Grace M. Ellison’da Pierre Loti gibi tipik bir oryantalist’tir. Biri İngiltere diğeri Fransa için çalışan ajanlardır. Füsun Çoban Döşkaya, Grace Ellison: An English Woman In A Turkish Harem “Grace Ellison: Türk Hareminde Bir İngiliz Kadını” isimli makalesinde “Ellison’nun da bir parçası olduğu edebi sahtecilik üzerinde durmaktadır[1]”. Burada Grace Ellison’ın farklı yüzlerini anlamak için bir parantez açmakta fayda vardır: Pierre Loti, ünlü romanı “Hayal Kırıklığına Uğramış” (Les Désenchantées) ( Loti'nin haremdeki Türk kadınının mutsuzluğunu konu edinen “Hayal Kırıklığına Uğrayan Kadınlar (Mutsuzlar)” adlı romanı) (1906)'ta başarılı bir Fransız romancının, yazara yüzlerini asla göstermeyen ve hayatlarından memnun olmayan üç Türk kadınla ilişkisini anlatır. Bu kadınların isimleri Djénane, Melek ve Zeynep'dir. “Hayal Kırıklığına Uğramış” Loti'nin karakterlerinin hiçbirinin gerçek olmadığını ve hiç var olmadıklarını belirten bir uyarıyla başlar. Ancak, var olduklarına ve Loti'nin bu isimleri, II. Abdülhamid'in baskıcı rejiminden kimliklerini korumak için kahramanlarına verdiğine dair önemli kanıtlar vardır. "Loti'ye hikâyeyi aktaran üç kızdan ikisi, Türkiye'ye yerleşip Müslüman olmuş ve Reşat Bey adını almış bir Fransız olan Châteauneuf Kontu'nun torunlarıydı. Les Désenchantées’in yayınlanmasından önce, Osmanlı imparatorluğunun baskısından korkan iki Türk kız kardeş Melek ve Zeynep, Batı'da 'özgürlük' bulma umuduyla haremlerinden Avrupa'ya kaçarlar. Bu üçüncü kadının, Loti Konstantinopolis'e vardığında Türkiye'yi ziyaret eden Fransız bir gazeteci ve çevirmen olduğu biliniyor. Adı Madam Léra'ydı[2].Hikayenin kahramanı ve üç kızın lideri olan Djenane, gerçekte Marc Hélys adıyla yazan, kendisini Türk olarak tanıtan Marie Léra adında Fransız bir kadın gazeteciydi. Pierre Loti'nin ölümünden kısa bir süre sonra, 1923'te Marc Hélys takma adını kullanarak Le Secret des ‘Désenchantées’ (‘Büyüsünü Kaybedenlerin Sırrı’) adlı eserini “Bir romanın, Djenan olan tarafından açığa çıkarılan diğer bakış açısı” alt başlığıyla yayımladı. Kitapta, Hélys veya Loti'nin romanındaki Djénan, Pierre Loti'nin nasıl bir süperchérie'nin (aldatmaca) öznesi haline geldiğini anlatıyordu. Kitapta, Loti'ye duyduğu saygıdan dolayı, Loti'nin 1923'teki ölümünü beklemeyi tercih ettiğini ve Loti'nin iki Türk kız kardeş tarafından kandırıldığını açıkladığını belirtti. Marc Hélys veya Madam Léra, Loti'nin romanının gerçek hikâyesini, kendi mektuplarını ve Loti'nin bunları nasıl kopyaladığını göstererek anlattı. İki kız kardeşle birlikte bir Türk kadını taklidi yaparak nasıl peçe taktığını anlattı. Loti'nin romanındaki Djenane'di[3].
Grace Ellison mı yoksa Madam Léra mı?
