İslam dünyasının içine düştüğü en büyük zihinsel çıkmazlardan biri, “kader” kavramının aslından koparılarak bir sorumsuzluk zırhına dönüştürülmesidir. Bugün pek çok insan; bireysel hatasını, toplumsal çöküşü veya ahlaki savrulmayı “alın yazısı” diyerek geçiştirmeyi dindarlık sanıyor. Oysa Kur’an’ın sunduğu kader anlayışı, insanı edilgenleştiren bir pranga değil; onu fiillerinin doğrudan muhatabı ve sonuçlarının yegâne sorumlusu kılan ilahi bir adalet ölçüsüdür.
Rivayet Kıskacında İrade
Bu yanlış algının temelinde, Kur’an’ın imtihan öğretisini gölgeleyen bazı yorumlar yatmaktadır. Özellikle zihinlere bir "senaryo mahkumiyeti" gibi kazınan şu rivayet, kader algısını temelinden sarsmıştır: “Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde toplanır... Sonra Allah bir melek gönderir ve şu dört şeyi yazması emredilir: Rızkı, eceli, ameli, şaki (cehennemlik) mi yoksa said (cennetlik) mi olacağı... Vallahi sizden biri cennetliklerin amelini işler de sonunda kendisiyle cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalmışken yazgı önüne geçer ve cehennemliklerin amelini işleyerek cehenneme girer...”
Sormak gerekir: Eğer bir insanın sonu henüz ilk nefesini almadan mühürlenmişse ve "yazgı" kişinin iradesini alt ediyorsa; gönderilen kitapların ve peygamberlerin ne anlamı kalır? Bu anlayış, Allah’ın Adalet sıfatıyla ve “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” (Necm, 39) ayetiyle açıkça çelişir. Kur’an’ın inşa ettiği sorumluluk ahlakı, sonucu önceden belirlenmiş bir oyunu değil; tercihleriyle yönünü tayin eden bilinçli bir insanı esas alır.
İlim Maluma Tabidir: Allah Bilir, İnsan Seçer
Burada gözden kaçırılan temel ilke şudur: Bilmek, zorlamak değildir. Meteoroloji uzmanının yağmurun yağacağını önceden bilmesi yağmuru onun yağdırdığı anlamına gelmediği gibi; Allah’ın bizim ne seçeceğimizi ezeli ilmiyle bilmesi de bizi o seçime zorlamaz.
Hasan-ı Basrî’nin vurguladığı gibi: Allah, insana hem iyiliği hem de kötülüğü yapma gücünü vermiş; ancak tercihi tamamen kulun iradesine bırakmıştır. Fiilin imkânını (gücü) yaratan Allah, o imkânı hangi yönde kullanacağını seçen ise insandır. Zira bir toplum, kendi özündeki nitelikleri değiştirmedikçe Allah da onlarda bulunanı değiştirmez (Ra’d, 11).
Sünnetullah: Evrenin Değişmez Yasaları
Kader, Allah’ın evrene koyduğu “Sünnetullah” dediğimiz yasalar bütünüdür. Fay hattı üzerine dayanıksız bina inşa edip, deprem sonrası “kader böyleymiş” demek, kaderi değil kendi ihmalimizi itiraf etmektir. Allah’ın malzemenin dayanıklılığına ve yerçekimine dair koyduğu fizik yasaları, o binanın akıbetini bize önceden haber vermiştir. Ateşin yakması kaderdir; ancak o ateşe girmek insanın tercihidir.
Sonuç: Seçim İnsana, Akıbet Seçiminedir
Kader, pasif bir teslimiyet değil; yüksek bir sorumluluk çağrısıdır. Kur’an, başımıza gelen kötülükleri “kendi ellerimizle yaptıklarımıza” (Şûrâ, 30) bağlar. Kader, önceden çekilmiş bir "hayat filmi" değil, Allah’ın koyduğu kurallar çerçevesinde kulun kendi hikayesini yazma özgürlüğüdür.
Unutmayalım:
Allah bilir, insan seçer.
İnsanın kaderi; seçmediği bir yazgı değil, seçtiği yolun doğal akıbetidir.
Kader, insanın eylemsizliğine mazeret değil; iradesinin şahididir.
Tüm Okurlara dost ve arkadaşlara selam olsun.