Savant sendromlu otizmli Doktor Ali Vefa'nın sıra dışı öyküsünün anlatıldığı Fox TV'nin sevilen dizisi Mucize Doktor, (bazı sahneleri nedeniyle hemşireler ve özel güvenlik şirketlerinden tepki alsa da), engellilere bakış açısı konusunda topluma olumlu mesajlar veriyor.

(‘Savant sendromlu otizmli’ ifadeleri Bazı insanların bazı olaylardan veya durumlardan sonra, sonradan üstün zekâlı hale gelmesi olarak tanımlanıyor.

Gelişimsel ve zihinsel yetersizliklerin yanı sıra çoğu insanda hiç rastlanmayan sıra dışı zihinsel becerileri olan kişilerde çoğunlukla savant sendromu görülmekte olduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor. Genel zekâ seviyesi aslında normalin altında olan bu kişiler, belli alanlarda inanılmaz bir bilgi düzeyine sahip olabiliyor.)

Benim de yeni öğrendiğim bu bilgiyi aktardıktan sonra, esas konuya gelmek istiyorum.

Birleşmiş Milletler 1992 yılında 3 Aralık gününü ''Dünya Engelliler Günü'' olarak kabul etmişti. Engelliler Günü'nün amacı ise, ‘Tüm dünyada gerçekleştirilen organizasyonlarla, engelli insanların yaşadığı zorluklara dikkat çekmek ve onların anlaşılmasını sağlamaktır" diye belirtilmişti.

Türkiye bu konuda önemli bir yol kat ederken, başta spor dallarında olmak üzere engellilerin her alanda gösterdikleri başarılar hepimizi sevindiriyor ve gururlandırıyor.

Ancak engelliler konusunda gerek devlette gerekse özel sektörde üzüntü veren uygulamalar yok mu?

Örneğin, özel sektörde istihdam edilmesi gereken engellilerin sadece 4’te 1’i istihdam edilmiş durumda. Yasa uyarınca, 50 ve üzeri işçi çalıştıran işverenler, mevcut çalışanlarının yüzde 3’ü kadar engelli personel çalıştırmakla yükümlü. Ancak, bazı işverenler, adrese teslim ya da imkansız iş duyurusu yapıyor. Başvuru olmayınca, ‘ben duyurdum talep yok’ diyor. İşverenler ve hükümet temsilcilerinin oluşturduğu, Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu’nda (YOİKK), işverenlerin kotanın tamamen kaldırılması ya da düşürülmesi talebinde bulunduğu, Türkiye Engelliler Konfederasyonu’nun ise buna karşı çıktığı belirtiliyor..

Aydınlık Gazetesi’nin haberine göre, Türkiye’de yaklaşık 7 bin engelli kamu çalışanı açığı var. Bu sayının 5 bine yakınının öğretmen, 2 bine yakını din görevlisi. Bin kişilik açık da farklı kurumlara dağılmış durumda...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Hayatın tüm alanlarında, sporda, sanatta, edebiyatta, siyasette, eğitimde, sivil toplumda, iş dünyasında; tüm zorluklara rağmen, engelli kardeşlerimizin sergiledikleri mücadele, gerçekten takdire şayandır’ diyor. Engelliler ise devletin şefkatli elinin kendilerine samimi bir şekilde uzanmasını bekliyor.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk da, “Engelli atamalarını, kotaları dolduğu sürece Aralık ayında gerçekleştireceğiz’ diyor.

Engelliler Hakkında Kanun ve alt düzenlemeleriyle Türkiye'de ilk kez 1500 maddelik engelliler hukuku oluşturulduğunu anımsatan Selçuk, Türkiye'nin 2007'de Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'yi imzalayan ilk ülkeler arasında yer aldığını vurguluyor.

Engelli bireylere yönelik gündüz yaşam merkezlerini ülke genelinde yaygınlaştırmaya devam ettiklerini belirten Selçuk, 2018'de 7 olan gündüz yaşam merkezi sayısını 2019 itibarıyla 52 ilde 68'e çıkardıklarını söylüyor.

Engellilerin ilgi, yetenek ve becerilerine odaklanarak işe yerleştirilmesini sağlayan istihdam modeline önem verdiklerini kaydeden Selçuk, şöyle devam ediyor:

"2002'ye kadar atanan engelli memur sayımız 5 bin 770 civarındayken hükümetlerimiz döneminde atanan engelli memur sayısı yaklaşık 10 kat artarak 55 bini geçti. Geçmiş yıllarda olduğu gibi engelli vatandaşlarımızın EKPSS sınav maliyetini Bakanlığımızca karşılamaya devam ediyoruz."

