Bursa Arena E'Gazete
2025-12-25 10:49:49

İngiliz Gazeteci 'Ajan' Grace Mary Ellıson -3-

Prof. Dr. HİLMİ ÖZDEN

25 Aralık 2025, 10:49

MORNING POST YAZARI GRACE ELLISON'A DEMEÇ[1]

(23 OCAK 1923)[2]

Miss Grace Ellison Morning Post gazetesine Mustafa Kemal Paşa hakkında pek övücü bir makale yazmıştır. Ankara'da icra ettiği bir mülakat münasebetiyle Paşa Hazretleri’nin şahsını, Çankaya'daki köşklerini pek teveccühlü bir kalemle tasvir edi­yor. Paşanın tevazuu, sadeliği, her sözünün açık ve samimi olması, her nevi blöften kaçınması hakkında hararetli kelimeler kullanıyor ve Türk milletini ve Türk idareci­lerini anlâmadığından ve bizi bundan etkilenir zannettiğinden dolayı Loyd Corc'a (Lloyd George) şiddetli taarruzlarda bulunarak eski başvekilin hataları neticesinde Türklerin bugün­kü İngiliz kabinesine de emniyet etmemesine teessüf ediyor.

Miss Ellison, Paşanın kitapları arasında Napolyon'a dair bir eser görmüş ve Paşa'nın Napolyon'a merakı olduğunu farz ederek şu zeminde konuşmaya girişmiştir[3]?

-Size sadece ihtişamlı zaferiniz hakkında tebriklerimi sunmak yerine “küçük Korsikalı” ile ilgili bir kitap getirmeyi neden akıl etmediğime pişman oldum.

-Lütfen, böyle bir şey sakın düşünmeyin. O beni büyük bir general olarak ilgilendiriyor, ancak...

-ilginizin neredeyse hürmete vardığını farz etmiştim, veya öyle söylendi.

-Ne garip şayia! Ben tabii olarak bütün büyük strateji uzmanlarını inceliyorum; fakat Sakarya'yı Austerlitz ile kıyaslamak muhakkak ki büyük bir iltifat değildir.

Bu etkili açıklamadan önemli ölçüde irkildiğimi itiraf etmeme rağmen, bana savaştan birkaç yıl önce Mösyö Clemenceau ile konuşmamı hatırlattı.

-Clemenceau bana, Lord Rosebery'nin Napolyon'a hararetli hayranlığının kendi siyasi kariyeri üzerinde neredeyse leke olduğunu anlatmıştı. "Bu mağrur bencilin büyüklüğü nerededir?" diye sordu ünlü Fransız. "Ben kendimi şu basit sebepten dolayı ondan yüz kat daha büyük olarak görüyorum: Napolyon iktidardan indiğinde sonsuza kadar düştü. Eğer ben veya benim memleketim düşerse, o zaman ben en büyük ve en iyi durumda olurum."

M. Kemal, bu Galyalı övünmesine saygı duyarak gülümseyebilmesine rağmen, kendi eleştirisini çok daha sakin ifade etti:

-Napolyon birinci sıraya ihtirası koyardı. Kendisi için mücadele etti, "dava" için değil; hezimet kaçınılmazdı.

Mustafa Kemal'i dinlerken, bir yandan donmuş el ve ayaklarımı odun ateşinde ısıtmam için yaptığı nazik çağrıyı değerlendiriyorum ve diğer yandan, dünyanın daha kırkını bile aşmamış, en büyük generallerinden birinden bu özel konferansı din­leme fırsatı için, nice "akıllı asker" benim yerimde bulunmak için neler vermezdi diye merak ediyorum.

-Başarınızdan hiç şüphe ettiğiniz oldu mu?

-Hayır, asla. Bütün gelişmeyi; sonunda da böyle bir neticeye varacağını, en ba­şından -elimizde hiçbir harp levazımı bulunmadığı zaman bile- görmüştüm. Gecik­tik; kan dökülmesini ve harabiyeti önlemek için. Fethi Bey'i Londra'ya son bir çare olarak gönderdik; çünkü biz kanla değil, mürekkeple imzalanan bir barış istiyorduk[4].