2006 yılında Türk asıllı Amerikalı yazar Alev Lytle Croutier, tarihi romanı Üçüncü Kadın'ı yayımladı ve Pierre Loti ile üç kadın arasındaki olayı ele almaya devam etti. Olayın arka planını anlatmak için mektuplara ve günlüklere başvurdu ve Loti'nin Büyüsünden Kurtulmuş romanının yazarlığını sorgulayan edebi bir sahtekârlığı ortaya çıkardı. Croutier, Üçüncü Kadın romanının son sayfasında okuyucularını bir olasılıkla şaşırttı. Croutier'in "Masméjean'ın Günlüğü" adlı kitabının son bölümünde Pierre Loti'nin yardımcısı Masméjean şunları anlatıyor: "Dün gece Türk Konsolosluğu'ndan bir arkadaşım beni Sorbonne'daki bir konferansa davet etti. Seyirciler arasında, son derece tanıdık gelen bir kadın dikkatimi çekti. Onu hasta zihnimin en ücra köşelerine yerleştirmem bir iki dakika sürdü. Anaç ve epey yaşlı olması dışında, Madam Léra'ya olan benzerliği inanılmazdı. Leila'nın gözlerini nasıl karıştırabilirdim ki? "Bu kadın kim?" diye sordum arkadaşıma[4]. "O bir İngiliz, bir gazeteci. Ülkemizdeki kadınlar hakkında birkaç önemli kitap yazdı." "Onun İngiliz olduğundan ve Fransız olmadığından emin misin?" "Kesinlikle eminim." "Adı ne?" "Grace Ellison. Meşhur Büyüsünü Yitirmiş'in arkadaşıydı. Yirmi yıl önce Loti ile yaşanan olayı hatırlıyor musun?" Ders sırasında konsantre olamadım, aklım bulmacayla çok meşguldü. Tüm bunların bir şifresi olmalıydı. Büyük Revue'de Mary Lera adını Hélia, la Grande Dame, Hélia olarak imzalamıştı. Héliard Hélys. Ellison (Fransızcada "h" harfi okunmaz). Biri kaldığı yerden devam ediyor. Marc Hélys kayboluyor, unutulup gidiyor ve yerine Grace Ellison geliyor. Fontainbleau'da kız kardeşlerle tanışır, onların yeni sırdaşı olur, hatta Zennour ile birlikte "Bir Türk Kadınının Avrupa İzlenimleri" adlı bir kitap üzerinde çalışır. Ne kadar tuhaf. Bu da bir taklit miydi? Marie Lera'nın asıl mesleği taklitçilik miydi? Bu, kocasından ayrıldıktan sonra kimsenin nerede olduğunu öğrenememesinin nedenini açıklayabilirdi. Başka bir kimliğe bürünmüştü[5].
Croutier'in romanının sonunda, Zeynep ve Melek Hanım'a yardım eden üçüncü kadının, İngiliz feminist, gazeteci ve yazar Grace Ellison olabileceği tahmin ediliyor[6]. Reina Lewis, “Oryantalizmi Yeniden Düşünmek” adlı kitabında, Ellison'ın "Fransızca'yı akıcı bir şekilde konuşan ve sık sık Fransa'da ikamet eden biri olarak Hélys'in iddialarını ve yayınlarını biliyor olması gerektiği halde, aslında Hélys'ten hiç bahsetmediğine" dikkat çekiyor[7]. Sarah G. Moment Atis, Reina Lewis'in Oryantalizmi Yeniden Düşünmek adlı kitabının incelemesinde, Zeynep ve Melek Hanım örneğindeki "özgünlük sorununun" çözülmesi gerektiğini savunuyor ve Grace Ellison'ın Loti'nin “Les Désenchantées” ve Zeyneb Hanım'ın “A Turkish Woman's European Impressions” eserlerinin arkasındaki "usta kuklacı" olma olasılığını tartışıyor[8].
“Fransa'da altı yıl gazetecilik yaptıktan sonra Fransızca'yı akıcı bir şekilde konuşan ve Fransız kültürüne hâkim olan İngiliz gazeteci Grace Ellison, Zeynep Hanım ve Melek Hanım'ı Pierre Loti'nin “Les Désenchantées” romanının kahramanları ve 'kitaptaki bilgilerin başlıca sorumluları' olarak sunmuştur (Bir Türk Kadınının Avrupa İzlenimleri 1913: xiii)... Oryantalist temsillerin klişeleri hakkında yeterli bilgiye sahip olan herkes, “Les Désenchantées”, “Bir Türk Kadınının Avrupa İzlenimleri” ve “Türk Hareminde Bir İngiliz Kadın”da bu klişelerin tutarlı kullanımı üzerinde durup bir değerlendirme yapmalıdır. Her üç eserde de aynı Oryantalist kurgu alt kümesiyle karşılaşılmaktadır[9]...
