Korkunç bir sermaye açığı ile geleceği toparlamak çok zor oluyordu. Her ay aynı sıkıntılar, her ay için para bul, her ay bütün şartları zorla…
Tıkanmıştı…
Acenteyi devir etme kararı güçlendi ve bunun için harekete geçti.
Personel havlu atmıştı. Yorgunluk, yılgınlık hat safhadaydı. Türk çalışanların eksikleri vardır ama çok sebatkârlardır. Ellerinden geldiğince eksiği kapatmaya çalışırlar, fazlaca mücadele ederler. Maaşlarını aldıklarına dua ederler, fazlasını isterler ama olmadığında ya da olamayacağını algıladıklarında dururlar, beklerler, sabır ederler. Mücadeleyi devam ettirmeye gayret ederler. Nitekim hemen hemen bütün personel aynı durumdaydılar.
Bir akşamüzeri acenteyi devir alacak biri gelmiş, Hoca ile son görüşmeleri yapmışlardı. Sıra devir alacak kişiyi personel ile tanıştırmaya gelmişti. Hoca, bir giriş konuşması yaparak devir alacak kişiyi personele tanıttı. Sözü kendisine verdi.
Devir alacak kişi, ‘bağlamada Arif Sağ mevzuu’ diye bir söz vardır bizde, sazı eline sözü de diline aldı. Personele iyi akşamlar dileyerek başladığı konuşmasına, çalışanlara vermiş oldukları, yoğun emeklerden dolayı teşekkür etti. ‘Çok yorulduğunuzu biliyorum, bıktığınızı biliyorum, ümitlerinizin tükendiğini biliyorum’ dedi ama ‘Lütfen, kendinizi toparlayınız. İşletmeyi taşımanız gereken yere taşıdınız. Artık biz varız. Bizim güneyde devam eden iki tane otel inşaatımız var, kendimize ait otobüslerimiz var. Kendi müşterimizi, kendi otobüslerimizle kendi otellerimize götürüp konaklatıp getireceğiz. Ortada dönen bütün para bizde kalacak, kimseye ödenecek bir masraf çıkmayacak. Acentenin borçlarından haberdarım; bütün borçlarını kapatacağım ve hatta borçlarımızı ödedikten sonra borçlarımızın toplamı kadar bir parayı kasaya koyacağım. Sonra muhasebe müdürümüzle nereye yatırım yapacağımızı, paramızı nasıl değerlendirip çoğaltacağımızı konuşacağız. Hiç merak etmeyin, yarın yeni bir sabaha uyanacağız. Hepiniz gidin güzelce dinlenin ve yarın ümitli bir şekilde işinizin başınızda olun. Artık sıkıntılar bitti.
Personel yaz helvası gibi olmuştu. Hepsi koltuklarında adeta pelte gibi bir hal almışlardı. Yıllardır bekledikleri gerçekleşiyordu. Bu tanışma konuşması onları öylesine etkilemişti ki; bundan sonraki hayatlarında sanki hiç çalışmayacaklarmış da ekmek elden su gölden yaşayacaklarmış gibi bir hisse kapılmışlardı.
Ne yalan söyleyeyim, konuşulanlar benim de hoşuma gitmişti. Lakin ben muhasebeciyim, ben harflerin oluşturduğu kelimelerden ziyade rakamların oluşturduğu bütçelere inanırım. Dolayısıyla ben kendimi salmadım ve yarından sonra oluşacak rakamsal hareketlere odaklandım.
İlk günün mesaisi başladı. Personeli ürkütmemek için Hoca da arada acentede bulunuyordu.
On beş günde bir uçak bileti ödemeleri yapıyoruz. On beş gün boyunca uçak bileti şirketinden almış olduğumuz bilet bedellerini borçlanıyor, on beş günün sonunda da birikmiş olan dönem borcunu ödüyorduk. Bu ödemeyi yaparken de senet karşılığı kredi kullanıyorduk. Türkiye’de çeklerde senet gibi kullanıldığı için biriktirdiğimiz çekleri bankaya verip, karşılığında kredi kullanıyorduk. Hani çekleri yanıma almıştım da annem pantolonumu yıkamış, bütün çekler zayi olmuştu ya… Mevzuu bu işte…
Acenteyi devir alan kişinin içinde olduğu daha ilk ödemeydi. Beş yüz bin lira civarında bir ödememiz vardı. Dolayısıyla beş yüz ya da altı yüz bin liralık bir çeke ihtiyacımız vardı. Hoca ile birlikte bana yaklaşık üç yüz elli bin liralık çekler, çeklerin yanına da acenteyi devir alanın borçlusu gözüktüğü iki yüz bin liralık bir senet verdiler. ‘Sen bunları bankaya ver, borcumuzu ödeyelim. Biz, sonra bu senedi değiştirip, yerine çek vereceğiz’ dediler. Ben de çekleri ve senedi alıp bankaya geçtim. Tabi bu konu beni çok rahatsız etti. Ben acentenin sahibi falan değilim ama bankada bana öyle bir güven var ki; hemen hemen her talebimi eksiksiz yerine getiriyorlar. Ben de her verdiğim sözü tutuyorum.
