LÜTFİYE KADER: Türkler Sağcı mı Solcu mu Olmalıdır
LÜTFİYE KADER: Türkler Sağcı mı Solcu mu Olmalıdır
Haber Giriş Tarihi: 06.05.2026 20:47
Haber Güncellenme Tarihi: 07.05.2026 04:06
Kaynak:
Haber Merkezi
Haberyazilimi.com
Türklerin atası, Vikipedi ve Türk mitolojisine göre İlk Türkler, Orta Asya'da Altay-Sayan Dağları ile Baykal Gölü arasındaki bölgede Neolitik Çağ'dan itibaren varlık gösteren, Türkçe konuşan ve bozkır kültürüne sahip topluluklardır. Savaşçı, teşkilatçı, atı evcilleştiren ve bozkır kültürünü (kurgan, balbal) şekillendiren bir sosyal yapıları vardır.
Türkler; göçebe ve savaşçı kimliğini İskitlerden (M.Ö 8.YY) , Türk boylarını bayrak altında toplayarak teşkilatlı ilk devlet olmayı Hun’lardan, bölge hâkimiyeti kurma becerisiyle ilk kez devlet ismini kullanmayı Göktürk’lerden, 745 -840 yılları arasında Orta Asya’ya gelerek yerleşik yaşama geçmeyi öğrenen Uygurlardan bugünkü sosyal karakterleri kazanmışlardır. Wikipedia
Kronolojik olarak Orta Asya’ya geliş sırası: İskitler > Hunlar > Göktürkler > Uygurlardır.
Türklerin sosyal karakterleri, yerleşik düzenle gelen yaşam tarzlarının etkisiyle göçebelikle gelen savaşçı ruhu değişime uğramıştır.
Uygur Türkleri ve Diğer Türkler Arasındaki Temel Farklar:
Uygurlar: Tarih boyunca yerleşik hayata erken geçmişlerdir Tarım ve vaha kültürünü ehlileştiren bir medeniyete sahiptirler İnançları iki şekilde şekillenmiştir. Manizm ve Budizm. Kâğıt-matbaa teknolojisini erken kullanmışlar, zengin edebiyat ve sanat eserleri (duvar resimleri, minyatür) bırakmışlardır.
Diğer Türkler: Kazak, Kırgız, Türkmen gibi topluluklar daha çok göçebe veya yarı-göçebe bozkır kültürüne dayalı bir yaşam sürmüşlerdir. Daha çok İslamiyet öncesi Gök Türk geleneği ve sonrasında İslam medeniyeti etkisinde gelişmişlerdir.
Özetle; Uygurlar, Türk Dünya’sının tarihsel süreçte yerleşik, şehirleşmiş, sanatsal ve entelektüel yönü güçlüdür. Uygurların, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Doğu Türkistan Bölgesinde azınlık statüsünde yaşamakta olup, asimilasyon politikaları ve kültürel baskı altında yaşadıklarını biliyoruz. Wikipedia
Bu bilgilerden sonra Türk’lerin sosyal karakter özelliklerini ve ideolojik görüşlerini de bu doğrultuda yerini bulduğunu söyleyebilir miyiz? Yani yaşam felsefemiz ve inançlarımızı seçerken siyasi olarak kendimizi nereye konumlandırmalıyız? Acaba köklerimizden gelen savaşçı ve mücadeleci ruhumuzu siyasetin sağı veya soluna mı koymak gerekir? Ya da Uygurların bizlere bıraktığı yerleşik yaşamın düzeni, sakinliği, sanata, akla bilime ve üretime dayalı anlayışta mı kendimizi konumlandırmalıyız. Bu konumlandırmalar Türk’lerin genetik ve sosyal yapılarını etkilemiştir.
Türk’lerin var oluşundan beri gelişimini frenleyen karakter özelliklerinin olumsuz etkileri çok olmuştur.
Alanya Akademik Bakış Dergisi ‘ndeki araştırmada Türk’lerin gelişimini frenleyen en önemli özellikleri sıralanmış. Özgüven eksikliği hüzün, olaylara ve kişilere duygusal yaklaşım, kısa vadeli düşünme, taklit, işin kolayına kaçma, otoriterlik ve güce eğilim, toplumsal görevdeşlik (görevdeşlik) oluşturamama, eleştiriye tahammülsüzlük, gösteriş düşkünlüğü, öz denetim zayıflığı, saldırganlık eğilimi olması.
Göçebelik, bir düzensizliği kapsadığı için ilerlemeyi sağlatamaz. Savaşçı ve mücadeleci olma ise, özgürlükçüdür. Göçebeliğin getirdiği sosyal anlamda uyum zorlukları getirmekte, yerleşik yaşamın getirdiği düzen ve sakinlik ise, topluluğun sosyal hayatını ilerletmeyi ve bunun yanında her alanda üretimi ve çağı da yakalatma fırsatı vermektedir. Her ikisinin de artı ve eksi yönleri var.