Turkey To-Day (Bugünkü Türkiye)

Atatürk'ün sözlerini çarpıtmakla vazifeli olan gazeteci Grace M. Ellison Türkiye'ye yaptığı beşinci ziyaretin sonucunda Turkey To-Day (1928) adlı kitabı ortaya çıktı. Turkey To-Day kitabında yine Atatürk’ün ağzından söylemediği sözleri konuşmuş gibi gösterme alışkanlığından vazgeçmedi. 1926-1927 yılları arasındaki seyahatini söz konusu ettiği kitabını 1928 yılında bastırmıştır. Ancak Mustafa Kemal Paşa ile röportajının tam tarihî gösterilmemiştir. Atatürk Özel Kütüphanesi’[5]nde bu kitap bulunmaktadır. Bu kitapta bahsi geçen röportaj ise Türk kaynaklarında yoktur. Yahut bu beyanatta Mustafa Kemal Paşa’nın söylediklerine farklı cümleler eklenmiştir. Grace M. Ellison birçok eserinde yaptığı gibi kendi düşüncelerini tecrübeleriyle de birleştirerek kahramanlarına konuşturmaktadır. İddia ettiği röportaj da tam da bu yöntemle kurgulanmıştır. Şu cümleler kayıtlarda olmamasına rağmen Paşa’nın düşüncesine bir parça uygundur: “Tüm, bu saçmalık sona erecek. Haremler, peçeler, kafes pencereler ve Bizans'tan kalma tüm gerici sapkınlıklar, geçmiş ve gitmesi gereken bir çağa aittir. Nüfusun yarısı kölelik altındayken nasıl mükemmel bir demokrasi kurabiliriz? İki yıl içinde her kadının yüzü açık olacak ve erkeklerle yan yana çalışacak; erkekler de şapka takacak. Giysilerin bir dinin simgesi olduğu günler geride kaldı. Batı medeniyetinin hor gördüğü bir inancı simgeleyen fes ve onunla birlikte gelen tüm tutuculuk gitmeli!”