Devir alan ve Hocanın bu tutumları beni sıkıntıya sokacak bir davranıştı. Bankacılara ‘bu çekleri ve senedi alın, benim günlük ödeyeceğim çekler için yatıracağım bütün paraları senet karşılığı kredi hesabının kapatılması için kredi hesabından düşün’ dedim. Bunu yapabilmek için çok güçlü bir karakter olması lazım. Ben de o karakter vardı. Kendi gelecekleri için benim geleceğimi risk altına atanları, riskin acımasız tekerlekleri altına zerre kadar pişmanlık duymayacağım şekilde ben attım.
Yaklaşık bir hafta sonra bankadan piyasaya vermiş olduğumuz çeklerin ödenmediğine dair telefon gelmiş. Devir alan vatandaş bankadakilere küfürler yağdırarak, bana bankanın çeklerimizi ödemediğini söyledi. Ben de ‘nasıl olabilir böyle bir şey’ falan diyorum zevata…
Bu arada hafta içinde bir ödemeyle ilgili kendisinden eksiğim olan rakamı istemiştim. Bana cebinden buruşmuş şekilde çıkardığı bir elli doları düzelterek sen şimdi bunu al, bozdur kullan, ben sana bunun üstünü tamamlayacağım demişti. Sonra mevzuyu unuttu gitti.
Yine hafta içinde şirketlerin hisse devirlerini yapmak için kendisinden kimlik örnekleri, ikametgâh örnekleri falan istemiştim. Gelen evraklara bakıyorum. Gözlemlerimizden, konuşulanlardan farklı şeyler tespit ediyorum.
Adamın sarışın bir karısı, bir oğlu, bir kızı vardı. Eksiksiz bir aile görüntüsüydü ve hatta fazladan da bir ‘Lassie’ köpekleri vardı. Kadının evraklarında boşanmış falan yazıyor. Ben yavaş yavaş bir şeylerin farkına varıyorum. Sonra sonra ortaya çıktı ki; adam kadını, çocukları, köpeği bir tiyatro topluğundan kiralamış.
Adamda bir çanta vardı; ben diyeyim iki yüz yıllık, siz deyin üç yüz yıllık. Çanta diyor ki; biz üç yüz yıldır ticaret yapıyoruz. Çantada hem kalite var hem de bir hikâye yazarlığı…
Sonra sonra yaşanan maceralar çoğalmaya başladı. Acenteye bilgisayar tamirine servis geliyor. Adam gelen arkadaşın başına gidiyor;
-Hoş geldiniz, kolay gelsin, ne yapıyorsunuz siz burada?
-Bilgisayarı tamir ediyorum.
-Bu çok eskimiş, neden uğraşıyorsun ki? Sen şimdi bu bilgisayarı al, hatta diğer bilgisayarları da al, hepsini yenile, sistemi yeniden kur, çalıştır. Neyse faturan kes, faturanı ödeyelim, bitsin gitsin. Sen de kurtul, biz de kurtulalım.
Bilgisayarlar değişiyor, faturalar kesiliyor, ödemeleri çekle yapılıyor. Herkes memnun.
Acenteye telefon tamirine servis geliyor. Adam gelen arkadaşın başına gidiyor;
-Hoş geldiniz, kolay gelsin, ne yapıyorsunuz siz burada?
-Telefonu tamir ediyorum.
-Bu telefonlar çok eskimiş, neden uğraşıyorsun ki? Sen şimdi bu telefonların hepsini al, hatta santrali de al, hepsini yenile, telefon sistemini yeniden kur çalıştır. Neyse faturan kes, faturanı ödeyelim, bitsin gitsin. Sen de kurtul, biz de kurtulalım.