“Grace Ellison, 1905'ten 1912'ye kadar Türkiye'de yaşamış ve haremlerde (konaklarda ve evlerde) yaşayan birçok Türk kadınıyla yakın temas kurmuştur. Zeynep ve Melek Hanım onun muhbirleriydi ve Ellison ile yazışmış ve iş birliği yapmışlardır. Hayatının ayrıntıları hakkında çok az şey bilinmektedir ve An English Woman in Angora and Turkey To-Day adlı kitaplarında “kafa karıştırıcı bir şekilde ayrıntıları ve kronolojileri değiştirmiştir”[10].
Reina Lewis’in bu tespitini biraz daha açacak olursak şu cümleler görülmektedir: Mustafa Kemal'le (muhtemelen Daily Telegraph / Morning Post için) bir röportaj yaptı ve daha sonra tamamını kitap biçiminde Ankara'da Bir İngiliz Kadını [An Englishwoman in Angora] adıyla yayımladı (1923). 1927'deki beşinci gezisinde, yeni Türk Cumhuriyetindeki ve yeni başkenti Ankara'daki gözle görünür değişiklikleri haber yapıyordu. Bu gezi, Bugünkü Türkiye başlıklı resimli bir kitap biçiminde 1928'de yayımlandı. Bu, daha önceki gezilerinin malzemelerini yeniden kullandığı anekdotlarla, Zeyneb ve Melek Hanım’ın, Halide Edib'in ve diğer Türk yazarlarının yazılarından seçtiği uzun özetlerin bir araya getirildiği karmakarışık bir kitaptır[11].
Ellison, birinci sınıf elmaslarla süslü Şefkat Nişanı ile ödüllendirilmiştir (tarihi bilinmiyor). Kadınların katkısını onurlandırma amacını taşıyan bu ödülü alması, Türk devletine yaptığı hizmetlerin onaylanmasıdır. Ellison, 1914'te Daily Telegraph'ta yer alan haberlerinde, Şefkat Nişanı'ndan, yüksek mevkilerdeki kadınlara verilen, imparatorluk hareminde karşılaştığı pek çok saray maiyetinin almış olduğu bir Merhamet Nişanı olarak söz eder. Ellison, nişanın "seçkin hanım ziyaretçiler"e verildiğini söyleyerek ileri görüşlü, doğru bir yorum yapmış olsa da, o tarihte bu nişana sahip olan, saray dışından tek kadın, onun ev sahibesi Fatma idi. Elbette, Ankara'daki milliyetçiler tarafından verilen izinle Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara'yı ziyaret eden ilk İngiliz kadını olması, Ellisonu beğenilen bir ziyaretçi yapıyordu. Bu ciltlerin her ikisinde de, Ellison'un daha önceki gezilerinden yansımalar vardır. Malzeme, tipik gazeteci tarzıyla, ayrıntıları ve tarihleri çoğu zaman karışıklık yaratacak biçimde değiştirerek yeniden kullanılmıştır. Örneğin, 1928'de, Zeyneb ve Melek Hanım'la ilk kez, Bir Türk Kadınının Avrupa İzlenimleri'nin girişinde belirtildiği gibi Fransa'da değil, 1905 yılında İstanbul'da tanıştığını yazmıştır. Zeyneb ve Melek Hanımların evinin, "ziyaret ettiği ilk Türk evi" olduğunu iddia eden Ellison, daha sonraki yazılarında kendisini, "diplomat eşleriyle İstanbul'dan gelip geçen bütün önde gelen kişiliklerin "devam ettiği, babaları Nuri Bey'in gurur kaynağı olan "meşhur" salonlarının katılımcısı olarak konumlandırır.
