Bursa Arena E'Gazete
2026-01-24 14:12:41

Terörün Patronları / Barış Üzerine Yalan Dolan

İBRAHİM OKUR

24 Ocak 2026, 14:12

’Basın özgürlüğü’ gibi bazı medenî özgürlükler sayesinde aslanlar kükreme, tilkiler ise tavuk avına çıkma özgürlüğünün tadını çıkarma fırsatını bulabilir.

John Keane, 1991

Medya ve Demokrasi isimli eserinden

Çok ciddi bir sır olarak sana şunu söyleyeyim… Ne savaşı olursa olsun sevinçle karşılardım, çünkü bu ülkede savaşın çıkması gerek.

Theodore Roosevelt, 1898

Son olarak, barış sözcüğü ile aynı mahiyette engin çağrışımları olan demokrasi konusuna da değinmek istiyoruz:

Öncelikle ve özellikle söyleyelim ki “hür dünya”nın “banisi” ABD’de demokrasi yoktur. Zaten halkın yarısına yakın bir kısmı seçimlerle ilgilenmez. Çünkü demokrasi perdesi arkasında komedi oynanmakta olduğunu düşünürler. ABD, kendi içinde sıkı sıkıya örgütlü bir “kast” tarafından yönetilir. Bu konu, dünya kamuoyunun belki de en az bilgi sahibi olduğu konudur. Uzun yıllar boyunca ABD’de yaşamış olan rahmetli Oktay Sinanoğlu, farkında olduğu bu gerçekle ilgili gözlemlerini, bir eserinde şöyle anlatmıştır:

“Sınıf ayrımı ve kastlaşma, bu çok özel üniversiteler içinde bile sürer. Örneğin, Yale’de bir takım binalar vardı, eski Mısır anıtları gibi. Otuz sene önünden geçiyoruz. Neyse adını bilen çıktı. Ama içini görene daha rastlamadık. Bunlar gizli cemiyetmiş. En meşhurunun adı: “Skull and Bones”, yani, “Kurukafa ve Kemikler” . Şimdi seçkinin seçkini olanların çocukları bu tür cemiyetlerde örgütleniyor. Gizli toplantılar, ayinler vs... Bunların en meşhurlarına, işte biri “Skull and Bones”, üye olanlara, en azından yılda yüz bin dolarlık bir iş garanti ediyorlar. Zaten çok varlıklı ailelerin çocukları ama yine de bu parayı garanti ediyorlar. Yani bu üniversitelere zaten elit zümre giriyor. Fakat bu zümre içinde bile daha ayrıcalıklı bir kesim var.

Bu üniversitelerden mezun olanlar ve bir de bu gizli cemiyetlere üye iseler, devletin en önemli mevkilerinde, sanayinin tepelerinde yer alıyorlar. Sistem bu. Ben bir ifşaatta bulunuyorum. Sistemin böyle işlediğini ABD’de herkes bilir ve yazar, ortadaki bir şeydir bu. Ülkeyi ve ekonomiyi yönetecek elit zümre bu şekilde yetiştiriliyor.

Ford fabrikalarına başkan yardımcısı yapılan William Bourke, 1976’da, görevine başlarken yüzlerce basın mensubu önünde yaptığı konuşmada şöyle demişti :

“O gün sanıldığı kadar uzakta değil. Sanayiciler aynı tip malı aynı tarzda ve dünyanın her tarafında pazarlamak üzere üretmeye başlayacaklar. Modern iletişim araçları vasıtasıyla tüketicilerin zevklerinde ve ihtiyaçlarında tekdüzelik sağlanacak. Eğer üretilen mal bir pazara uygun düşmüyorsa, o pazara uygun mal üretilmeyecek ama o pazar o mala uygun olacak tarzda yeniden biçimlendirilecek. Çokuluslu şirketler, her ülkedeki seçkinlerle işbirliği yapıp, geniş halk kitlelerini dilediklerince biçimlendirerek daha da güçlenecekler.”

