Bursa Arena E'Gazete
2026-02-14 00:32:19

Kur’an’a Dönüş: Yıkmadan Islah Etmek, Diriltmek ve Yeniden İnşa Etmek

HÜSEYİN KOÇ

14 Şubat 2026, 00:32

İslam’da ibadet vardır; ancak ibadet, kulluğun yalnızca bir parçasıdır. Kulluğun tamamı; ahlak, adalet merhamet, liyakat, insana yardım ve hizmetle anlam kazanır. Ne var ki tarih içinde, ibadeti her şey sanma eğilimi, bu asli değerleri geri plana itmiş; biçimi merkeze alırken ruhu ihmal eden bir dindarlık anlayışı üretmiştir. Bugün yaşanan krizin temelinde de bu kopuş yatmaktadır.

Bu çerçevede Kur’an’a dönüş çağrısı, ne geleneği yakıp yıkmak ne geçmişi inkâr etmek ne de bugünü sıfırlamak anlamına gelir. Aynı şekilde bu çağrı; aklı devre dışı bırakmayı, toplumsal gerçekliği yok saymayı ya da tarihi toptan çöpe atmayı da ifade etmez.

Asıl mesele, geleneği Kur’an’ın ölçüsüyle yeniden değerlendirmek, vahyi merkeze alarak bugünü ıslah etmektir. Ancak burada önemli bir hassasiyet vardır: Geleneği yıkma adına geliştirilen sert ve tasfiyeci dil, toplumu savunma refleksine itmekte; bu da Kur’an merkezli ıslah çağrısının anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. İnsanlar bu dili çoğu zaman her şeyi reddeden, geçmişi düşmanlaştıran bir yaklaşım olarak algılamaktadır.

Oysa Kur’an’ın kendisi yıkıcı değil, ıslah edici bir kitaptır. Vahyin hedefi, insanı ve toplumu adım adım dönüştürmektir. Nitekim Hz. Muhammed, yaşadığı toplumu bir gecede yıkmamış; yanlışları hikmetle, sabırla ve toplumsal gerçekliği gözeterek düzeltmiştir. Aynı şekilde Hz. Ömer, Kur’an’ın ruhuna sadık kalarak şartlara göre içtihat etmiş, katı şekilcilikten özellikle kaçınmıştır. Resulün örnekliğine bakıldığında metni donduran değil; adaleti merkeze alan, maksadı gözeten bir Kur’an okumasının mümkün olduğunu göstermektedir.

Kur’an’a dönmek, bu metodolojiyi bugüne taşımaktır. Bu, metni sadece lafız olarak değil; ruhu, amacı ve toplumsal karşılığıyla okumayı gerektirir. Bu yüzden gelenek, bir “mezarlık” değil; üzerine yeni katlar çıkılacak bir tecrübe kütüphanesi olarak görülmelidir. Bu kütüphanede doğrular da vardır, yanlışlar da. Beşerî olan her üretim gibi, mezhepler, fıkıh yorumları, hadis ve tasavvuf birikimleri de eleştiriye açıktır. Kur’an’a aykırı olanı korumak değil, ayıklamak esastır. Ayıklamak ise yakmak değil; rafları tozdan arındırmak, eksikleri tamamlamak ve her şeyi Kur’an terazisinde yeniden tartmaktır.

Kur’an tarih boyunca; şirk unsurlarını, kabileciliği, aracı sınıfları ve cehaletin kutsanmasını yıkmıştır. Ancak bu yıkım, başıboş bir tasfiye değil; bireysel sorumluluğu, aklı ve adaleti esas alan yeni bir inşanın başlangıcıdır. Bu noktada özellikle hadis ve tasavvuf birikimi ciddi bir yüzleşmeyi zorunlu kılmaktadır. Siyasi çatışmaların gölgesinde üretilmiş rivayetler, itaati mutlaklaştıran anlayışlar ve Kur’an’ın yeterliliğini gölgeleyen İsrailiyat etkileri, Kur’an’ın kendi ölçüleriyle sorgulanmalıdır. Aynı şekilde nefis terbiyesi iddiasıyla başlayan tasavvufun, zamanla “aracıları kutsayan” hiyerarşik yapılara dönüşmesi de ahlak ve akıl ekseninde yeniden ıslah edilmelidir.

Kur’an’a dönüş, 1400 yıl öncesine geri gitmek değildir. Vahyin zamansız ilkelerini; adalet, eşitlik, insan onuru, emanet ve sorumluluk ekseninde 21. yüzyılın karmaşık sorunlarına çözüm kılmaktır. Bu, pasif bir teslimiyet değil; aktif bir inşa sürecidir. Yıkmak kolaydır; asıl hüner onarmak, yaşatmak ve diriltmektir. Emperyalizmin coğrafyamızda yıktığı toplumların hâli, kontrolsüz yıkımın nasıl bir çöküş ürettiğini açıkça göstermektedir.

Sonuç olarak; ne önüne geleni ateşe atan tasfiyeci bir akıl ne de geleneği dokunulmaz ilan eden katı bir muhafazakârlık Kur’anîdir.. İkisi de aşırılıktır. Kur’an’a dönüş; Resul’ün örnekliğini donmuş kalıplara hapsetmeden, Hz. Ömer’in içtihat cesaretini bugüne taşıyarak, vahyi akılla birlikte işletme çağrısıdır. Bu çağrı, yıkmak için değil diriltmek, suçlamak için değil ıslah etmek, bölmek için değil hakikatte birleşmek içindir.

Kur’an’ı tek hesap ve ölçü kaynağı kılarak geçmişi onurlandırmak ve geleceği inşa etmek; bir uzlaşma arayışı değil, akıl ile vahyi birlikte çalıştıran sahici bir diriliş iradesidir. Bu irade, ne geçmişin tutsağı olur ne de modernizmin içinde kaybolur. Kökü mazide olan bir gelecek, ancak bu dengeyle mümkündür.

Tüm okur, dost ve arkadaşlara selam..

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.