Bunlar, engelleyici ve açıklanması zor çelişkilerdir. Belki de basitçe geçen yılların ardından ayrıntılar bulanıklaşmış olabilir ya da sayfaları doldurma ihtiyacı Ellison'u önceki kopyaları yenilemeye itmiş olabilir. Ama aynı zamanda, Osmanlı siyasi durumunun zorunluluklarından da kaynaklanmış olabilir. Hiç şüphesiz ki, Abdülhamit yıllarında Türk arkadaşlarıyla mektuplaştığı kişilerin kimliklerini açıklamak güvenli olmazdı. Ellison, hem Türk Hareminde Bir İngiliz Kadını'nda hem de Abdülhamit’in Kızı'nda, Makbule Hanım’ın kimliğini "Fatima" ya da "Fatma" takma adıyla gizlemiştir. Makbule Hanım'ın eşinin paşalığa yükseltildiği 1920'lerde onun ve babasının kimliklerini açıklamıştır[12].
Altı yıl boyunca Bystander’in kıta Avrupa'sı muhabiriydi, aynı zamanda Daily Graphic için 1907'deki İkinci Hauge Konferansı'ndan haber geçmişti. Konferansın uluslararası silahlanmanın kontrolü hakkındaki endişeleri, muhtemelen kendini kozmopolit sayan, bir yandan da savaş yaralıları için hemşirelik yapıp yardım bulmakla uğraşan bir kadının kalbine hitap ediyordu. Ellison, Fransız Kadın Hemşireleri Teşkilatı'nın kurucusu ve Genel Direktörü idi. Amerika' a dokuz aylık bir turne düzenleyerek, Bordeaux'daki Florence Nightingale Hastanesi'ni kurmak için parasal kaynak sağlamıştı. 1918'de, Amerikan Kızılhaçı'nın çocuklara yardım bürosu başkan yardımcılığı görevini üstlendi. Yaptığı bu çalışmaların karşılığında Fransız devleti tarafından altın onur madalyası, Fransız Dışişleri Bakanlığı gümüş madalyası, hizmet madalyası ve gazilik madalyası ile ödüllendirildi[13].
Ellison'un Türkiye'deki statüsüyle İngiltere'de algılanan statüsünün ilk işaretleri de, Ellison'un makalelerinin bitiminden birkaç gün sonra duyurulan, Türk kadınlarının özel sınıfarda üniversiteye gitmesine izin veren karar üzerine Daily Telegraph'ta çıkan haberlerden açıkça görülmektedir. İstanbul muhabirleri, Ellison'un makalelerinin İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC)'nin yayın organı (Halide Edib'in de yazarlık yaptığı) Tanin'de basılmış olduğunu belirterek, onun bu kararın alınmasında etkili olan bir figür olduğundan bahsetmektedir. Onun "yoğun bir şekilde psikolojik makaleler'inin Türk basınında yayımlanması, "Türk kadınlarının statüsünü yükseltmek için azımsanamayacak şeyler yapan" yazarın makalelerinin "her yerde yoğun bir zevkle okunduğu" belirtilerek desteklenmiştir (Daily Telegraph, 7 Şubat-1914, s.11). Gazetenin editörü, bir sonraki sayıda yer alan başmakalesinde, Ellison'un makalelerinin "Türkiye'de yaygın bir şekilde okunduğunu" tekrarlayarak, onun çalışmasının "aydınlanma ve toplumsal özgürleşme davasına göz ardı edilemeyecek bir uyarıcı olma işlevi" üstlendiğine "inandıklarını" doğrulamıştır (Daily Telegraph, 9 Şubat 1914, s.11). 