Aslında iki farklı özelliği Türk’lerin karakterine adapte etmeyi Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve önderi Atatürk başarmıştır. Bu denge doğanın denge yasasına da uymaktadır. Canlılar doğar, büyür ve ölür, eşyalar eskir ve evrenimizdeki düzensizlik artar. Bu düzensizlik kimyada entropi ile ölçülür. Sistemdeki düzenli faydalı enerji azaldıkça, faydasız düzensiz enerji olan entropi artar.
Dünyamızda da ve ülkemizde de entropi enerjisi artmıştır. Düzenden düzensizliğe geçilmiştir. Bu düzensizliğin yaratıcıları, menfaatleri uğruna siyasi ideoloji adı altında insanları sağcı veya solcu diye yaftalamaları onlar için en kolay yoldur.
İnsanları sağcı ve solcu yaftalamalarının arkasındaki esas gerçekler ne yazık ki sömürülmedir, kullanılmadır.
Bu bağlamda, 40 yıldır ülkemizi terör eylemleriyle dağlarda yaşayıp 40 bin kişinin ölümüne neden olan PKK ‘ya ve bebek katili Öcalan’a emek savunucusu ya da ülkesini seven solcu diyebilir miyiz?
Ya da Türk’lerin doğru olan (sonradan icat edilen değil ) İslam’ı kabul ettiği, hak, hukuk, adaleti savunan, liyakata inanan, ülkesini milletini sevenlere faşist ya da sağcı diyebilir miyiz?
Ülkemizde, bu ideolojiler ne yazık ki yanlış tanımlanıp yanlış konumlandırılıyor. Önemli olan insan kalıp, ahlaklı olabilmektir.
Büyük kurtarıcı Başbuğ Atatürk, Türk’lerin sosyal karakter özelliklerini iyi tahlil ettiği için hem Kurtuluş Savaşı’nda bize zafer kazandırdı, hem de Türk Toplumunu uygar ülkeler seviyesine çıkarmak için devrimler yaptı. Onun anlayışında bir bütünlük vardı. Etnisiteye önem verseydi “Ülkenin sınırları içinde yaşayan kendini Türk hisseden herkes Türk’tür.” demezdi. Bundan alınan gocunanlar var ise hala göçebelikten ve ilkel düşünce tarzından kurtulamamışlardır.
Türk’lerin gelişimini frenleyen özgürlüğüne ve bağımsızlığına göz dikenler için Atatürk, Gençliğe Hitabesi’nde tam da bunu söylüyor.
” Muhtaç Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur.”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
LÜTFİYE KADER: Türkler Sağcı mı Solcu mu Olmalıdır
Türklerin atası, Vikipedi ve Türk mitolojisine göre İlk Türkler, Orta Asya'da Altay-Sayan Dağları ile Baykal Gölü arasındaki bölgede Neolitik Çağ'dan itibaren varlık gösteren, Türkçe konuşan ve bozkır kültürüne sahip topluluklardır. Savaşçı, teşkilatçı, atı evcilleştiren ve bozkır kültürünü (kurgan, balbal) şekillendiren bir sosyal yapıları vardır.
Türkler; göçebe ve savaşçı kimliğini İskitlerden (M.Ö 8.YY) , Türk boylarını bayrak altında toplayarak teşkilatlı ilk devlet olmayı Hun’lardan, bölge hâkimiyeti kurma becerisiyle ilk kez devlet ismini kullanmayı Göktürk’lerden, 745 -840 yılları arasında Orta Asya’ya gelerek yerleşik yaşama geçmeyi öğrenen Uygurlardan bugünkü sosyal karakterleri kazanmışlardır. Wikipedia
Kronolojik olarak Orta Asya’ya geliş sırası: İskitler > Hunlar > Göktürkler > Uygurlardır.
Türklerin sosyal karakterleri, yerleşik düzenle gelen yaşam tarzlarının etkisiyle göçebelikle gelen savaşçı ruhu değişime uğramıştır.
Uygur Türkleri ve Diğer Türkler Arasındaki Temel Farklar:
Uygurlar: Tarih boyunca yerleşik hayata erken geçmişlerdir Tarım ve vaha kültürünü ehlileştiren bir medeniyete sahiptirler İnançları iki şekilde şekillenmiştir. Manizm ve Budizm. Kâğıt-matbaa teknolojisini erken kullanmışlar, zengin edebiyat ve sanat eserleri (duvar resimleri, minyatür) bırakmışlardır.
Diğer Türkler: Kazak, Kırgız, Türkmen gibi topluluklar daha çok göçebe veya yarı-göçebe bozkır kültürüne dayalı bir yaşam sürmüşlerdir. Daha çok İslamiyet öncesi Gök Türk geleneği ve sonrasında İslam medeniyeti etkisinde gelişmişlerdir.