***

Aralık yılın son ayı. Önemli olayların yaşandığı, birçok alanda sıkıntıların çekildiği 2019 yılını geride bırakmak üzereyiz.

Aralık ayında gözlerin çevrildiği bir başka konu ise Asgari Ücret.

Milyonlarca işçi ve ailesini ilgilendiren asgari ücret görüşmeleri başladı. Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 1 Ocak 2020'den itibaren geçerli olacak asgari ücreti belirlemek üzere ilk toplantısını yaptı.

Komisyonda işçi tarafını Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), işveren tarafını ise Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) temsil ediyor.

Türk-İş, Hak-İş ve DİSK'in gelir vergisi tarife basamakları ve oranlarının çalışanlar lehine güncellenmesi talebiyle başlayan birlikteliği, asgari ücret konusunda da sürüyor. Türk-İş, komisyon toplanmadan önce, geçmiş yıllardan farklı olarak, asgari ücret konusunda Hak-İş ve DİSK ile görüş alışverişinde bulundu. "Ayrıştığımız zaman bedelini beraber ödüyoruz. Yan yana gelmek mecburiyetindeyiz" diyen Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, bir kişinin yaşam maliyetinin 2 bin 578 lira olduğuna dikkati çekerek, yeni asgari ücrette bu rakamın göz önünde bulundurulması gerektiğini söylüyor.

İşveren tarafını temsil eden TİSK yönetimi ise, yeni asgari ücretin işçiler kadar işverenler de düşünülerek belirlenmesi gerektiğini belirtiyor.

Asgari ücret, halen bekar bir işçi için aylık brüt 2 bin 558 lira 40 kuruş, vergiler ve kesintiler düştüğünde net 2 bin 20 lira 90 kuruş olarak uygulanıyor. Apartman görevlileri için ise normal işçilerden farklı olarak gelir ve damga vergileri kesilmediğinden net 2 bin 174 lira 64 kuruş olarak hesaplanıyor.

Asgari ücretin işverene toplam maliyeti, bir işçi için 3 bin 6 lira 12 kuruş. Bunun 2 bin 558 lira 40 kuruşunu brüt asgari ücret, 396 lira 55 kuruşunu sosyal güvenlik primi, 51 lira 17 kuruşunu işveren işsizlik sigorta fonu oluşturuyor.

***

Dünyada ilk kez Sümerler'de ortaya çıkan ve yıllar içerisinde gelişerek bugünkü modern halini alan Asgari Ücret uygulamasının tarihi geçmişine gelince…

‘Ekonominin kayıt altına alınmaya başlandığı M.Ö 3500-3000’de, işçi ve kölelerin yevmiyeleri çan biçimli devrik ağızlı çanaklarla ölçülürdü Böylelikle işçi ve kölelere verilen tayın payları, standart hacimler halinde düzenlenirdi.

İlerleyen yıllarda bu uygulamanın en büyük faydasını, şüphesiz, sınırları çok büyük alanlara yayılan imparatorluklar görecekti. Modern asgari ücretin atası olarak kabul edilebilecek bu uygulama ile kölelerin de, askerlerin de günlük yemek ihtiyacı bir standarda bağlanmış ve gelir gider hesaplarının tespiti kolaylaşmıştı. Gelişen bu uygulamalar, başta Roma İmparatorluğu olmak üzere pek çok devlet ve imparatorlukta kullanıldı ve günümüz asgari ücretine zemin hazırlamış oldu.

Devrik ağızlı çanaklar Mezopotamyalı tüccarların ulaştıkları, İndus Vadisi’nden Anadolu içlerine kadar uzanan geniş bir alanda, birbirine çok yakın hacimlerdeki kalıplarla elde üretilirdi. Bu nedenledir ki, devrik ağızlı çanaklara bugün, başta Şanlıurfa müzesi olmak üzere, Ön Asya'da yer alan pek çok kazı alanında ve müzede rastlamak mümkün. Bu da bize, bu uygulamanın

Mezopotamya kökenli olduğunu göstermekte. Tarihin ilk büyük devletlerinin ve asker - köle gücünün bölgede bulunmuş olması da bu tezi doğrular nitelikte.

Günümüzdeki şekliyle Asgari Ücret ise ilk kez 1890 yılında Avustralya ve Yeni Zelanda’da resmen başlatılan bir uygulama. Bunun sonrasında da, 1900’lü yılların başında Avrupa’ya, ardından tüm dünyaya yayıldı. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 1928 yılında kabul ettiği 26 sayılı Asgari Ücret Belirleme Yöntemleri ile de uluslararası bir ölçüt getirildi. Ülkemiz bu sözleşmeyi 1973 yılında imzaladı; 1974 yılında da onaylayarak uygulamaya başladı.

---

İYİ HAFTALAR

[email protected]

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.