“Bir adamın iki yılda böyle bir reformu denemeye cesaret edebileceğine inanmak imkansız görünüyordu! Paşa devam etti: "Çocukluğumdan beri ailelerimizi gerçek bir yuvanın sağlam temelleri üzerine kurmanın gerekliliğini gördüm. Erkekler demokraside ihtiyaç duyulan bir evde yetiştirilmeli ve artık kendimizi yabancı müdahalelerden sonsuza dek kurtarabildiğimize göre, böyle bir reformu uygulamaya koyabiliriz."Kadınların itirazına dayanamadım: "Ama peçeler çok güzel. Kadınlar için daha uygun bir başörtüsü icat edilmedi." "Yabancı yazarlara metin sağlamak için Karanlık Çağ'da kalamayız," diye cevap verdi”[6]. Mustafa Kemal Paşa adeta yazarın “An English Woman in a Turkish Harem”(1915) “Türk Hareminde Bir İngiliz Kadını[7]” yahut Pierre Loti’nin Osmanlı harem hayatını (ev hayatını) aşağılayan ve iftiralar atan eserlerine imada bulunur gibidir. Bunlar Pierre Loti’nin 1879’da yayımlanan Aziyade ile olay örgüsü 1904-1905 yıllarında geçen Les Desencbantees (Mutsuzlar) başlıklı Romanlarıdır. Les Desencbantees, "Nâşâd Kızlar", "Kırgınlar", "Aşktan Yüzü Gülmeyenler", "Düş Kırıklığına Uğrayan Kadınlar", "Mutsuz Ka­dınlar", "Bezgin Kadınlar" gibi adlarla çevrilmiştir. Roman, büyük ölçüde Aziyade romanının devamı niteliğindedir. Her iki roman da otobiyografık karakrere sahiptir[8]. O dönemde Pierre Loti’nin eserlerinin isimleri Osmanlı Türk aydınlarınca yeterince tanınmaktadır. Üstelik Mustafa Kemal Paşa hariç çoğu aydın onu Türk dostu sanmıştır. Halbuki Pierre Loti, Türklerin Fransa’ya karşı dostluğunu yeniden kazandırmakla görevli bir Fransız ajanıdır. Grace M. Ellison’un da yakın ilişkisi olduğu bilinen Pierre Loti’nin kimliği hakkında burada bilgi vermekte fayda vardır: Pierre Loti, Fransız deniz subayı olan ve daha çok Doğu dünyasına ilişkin olarak yazdığı roman ve diğer türlerdeki eserleriyle tanınan Pierre Loti'nin asıl adı “Julien Marie Viaud (1850-1923)”dur. Üçüncü romanından sonra eserlerinde 'Pierre Loti' takma adını kullanmıştır. Hint denizlerinde bulunduğu sıralarda o bölgeye, tro­pik iklimlere özgü ve kendisini gizleyen bir çiçeğin adı olan 'Loti' ismi, çekingen bir kişiliğe sahip olduğu için kendisine Pomare Kra­içesinin nedimeleri tarafından verilmiştir. 21 yaşından itibaren deniz subayı olarak Uzak ve Yakın Doğu deniz ve ülkelerine seyahat etmiş olan Loti, eserlerinde maceraların­dan ve edindiği izIenimlerden yola çıkarak özellikle Doğu gizemini yansıtmaya çalışmıştır. Bu bağlamda o dönem Osmanlı dünyasına da girmiş İstanbul'a 1876-1877, 1887, 1890, 1894, 1903-1905, 1910, 1913 yıllarında 7 kez gelmiş, Türkçe öğrenmiş, Türk sos­yal hayatına katılmış, bizzat Türk yaşama biçimini biçimsel de olsa uygulamaya çalışmıştır. Birinci Dünya Savaşı öncesinde emekliye ayrılıp tamamen edebiyatla uğraşmaya başladı. Fransız Akademisi üyeliğinde de bulundu. 10 Haziran 1923'te doğduğu kentte ölmüştür[9].

Pierre Loti’nin siyasal kişiliği ile ilgili olarak son zamanlarda Türkiye'de önemli bir tartışma gündeme geldi. Türkiye Cumhuriye­ti Kültür Bakanlığı, Fransa'da düzenlenen bir rnüzayedede Loti'nin mektuplarını atın aldı. Araştırmacı yazar Erdoğan Alkan, Loti'nin günlüklerini inceleyerek onun bir Türk dostu değil, savaş yıllarında bölgede Fransız çıkarlarını korumakla görevli bir ajan olduğunu or­taya koydu. Loti'nin 1915 tarihli günlüğünde şu ifadeler yer alıyor: "Bir anlaşma sağlanması, İstanbul'un teslimi ve düşmanlıkların son bulması için, Cenevre'deki Türkiye Konsolosluğu aracılığıyla Fran­sız Hükumeti ve Türkiye arasında gizli entrikalara girişiyorum." Loti'nin ajan olduğunun bir başka kanıtı ise askerlik ve diploma­si arşivi alanında yetkili olan Alain Quella'nin "General Gallieni'nin de onayıyla Pierre Loti Türkiye'nin Üçlü İttifak'a katılması için haf­talarca en yüksek düzeyde pazarlıklar yaptı" notudur[10].

Loti, yazdığı yazılar ve kitaplarla Avrupa'da Türkleri tanıtmaya çalışmış, çoğunlukla da Türkler lehine kanaatler belirtmiştir. O, bu yazılarında Fransızların Türkler hakkındaki yanlış bilgilerini tashih etmeye ve Türklerin Fransız düşmanı olmadığını ispat etmeye ça­lışmıştır. Fransızların boşu boşuna Türkleri karşılarına almamaları­nı istemiş, onlara yakın durarak daha kolay sömürge yapılabileceği ümidi içinde çalışmalarını yürütmüştür.