Özetle; Uygurlar, Türk Dünya’sının tarihsel süreçte yerleşik, şehirleşmiş, sanatsal ve entelektüel yönü güçlüdür. Uygurların, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Doğu Türkistan Bölgesinde azınlık statüsünde yaşamakta olup, asimilasyon politikaları ve kültürel baskı altında yaşadıklarını biliyoruz. Wikipedia
Bu bilgilerden sonra Türk’lerin sosyal karakter özelliklerini ve ideolojik görüşlerini de bu doğrultuda yerini bulduğunu söyleyebilir miyiz? Yani yaşam felsefemiz ve inançlarımızı seçerken siyasi olarak kendimizi nereye konumlandırmalıyız? Acaba köklerimizden gelen savaşçı ve mücadeleci ruhumuzu siyasetin sağı veya soluna mı koymak gerekir? Ya da Uygurların bizlere bıraktığı yerleşik yaşamın düzeni, sakinliği, sanata, akla bilime ve üretime dayalı anlayışta mı kendimizi konumlandırmalıyız. Bu konumlandırmalar Türk’lerin genetik ve sosyal yapılarını etkilemiştir.
Türk’lerin var oluşundan beri gelişimini frenleyen karakter özelliklerinin olumsuz etkileri çok olmuştur.
Alanya Akademik Bakış Dergisi ‘ndeki araştırmada Türk’lerin gelişimini frenleyen en önemli özellikleri sıralanmış. Özgüven eksikliği hüzün, olaylara ve kişilere duygusal yaklaşım, kısa vadeli düşünme, taklit, işin kolayına kaçma, otoriterlik ve güce eğilim, toplumsal görevdeşlik (görevdeşlik) oluşturamama, eleştiriye tahammülsüzlük, gösteriş düşkünlüğü, öz denetim zayıflığı, saldırganlık eğilimi olması.
Göçebelik, bir düzensizliği kapsadığı için ilerlemeyi sağlatamaz. Savaşçı ve mücadeleci olma ise, özgürlükçüdür. Göçebeliğin getirdiği sosyal anlamda uyum zorlukları getirmekte, yerleşik yaşamın getirdiği düzen ve sakinlik ise, topluluğun sosyal hayatını ilerletmeyi ve bunun yanında her alanda üretimi ve çağı da yakalatma fırsatı vermektedir. Her ikisinin de artı ve eksi yönleri var.
Aslında iki farklı özelliği Türk’lerin karakterine adapte etmeyi Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve önderi Atatürk başarmıştır. Bu denge doğanın denge yasasına da uymaktadır. Canlılar doğar, büyür ve ölür, eşyalar eskir ve evrenimizdeki düzensizlik artar. Bu düzensizlik kimyada entropi ile ölçülür. Sistemdeki düzenli faydalı enerji azaldıkça, faydasız düzensiz enerji olan entropi artar.
Dünyamızda da ve ülkemizde de entropi enerjisi artmıştır. Düzenden düzensizliğe geçilmiştir. Bu düzensizliğin yaratıcıları, menfaatleri uğruna siyasi ideoloji adı altında insanları sağcı veya solcu diye yaftalamaları onlar için en kolay yoldur.
İnsanları sağcı ve solcu yaftalamalarının arkasındaki esas gerçekler ne yazık ki sömürülmedir, kullanılmadır.
Bu bağlamda, 40 yıldır ülkemizi terör eylemleriyle dağlarda yaşayıp 40 bin kişinin ölümüne neden olan PKK ‘ya ve bebek katili Öcalan’a emek savunucusu ya da ülkesini seven solcu diyebilir miyiz?
Ya da Türk’lerin doğru olan (sonradan icat edilen değil ) İslam’ı kabul ettiği, hak, hukuk, adaleti savunan, liyakata inanan, ülkesini milletini sevenlere faşist ya da sağcı diyebilir miyiz?
Ülkemizde, bu ideolojiler ne yazık ki yanlış tanımlanıp yanlış konumlandırılıyor. Önemli olan insan kalıp, ahlaklı olabilmektir.
Büyük kurtarıcı Başbuğ Atatürk, Türk’lerin sosyal karakter özelliklerini iyi tahlil ettiği için hem Kurtuluş Savaşı’nda bize zafer kazandırdı, hem de Türk Toplumunu uygar ülkeler seviyesine çıkarmak için devrimler yaptı. Onun anlayışında bir bütünlük vardı. Etnisiteye önem verseydi “Ülkenin sınırları içinde yaşayan kendini Türk hisseden herkes Türk’tür.” demezdi. Bundan alınan gocunanlar var ise hala göçebelikten ve ilkel düşünce tarzından kurtulamamışlardır.
Türk’lerin gelişimini frenleyen özgürlüğüne ve bağımsızlığına göz dikenler için Atatürk, Gençliğe Hitabesi’nde tam da bunu söylüyor.
” Muhtaç Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kanda Mevcuttur.”
05.05.2026
En Çok Okunan Haberler