1913-14 gezisi yayımlandığında anlattıkları, Ellison'un, saraya girmeye, önde gelen Türk feministleri ve siyasetçileriyle tanışmaya yetecek kadar güçlü bağlantıları olduğunu gösterse de, Türkiye üzerine son iki kitabında, "sık sık kadınlara nasıl daha fazla özgürlük verebilecekleri hakkında tavsiye istediklerini" iddia ettiği Talat Paşa ve Cemal Paşa gibi erkeklerle olan siyasi bağlantılarını açıklamaya daha istekli olduğu görünmektedir. İngiliz basınının İngiltere'nin müdahalelerinin etkisini abartarak değerlendirme eğilimi, Ellison'un İstanbul'daki statusüne ilişkin basındaki değerlendirmelere biraz şüpheyle yaklaşılması gerektiği anlamına gelir; aslında Ellison'un kendi etkisini betimlemesinde de aynı durum söz konusudur[14]. Yine de, yüksek siyasi ve toplumsal çevrelere girdiği, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde İstanbul'da ciddiye alınmakta olduğu açıktır. Bu durum, (Ellison'un, Makbule Hanım'ın, Mustafa Kemal'in askeri eğitmenliğini yapmış olan eşi aracılığıyla ayrıcalıklı bir şekilde tanışmış olabileceği) kahraman Mustafa Kemal liderliğinde milliyetçilerin iktidara geldikleri zaman da sürmüştür. Türk Hareminde Bir ingiliz Kadını'nın başarısını, Fransız Ateş Hattında Bir İngiliz Kadını [An Englishwoman in the French Firing Line] (yayıncısı bilinmiyor, 1915), İşgal Almanya'sında Bir İngiliz Kadını [An Englishwoman in Occupied Germany] (yayıncısı bilinmiyor, 1920) ile Ankara'da Bir İngiliz Kadını takip etmiştir. Ellison, göz alıcı isimlerle basılan bu ürünlerden başka, üç biyografi yazmıştır: 1926'da Yunan Prensi Nikola'nın anılarının yazılmasında yardımcılık yapmış, 1930'da Kemal'in biyografisini ve 1934'te, prensesin evliliği üzerine Prenses Marina'nın Onaylanmış Hayat Hikayesi (Authorised Life Story of Princess Marina)'ni yazmıştır[15].
Yapıtlarının seyahatname ile siyasi yorum karışımı yapısı gezi yazıları için sıra dışı olmasa da, Ellison'un kişisel keşiflerinin kaçak değişken doğası (son dönem yapıtlarında azalsa da), kitaplarının üretimiyle tirajının ayrılmaz bir parçası olan, aralıksız bir biçimde toplumsal cinsiyete göre yapılandırılmış kökeninden dolayı daha kendine özgüdür. Ellison, prestijli yurtdışı gazetecilik görevlerini üstlenmekte açıkça başarılı olan ve yazılarının ciddiye alınmasını isteyen bir kadındı. Çalışmaları basitçe bir kadınsı öykünme değildi, önemi ve içeriği olan eserlerdi. Ancak, etnografik araştırmaların ciddi tonunu kendine amaç edinmesine rağmen, bu türden bütün kaynaklarda ortak olan otorite ve toplumsal cinsiyet konusundaki kaygıya sık sık ihanet ederek, toplumsal cinsiyetinin bir satış dayanağı olmasından asla kaçınamadı. Oryantalist kadın yapıtlarının çoğunun iktidarın kurumsal ve resmi ağlarının dışında değerlendirildiği (örneğin, Kraliyet Coğrafya Topluluğu [Royal Geographic Society] 1913'e kadar kadınları üyeliğe kabul etmiyordu, Ellison ise hiçbir zaman üye olmamıştı. Ellison'un, "Türk yaşantısını çok az İngiliz kadınının erişebildiği ancak hiçbir İngiliz erkeğinin ulaşamadığı bir açıdan, ilk elden çalışma ayrıcalığını elde etmiş" olması, kadın gezgin ve yazarlara büyük ölçüde kapalı olan saygın Oryantalist bilimi alanına girebilmesini sağlamıştır. Ellison'un kendisi de sonraki yayımlarında bir otorite olarak statüsünü sağlamlaştırmak için elinden geleni yapmıştır. Daha önceki gezilerle ilgili açıklamalar üzerine düşünmek ve onları yeniden kullanmak, ona gezilerine ilişkin yeni ayrıntılar sağlamış, böylece de yüksek toplumsal ve siyasi çevre içindeki yerini daha da sağlamlaştırmıştır. Mümkün olduğunca daha önceki kitaplarının başarısından söz eder[16].