Onun, Türkleri öven, yücelten yazılarındaki amacı, bizim millî gururumuzu okşayarak daha kolay ve sorunsuz bir sömürge olabilmemizin zeminini hazırlamaktır. Nitekim Lotii'nin şu sözleri, onun ve Fransa'nın amacı ve çıkarının Türkiye'yi Fransa sömürge­si yapmak olduğunu ayan beyan ortaya koyuyor: "Yazık ki benim mütevazı sesim, İstanbul'da kuvvetli ve dost bir Türkiye bulundur­manın, bizim için temel çıkar olduğunu duyurmaktan başka hiçbir şey yapamaz[11]."

Fransa'nın ve Loti’nin politik stratejisi, Türkleri Ruslara karşı kışkırtmak, Türk-Rus savaşı ve düşmanlığını körüklemek ve Türk­leri Fransızların müttefik yaparak kolayca sömürge olabilecek bir kıvama getirmektir. Onun şu sözleri bu bakımdan açıklayıcıdır: "Bugün amacım, sadece içimizde kendini bilgilendirmek zah­metine katlananlar için, Türklerin hiçbir zaman düşmanımız olma­dığına dair geçmişin herkesçe bilinen gerçeğini bir kez daha kesin olarak söylemektir. Peki ya Rusların? İşte buna kuşku götürmez bir şekilde evet! Onların düşmanıdırlar. .. Onların savaş ilan ettikleri biz değiliz, Ruslardır. ... Türklerin bize ne borçları vardı ki zaten? Kırım zaferinden bu yana, onların düşmanlarıyla birlikte hareket etmekten vazgeçmedik. Son olarak ülkelerinde bize gösterdikle­ri sıcak misafirperverliğe teşekkür etmek için hiç kuşkusuz, Bal­kan Savaşı sırasında hemen hemen tüm gazetelerimizde onlara ardı arkası kesilmeden çirkin bir şekilde hakaret ettik ... Bu durumun umutsuzluğu içinde, Ruslar tarafından ezilmekten kurtulmak için kendilerini nefret edilen Almanya'nın kollarına artılar[12]."

Nurullah Çetin, Edebiyat ve Bilinç eserinde “Pierre Loti’nin Gerçek Kimliği” başlıklı bölümündeki Pierre Loti’yi Türk dostu sanan kişilere onun eserlerini değerlendirerek İslam dinine, Türk kadınına ve Osmanlı Toplumuna karşı aşağılayıcı bakışı gözler önüne sermektedir.

“Loti’nin ne yapmak istediğini ve ne olduğunu en sağlıklı gören Dahi ATATÜRK'tür. Yakup Kadri, Atatürk adlı kitabında Atatürk'ün Loti'ye dair yaklaşım biçimi ve değerlendirmesini iz­lenimlerine ve kanaatlerine dayalı olarak bize şöyle sunar: "Avrupa müzelerinde ve tarih kitaplarında teşhir edilen (sergilenen) “Grand Turc” ve Yeniçeri tasvirleri, birçok safderunlara, ancak mehip (hey­betli) kavukları, kalın kuşakları ve buna takılı duran kıvrık yata­ğanlarıyla(kılıçlarıyla) haşyet (korku) vermektedir.

Dişi tırnağı sökülmüş, inhitat (aşağılanma) Türkiye'sini de Pi­erre Loti cinsinden Frenk (Avrupalı) muharrirleri (yazıcıları), bir fes, peçe, sarık, kafes ve nargile dekoru içinde seyredip anlattılar. Yıkık duvarlarla çevrilmiş çökük mezarlıklar; çınar altı kahvelerinde uy­kuya dalmış afyonkeşler; mezbele sokakların uyuz köpek sürüleri; bekçilerin, "Yangın var!" naraları ...