Telefon sistemi değişiyor, faturalar kesiliyor, ödemeleri çekle yapılıyor. Herkes çok memnun.
Kendine ev açtı adam. Bütün beyaz eşyayı eksiksiz aldı. Kesti çekleri…
Bu yaşananlardan benim midem bulanmaya başladı. Ben vatandaşa artık kendisiyle çalışmak istemediğim söyledim. Bana ‘niye gidiyorsun İsmail Bey, sana vekâletname vereyim, bankadan paraları beraber çekelim, beraber harcayalım’ gibi saçma sapan bir şey söylüyor. ‘Yok’ dedim, ‘Benim işim gücüm var, muhasebe bürom var, burada çalışmaya ihtiyacım yok’ diye ilave ettim. Çıktım gittim.
Bütün bunlar yaşanırken tanıdığım iş yapanlara, ‘Bak, bu adam dolandırıcı paranızı ödemez’ diyorum. Arkadaşlar bana ‘Sen dalga mı geçiyorsun ya! Adam bize dolar çeki, mark çeki veriyor. Bizim paramız ne zaman alırsak alalım, kendini koruyacak’ diyorlar.
Hal bu ki; biz, acenteyi devrederken, acentenin kasasındaki dolar ve mark çeklerini bankaya vermeyi akıl edemediğimiz için adam ele geçirdiği o çekleri salataya maydanoz doğrar gibi piyasaya doğruyor.
Neyse muhasebe müdürlüğünden istifa edip ayrıldıktan sonra artık firma içinde çalışmaya devam eden arkadaşların aramalarıyla bilgi sahibi olmaya başladım.
Zatı muhterem, uçak bileti ödemelerini sekteye uğrattığı için eskisi gibi uçak bileti alamamaya başlamış. Dolayısıyla uçak biletlerini şirketin eski ortağı olup sonradan kendine yeni bir acente kuran kişiden almaya başlamış. Birinci alışverişi peşin yapmış, ikinci, üçüncü, onuncu, yirminci alışverişi peşin yapmış. Güven kazandıktan sonra ufaktan veresiye almaya başlamış. Aldığını ödemiş, aldığını ödemiş… Ne zaman ki aldığı uçak biletlerinin veresiye toplamı beş yüz bin lira civarına gelmiş, bir tokat karşı tarafa… Karışmış ortalık.
Tefeciye acentenin çekini vermiş, çeki ödememiş. Tefeci tahsilata geliyor, adamları ile birlikte… Tefeci dolu, adamları dolu… Vuracaklar bizim su kurnazını… Su kurnazı geniş… Tefeci her şeyi göze almış, ya parasını alacak ya da su kurnazının hayatını. Ama bizim su kurnazı o kadar soğukkanlı ki; tefecinin yanaklarını okşuyor, tefeciye ‘Sen niye canını sıkıyorsun ki; ver o çeki bana, çek iki yüz milyon, al sana iki yüz elli milyon liralık çek, bir ay sonra al paranı, seni zarara sokacak halim yok’ diyor. İnanması güç ama su kurnazının bu yaklaşımı tefeciyi büyülüyor ve tefeci yeni çeki alıyor, adamları ile beraber acenteden ayrılıyorlar.
Bir sabah, acentenin tam ortasında ayağı kırık bir masa bırakıp, evdeki ve acentedeki bütün eşyaları, bilgisayarları, telefon sistemini, klimaları ve sair ne varsa hepsini kamyonlara yükleyip terki diyar etmiş.
Herkesi yaz helvasına çeviren su kurnazı, hiç kimsenin hakkını vermeden ve hemen hemen etrafındaki herkesi tokatlayarak sırra kadem bastı…
Normal bir insanın hayatında yaşayabileceği bir dolandırıcılık hikâyesini yaşamış oldum. Tecrübenin iyisi kötüsü olmaz, tecrübe tecrübedir. İyi tecrübe direkt size değer katar, kötü tecrübe de endirekt… Alırsınız, işlersiniz, böyle bir şey de varmış dersiniz, kulağınıza küpe yaparsınız. Ben de öyle yaptım. ‘Böyle bir şey olur mu’ sorusunun cevabı artık ‘hayatta her şey possible’ idi…
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İSMAİL TEKİN: Ayinesi İştir Kişinin, Lafa Bakılmaz (4)
Hoca yorulmuştu, bıkmıştı, bunalmıştı…
Korkunç bir sermaye açığı ile geleceği toparlamak çok zor oluyordu. Her ay aynı sıkıntılar, her ay için para bul, her ay bütün şartları zorla…
Tıkanmıştı…
Acenteyi devir etme kararı güçlendi ve bunun için harekete geçti.