Bağımsızlığına düşkün aydınlar, söz konusu seçkinlerin kimler olduğu, nasıl tedarik edildiği, ufak tefek menfaatler karşılığında kendi ülkesinde nelere göz yumduğu konusu üzerinde büyük hassasiyet göstermelidir. Bizim en çok hayret ettiğimiz, herkesi zan altında bırakan bu gerçeklerin, siyasî otoritelerimiz tarafından göz ardı edilmesidir. Kendi ülkesini “kast” sistemi ile yöneten, zaten sınıflı toplum kültüründen gelen ve üstün ırk, seçilmiş ırk martavallarıyla politikalarını güden ABD, öteki ülkelerde neden demokrasi havarisi olsun ki? Onun demokrasi yorumu, kendi işbirlikçisinin önünü açmak için geliştirdiği bir demet söylem olmasın sakın? Bütün gözlemler, böyle bir sonuca işaret etmiyor mu?

Örnekleri her geçen gün bollaştığı üzere, ABD’nin –ve diğer Batılı ülkelerin– Türkiye ile ilgili tavırları kısaca şöyle özetlenebilir:

Dışarıda: Türkiye’nin uluslararası kamuoyu nazarında itibarını yükselten her türlü gelişmeyi söndürmek. Bunu gerçekleştirebilecek donanıma sahip kimseleri politika ortamından uzak tutmaya bakmak. İçeride: Başkalarından aşağı olmadığımızı, her işin üstesinden gelecek kapasitede olduğumuzu benimsemek anlamındaki milliyetçi uyanışı gündem dışına itmenin bir yolunu bulmak. Bunun için milliyetçiliği ırkçılıkla bir tutan söylemlere sarılmak. Bir başka deyişle, kendi egemenliğini sürdürmek için kendi işlemekte olduğu suçları, kendi egemenliği için tehdit olarak gördüğü milliyetçilere yüklemek. Bunun yerine “evrenselcilik” söylemine sarılmak. Kendi gerçeğinden habersiz kimseler aracılığı ile halkın Avrupamerkezci-evrenselci bir atmosferi solumasını sağlamak. ABD’nin yenilmezliğini, çok güçlü olduğunu, karşı konulmazlığını, onun haberi olmadan yeryüzünde yaprak bile kıpırdamadığını anlatan insanların önünü açmak. Kendisine muhalefet edenleri bile kendisinin gücünü abartanlar arasından çıkarmak. Oysa 20. yüzyıl tarihi bu tür korkuların yersiz olduğunu kanıtlamaktadır. İngilizce öğrenmekle yabancı dille eğitim arasındaki farkı kasıtlı olarak birbirine karıştırarak eğitimin İngilizceye döndürülmesi için uğraşmak. Etnik milliyetçiliği körüklemek, ülke halkını tek parça muhatap almamak için ne gerekirse yapmak. Halkı etnik kimliğiyle anmak ve üst kimlik anlayışını çarpıtmak. Etnik kimlikleri diline dolamış politikacılara destek olmak, onların önünü açmak.

Burada sıraladığımız ve altı madde halinde özetlediğimiz stratejileri, masa altından yürütülen askerî, siyasî ve ekonomik baskıların yanında, halkı uyuşukluğa, zihinsel bulanıklığa, vurdumduymazlığa sürükleyerek kamuoyunu edilgenlik yönünde manipüle etmek amacıyla izlenen yöntem ve politikaların temel ilkeleri olarak verdik. Dikkat edilirse bütün bunlar, Ford fabrikaları başkan yardımcısı Bourke’nin deyişiyle “seçkinler”, bizim deyişimizle, "işbirlikçiler" aracılığı ile sürdürülen gündelik faaliyetlerdir. Türkiye’de, medyanın, günümüzde merkezden dışlanmış olan eski üst yöneticileri, son zamanlarda bu gerçeği açık açık ifade eder oldular.

_________________________________

[i] John Keane, Medya ve Demokrasi, Ayrıntı Yayınları, 1992, s. 135

[ii] Howard Zinn, Amerika Birleşik Devletleri Halkları Tarihi, s. 315

[iii] Oktay Sinanoğlu, Bir Nev-York Rüyası “By-By Türkçe” Otopsi Yayınları, s. 286

[iv] Paul Harrison, Üçüncü Dünya’nın Batılılaştırılması, Pınar Yayınevi, 1991, sayfa 51

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.