İşte, dostumuz (!) Pierre Lotinin müdafaa ettiği, “Dokunmayın!” dediği Türk dünyası, bu çapaçul, bu zavallı şeyden ibaretti. Pierre Loti, Madakaskar zencilerinden, Seylan maymunlarından ve Havai adalarındaki kelebeklerden de bu sevgi ve alaka ile bahsetmiştir. Çünkü, onun bezgin ve endişeli ruhu, kendini avutmak için yer­yüzünde arkaik (çok eski) ve piroresk (resimsel) manzaralar keşfine çıkmış bulunuyordu.

Bundan dolayı ne Loti, ne de Loti gibi bizi acayip ve zavallı bularak seven Frenk muharrirleri, Mustafa Kemal'in itibarını asla kazanamamışlardır. O, kendisini bir 'Yeni Adam' hissettiği ve Türk milletinden bir canlı ve ileri cemiyet çıkaracağını bildiği için, mem­leketimizi bir müze halinde görmek isteyenlere karşı, bize doğru­dan doğruya düşmanlık edenlerden ziyade kızıyordu[13]”!

Yazının devamı için tıklayınız

_____________________________________

[1] A.B.E., a.g.e., s. 380., Vakit, 23 Ocak 1923, No: 1838. s.2. Ayrıca bkz. Grace Ellison, An English voman in Angora. E.P. Dutton and Company, New York, (basım yılı belirtilmemiş, önsözü, "Ocak 1923" tarihli), s. 165-166'daki İn­gilizce metin Şule Perinçek tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Kitabın Türkçe basımı için bkz. Grace Mary Ellison, Bir Ingiliz Kadını Gözüyle Kııva-i Millîye Ankarası, Çeviren: İbrahim S. Turek, Milliyet Yayınları, Ocak 1973, s. 163-164. Ayrıca bkz. Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri Tamim ve Telgrafları V. Hazırlayanlar: Sadi Borak-Dr. Utkan Kocatürk. Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1972, s.97-98. Vakit'leki eski yazı metin Erol Şadi Erdinç ve Musa Sarıkaya tarafından okunmuştur.

[2] A.B. E. a.g.e., s. 380. Kaynaklarda mülakatın tarihi belirtilmemiştir. 23 Ocak 1923, mülakatın Vakit’te yayımlandığı tarihtir. (Y.N.)

[3] A.B. E., a. g. e., s. 380. Buraya kadarki kısım Vakit'te yer almaktadır. (Y.N.)

[4] A.B. E., a. g. e., s. 380-381.

[5] Mefharet Derer ve ark., Atatürk’ün Özel Kütüphanesinin Katologu, Hazırlıyan: Millî Kütüphane Genel Müdürlüğü, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Yayınları, Ankara, 1973.

[6] Grace Mary Ellison, Turkey To-day, London t y. Hutchinson and Co.Ltd. , 1928, s.23.

[7] Grace Mary Ellison, (1915) An Englishwoman in a Turkish Harem. Cultures in Dialogue Series One. Gorgias Press, New Jersey, 2007.

[8] Nurullah Çetin, Edebiyat ve Bilinç, Pierre Loti’nin Gerçek Kimliği, Öncü Kitap, Ankara, 2010, s. 88,93.

[9] Nurullah Çetin, a. g. e., s. 81.

[10] A.g. e., s. 83-84.

[11] A.g. e., s. 84. Pierre Loti, Sevgili Fransa’nın Doğudaki Ölümü, çev: Tuğrul Baykent, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002,s. 5.

[12] A. g. e., s. 86-87. Pierre loti, Les Massacres d'Armenie, Paris, Calman-Levy, 1918, s.3-8; Pierre Loti, Türkler Üzerine Makaleler, çev. Betil Önuçak, İstanbul, der yayınları, 1995, s.28-31.

[13] A. g. e., 117-118. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, Remzi Kitapevi, 4. Baskı, İstanbul, 1971, s. 88-89. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, Remzi Kitapevi, 10. Baskı, İstanbul, 2007., s. 95-96.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.