle, değer verip, öncelik yapmasıyla mekân eyleyendir ki o mümin kul gerçekte Allah için kurban kesendir. Bu sebeple, kurbanını hakikatiyle kesip Müminliğe ulaşan insan her yerde, her yüzde Allah’a şehadet etmeye başladığı için Cenab-ı Allah onun idrakinde, idrak görüşüne sığmış olur.
Bizler, yaptığımız ibadetler ve kestiğimiz kurban neticesinde Allah’tan başka ilah olmadığına idrak gözüyle şahit olamıyorsak, yaptığımız ibadet, kestiğimiz kurban değildir, gerçek manasıyla tevhit üzerine yapanı taklit etmiş oluruz da taklit bizi mümin kul yapmaz. Kurban, Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edişimize engel olan gözdeki tüm benlik perdelerinin kesilmesidir, ego kefeninin içerden kesilip açılması sonucu benlik kabrinden, Rabbim, Rabbim diyerek çıkıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÖZKAN GÜNAL: Kurban..
Kurban, Allah’a yakın olmak anlamına gelirken ibadetin ritüel yönüyle belirli bir vakitte, belirli şartları taşıyan, belirlenmiş bir hayvanı, usulünce kesmek ve üçte biri bölümü kendine alıp üçte iki kısmını ihtiyaç sahiplerine dağıtmak demektir. Cenab-ı Allah Hac suresi 37. Ayetinde,
Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin, Allah’a karşı gelmekten sakınmanız ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele
buyurarak bizlere bu gerçek vurgulanmaktadır. Bizler sadece kurbanın kesilen hayvan kısmında kalıp yaşantımızda ilah olarak egomuza secde edip, kibir içerisinde, nefret, kin, öfke gibi yasaklanmış halleri kalbimizde taşırken, egomuz için namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, kurban kesmek ibadet değil aksine küfür olacaktır. Egomuz için yapılan her şey bizi aslımızdan uzaklaştırır. İnsanın yaptıkları emmaresi için değil Allah için olmalıdır ki Allah için yapılan her şey Allah’ın kabul ettiği yakınlık hâlleridir. İşte farz olan yakınlık budur. İnsanın kendi varlığının aslını tanıyarak, kendisiyle aslı arasına girenleri feda ederek, Allah’a yakınlaşması. Cenab-ı Allah Kevser suresi 2. Ayeti kerimesinde,
O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes
diyerek bu gerçeği anlatırken kurban kesmenin önemine dikkat çekmektedir. Kurban, yaratılanın kendisini, yaratan Allah’a adamasıdır aslında. Kurban, aslı itibarı ile yaratılanın yaratıcısını, kendisinden daha çok sevdiğinin, değer verdiğinin, önemsediğinin göstergesidir. Buna feragat etmek denilir. Karşılık ve menfaat beklemeden, kendinden bir şeyler verebilmek. Kişi kendisini yaratıcısından daha çok seviyor, kendisine daha çok değer veriyorsa, yaratıcısına adadığı kurban, içi boş olmaktan öteye gidemez. Kurbanın Allah’a ulaşması, içinin dolu olmasıyla mümkündür. İşte, içini dolduracak olan, yaratıcıya kendimizden daha çok değer verip seviyor oluşumuzdur. Bizim için Allah’tan daha değerli olan her ne var ise ona verdiğimiz değeri kesip değer verme özelliğimizi Allah’a yöneltmektir.
Cenab-ı Allah, insandaki ihtiyaçlığı taşımaz. O yaratılmamıştır, doğurulmamıştır, evveli ve sonu olmayandır, varlığının hiçbir dayanağı ve muhtaçlığı bulunmayandır. O Allah’tır ve Allah olduğu için vardır. Varlığı kendiliğinden daim olandır. İnsanın ihtiyaçlığı vardır ve ihtiyaçlığı, Allah’ın bilinmeyi istemesinden gelmektedir. İhtiyaç duyduklarımızın tümü yine Allah’a ait özellikler olup onların keşfi Allah’ın bir özelliğinin keşfidir. İnsan, yemek yemeli, su içmeli, barınmalı, giyinmelidir. Bunları sağlayabildikleri ise yaşamsallığının devamlılığı için önemli ve değerlidir. İnsan için değerli olanlar, onlara muhtaç olmasındandır. Allah yemek yemez, su içmez, uyumaz, uyuklamaz, hastalanmaz. O hâlde insanın kendisindeki bu özelliklerin giderilmesi için gerekli olanları Allah’a adamasının arkasındaki niyete bakmak gerekir! Kurbanın arkasındaki gerçek, “Ya Rabbi! İnsan olmam ile bana vermiş olduğun anlama, bilme, sevme, fikretme, zikretme, sığınma, muhabbet etme gibi kendine yöneltilmesini istediğin bu vasıfları, sana yöneltiyorum. Seninle arama girenleri feda ediyorum, kendimden feragat yapıyorum” demektir. Bugün bizler, insan olmamız sebebiyle hazır bulduğumuz insanî değerleri veriliş gayesi dışında emmaremiz için kullanmaktayız. Kurban, idrakimizde Allah’tan gayrı her ne varsa onu kesmektir. Cenab-ı Allah kutsî hadisinde,
Yere göğe sığmadım mümin kulumun kalbine sığdım
buyurmaktadır. İşte o mümin kul, idrakindeki Allah’tan gayrıları kesip idrakini Allah’a, sevmesiyle, zikretmesiyle, fikretmesiyle, değer verip, öncelik yapmasıyla mekân eyleyendir ki o mümin kul gerçekte Allah için kurban kesendir. Bu sebeple, kurbanını hakikatiyle kesip Müminliğe ulaşan insan her yerde, her yüzde Allah’a şehadet etmeye başladığı için Cenab-ı Allah onun idrakinde, idrak görüşüne sığmış olur.
Bizler, yaptığımız ibadetler ve kestiğimiz kurban neticesinde Allah’tan başka ilah olmadığına idrak gözüyle şahit olamıyorsak, yaptığımız ibadet, kestiğimiz kurban değildir, gerçek manasıyla tevhit üzerine yapanı taklit etmiş oluruz da taklit bizi mümin kul yapmaz. Kurban, Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet edişimize engel olan gözdeki tüm benlik perdelerinin kesilmesidir, ego kefeninin içerden kesilip açılması sonucu benlik kabrinden, Rabbim, Rabbim diyerek çıkıştır.
.....
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız
Kaynak: Bursa Arena
En Çok Okunan Haberler