Statüsünü böyle öne sürmesi, yapıtlarına ve ilişkili projelerine yönelik değerlendirme ve eleştirileri yanıtlamayı da içermektedir. Böylece, Türkiye Bugün'(Bugünkü Türkiye)de, Zeynep ve Melek Hanımların kitaplarından parçaları yeniden basarak ve "onların Saikleri hakkındaki" belirsiz bırakılmış "yanlış ifadeler" konusunda Zeynep ve Melek Hanımların açıklamalarını destekleyerek, Kırgınlar'ın hikayesini ayrıntılı olarak tekrar ele alır. Bunun Helys'in olaylar karşısında yorumunun üstü kapalı olarak reddedilmesidir. Akıcı Fransızcası ve sık sık Fransa'da kalması dolasıyla Helys'in iddialarından ve yayınlarından haberdar olmuş olması gerekirken, Ellison’un hiçbir zaman Marc Hélys[17]'in adını anmaması kayda değerdir. Benzer biçimde, ister kadın, ister erkek olsun, diğer Batılı gezi yazarlarına da çok az atıfta bulunur. Oryantalist söylemin aktarmacı doğasının ışığında, (Daily Telegraph'taki) yazılarına önceki yanlış anlamalara meydan okuyarak, kendi tanıklığının eşsizliğini abartarak başlar. Tek başına, hareme erişebilmesinin, önde gelen siyasetçilerle bağlantılarının ve kendi tanıklığının değeri artmış doğasının sıra dışılığını vurgular. Bir zamanlar, kadınsı ve kişisel olan, etnografik ve gazetecilik otoritesi oluşturma girişimleri açısından kaçınılmaz olmakla birlikte hoş karşılanmazken, artık itibarını sağlamlaştırmış olduğu daha sonraki dönemde kadınlığını daha fazla vurgulayabilir. Ayrıca, bu, Ankara'daki milliyetçi seçkinlere yaptığı ziyaretler bağlamında da gerçekleşir[18].
.
Yazının devamı için tıklayınız
_____________________________________
[1] Füsun Çoban Döşkaya, Grace Ellison: Türk Hareminde Bir İngiliz Kadını, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, XVI/33 (2016-Güz/Autumn), s. 93-104., s. 93.
[2] A. g. m. s. 94.
[3] A. g. m. s. 94-95.
[4] A. g. m., s. 95.
[5] A. g. m., s. 96.
[6] A. g. m., s. 96. Alev Lytle Croutier, The Third Woman, Manuscript, 2006b, p. 269. The Turkish version of the book is as follows: Alev Aksoy Croutier, Üçüncü Kadın, trans. Leyla Özcengiz, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2006a.
[7] A. g. m., s. 96. Lewis, Reina. Rethinking Orientalism: Women, Travel, and the Ottoman Harem. I. B. Tauris, London, 2004., p. 50.
[8] A. g. m., s. 96-97. Sarah G. Moment Atis, “Book Review: Rethinking Orientalism: Women, Travel and the Ottoman Harem”, Journal of Middle East Women’s Studies, vol.1, No. 3, 2005, p. 119.
[9] A. g. m., s. 98. Sarah G. Moment Atis, “Book Review: Rethinking Orientalism: Women, Travel and the Ottoman Harem”, Journal of Middle East Women’s Studies, vol.1, No. 3, 2005, p. 119.
[10] A. g. m., s. 100., Lewis, Reina. Rethinking Orientalism: Women, Travel, and the Ottoman Harem. I. B. Tauris, London, 2004., p. 44.
[11] Reina Lewis, Oryantalizmi Yeniden Düşünmek, Çeviren: Beyhan Uygun-Aytemiz, Şeyda Başlı, Kapı Yayınları, İstanbul, 2006., s. 69.
[12] A. g. e., s. 70-71.
[13] A.g. e., s.71.
[14] A.g. e., , s. 77.
[15] A. g. e., s. 78.
[16] A.g.e., s. 78-79
[17] Grace M. Ellison’un Fransızca takma adlarından biridir.
[18] A.g.e., s. 79.