Personel havlu atmıştı. Yorgunluk, yılgınlık hat safhadaydı. Türk çalışanların eksikleri vardır ama çok sebatkârlardır. Ellerinden geldiğince eksiği kapatmaya çalışırlar, fazlaca mücadele ederler. Maaşlarını aldıklarına dua ederler, fazlasını isterler ama olmadığında ya da olamayacağını algıladıklarında dururlar, beklerler, sabır ederler. Mücadeleyi devam ettirmeye gayret ederler. Nitekim hemen hemen bütün personel aynı durumdaydılar.
Bir akşamüzeri acenteyi devir alacak biri gelmiş, Hoca ile son görüşmeleri yapmışlardı. Sıra devir alacak kişiyi personel ile tanıştırmaya gelmişti. Hoca, bir giriş konuşması yaparak devir alacak kişiyi personele tanıttı. Sözü kendisine verdi.
Devir alacak kişi, ‘bağlamada Arif Sağ mevzuu’ diye bir söz vardır bizde, sazı eline sözü de diline aldı. Personele iyi akşamlar dileyerek başladığı konuşmasına, çalışanlara vermiş oldukları, yoğun emeklerden dolayı teşekkür etti. ‘Çok yorulduğunuzu biliyorum, bıktığınızı biliyorum, ümitlerinizin tükendiğini biliyorum’ dedi ama ‘Lütfen, kendinizi toparlayınız. İşletmeyi taşımanız gereken yere taşıdınız. Artık biz varız. Bizim güneyde devam eden iki tane otel inşaatımız var, kendimize ait otobüslerimiz var. Kendi müşterimizi, kendi otobüslerimizle kendi otellerimize götürüp konaklatıp getireceğiz. Ortada dönen bütün para bizde kalacak, kimseye ödenecek bir masraf çıkmayacak. Acentenin borçlarından haberdarım; bütün borçlarını kapatacağım ve hatta borçlarımızı ödedikten sonra borçlarımızın toplamı kadar bir parayı kasaya koyacağım. Sonra muhasebe müdürümüzle nereye yatırım yapacağımızı, paramızı nasıl değerlendirip çoğaltacağımızı konuşacağız. Hiç merak etmeyin, yarın yeni bir sabaha uyanacağız. Hepiniz gidin güzelce dinlenin ve yarın ümitli bir şekilde işinizin başınızda olun. Artık sıkıntılar bitti.
Personel yaz helvası gibi olmuştu. Hepsi koltuklarında adeta pelte gibi bir hal almışlardı. Yıllardır bekledikleri gerçekleşiyordu. Bu tanışma konuşması onları öylesine etkilemişti ki; bundan sonraki hayatlarında sanki hiç çalışmayacaklarmış da ekmek elden su gölden yaşayacaklarmış gibi bir hisse kapılmışlardı.
Ne yalan söyleyeyim, konuşulanlar benim de hoşuma gitmişti. Lakin ben muhasebeciyim, ben harflerin oluşturduğu kelimelerden ziyade rakamların oluşturduğu bütçelere inanırım. Dolayısıyla ben kendimi salmadım ve yarından sonra oluşacak rakamsal hareketlere odaklandım.
İlk günün mesaisi başladı. Personeli ürkütmemek için Hoca da arada acentede bulunuyordu.
On beş günde bir uçak bileti ödemeleri yapıyoruz. On beş gün boyunca uçak bileti şirketinden almış olduğumuz bilet bedellerini borçlanıyor, on beş günün sonunda da birikmiş olan dönem borcunu ödüyorduk. Bu ödemeyi yaparken de senet karşılığı kredi kullanıyorduk. Türkiye’de çeklerde senet gibi kullanıldığı için biriktirdiğimiz çekleri bankaya verip, karşılığında kredi kullanıyorduk. Hani çekleri yanıma almıştım da annem pantolonumu yıkamış, bütün çekler zayi olmuştu ya… Mevzuu bu işte…
Acenteyi devir alan kişinin içinde olduğu daha ilk ödemeydi. Beş yüz bin lira civarında bir ödememiz vardı. Dolayısıyla beş yüz ya da altı yüz bin liralık bir çeke ihtiyacımız vardı. Hoca ile birlikte bana yaklaşık üç yüz elli bin liralık çekler, çeklerin yanına da acenteyi devir alanın borçlusu gözüktüğü iki yüz bin liralık bir senet verdiler. ‘Sen bunları bankaya ver, borcumuzu ödeyelim. Biz, sonra bu senedi değiştirip, yerine çek vereceğiz’ dediler. Ben de çekleri ve senedi alıp bankaya geçtim. Tabi bu konu beni çok rahatsız etti. Ben acentenin sahibi falan değilim ama bankada bana öyle bir güven var ki; hemen hemen her talebimi eksiksiz yerine getiriyorlar. Ben de her verdiğim sözü tutuyorum.
Devir alan ve Hocanın bu tutumları beni sıkıntıya sokacak bir davranıştı. Bankacılara ‘bu çekleri ve senedi alın, benim günlük ödeyeceğim çekler için yatıracağım bütün paraları senet karşılığı kredi hesabının kapatılması için kredi hesabından düşün’ dedim. Bunu yapabilmek için çok güçlü bir karakter olması lazım. Ben de o karakter vardı. Kendi gelecekleri için benim geleceğimi risk altına atanları, riskin acımasız tekerlekleri altına zerre kadar pişmanlık duymayacağım şekilde ben attım.
Yaklaşık bir hafta sonra bankadan piyasaya vermiş olduğumuz çeklerin ödenmediğine dair telefon gelmiş. Devir alan vatandaş bankadakilere küfürler yağdırarak, bana bankanın çeklerimizi ödemediğini söyledi. Ben de ‘nasıl olabilir böyle bir şey’ falan diyorum zevata…
Bu arada hafta içinde bir ödemeyle ilgili kendisinden eksiğim olan rakamı istemiştim. Bana cebinden buruşmuş şekilde çıkardığı bir elli doları düzelterek sen şimdi bunu al, bozdur kullan, ben sana bunun üstünü tamamlayacağım demişti. Sonra mevzuyu unuttu gitti.
Yine hafta içinde şirketlerin hisse devirlerini yapmak için kendisinden kimlik örnekleri, ikametgâh örnekleri falan istemiştim. Gelen evraklara bakıyorum. Gözlemlerimizden, konuşulanlardan farklı şeyler tespit ediyorum.
Adamın sarışın bir karısı, bir oğlu, bir kızı vardı. Eksiksiz bir aile görüntüsüydü ve hatta fazladan da bir ‘Lassie’ köpekleri vardı. Kadının evraklarında boşanmış falan yazıyor. Ben yavaş yavaş bir şeylerin farkına varıyorum. Sonra sonra ortaya çıktı ki; adam kadını, çocukları, köpeği bir tiyatro topluğundan kiralamış.
Adamda bir çanta vardı; ben diyeyim iki yüz yıllık, siz deyin üç yüz yıllık. Çanta diyor ki; biz üç yüz yıldır ticaret yapıyoruz. Çantada hem kalite var hem de bir hikâye yazarlığı…
Sonra sonra yaşanan maceralar çoğalmaya başladı. Acenteye bilgisayar tamirine servis geliyor. Adam gelen arkadaşın başına gidiyor;
-Hoş geldiniz, kolay gelsin, ne yapıyorsunuz siz burada?
-Bilgisayarı tamir ediyorum.
-Bu çok eskimiş, neden uğraşıyorsun ki? Sen şimdi bu bilgisayarı al, hatta diğer bilgisayarları da al, hepsini yenile, sistemi yeniden kur, çalıştır. Neyse faturan kes, faturanı ödeyelim, bitsin gitsin. Sen de kurtul, biz de kurtulalım.
Bilgisayarlar değişiyor, faturalar kesiliyor, ödemeleri çekle yapılıyor. Herkes memnun.
Acenteye telefon tamirine servis geliyor. Adam gelen arkadaşın başına gidiyor;
-Hoş geldiniz, kolay gelsin, ne yapıyorsunuz siz burada?
-Telefonu tamir ediyorum.
-Bu telefonlar çok eskimiş, neden uğraşıyorsun ki? Sen şimdi bu telefonların hepsini al, hatta santrali de al, hepsini yenile, telefon sistemini yeniden kur çalıştır. Neyse faturan kes, faturanı ödeyelim, bitsin gitsin. Sen de kurtul, biz de kurtulalım.
Telefon sistemi değişiyor, faturalar kesiliyor, ödemeleri çekle yapılıyor. Herkes çok memnun.
Kendine ev açtı adam. Bütün beyaz eşyayı eksiksiz aldı. Kesti çekleri…
Bu yaşananlardan benim midem bulanmaya başladı. Ben vatandaşa artık kendisiyle çalışmak istemediğim söyledim. Bana ‘niye gidiyorsun İsmail Bey, sana vekâletname vereyim, bankadan paraları beraber çekelim, beraber harcayalım’ gibi saçma sapan bir şey söylüyor. ‘Yok’ dedim, ‘Benim işim gücüm var, muhasebe bürom var, burada çalışmaya ihtiyacım yok’ diye ilave ettim. Çıktım gittim.
Bütün bunlar yaşanırken tanıdığım iş yapanlara, ‘Bak, bu adam dolandırıcı paranızı ödemez’ diyorum. Arkadaşlar bana ‘Sen dalga mı geçiyorsun ya! Adam bize dolar çeki, mark çeki veriyor. Bizim paramız ne zaman alırsak alalım, kendini koruyacak’ diyorlar.
Hal bu ki; biz, acenteyi devrederken, acentenin kasasındaki dolar ve mark çeklerini bankaya vermeyi akıl edemediğimiz için adam ele geçirdiği o çekleri salataya maydanoz doğrar gibi piyasaya doğruyor.
Neyse muhasebe müdürlüğünden istifa edip ayrıldıktan sonra artık firma içinde çalışmaya devam eden arkadaşların aramalarıyla bilgi sahibi olmaya başladım.
Zatı muhterem, uçak bileti ödemelerini sekteye uğrattığı için eskisi gibi uçak bileti alamamaya başlamış. Dolayısıyla uçak biletlerini şirketin eski ortağı olup sonradan kendine yeni bir acente kuran kişiden almaya başlamış. Birinci alışverişi peşin yapmış, ikinci, üçüncü, onuncu, yirminci alışverişi peşin yapmış. Güven kazandıktan sonra ufaktan veresiye almaya başlamış. Aldığını ödemiş, aldığını ödemiş… Ne zaman ki aldığı uçak biletlerinin veresiye toplamı beş yüz bin lira civarına gelmiş, bir tokat karşı tarafa… Karışmış ortalık.
Tefeciye acentenin çekini vermiş, çeki ödememiş. Tefeci tahsilata geliyor, adamları ile birlikte… Tefeci dolu, adamları dolu… Vuracaklar bizim su kurnazını… Su kurnazı geniş… Tefeci her şeyi göze almış, ya parasını alacak ya da su kurnazının hayatını. Ama bizim su kurnazı o kadar soğukkanlı ki; tefecinin yanaklarını okşuyor, tefeciye ‘Sen niye canını sıkıyorsun ki; ver o çeki bana, çek iki yüz milyon, al sana iki yüz elli milyon liralık çek, bir ay sonra al paranı, seni zarara sokacak halim yok’ diyor. İnanması güç ama su kurnazının bu yaklaşımı tefeciyi büyülüyor ve tefeci yeni çeki alıyor, adamları ile beraber acenteden ayrılıyorlar.
Bir sabah, acentenin tam ortasında ayağı kırık bir masa bırakıp, evdeki ve acentedeki bütün eşyaları, bilgisayarları, telefon sistemini, klimaları ve sair ne varsa hepsini kamyonlara yükleyip terki diyar etmiş.
Herkesi yaz helvasına çeviren su kurnazı, hiç kimsenin hakkını vermeden ve hemen hemen etrafındaki herkesi tokatlayarak sırra kadem bastı…
Normal bir insanın hayatında yaşayabileceği bir dolandırıcılık hikâyesini yaşamış oldum. Tecrübenin iyisi kötüsü olmaz, tecrübe tecrübedir. İyi tecrübe direkt size değer katar, kötü tecrübe de endirekt… Alırsınız, işlersiniz, böyle bir şey de varmış dersiniz, kulağınıza küpe yaparsınız. Ben de öyle yaptım. ‘Böyle bir şey olur mu’ sorusunun cevabı artık ‘hayatta her şey possible’ idi…
...
Yazarın tüm yazıları için tıklayınız
En Çok Okunan Haberler